Yalnız Mesajı Göster

Cilt Hastalıkları

Eski 08-13-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Cilt Hastalıkları




BÖCEK SOKMALARI : ISIRMALARI


Böcek sokmaları özellikle yaz ve sonbahar başlarında tarlada çalışan, tatil ve piknik yapan insanlar için keyif kaçırıcı bazen de yaşamı tehdit edici bir sorun olmaktadır Ülkemizde de en önemli böcek sokmaları yaban arısı, eşek arısı ve bal arısı ile ortaya çıkmaktadır


Böcek sokmalarından sonra yerel reaksiyon, sistemik reaksiyon ve sistemik toksik reaksiyon oluşabilmektedir Seyrek olarak böcek sokmasından 1 ya da 2 hafta sonra serum hastalığı ya da anafilaksi ortaya çıkabilir


Böcek sokmasından sonra ortaya çıkan reaksiyon kişiden kişiye ve böcekten böceğe değişiklik gösterir Isırıklar tek tek ya da bir böcek, bir alanda birden çok ısırık yaptığı için gruplar halindedir Bebekler genellikle reaksiyon göstermezler, küçük çocuklar gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu, büyük çocuklar hem gecikmiş, hem hızlı aşırı duyarlılık reaksiyonu gösterirler Olağan reaksiyon ağrı, şişme ve sokulan bölgede etrafında oluşan renk değişikliğidir


Bölgenin su ve sabunla yıkanması en basit ve etkili tedavidir, buz uygulanması şişliği ve ağrıyı azaltabilir


Geniş yerel reaksiyon; sokulan bölgenin çevresindeki geniş bir alanın da etkilenmesi durumudur (örneğin dizden sokulan bir kimsede tüm bacağın şişmesi) Bu durumda tedavi normal reaksiyondaki gibidir Ancak yakınmaları azaltmak için ağızdan bazı ilaçlar vermek gerekebilir Bu ilaçlara bir doktorun karar vermesi uygun olur


Bal arısı soktuktan sonra deri içinde kalan iğneyi çıkartma çabaları daha çok, venomun deri içine sokulması ile sonuçlanmaktadır


Karınca ile sokulmadan 30-60 dakika sonra yerel kaşıntı ve küçük su toplamış kabarcık (vezikül) ortaya çıkmaktadır Bunu 8-24 saat sonra püstül oluşumu izler Karınca sokmasından sonra ikincil enfeksiyonlara engel olmak için bol su ve sabunla yıkanmalı, içi su dolu kabarcık sıkılmamalıdır Topikal steroidli merhemler ve ağızdan H1 antihistaminikler kaşıntıyı azaltmak için kullanılabilir


Böcek sokması sonrası olan alerjik belirtiler nelerdir?


Böcek sokması olan bölgeden uzakta şişme, kızartı, ürtiker, kaşıntı, kolik şeklinde karın ağrısı, kusma, ishal, göğüste sıkışma hissi, nefes almada zorluk, hırıltılı solunum, at sesi (larinks ödemi bulgusu), dilde şişme olabilir Bu bulgular, ciddi alerjik reaksiyon ve anafilaksi bulgularıdır ve birkaç dakika içinde ortaya çıkar Nabzın alınamaması ve kan basıncının düşmesi, bilinç bulanıklığı ve kalp durması yaşamı tehdit eden bulgulardır


Anafilaksi gelişen her böcek sokması acil tedavisi yapıldıktan sonra alerjiste gönderilmelidir


Böcek sokmalarından nasıl kaçınabiliriz?


Otların üzerinde açık ayakkabı ve çıplak ayakla yürünmemeli


Pikniğe, çocuk bahçesine giderken parlak renkli, kol ve bacağı açıkta bırakan giyecekler giyilmemeli


Yakında uçuşan arı görüldüğünde panik yaratıp, kaçması için saldırıya geçilmemeli (yaban arıları kendilerine saldırıldığında sokmaktadırlar), bir yüzeye yapışmışsa nazikçe kaldırılmalıdır


Ağzı açık kalmış tatlı içecekler yeniden içilmemelidir


Çöp tenekelerin ağzı sıkıca kapalı tutulmalıdır


Ev dışında yenilen yiyeceklerin paketleri sıkıca kapatılmalı, uzun süre ağzı açık bırakılmamalıdır


Pikniğe, parka giderken tatlı ve bitki kokulu parfümler sıkılmamalıdır


Evlerin ve arabaların camları kapalı olmalıdır


Böcek sokmalarında anafilaksi geliştiğinde tedavi nasıl olmalıdır?


Böcek sokmasına bağlı anafilakside tedavi:


ABC (Airway= havayolu açıklığı, Breathing= solunum, Circulation=dolaşım) sağlanması

Bacakların yükseğe kaldırılması,

Sokulan bölgenin üst kısmına turnike uygulanması,

Oksijen desteği sağlanması,

Ayrıca, hastaya uygulanacak ilaçlara bir doktorun karar vermesi gerekir

Hastalar anafilaksiye yönelik gerekli tedavileri yapıldıktan sonra en az 48 saat gözlem altında tutulmalıdır Daha önce anafilaksi geçiren bir kişinin yanında her zaman hazır şırınga edilebilir adrenalin bulunmalıdır Bu preparatlar ülkemizde yoktur Daha önce anaflaksi geçirmiş hastalar için Türk Eczacılar Birliği ya da firmalar aracılığı ile bu preparatlar sağlanabilmektedir






cilt kırışıklıkları kırışması ve önlenmesi


Kırışık giderme konusunda Kozmetik dünyasında en çok konuşulan yardımcı A vitamini ve türevleridir Çok geniş olarak konuşulmasada da C vitamini, selenyum, dengeli beslenme, spor ve su cilt sağlığı ve kırışıklıkların giderilmesi veya oluşumunun engellenmesinde önemlidir Yapılan bazı çalışmalar kollagen yapımı üzerine etkileri nedeni ile C vitaminini de gündeme getirmiştir Bazı çalışmalar C Vitamininin, vücüdumuzdaki bağ doku denen, koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rölü oynadığını göstermiştir Kollagen de bu dokunun bir elemanıdır Kollajen sentezi için gereken sinyali C vitaminin oluşturduğu düşünülmektedir

Günlük hayatımızda besinlerimiz ile C Vitamini almaktayız Bu vitamin suda eriyebilen vitaminler gurubundandır Asit yapıdadır, kimyasal ismi Askorbik asittir Yani sindirim kanalından kana, vücudun emme mekanizmasının izin verdiği ölçüde geçer, ve vücudun her noktasına taşınır Hücreler ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan alırlar ve fazla alınmış miktar ise vücuttan idrar yolu ile atılır Sıklıkla yediğimiz, taze sebze ve meyvalar C vitamini için iyi bir kaynaktır

Günlük erişkin bir kişi için önerilen C vitamini dozu 300 - 500 mg dır Sigara kullanan kişilerin ihtiyacı daha yüksektir Fazla miktarda C vitamini alınması halinde idrar yolu ile atılır bir zararı yoktur Ancak çok yüksek dozda alınan C vitamini, atılımı sırasında idrarda, kum veya taş oluşumuna neden olabilir

Erişkinler için önerilen minimum C vitamini dozunun, vücutta C vitamini eksikliği oluşmaması için gereken doz olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu dozların kırışıklar üzerine bir etki sağlamayacağını söylemektedirler

Özellikle güneş ışınlarının taşıdığı ultrviyole ışınlarının cilt üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde,

Hücre içi metabolizma bozulur,Daha az kan taşınır,

Ter ve yağ bezlerinin fonksiyonları bozulur ,

Kollagen yapımı azalır, var olan kollagen lifleri kalınlaşır,

Damarların duvarlarındaki kollagen liflerde özelliklerini kaybettiklerinden (özellikle göz çevresi ve damarların daha yüzeyde olduğu bölgelerde) damar duvarlarından dışarı kan serumu çıkmakta ve süngersi yapıdaki bölgelerde, torbalaşmalara neden olmaktadır Bu konular daha detaylı olarak cilt kırışıkları bölümünde incelenmiştir


Genç ciltlerde daha çok kan akımı ve damarsal oluşumlar varken, yaşlılıkta azalan kan akımı ve daha çok ultraviyoleye tabii kalmış yıpranmış, daha çok serbest radikallerin (hücre için, sağlam moleküllerden elektron çalarak, onların yapısını bozarak, normal moleküllere zarar veren zararlı bir gurup madde) oluştuğu ciltte, daha çok C vitamin gereklidir


Cilde, yüksek dozda C vitamini içeren kremlerin uygulanması ile bazı olumlu gelişmeler gösterilmiştir Özellikle sunblock (tam UV kesen kozmetikler) ile birlikte C vitamini uygulamasının, serbest radikallerin oluşumu azalmakta ve kırışıkların oluşumlarının başlamasında engel olduğu düşünülmektedir Bu tip ürünlerin, güneşe çıkmadan en az 20 - 30 dakika önce uygulanması gerekmektedir


Ciltte kırışıklıkların oluşumuna engel olan bir diğer mekanizmada E vitaminidir Anti oksidan özelliği ile serbest radikalleri ortadan kaldırır Bu tip ürünlerin güneşe çıkmadan değil de, güneşe maruz kaldıktan sonra uygulanması önerilmektedir Vitamin E'nin kendisinin de ultraviyole karşısında, serbest radikaller oluşturduğu bilinmektedir Güneşlenmeden 8 saat sonra uygulanan E vitamini yağının, ciltteki zarardan cildi koruduğu ve şişme oluşumunu engellediği söylenmektedir Ağız yolu ile alınan E vitamininin, cilt kırışıklıkları üzerine olan etkisi yeni çalışılan bir konudur ancak, bu tip uygulamanın cildin daha sağlıklı olmasına ve ultraviyole zararlarından korunmada etkili olduğu bildirilmiştir


Vitamin E gibi etki gösteren bir başka mineralde selenyumdur Toprakta bulunan bu mineral besinlerimiz yolu ile alınırlar Topraktaki selenyum içeriği doğrultusunda bazı bölgelerde alım eksikliği olur Cilt sağlığı için günlük önerilen minimum miktar 50 - 200 mikrogramdır En çok kullanılan selenyum tuzu l-selenomethionin'dir Bu mineralin kullanılmasında mutlaka hekiminize danışmalısınız 100 mikrogramın üzerindeki yüksek dozlarda toksik ( zarar verici) olabilmektedir Sadece gereğinde kullanılmalıdır Özellikle soğan, sarmısak gibi yemeklerimizde sıklıkla kullanılan sebzeler yüksek miktarlarda selenyum içerir En çok Ton balığında vardır Ondaki miktar bile 3 konserve kutu balıkta 100 mikrogram kadar yer alır Bazı araştırıcılar iyi sonuçlar aldığını bildirmektedir


Cilt kırışıklıkları konusunda içki ve sigaranında çok etkisi vardır Sigara içerdiği maddeler nedeni ile damarların büzülmesine ve kan akımının azalmasına neden olur Ciltte tahrişlere ve kurumalara neden olurlar


Vücuda su alımı da çok önemli bir faktördür, ciltte bulunan hücrelerin su içeriklerin tam olması, yağ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için su çok önemlidir Doğal olarak cildi nemlendirir Bir kişinin günde 5 lt ye yakın miktarda sıvı alması gerekir Bol bol su içilmesi, tüm sağlık problemlerinde önerilen bir unsur olduğu gibi cildin her türlü sorununuda da çok önemlidir ve etkindir Dolaşım sisteminin, sağlıklı çalışması cildin de beslenmesi konusunda çok önemlidir Dolaşımın artması ve düzenli olması, hücrelere daha düzenli besin ve oksijen taşınması demektir Daha sağlıklı bir vücut için sporda çok önemli bir faktördür Spor, dolaşım sisteminin sağlıklı fonksiyon görmesini sağlar


Denegeli bir beslenme, güneşten korunma, spor yapmak ve bol bol su içmek, cilt sağlığı için yapılması gereken en temel davranışlardır







cilt yapısı ve yara iyileşmesi


Cilt insan vücudunu kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır; dolayısıyla bazı fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür


Mekanik, kimyasal ve biyolojik etkilere karşı koruma sağlar Su dengesini ve vücut sıcaklığını düzenler Dokunma, basınç, sıcaklık ve acı gibi duyuları ileten bir duyu organıdır Kızardıklarında veya sarardıklarında açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür Cilt aynı zamanda bağışıklık süreçleriyle de ilgilidir ve metabolik fonksiyonlara (D2 vitamini ve kolesterol sentezi) sahiptir


Cildin icra ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır Cilt, her biri farklı bir doku yapısına sahip üç tabakadan oluşur






Bir araya gelerek cildi oluşturan üç tabaka dıştan içe doğru epidermis, dermis (corium) ve sub kutistir Her tabaka bundan sonraki bölümde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır


Yaralar kavramıyla iki fizyolojik yara iyileştirme yolu da açıklanmaktadır Epidermis cildin en dıştaki tabakasıdır Birkaç keratinosit tabakadan oluşur Kalınlığı vücudun bölümüne, yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişir Epidermis hücreleri dört tabakaya ayrılabilir İçten dışa doğru bunlar stratum basale epidermidis (tek tabakalı), stratum spinosum epidermidis, stratum granulosum epidermidis (tek katlı veya çok katlı) ve stratum corneum epidermidis


Keratinositler epidermisin stratum basalede teşekkül eder Süreç sırasında yapılarını değiştirerek üst tabakalara yayılırlar Stratum spinosumda diken hücreleri, Stratum granulosumda granüler hücre ve stratum corneum da horny hücreler şeklinde bulunurlar Bir keratinositin bütün tabakaları kat ederek cansız bir horny hücre olarak yüzeye düşmesine kadar geçen süre turnover olarak adlandırılır ve genellikle dört hafta kadar sürer


Epidermiste mevcut diğer hücreler arasında melanositler (pigment üreten hücreler), Meckel hücreleri, Langerhans hücreleri lenfositler bulunur Dermisten farklı olarak epidermiste damar bulunmaz Beslenme, altta bulunan dermisten difüzyon yoluyla olur


Dermis, cilde elastikliğini veren lifli ve iyice damarlaşmış bir dokudur İki dokudan oluşmuştur, stratum papillare ve stratum reticulare


İnce yüzey tabakası olan stratum papillare ince elastik lifler içerir ve bağ doku kabarcıklarıyla epidermise bağlanır Bu kabarcıklar yoğun bir kılcal damar ağıyla çevrelenmiş olup, epidermise kan gitmesini sağlarlar Stratum papillare aynı zamanda histositler, fibroblastlar, meme hücreleri ve bağışıklık hücreleri, serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç algılayıcıları gibi hareketli bağ doku hücreleri bakımından da zengindir


Cildin Anatomisi


Epidermisin yapısı


stratum corneum

stratum granulosum

stratum spinosum

stratum basale

Fonksiyonu


vücudu dış çevreden korur

Ana hücre tipleri


keratinositler

ömrü: yaklaşık dört hafta

Dermisin yapısı

Damarlı ve lifli doku iki tabakadan oluşur:


stratum papillare

stratum reticulare

Fonksiyonu


epidermisi difüzyonla besler

cilde elastikliğini verir

sıcaklığı ve kan basıncını düzenler

Bağlantıları


ter bezleri

kıllar

yağ bezleri

Alttaki geniş stratum reticulare esas olarak vücut yüzeyine paralel uzanan kalın kollajen lif demetleri ve elastik liflerden ibaret bir ağ yapısı oluşturur Ter bezleri, kıl bezcikleri ve yağ bezleri gibi epitel uzantılarının kökleri buradadır Subcutise bitişik olan dermis ana fonksiyonları vücut sıcaklığı ile kan basıncını düzenlemek olan küçük ilâ orta boy damarların oluşturduğu bir ağ yapısını içerir Subcutis dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur


Subcutis yapısı


yağ doku

bağ doku

Fonksiyonu


taşıyıcı ve bağlayıcı tabaka

ısı ayarlama

mekanik tampon

Subcutis dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur Subcutis fasyanın başladığı yerde biter


Subcutis, içinden kan damarları, sinirler ve lenf damarlarının geçtiği bağ doku perdelerinin birbirine bağladığı yağ doku lobüllerinden oluşur Subcutis cildi matrixle irtibatlandıran taşıyıcı ve bağlayıcı bir tabakadır Enerji deposu ve mekanik tampon görevi yapar ve vücudu sıcaklık dalgalanmalarından korur Subcutis yapısı cinsiyete, vücudun hangi bölümünde bulunduğuna, yaşa, besleme durumuna ve diğer bazı faktörlere göre farklılık gösterir


Yara, normal fonksiyonlarını kesintiye uğratacak tarzda bir dokunun yaralanması veya tahrip olmasıdır Organizmanın doğal tepkisi yaraları mümkün olduğunca kısa sürede kapatmak ve yapıların normal sürekliliğini geri getirmektir Bu süreç yara iyileşmesi olarak adlandırılır Yara iyileşmesi tüm dokularda aynı biyolojik ve biyokimyasal prensipleri takip eder Yara iyileşmesi, yaranın şiddet ve durumuna bağlı olarak birincil ve ikincil olmak üzere iki tipte olabilir Birincil yara iyileşmesi yara iyileşmesinin optimum çeşididir Birincil yara iyileşmesinin meydana gelebilmesi için yaranın kenarları düzgün ve aynı hizada bulunmalı, yara temiz ve iyi pansuman yapılmış olmalıdır Birincil yara iyileşmesi, hissedilir hiçbir yangı olmadan yaranın dört - altı günde süratli ve karmaşıklaşmamış kapanmasıyla sonuçlanır Çok az kabuk bağlama meydana gelir ve yapı ile fonksiyon büyük oranda eski haline döner


Doku kaybı, hizası bozuk yara kenarları, enfeksiyon veya kan beslemesinde yetersizlik varsa, ikincil yara iyileşmesi meydana gelir İkincil yara iyileşmesi bir haftadan uzun süren ve genellikle iki - üç haftayı geçmeyen gecikmeli bir iyileşme süreciyle tanınır


İkincil yara iyileşmesi değişmez olarak fonksiyon görmeyen büyük bir kabuğun teşekkülüyle sonuçlanır


Yara iyileşmesi tipleri


Tanım


fonksiyon kaybı eşliğinde doku yırtılması veya tahribi

Yara iyileşmesi tipleri


birincil ve ikincil yara iyileşmesi

Birincil yara iyileşmesi


optimum iyileşme

dört ile altı günde iyileşme

karmaşıklaşma yok

kabuk bağlama çok az veya hiç yok, fonksiyon kaybı hiç yok

İkincil yara iyileşmesi


karmaşıklaşma dolayısıyla geç iyileşme

kayda değer kabuk bağlama

iki ilâ üç haftada iyileşme


Tedavi Yolları


Yara temizleme geç iyileşen yara yönetiminde yaygın olarak uygulanır Bazı enzimsel, mikrop kırıcı, fiziki ve cerrahi temizleme teknikleri kullanılabilir Bunlar gelecek bölümde açıklanmaktadır


Bir yara temizlenirken hijyenik çalışma şartlarının muhafazası, pansuman karışıklıklarının önlenmesi ve yaranın kurumasının durdurulması önemlidir


Enzim preperatları yara temizliğinin temel dayanaklarından biridir Enzimler, exudatif fazda nekrotik malzemeyi ve kabuğu seçici olarak parçalayarak fizyolojik yara temizliğine takviyede bulunurlar Bu da yeni dokunun (granülasyon ve epitelleşme) üretilmesini hızlandırır Enzimle temizlemenin önemli avantajlarından biri sağlıklı doku el değmeden kalırken nekrotik dokunun ayrılmasıdır


Doğal kollajen en önemli insan bağ dokusu proteinidir ve öyle olunca cildin önemli bir yapısal elemanıdır İnsan kollajeni, doku tipine göre farklı biçimde düzenlenmiş paralel tropokollajen moleküllerden ibaret örgüye benzer fibrillerden meydana gelir


Kollajenin temel bileşeni olan tropokollajen helixel olarak birbirlerine sarılmış polipeptit zincirlerinin üçlü helixinden yapılmıştır


Her polipeptit esas olarak amino asitler, glisin, hidroksiprolin ve prolinden meydana gelir Bu bileşenler glisinle başlayan üçlü spiral oluşturur


Kollajenaz kollajeni parçalayabilen tek enzimdir Yara iyileşmesinin exudatif safhasında, yer değiştiren fibroblastlar, keratinositler, makrofajlar ve granülositler tarafından yaranın içine endojen kollajenazlar salınır Kollajenaz kollajen liflerini daha sonra proteazlar tarafından daha da parçalanabilen dörtte bir ve dörtte üçlük parçalara ayırır Böylece ortaya çıkan çok küçük kollajen parçalanma ürünleri granülosit ve makrofajların yer değiştirmesi için kemotatik çekici olarak hareket ederler Granülosit ve makrofajlar nekrotik malzemeyi fagositoza tâbi tutarak yara temizleme sürecine devam ederler Makrofajlar aynı zamanda granülasyonu hızlandıran (proliferatif faz) kollajenazlar ve biyolojik bakımdan aktif maddeler de salgılar Yeni granülasyon dokusu teşkil edildiğinde, yeni dokuda fazla hücre çoğalmasını önlemek için, kollajen aktifliği azaltılır Geç iyileşen yaralarda, bir endojen kollajenaz ek-sikliği vardır Bu da, kollajen lifleriyle yaranın taba-nına bağlanan nekrotik dokunun yeterince parçalanamaması demektir


Endojen kollajenaz aktifliğini artırıp iyileşmeyi hızlandırdığından, yaraları geç iyileşen hastalarda bakteriyel kollajenaz preperatlarının kullanılması özellikle tavsiye edilmektedir


Geç iyileşen bütün yaralara bakteriler koloni kurar Ancak, bu tedavi gerektiren bir enfeksiyonun varlığını göstermez Bu nedenle, antibiyotikler ancak milimetreküp başına 105'ten çok koloni teşkil eden birim kültürü gelişmişse ve bitişik dokunun süzmesi nedeniyle kızarıklık ve acı, yaradan su ve püy sızıntısı veya ateş gibi sistemsel belirtiler varsa kullanılmalıdır


Yara enfeksiyonuna neden olan en yaygın patojenlerden bazıları Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa ve streptococ'dur


Antibiyotikler sistemik veya lokal olarak kullanılabilir Antibiotiklerin lokal kullanımı bazı nedenlerden dolayı problemlere yol açabilir Onların kullanılması patojenlerin daha dirençli olmasına yol açabilir veya dokunma alerjilerini ortaya çıkarabilir Buna ek olarak, yara iyileşmesi sürecine zarar vermeden yeterli ilaç seviyelerinin elde edilmesi zordur Lokal tedavinin bir avantajıysa, ilacın kan dolaşımı içine asgari emilmesi nedeniyle neredeyse sistemik yan etkisinin bulunmayışıdır


Hassasiyet riski yüzünden, lokal tedavi için antibiyotikler yerine antiseptikler kullanılabilir


Bununla birlikte, antiseptik kullanılırken etki yelpazelerinin sınırlı olduğu, hassasiyete yol açabildikleri-antibiyotiklerden az olsa bile-uygulandıklarında acıya yol açabilecekleri ve yara iyileşmesi sürecine büyük zarar verebileceklerinin unutulmaması önemlidir


Nekrotik dokunun ayrılıp yaranın temizlenmesini sağlamak için fiziksel tedbirlere başvurulabilir Bu tedbirlerden bir tanesi, ıslak sargı uygulanmasıdır Kullanılacak en iyi çözüm, yaradaki elektrolit dengesini altüst etmediğinden yara iyileşmesi sürecine zarar vermeyen Ringerle yıkanmasıdır Koloni teşkil eden birimlerin sayısını azaltmak üzere denenip test edilen tedbirler arasında H2O2 ile yıkama ve UV-C ışığıyla ışınıma maruz bırakma bulunmaktadır


Cerrahi temizleme geç iyileşen yaralar halinde bir başka alternatiftir Cerrahi yoldan, yabancı cisim dokusu, nekrozlar, kabuk ve kötü pansuman yapılmış doku etkin biçimde çıkarılıp yaranın kenarları kolayca temizlenebilir Enfeksiyona uğrayan bölgeler kesilip çıkarılabilir ve salgıların uzaklaştırılması için çıkışlar bırakılabilir Bununla birlikte cerrahiyle, taze granülasyon dokusunu zedeleme riskinden bahsetmesek bile, yüksek enfeksiyon, kanama ve acı riskiyle ilişkilidir Bu nedenle, cerrahi temizleme ancak doğru eğitim verilmiş personel tarafından yapılmalıdır


Enzim tedavisi


Enzim tedavisinin fonksiyonu


yara temizliğinin takviyesi

granülasyon ve epitelleşmenin hızlandırılması

Kollajenin fonksiyonu ve yapısı


en önemli fizyolojik doku proteini

üçlü polipeptit zinciri bir topokollajen molekülü oluşturur

üçlü tropokollajen molekülleri fibril oluşturur

fibriller birbirine bağlanarak kollajeni teşkil eder

Enzim tedavisi


Polipeptit zincirlerinin bileşimi


prolin

glisin

hidroksiprolin

Endojen kollajenazın fonksiyonu


kollajeni parçalar

granülosit ve makrofajları çekerek yarayı temizler

makrofajlar vasıtasıyla biyolojik bakımdan aktif maddeler salgılayarak granülasyon dokusu üretimini hızlandırır

Bakteriyel kollajenazın fonksiyonu


geç iyileşen yaralarda endojen kollajenaz aktifliğini artırır

Antibiyotikle tedavi


Antibiyotiklerin kullanımı


enfeksiyona dair klinik belirtiler varsa

milimetreküp başına 105'ten çok koloni teşkil eden birim kültürü gelişmişse

Antiseptiklerin kullanımı


lokal antibiyotiklerin yerine

Fizik tedavi/cerrahi


Fizik ve cerrahi tedavinin fonksiyonu


yara temizleme

nekrotik malzemenin daha etkin biçimde çıkarılması

Tuncay NAS*, M Zeki TANER**, M Bülent TIRAŞ**, Ali ULUTÜRK***, Akgün YILDIZ****,Haldun GÜNER****, Mülazim YILDIRIM****


Uz Dr Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD,

** YardDoçDr Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD,

*** DrGazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD,

**** ProfDr Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD,







DERİ: CİLT KANSERLERİ



Deri kanseri sıklığında son yıllarda artış olmuştur Bunda en önemli rolü ultraviyole oynar Işın, ısı, travmaya maruz kalmak; arsenik, katran, kurum, madeni yağlar,parafin ile uzun süreli temaslar deri kanseri sıklığını arttırırKarsinojen maddelerle çalışan endüstri işçilerinde bu tip kanserler gelişirİyileşmeyen yaralar,cilt hastalıkları,eski yanık sahalarında da kanser gelişme riski vardırAçık tenli, sarışın ve kızıllarda cilt kanseri sıklığı koyu tenlilere oranla çok daha fazla görülür Cilt kanserlerine öncülük eden çeşitli lezyonlar da olabilirBunların erken tespit edilip tedavisinin yapılması cilt kanseri sıklığını azaltır Çeşitli bölgelerdeki iyileşmeyen yaralar öncü lezyonlardan olabilirVücutta eskiden beri var olan benlerde büyüme, küçülme, kanama, kaşıntı, kabuklanma gibi şikayetler hekime başvurulmasını gerektirir Yaşla birlikte deri kanseri sıklığı artar


Deri kanserlerinin en sık görülen üç tipi vardır:

1 Bazal hücreli kanser

2 Epidermoid kanser

3 Malign melanom


Bazal hücreli kanser % 85 baş boyun bölgesinde görülürGenelde yüzeyden hafifçe kabarık, üstü kabuklu, pullu, parlak, üzerinde küçük damarcıklar bulunan olmak üzere çeşitli görünümlerde olurlarCilt kanserlerinin en yavaş ilerleyeni ve başka uzak organlara en az yayılanıdır Genelde erken tanı konur, çok nadiren tekrarlar ve tedavisinde başta cerrahi olmak üzere kriyoterapi, küretaj, radyasyon, laser, topikal 5 -FU kullanılır


Epidermoid kanser 2 en yaygın görülen cilt kanseridir Cildin en üst tabakasındaki atipik epidermal keratinositlerden gelişir Nadiren normal ciltte meydana gelebilmekle birlikte, genellikle güneşten hasar görmüş ciltte yada aktinik keratoz gibi öncü lezyonlardan gelişir Virüsler, eski yanık alanları,iyileşmeyen yaralar , çeşitli cilt hastalıkları zemininde de gelişir Çeşitli sekillerde olabilirler İleri dönemlerde genelde kötü kokuludurlarOldukça hızlı büyür, derin ve uzak dokulara doğru hızlı ilerler Tedavileri öncelikle cerrahidir Kanserin bulunduğu döneme göre ek tedavi prosedürleri uygulanır


Malign melanom deriye rengini veren pigmenti üreten, melanosit adı verilen hücreden gelişirEn öldürücü cilt kanseri tipidirGüneşe maruz kalan bölgelerde özellikle sık görülür(Kadınlarda bacaklar, erkeklerde gövdede… ) Çeşitli renklerde (kırmızı, beyaz, mavi veya karışık renkli) , düzensiz sınırlı (köşeli, çentikli vs) ve düzensiz yüzeyli olabilirler Hastalar lezyonlardaki kaşıntı, kanama, ülserasyon, boyut ve rengindeki değişikliklerden dolayı hekime başvururlar Eskiden vücutta var olan benlerden gelişebileceği gibi sonradan oluşan benlerin zemininden daha çok gelişirler Erken tanı son derece önemlidirCerrahi tedaviye ek olarak çeşitli ilaçlar da kullanılır






Deri kanserleri gözle görülebilen bölgelerde ortaya çıktığından genellikle erken devrede tanı konabilmekte ve tedavide başarı oranı bu nedenle yüksek olmaktadır Yüzünüzde, ellerinizde ya da vücudunuzda bir aydan daha uzun süre iyileşmeyen kapanmayan yara, fark ederseniz zaman geçirmeden doktorunuza başvurunuz Şüpheli yaralardan ufak bir parça alınarak yapılacak olan patolojik inceleme ile yaranın kanser olup olmadığı belirlenecektir Ayrıca bu yolla ne tip bir yara ise buna göre uygun tedaviye karar verilecektir


Dudak, yüzün alt bölümü veya kulak kepçesi derisinde iyileşmeyen bir yara fark ederseniz şüphelenmeniz gerekir Deri kanserleri arasında klinik olarak en az zararlı olanı "bazal hücreli" olan tiptir Genellikle seneler sürebilen yavaş bir gelişim gösterir Krater şeklinde ortası çukur bir yara etrafa doğru yavaş yavaş genişler Daha hızlı olarak aylar içinde gelişen deri kanseri ise "yassı hücreli" tiptir Klinik olarak daha kötü huylu olup yine zamanında ve çok yayılmadan teşhis konduğunda tamamen tedavisi mümkündür Daha da kötü prognoza sahip olan kanser olan "Malign melanom" hastalığında, deride daha önce mevcut olan veya sonradan çıkan bir leke (ben) koyu siyah veya koyu mor renk değişikliğine neden olur; bazen de ortadaki bir lekenin etrafında daha küçük lekeler görülür Bunun dışında leke üzerinde kanama veya renk değişmesi olabilir


Baş veya boyun derisinde özellikle büyüklüğü artan siyah veya koyu mor renkli bir leke fark ederseniz muayene olmanız gerekir Önceden mevcut olan bir nevüste (ben) huy değişimi, renk değişimi, çapında hızlı artış, üzerinde kanama, kabuklanma, tüylenme veya tüylerin dökülmesi, etrafında uydu yeni lezyonların oluşması durumunda mutlaka doktora başvurunuz Deri kanserleri genellikle güneş ışınlarının vücuda dik açıyla geldiği bölgelerde ve güneş ışınına uzun süre ve sürekli maruz kalanlarda daha çok görülür ve bu etki yıllar içinde birikim gösterir ve olasılık giderek artar (bazal hücreli ve yassı hücreli tipler) Malign melanoma ise çoğunlukla güneşten uzak kapalı odada uzun süreli çalışıp daha sonra birden örneğin yaz tatilinde kısa süreli fakat çok şiddetli güneş ışınına maruz kalanlarda görülebilir


Atmosferdeki ozon tabakasının günümüzde kullanılan bazı maddelerin oluşturduğu çevre kirliliğine bağlı olarak tahrip olması sonucunda güneş ışınlarının zararlı etkisi giderek artmaktadır Bu nedenle güneş ışınlarından korunmak, özellikle bu etkinin çok arttığı saatlerde güneşe çıkmamak (saat 10-16 arası) ya da güneş ışınından koruyucu kremler kullanılması, geniş gölgelikli şapkalar giyilmesi önerilmektedir Deri yüzeyinde oluşabilecek yaraların erken devrede tedavisi çok daha kolay ve başarı oranı daha yüksektir


Deri kanserlerinin sık görüldüğü bir bölge de alt dudaktır Özellikle erkeklerde daha sık görülmekte ve zaman kaybedildiğinde yara genişlemekte tüm dudağı tutabilmekte, hatta buradan boyun bezelerine (lenf bezi) ve diğer organlara (akciğer, kemik) yayılabilmektedir Yine erken devrede tanı konduğunda tamamen tedavisi mümkündür


Deri kanserlerinde birinci tedavi seçeneği cerrahi tedavi yani kanserli kısmın yeteri kadar dışından çıkarılması ve oluşan doku eksikliğinin hastanın başka bölgesinden aktarılan kendi dokuları ile onarılmasıdır Kanser cerrahisinde birinci amaç tüm kanserli kısımların çıkarılmasıdır Eğer cerrahi olarak çıkarılabilmesi mümkün olmayacak kadar genişlemiş ya da kontrol edilemeyecek şekilde diğer bölgelere ya da organlara yayılım olmuşsa radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi diğer yöntemlere başvurulur







Egzema Dermatit


Egzema/Dermatit


Tedavi gerektiren cilt lezyonlarından yarısından fazlası bu grupta bulunur Egzema ve dermatit terimleri birbiri yerine kullanılabilse de bazı doktorlar olayın nedeni biliniyorsa dermatit, bilinmiyorsa egzema deyimini kullanırlar Egzema derinin iltihabı (enflamasyonu) anl gelir Genellikle kaşıntılıdır, belirgin derecede enflamasyon ve vesikül oluşumu görülebilir Bu görüntü, egzema kelimesinin türediği ''kaynamak'' anlamındaki Yunanca sözcüğe son derece uygundur



Başlıca Nedenleri


Temasa Bağlı veya Dış Kaynaklı



İritan Kontakt Dermatit


En çok rastlanan egzema türüdür Ev kadınlarında, çamaşır ve bulaşıkla uğraşanlarda, sabunun , deterjanların ve diğer kimyasal maddelerin aşırı kullanımıyla ortaya çıkar



Allerjik Kontakt Dermatit


Bitkiler, meyve ve sebzeler, kozmetikler gibi irritan olsun , olmasın bazı maddelere karşı allerjik yolla oluşan egzemadır Buna sebep olan madde kesin olarak bilinmiyorsa, test uygulanarak kesin karara varılabilinir


İç Kaynaklı



Atopik Egzema


Genellikle saman nezlesi, astım gibi allerjik hastalıklar bulunan kişilerde ortaya çıkar Başlıca diz ve dirseklerin yüzlerini, yüzü ve boynu tutar Gövdeye de yerleşebilir



Seboreik Egzema


Saçlı deride aşırı kepeklenme, kaşıntı ve yağlanma , yer yer sulantı ve pullanmayla seyreden bir hastalıktır



Liken Simpleks (Nörodermatitis)


Asabi kimselerde ense,sırt, bilekler veya herhangi bir bölgede, net sınırlı, zeminden kabarık, kuru, kaşıntılı ve kırmızı-kahverengi alanlardan oluşan plaklar şeklinde görülür



El-Ayak veya Avuç İçi Egzeması


Çok sık görülür Bunun nedeni ellerde mekanik ve kimyasal travmalarla karşı karşıya kalınması, ayaklarda ise ayakkabı içerisindeki nemli ve sıcak ortamdır Simetrik, şiddetli kaşıntılı ve iltihaplı bir tablo çizer

Egzema Nasıl Tedavi Edilir?


Kuru deri kaşınmaya yatkındır, bu nedenle sabunun en az miktarda kullanımı önerilir Steroidli merhemler ve kremler kaşıntıyı ve enflamasyonu önlerler Egzema enfekte olmuşsa (bakteriyel ya da fungal) antibiyotik ve antifungal kullanımı gerekebilir






ektima


Tanım : Dermal ülserasyona yol açan ve epidermise dek uzanan cilt infeksiyonudur Tedavi impetigo gibidir


Klinik bulgular : Daha önce travma, malnütrisyon, kötü hijyen koşulları olan ve alkoliklerde daha sık oluşur Tek veya çoğul vezikül şeklinde başlar, kabuk olur ama ülserasyona neden olur ve skar bırakır Genellikle alt ekstremitede oluşur


Etiyoloji : Etken: Saureus ya da grup A streptokoklar, bazen ikisi birlikte etken olabilir Tanı:Kliniktir, gerekirse kültür


Tedavi : Tedavi impetigo gibidir Lokal yara bakımı yararlıdır(su ve sabunla yıkama) Topikal antibiyotik; bacitracin, neomycin-bacitracin, mupirocin de kullanılabilir Günde 3 kez , 7-8 gün uygulama yeterlidir Yaygın impetigo, aile içi infeksiyon varsa , kreş grubu veya atletik takım ve büllöz impetigoda topikal ajanlar yeterli olmaz Sistemik antimikrobiyal ajan kullanımını gerektiriyorsa; Penisilin veya amoksisilin verilir Oral 1jenerasyon sefalosporinler, penisiline allerjisi olanlarda; eritromisin, azithromycin doz clarithromycin verilir Stafilokokların etkin olduğu düşünülüyorsa, büllözse; penisilinaza dirençli oral penisilin ör:dicloxacillin--cloxacillin veya Ijenerasyon sefalosporinler; cephalexin, cephradine veya , cefadroxil oral kullanılabilirCefixim Saureusa etkin olmadığı için kullanılmaz Amoksisilin/clavulanic asit, Clindamycin veya trimethoprim/sulfamethoxazole 160/800 mglıktan oral yolla günde iki kez verilebilir Gerekirse diğer antistafilokokal ajanlar da kullanılabilir Oral ajanlarla tedavi süresi bir haftadır


Dozlar : Penisilin : Oral penisilinV ; 25000-90000Ü/kg/gün, dört dozda, 10 gün ,erişkinde; 250 mg , oral, 4 kez/gün veya benzathin penisilinG ;300 000-600000Ü çocuk, 1200 000Ü erişkin olarak tek doz kas içine uygulanır


Amoksisilin : 25-50mg/kg/gün, üç dozda, erişkin:15gr iki-üç dozda


Ampicillin : 50-100mg/kg/gün, 4 dozda, erişkin: 2-4 gr/gün, 4 dozda


Oral 1jenerasyon sefalosporinler : Cephadroxil oral; 30mg/kg/gün, iki doza bölünerek, erişkinde 2gr iki doza bölünüp, , cefpodoxime; 10mg/kg/gün 2 dozda, erişkinde 800mg, iki doza bölünüp, cefprozil; 15-30mg/kg/gün iki doza bölünüp, erişkinde 1 gr/gün iki dozda, ceftibuten 9mg/kg/gün, bir doz, cephalexin ; 25-50mg/kg/gün 4 doza bölünerek, erişkinde günlük doz 1-4 gr, cephradine; 25-50mg/kg/gün 2-4 dozda ,erişkinde 250mgx4 doz


Erythromycin: Yenidoğanda doz : 2000grdan düşük ağırlıklı bebekte;10mg/kg ağırlıklıda 12 saatte bir , 2000grdan büyükte; 10mg/kg, 8 saatte bir , 20-50mg/kg 2-4 dozda erişkinde 6 saatte bir 250-500mg olarak


Azithromycin 5-12mg/kg gün tek doz, erişkin : 500mg/gün veya İlk gün 05 grdaha sonra 250 mg/gün toplam 5 günmaksimum doz; 600 mg

Clarithromycin 75 mg/kg/gün iki dozda, erişkinde 1 gr/gün, iki dozda, 10 gün verilir


Dicloxacillin : 3125-625 mg/kg-cloxacillin 125 mg/kg dörde bölünüp, erişkinde 250mg oral 4 kez/günde) veya sefalosporin: cephalexin, cephradine (25-50mg/kg) ikiye bölünüp(erişkinde 250mg , oral, günde 4 kez) veya , cefadroxil 30mg/kg /gün, iki dozda kullanılabilir

Amoksisilin/clavulanic asit:25-45 mg/kg/gün, 2-3 dozda(formülasyona göre), erişkin:15 gr/gün, üç dozda


Clindamycin : 2000grdan düşük yenidoğanda 5mg/kg, 12 saatte bir, 1 haftadan büyükse 5mg/kg 8 saatte bir, 2000grdan büyük ve 1 haftadan küçüklerde 5mg/kg, 8 saatte bir, bir haftadan büyüklerde 5mg/kg 6 saatte bir , infantlarda; 15-25mg/kg/gün 3-4 doz oral, erişkinde 150mg-450mg, 4 kez günde oral


Trimethoprim/sulfamethoxazole : 8mg/kg/gün(trimethoprime göre), 2 dozda, erişkin; 160/800 mglıktan oral yolla günde iki kez verilebilir

Alıntı Yaparak Cevapla