|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kendi Kendinin Bilincinde Olmak
İnsanın en önemli özelliği, kendi eyleminin bilincinde oluşudur Diğer canlılar sadece eylemde bulunur,insan ise kendi eylemleri üzerinde düşünür
Buna ilave olarak her bireyin,bebeklik evresinden sonra kendi kendisinin bilincinde olması,yani kendi varlığını kavraması gibi bir yeteneği vardır
Her insanın kendi bilinci olduğuna göre,her birey,hiç kimsede olmayan bilince sahip demektir Bir kişi bir diğeri veya bir çokları ile aynı fikirleri taşıyabilir Belirli olaylar karşısındaki duygusal tepkileri de benzerlik gösterebilir Ama bir kişinin kendi bilincinde olma tarzının diğerleri ile ortak olduğunu ileri süremeyiz Zira benim dış dünyayı algılamamın ve kendim ile çevrem arasındaki ilişkiyi kurmamın bir başkası ile tıpatıp aynı olduğunu ileri sürmem olası değildir
Buna rağmen herhangi iki kişinin veya bir kişi ile birçok kişinin kendi bilincine varma eyleminin ortak noktalar içerdiğini ama ayrıntıların farklı olduğunu söyleyebiliriz Ancak bu kadarı bile her insanın ayrı ve tek birey olması için yeterlidir
*
İnsanların tek tek kendi kendinin bilincine varma gerçeği,toplumun mutlak olarak aynı düşüncenin tek tek bireylerin düşünce toplamı olmasını engeller Başka bir ifade ile,toplum düşüncesi,tek tek bireylerin düşünce toplamını yansıtan matematiksel bir işlem değildir
Ama belli bir evreden sonra tek tek bireylerin düşüncelerinin toplumun tümü tarafından irdelendiğini biliyoruz Bir kişinin kendiliğinden ve içinden geldiği gibi davranması,diğer insanlar tarafından yadırganmasına neden olur Örneğin yas tutulan bir ortamda birisinin içinden gülme isteği geçse ve bunu gerçekleştirse toplumda nasıl tepki uyanacağını hepimiz biliriz Bunun gibi, kendi bireysel çıkarları doğrultusunda davranan bir kişi başkaları tarafından suçlanacağını bilir Ya da kendi kendine suçluluk duygusuna kapılır
Her iki durum da kendi kendinin bilincinde olmanın toplum tarafından denetlenmesi anl    gelir Şu halde,insanı öteki canlılardan ayıran kendini bilme özelliği,hem ahlak kurallarını hem de öteki canlılar için söz konusu olmayan suçluluk duygusunu doğurur Buna rağmen insanın kendini tek olarak görebilme ve öteki insanlardan ayırabilme yeteneği sosyal bağlar kurmasına engel değildir Ama bu yetenek bazen doğal olması gereken duygusallık bağlarını aşan aşırı davranışlara neden olur Felsefenin ele aldığı konuların bir tanesi de budur
İnsanın bir zamanlar masum,suç işleme yeteneğinden yoksun ve aldatmacadan habersiz olduğu söylenir Ayrıca insanın,gelecekte yücelmiş bir konuma erişeceğini,bilincinin bencillikten arınacağını da söyleyenler vardır
Hatta geçmişe veya geleceğe bakmaya gerek te yoktur Çocukluğun en büyük mutluluğuna gerekçe bilgi eksikliğidir Bu durum,henüz kendi kendinin bilincinde olmama evresiyle ilgilidir
Buna rağmen salt bilimsellik uğruna yaşamın bütün gerçeklerini görmezden gelmemeliyiz İnsan,çevresini bilir,onu denetler Üstelik bu bilme ve denetleme olgusu kendine özgü,kendinin ve çevresindeki dünya ile ilişkisinin bilincinde olması şeklindedir Ayrıca konu bu kadarıyla da sınırlı değildir En önemlisi,insan ayrıca kendi bireysel varlığının geçici olduğunun da bilincindedir,yani ölümlü olduğunu bilir
*
İnsanın,kendi dışındaki dünyayı bilmesi ve onu denetlemesi,kendisi ile çevresi arasındaki ilişkinin bilincinde oluşu,diğer taraftan ölümlü olduğunu da anlaması,hem kendi geçmişine hem de kendi geleceğine ilgi duymasına neden olur Böyle bir tanım ilk bakışta biraz anlamsız görünür
Ama kendimizi, şimdiki zamanda yaşayan ben olarak görmenin yanı sıra en azından kendi atalarımızın devam eden bir ferdi olarak düşünürsek ister istemez geçmişle bağlantı kurmuş oluruz Mitoloji ve tarih hep geçmişle olan ilgimizi yansıtır
Ölümlü olmamızın bilincini taşımamız,bizleri ölümümüzden sonra anımsanmamızı sağlayacak olgular üretmeye zorlar
En basit hatıra eşyasından başlayarak anıtlara saraylara ve hatta piramitlere kadar genişleyen objeler örneği hep anımsanma isteğinden doğan olgulardır Hem geçmişe hem de geleceğe yönelik ilgimiz ölümlülük konusunda bizleri rahatlatmaya yarayan davranışlardır
Her bir kişinin bilinci kendisine özgü olduğundan ve bu olgu başkaları ile tümüyle paylaşılamadığına göre her insanın kendisini birey olarak algılaması,ister istemez onun yalnızlık duymasına neden olur Burada bahsedilen,kalabalıktan uzak kalma,insanlardan ayrı durmak şeklindeki yalnızlık değildir Kendi varlığının bilincinde olan,kendisinin diğerlerinden apayrı olduğunu bilen bir insanın toplum içinde olsa bile görünmez bir zırhla çevrelendiğini hissetmesidir Bugün için etrafımızda birçok dostumuz olabilir Ama günün birinde,koşulların değişmesi sonucu kendimizi,
onların olmadığı bir ortam içinde bulabiliriz İşin ilginç tarafı,bir insan,kendi bireyselliğinin bilincine ne kadar çok varırsa,yalnızlığının da o kadar farkında olur
Daha eski çağlarda,hatta o kadar uzak olmayan zamanlarda toplum-birey ilişkisi bugünküne benzemiyordu Gerçi o dönemlerin insanları içinde oldukları durumu normal kabul ederlerdi,ama içlerinden birini günümüze getirebilseydik, aradaki farkı hemen anlayabilirdi Nitekim eğitim ve kültürün kendi kendinin bilincinde olmayı arttırdığı,buna bağlı olarak bireyselliğin geliştiği günümüz toplumu gerçekten farklıdır Artık toplum,
geçmişte olduğu gibi organik bir bünye içinde yer alan elemanların mekanik davranışları gibi değildir Ayrı ayrı bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu günümüz toplumlarının en belirgin özelliği,iletişim olanaklarının artmasıdır
*
Birçok kişi,kendi kendinin bilincinde olduğunun tümüyle farkında değildir Daha doğrusu bilinçlerinin benliklerinin tümünü kapsamadığını bu nedenle de eylemlerinin gizemli güçler tarafından yönetildiğini düşünürler Öyle kişiler vardır ki, bu güçlerin benlik içinde ama bilincin uzanamadığı yerde olduğunu sanırlar Veya onlara göre,benliğinin içindeki gizemli güçler,bilinçlerince ulaşılamaz konumdadır
Söz konusu güçler,geçmiş dönemlerde kötü ruh ya da şeytan olarak biliniyordu Günümüz ruhbilimi ise bu güçleri,bireyi içten iten,tümüyle bilemediği veya denetleyemediği güdüler olarak tanımlıyor İster geçmişteki tanım, ister bugünkü tanım gerçeği pek değiştirmiyor İnsanın kendi kendinin bilincinde olma süreci bireyselliğin oluşumunda bize yabancı olan olguların etkisindedir
Bu konuda verilen bir örnekte olduğu gibi insan,tam bir bilgiye ya da denetime sahip olmadığı bir atın binicisi gibidir Bazen binici ve at uyumlu biçimde birlikte hareket edebilir Bazen binici,atı istemediği bir yönde gitmeye zorlayabilir Bazen de at tarafından sürüklenir Şu halde,kendimizi kendi benliğimizle uyum içinde hissettiğimiz zamanlar olabilir Kendi kendimizi denetlemeyi çoğunlukla başardığımız da doğrudur Ama sürüklendiğimiz ve gerçekten yapmak istemediğimiz eylemleri de gerçekleştirdiğimiz olur
İnsan eylemlerinin yönetimine etkin olduğu düşünülen güçler,benliğin dışında algılandıkları zaman ortaya ister istemez soyut objeler çıkar Ama bilimsel analizimizi sürdürerek insan doğasının toplumsal ve tarihsel güçler tarafından belirlendiğini söylemeliyiz Başka bir deyimle,bu güçler insanı ve onun yaşam biçimini dışarıdan etkiler Aslında konu burada önemli bir yol ayırımına varıyor İnsanın kendi içindeki güçler tarafından yönetildiğini varsayarak ruhbilimsel açıklamalara mı,dış koşullar tarafından belirlendiğini varsayarak tarihsel ve toplumsal açıklamalara mı kulak vermeliyiz?
|