Konu
:
Evrendeki Yasalarla İlgili Ayetler Ve Hadis-İ Şerif
Yalnız Mesajı Göster
Evrendeki Yasalarla İlgili Ayetler Ve Hadis-İ Şerif
08-11-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Evrendeki Yasalarla İlgili Ayetler Ve Hadis-İ Şerif
Evrendeki Yasalarla ilgili Ayetler ve Hadis-i şerif
Sûre-i Tekvîr’in 15 16 17′inci âyetleri evrenin en özel yasalarını içerir
Kıyametten sonra bu dört âyetin verilmesi varlıkların ve evrenlerin boyutlara nasıl intibak edebildiklerini anlatmaktadır
Sûrenin bu bölümü kasemle başlamaktadır
Kitablarımda Kur’ân’daki kasem olayına değinmiştim
Kasem Türkçe’de and ya da yemin tarzında kullanılır
Bu yüzden bir çok tercümelerde Allah tarafından buyurulan cümlede yemin ederim tarzında bir ifade olunca Arap etimolojisi ve ilim edebiyatını bilmeyenler olayı anlamamakta hatta yadırgamaktadırlar
Halbuki Arapçâ da kasem konuşma sırasında teyid yani doğrulama anlamınadır
Bilim lisanında ise kasem bir konuyu anlatırken o konunun etrafındaki kesin yasaları sunmak tarzıdır
Ve konunun önemine göre ortaya konan örnekler ve yasalar en ciddi konuları temsil eder
Kur’ân’da bir çok kasem tarzları vardır
Bunların en yaygını Arapça Vav-Ve harfiyle başlanılır
Meselâ gece anlamında kullanılan Leyl satır başı itibariyle vel-leyl olarak başlarsa “Geceye kasem olsun ki” ya da “Geceler şahid olsun ki” anlamına gelir
Bu tarz kasemlerde Kur’ân’a has harika bir çok edebî incelikler vardır
Bazı kasemlerde zıddına bir yasa gösterilir
Yani bir aydınlıktan bahsedilirken karanlıklara ait bir örnek verilebilir
Kur’ân’da yine bazı kasemlerde bilinmesi hem Kur’ân’ın inzal olduğu yıllar için hem de çok ileri yıllar için imkânsız olan sırlara kasem etmek formülüdür
Meselâ “Vettarığı kasemi” bu tarz bir kasemdir
Kuasarları temsil ettiği henüz günümüzle anlaşılabilen Târık yıldızı yıllar bovu gök yüzünde arınmış durmuştur
Halbuki aynı sûrede Allah: “Târık’ın ne olduğunu kimse bilmez” diye ağırlığını koymuş sonra çağımız Astro-fiziğine bir ışık tutarak; “En delici ışıkları” olan kavramını getirmiştir
Böylece kuasarları hedef tayin eden âyet-i kerîme; arkasından meni hücrelerinin fırlayışını anlatarak daha 14 asır evvel kuasarların fizik tanımını yapmıştır
Bugün astro-fizik kuasarları evrenlerin meni hücresi diye tanımlar
Astro-fizik inceliğini anlamak kasem sırrında gizlidir
dBu tarz bilinmezlikleri örnek gösteren bir sûre “Sûre-i Kadir”dir ve bilinmezliği halen devam etmektedir
Kur’ân’daki ikinci tarz kasemler Uksimu (Yemin ederim) ve yahutta La Uksimu şeklindedir
La Uksimu kabaca Türkçe’ye çevirirseniz yemin etmemek anlamına gelir? Halbuki Arap edebiyatı etimolojisinde “ancak ancak buna” yemin edilir anlamına gelir
Yüce kitabımızda en önemli kasem tarzı Felauksimu’dur
“Bundan ötede de bir delil olamaz
” Bundan yüce bundan önemli bir kasem olamaz anlamına gelir
Fevkalade önemli bir bilimsel olaya işaret edileceği zaman Cenab-ı Hak özellikle astro-fiziğe ait bir sırrı açıklayacağı zaman konuya “fela uksimu” tanımıyla birlikte girer
Kur’ân’da çok az sayıda geçen “fela uksimu” tanımı işte Tekvîr Sûresi’nin bu bölümünde dört âyet şeklinde geçmektedir
Fela uksimu kasem tarzıyla başlayan bu dört âyet yüce peygamberimizi tanımlamak için başlayan bölümün girişinde getirilmiş kasemdir
Allah and olsun ki diye başlayarak; dört âyet okuyor sonra da beşinci âyette yani Sûre-i Tekvîr’in 19
âyetinde “O ne kerim bir resûldür” diye bağlıyor
Kasemle konu arasında genelde var olan çok sıkı bilgi Sûre-i Tekvîr-’de büsbütün önemli bir hilkat sırrı meydana getiriyor
15
âyeti felâ uksimu bil-hünnes
16
âyet el-cevaril künnes şeklinde biçimlendiği kasem tarzına bakınız ki;
“Bundan daha müthiş bir örnek olamaz; o pusanlara ve o etrafında dönenlere kasem olsun:” 15
16
âyetlerde bahsedilen künnes ve hünnes tanımları ne kadar önemli olmalı ki: Cenab-ı Hak
“Hünnes ve künnese kasem olsun” derken felâ uksimu gibi en şiddetli kasem tarzını kullansın? Çünkü böyle bir kasemle gelen kelimeler genellikle anlaşılması imkânsız bir takım mesajların öncüleridir
Bundan dolayıdır ki aklı başında müfessirler bir önemli kelimelerin hiç bir lisana tercüme etmeden olduğu gibi muhafaza ederler
Pusanlara ve etrafında seyredenlere diye kelime mânâsı verebileceğimiz bu âyette “Hünnes”; bütün enerjisini içine toplayıp pusan anlamına geldiğini tamamen etimolojideki tanıma uygun şekilde tesbit ediyoruz
Künnes’in ise hareket kabiliyeti olan bir cisimi temsil eder
“Cevarül künnes” belli bir mahrekle hareket halinde olan demektir
Bu durumda fevkalade açık ve net bir mânâyla hünnesin atom çekirdeğini künnesin ise elektronu tarif ettiği aşikârdır
Ancak felâ uksimu kasemi öylesine şiddetli bir uygulama tarzıdır ki; atom çekirdeği ve elektronları dahi temsil etmesi sûre içinde âyetin akışı karşısında zayıf kalmaktadır
Bütün âyetlerde olduğu gibi 15
16
âyetlerde birinci perdede atom çekirdeğini tarif ettiği kesindir
Bu tanımı aynen Arap etimolojisine sadık kalarak tekrarlayalım
Âyet 15:”Hayırbundan kesin delil olamaz” (Felâ uksimu) gücünü özünde toplayana
(Hünnes)
Âyet 16: “Ve mahreskinde kayıp gidene” (Künnes)
Şimdi felâ uksimu vurgulamasının özündeki hikmete varabilmek için sûrenin akış tarzını inceleyelim
Tekvîı- Sûresi 1 ila 14′üncü âyetlerde kıyameti anlattığıma göre ve bu anlatımda güneşin kör bir nokta kara delik haline gelmesinden başlayarak dördüncü boyutun yıkılıp başka boyutlara geçişi anlatılmadı mı? İşte bu akış içinde bu iki âyette maddesel varlıkların madde boyutunda nasıl var olduklarını ve varlıklarını nasıl sürdürdüklerini anlatmaktadır
Fizik ve astro-fiziğin temelinde iki önemli konu vardır
Ve varlıklar bu iki kuvvetin dengeleriyle hayatlarını sürdürürler
Bunlardan birisi gravidasyon ikincisi jiroskobik harekettir
Gravidasyonu kabaca cazibe olarak tanıyoruz
Jiroskobik hareketi ise gezegenlerin kendi ekseni etrafındaki hareketleri olarak biliyoruz
Gravidasyonun minik dünyalardaki motifleri interaksiyon dediğimiz atom çekirdeğinde pusan akıl almaz enerjidir
Nitekim yer yüzünün en şiddetli enerjisi olan nükleer enerji plazma fiziğinin modern tanımıyla çekirdekteki pusan enerjidir
Jiroskobik hareket bütün gezegenleri ve onlara bağlı peyklerin peyk harekatıdır
Dünyada birbirinden farklı şekiller kimyasal ilgiler hep elektronların farklı cazibelerde farklı rakslardan doğar
Allah madde potasında binbir şekil ve güzellik sergiler çiçeğin kokusundan yaprağın rengine yıldızlardan atom çekirdeğine kadar her güzellik özünde gizlenip pusan bir hünnes enerjisi ile onun etrafında koşan bir künnes yarışmacısının dengesinden ve ahenginden ibarettir
Demek ki Fela Uksimu kasemine uygun biçimde ayet maddesel varlıkların çok renkli değişik yapısının sırrını hünnes ve künnes kelimeleri ile özetlemektedir
Gerek evrenlerin çeşitli katlarındaki mekan ilgilerinde gerekse galaksi dengelerinde en ciddi astro-fizik yasa budur
Hiç bir hadise yok ki bu temel tanımın dışına çıkabilsin
İşin harika yanına bakınız ki bu iki âyet aynı zamanda kesret ve vahdet arasındaki ilginin de temeline ışık tutar
Çünkü kesret künnes sırrı taşır devamlı bir hareketin sonsuz uzay denizlerinde akışın temsilcisidir
Ayrıca künnesin “akıp gidenlere” anlamına gelişi de onun çoğul niteliğini gösterir
Âyet 17-18:”Ve yöneldiği zaman geceye ve nefeslendiği dem sabaha (kasem olsun)”
17
18
âyetler bir anlamda bu hünnes ve künnes sırrını daha da açıklık getirecektir
Allah akıp gitmeyi temsil eden künnes olayını evrendeki jiroskobik harekete ait bir kavram olduğunu bize anlatmak için perde perde intikal eden geceye (Âyet 17) buyurmaktadır
Böylece uzayda arzın künnes hareketi yani peyk hareketi sırasında dilim dilim güneşin ışık konisine giriş çıkışları misal getirilmektedir
Teneffüs ettiği dem sabaha (Âyet 18)
Çok yakın yıllarda güneşin ilk ışınlarının toprak tarafından enerji şeklinde emildiği ve bilahare salıverildiği anlaşılabilmiştir
Âyette arzın sabahı soluması şeklinde tanımlanan akıl almaz ve tanım; enerji emilmesi ve salınması konusunda da çok önemli bilimsel kavramlar getiriyor
Çok yakın yıllara kadar ışınların emilme ve salınma özellikleri bilinemiyordu
Şimdi bilinmektedir ki enerji ve ışınlar her hedefe yansıyınca ilk anda emilir ve sonra bir kısmı salınır
Gerçekten bu olay enerjiyi soluma gibidir
Âyette künnes ve hünnes sırlarına bağlı olarak sabahın yani arza yansıyan ışınların emilme ve salınma olayları ise gece ve gündüz intikalleri sırasında arz kabuğunun dengeli bir şekilde ısınmasını ve soğumasını temin eder
Sabah saatlerinde güneş enerjisinin emilip salınması yani; “Vesuphi izate neffes” âyetinde önemli bir mesajında hünnes ve künnes konumlarının dışında olan bir takım varlıkların mevcudiyetini açıklamak içindir
Bu varlıklar nötrüno dediğimiz varlıklardır
Ve sabahı solumasında en güzel şekilde temsil edilmektedir
Maddesel evrenin hünnes künnes dengesi içinde fizik tabiri ile nükleer denge içinde çok önemli yeri olan nötrünolar emilir ve salınır
Bu da 18
âyetin maddesel hayatla ilgili getirdiği fevkalade önemli bir fizik mûcizedir
Bu dört âyet aynı zamanda yaratılıştaki basamakları da dile getirmektedir
Sûrenin baş kısmı nasıl boyutların ve maddenin yıkılışını bir sıra halinde tarif etmişse bu dört âyette yaradılışın başlangıç kademelerini sura ile tanımlamaktadır
Yaratılış hünnes sırı-ı ile başlamıştır
Maddesel evrenin sonsuz güç içeren bir noktada şiddetle patlayarak meydana geldiğini biliyoruz
Hâlâ bilimin anlayamadığı bu tek noktadan patlayış olayı hünnes sırrıdır
O nokta: özünde ilâhî kudreti depolamış
pusmuştur
Kader saati gelince de enerji kazanına dönüşüvermiştir
Bu enerji kazanında her şey akıl almaz yüksek ısılarda bir kazan gibi kaynamış ve sonunda hilkatin künnes safhası gelmiştir
Enerji parçacıkları ışınlar ya da madde zerrecikleri halinde kendi kader mesafelerinde akmaya başlamıştır
Kimi elektron kimi gezegen olmuş bir yörüngede yatmış kimi ışın olmuş sonsuz sürat coşkuyla mesafeleri kovalamıştır
Yani Cevarih künnes olmuştur
Ve sonrada hilkatin üçüncü perdesi açılmış peyk hareketleri doğmuştur
Yani varlıklar kendi etrafında daha doğrusu hünnes sırrı etrafında çift dönüşler yapmıştır
Gecenin perde perde açılan sırrı (Âyet 17) aydınlıkların konilerine yansımasıdır
Tarzı genel anlamda fiziğin spin olayını tanımlamaktadır
Sonra bütünüyle dengeler kurularak enerjilerin emilip salınması hikmeti doğmuştur
18
âyette bildirilen enerji emilip salınmaları ile renkler meydana gelmiş ısınan bir dünya doğmuş varoluş sahasında emilen enerjileri nefesleri nice Allah güzelliklerini topraktan semaya doğru yansıtmıştır
Âyet 19:”O kerim bir resûlün kavlüdür
”
Kavlüden maksat getirdiği sözler anlamınadır
Yine Cenab-ı Hak’kın yüce kitabımız Kur’ân’a verdiği tanımlardan birisi bu 19
âyettir
Allah’ın 19
âyette özetleyiverdiği bu âyet içinde bütün fiziği öyle bir söz demeti içinde görüyoruz ki kelam sırrı dediğimiz ilahî bir sıfatın bütün incelikleri adeta bu sûrede yoğunlaşmıştır
Sûrenin okunuşunda âyetlerdeki akış kelimelerde birbirinden seçkin armoniler adeta sûrenin ilâhî bir kelam olduğunu pek net bir şekilde ilan etmektedir
İslâmiyet’in ilk çağlarında Kuı-’ân’ın gelişi ile birlikte açılan büyük tartışmalar ve onun akıl almaz hikmetleri karşısında müşriklerin içine düştükleri paniğin bu âyetle kesin olarak cevaplandığını görüyoruz
Çağımızda bile Kur’ân karşısında paniğe düşenlerin kurtulamadığı şaşkınlık devanı etmektedir
O günden bu güne pek az şey değişnıiştir
İnsanlar aklının ötesinde kendi sözlerinden çok ötelerde ilahî kelâmı seyrettikleri zaman hayran kalmaları gerekirken aptalca bir inkârın girdabına düşenlere sûrenin bu bölümünde Allah’ın: “Kerîm bir resûle verilen sözlerdir” buyurması Efendimiz’e karşı inkâr ve küfür kapılarını kapatıyor
Bunca ilmin bir solukta kelam şeklinde inzal olmasının elbette bir mucize yanı vardır
İşte Allah bu mucizeyi daha İslâmiyet yayılmadan başlangıcında iken bütün dünyaya ilan ediyor
19
âyetten itibaren sûre akan bir ırmağın yeni bir yata`a intikali gibi çok farklı görüntü gösteriyor
Sanki birden bire Allah bütün evrendeki varlıklara Efendimiz’i bir kez daha tanıtıyor
19
âyetin üzerinde durulacak en önemli sırrı; Efendimiz’in kerim sıfatının Kur’ân’da zikridir
Ancak 20 ve 21′inci âyetlerde yine Efendimiz’e ait sıfatlar- üst üste bildirilmektedir
Efendimiz’e ait bu temel tanımları birlikte yorumlamak istiyorum
1-)Kerîm: (19
âyet; ” O kerim bir resûlün getirdiği sözdür
”)
2-)Mekîn: (Âyet 20; “Arş sahibi indinde kuvvetli ve mekindir
”)
3 - )Kuvvetli: (Yukarıdaki âyette)
4- )Mut’a: (Âyet 21; “Aı-şda mut’a ve emin
“)
5-)Emîn: (Yukarıdaki âyette)
Fahri Kainat Efendimiz’in fevkalade önemli özelliklerini hem de tüm evrenler açısından anlamanın tek yolu bu üç âyeti gereğince yorumlayabilmektir
Sûre-i Tekvîr’in genel hassas kuralları Efendimiz’e ait bu beş özellikte de geçerlidir
Yani Efendimiz’in en zahirinde kerîm sırrı vardır
Daha derinin de kuvvet sırrı vardır
Sıra ile mekîn mut’a ve emîn hikmetleri vardır
Kerîm sırrı insanlara karşı Efendimiz’den gelen sonsuz bir ikramdır
İnsanlığa yapılacak en büyük ikram Efendimiz tarafından yapılmıştır
Anlayan anlamayan herkes iyice anlasın diye Cenab-ı Hak bu noktada Efendimiz’den bahsederken onun mekîn mut’a ve emîn sırlarının arşta geçerli olduğunu haber vermektedir
Şimdi bu genel tanımların ışığı altında Efendimiz’in kerîm sırrını açıklamaya çalışalım
19
Âyet: Efendinıiz’in kerim oluş hikmeti haberci oluşu ve de kendisine gönderilen sözler yani Kur’ân’la bağıntılıdır
İnsanoğlu Efendimiz’in kerim sırrını anlamadığı için asırlar boyu aptalca sürünmüştür
Halbuki Efendimiz bugünkü uygarlığın tümünü bizzat inşa etmiştir
Kerîm olan Efendimiz’in bütün insanlığa bahşettiği ikramları ana başlıklar halinde toplamak istiyorum
a) İLİM: İlk 18 âyetin yorumundan anlıyoruz ki ilmin tüm temel yasaları Efendimiz’e Kur’ân vasıtasıyla verilmiş dolayısıyla insanoğluna ikram edilmiştir
Eğer Sûre-i Tekvîr’in bu 18 âyeti inzal olmamış olsaydı ne atomu ne galaksileri ne gravidasyonu ne de jiroskobik hareketi öğrenemeyecektik
Bu hükmü katiyen yadırgamayınız
Çünkü bu âyetler bir yandan yasaları tarif etmiş bir yandan Levh-i Mahfuz’dan bir tarz fotokopi alarak bu sırların açıklanmasına müsaade çıkartmıştır
Müsbet ilimlerin ilk öncüleri olan Horasanlı Câbir ve Birûnî’den sonra batıdan da birtakım âlimlerin çıkarak ilmi bu seviyeye getirmiş olmaları bir ayrıcalık değildir
b) İnsanlara eşitlik ve özgürlüğü de bugünkü Birleşmiş Milletler ana sözleşmesinde özgürlük olarak tarif edilen maddenin kelimesi kelimesine aynını Efendimiz 14 asır önce Medine Beyannamesi’nde aynen bildirmiştir
O günden bu güne toplumlar ve insanlar bu değerleri zaman zaman yitirmişlerse bunun sorumlusu işte Efendimiz’in kerîm sırrını anlamamaktan geçer
c) Efendimiz kesin olarak kadın-erkek eşitliğini getirmiş kendi zaman dilimine kadar ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadını hem Kur’ân âyetlerinin zenginliği içinde hem de özel emirleri ile erkeğe eşit kılmıştır
İlim öğrenmekte çalışmakta anı bağımsız bir kavram içinde kadına en büyük hakları vermiştir
Kadının iffet ve haysiyetini ona karşı gösterilmesi lazım gelen saygıyı tersine çevirip kadını şeytanın ortağı gibi gören çürümüş erkek zihniyetini emirleriyle ortadan kaldıran Fahri Kainat Efendimiz’dir
Ne çare ki kimi kendini dindar sayarak kadın haklarını çiğnemeyi mafiret sanan şaşkınlar kimi de inançsızlığın hırsı içinde dine saldıranlar Efendimiz’in bu zarif ikramım yıllar boyu sis arkasında bırakmıştır
Efendimiz’in ilim ve özgürlük ikramında olduğu gibi kadın eşitliğine verdiği önemde çağımızda kendiliğinden gelip mevkiine oturmuştur
Kendisini ilim adamı sanan okuduğunu anlamamakta direnen hatta profesörlük gibi akademik kariyer almış bazı iğrenç madrabazlar da bu hususta Efendimiz’e dil uzatmayı sapık beyinlerine vazife saymaktadırlar
d) Ahlâk Kavramı: Efendimiz yeryüzüne teşrif edene kadar ahlâk aciz ve çaresiz kişilerin suskunluğu ya da güçlülerin lütfen topluma ikram ettiği gösterişli davranışlardan ibaret sayılırdı
Halbuki Efendimiz ahlak konusunda reformların en büyüğünü yaparak: “Ahlâkı başkaları için de yaşıyabilmek sanatı” olarak tanımladı
Onun ilkelerini tespit ederken mazlum ve kimsesizlere karşı şevkatin yanında zalime yönelmiş bir cesaret olarak perçinledi
Böylece vatan için ölmenin haysiyetli bir vazife şuurunun en büyük ahlâk ilkelerinden olduğunu ortaya koydu
Canıyla malıyla insanlara faydalı olmak merhamet ve şevkat dağıtmak yolu kadar zalimle savaşmanın da bir ahlâk borcu olduğunu anlattı
Efendimiz’in kerim sırrı böyle bir bitmez ikramı temsil etmektediı-
Nitekim İslâmiyet intişara başladığı an Hz
Şeyma kendi bestelediği Muhammed türküsünde bu gerçeği çok güzel dile getirerek:
“Müjdeler olsun ey yetimler cariyeler kimsesizler MUHAMMED geldi ” diye besteleştirmişti
Yakın Çağ’ın en ünlü düşünürlerinden Bernard SHAW Efendimiz’in kerem sırrını şu tanımla ne güzel açıklıyor
“Hangi faziletin örtüsünü kaldırırsanız altında MUHAMMED imzası çıkıyor
”
Âyet 20:”Zül’arşın nezdinde mekîn bir kuvvetin sahibidir
”
Bu âyet bilindiği gibi Efendimiz’in kuvvetli ve mekîn sırlarını dile getirmektedir
Âyet kelimesi kelimesine “Arş sahibi indinde mekîn ve kuvvetli” anlamına gelmektedir
Bilindiği gibi arş evrenlerin temel eksenidir
Arş sahibi de şüphesiz ki Allah’tır
Allah’ın kendi indinde kuvvetli ve mekîn kıldığı Efendimiz’in bu iki sırrının tanımına gelince; mekîn şerefli itibarlı ve güçlü anlamına gelir
Özellikle mekîn’in çok önemli ikinci derece bir mânâsı da haysiyetli kılınmış korunmuş özel şekilde biçimlendirilmiş demektir
Ancak âyetteki incelik Efendimiz’in bu özelliklerinin yalnız dünyaya yönelik değil bütün evrenlere nispet oluşudur
Önce arş üzerinde durmak istiyorum
Kur’ân’da sıra itibariyle önce Âyet-el Kürsî’de geçen bu kelime bir nizamın bir dengenin ve bir merkez gücünün ifadesidir
Arşı anlayabilmek için evrenler hakkında kısa bir kavramımız olması lazım gelir
Tek başına evren belli bir boyut sistemine yerleştirilen varlıklarla birlikte bir mekan sistemini temsil eder
Ancak yüce kitabımız birçok evrenlerin var olduğunu bildirmiştir
Her bir evren farklı boyut sistemlerinden kurulmuştur ve evrenler deyince farklı boyut sistemlerinin teşkil ettiğini mekanları ve oradaki vaı-lıkları anlanz
Âyet-el Kürsî arş tanımlanırken semaların üstünde olarak tanımlanmıştır
Şu halde arş sonsuz boyut şu halde arş sonsuz boyut sistemlerinin ortak eksenidir
Ve boyutlardaki akıl almaz üçlerin ahenk koordinatıdır
Ne bir motor mili gibi bir doğru parçasını ne de maddesel evrenin üstündeki iç ise semâların elips biçimindeki hücrelerinin şekline benzer
Arş tüm bu kavramlardan ötede her boyutun içinde özel şiddetli bir güçtür ki Cenab-ı Hak’kın iradesi arşa ne şekilde yansırsa bütün varlıkların hayatı da ona göre şekillenir
İşte Efendimiz’in mekîn ve kuvvetli oluşu bu arş sistemlerine kıyasendir
Yani evrenin neresinde bir boyutlar sistemi bir varlıklar ahengi varsa Efendimiz orada güçlü şerefli kudretli özel itina ile mevkîlendirilmiştir
Bundan sonra âyette daha da açık göreceğimiz şekilde Fahri Kainat Efendimiz’in varlığı bütün evrenlerde ve o evrenler içindeki varlıklarda böylesine hissedilir
Bir örnek vermek gerekirse melekler âlemi de arş sistemine bağlıdır
Efendimiz’in arş indinde mekin ve kuvvetli oluşu melekler âleminde de geçerlidir
Bunun sırrının ne anlama geldiğini 21
âyetten anlayabiliriz
Âyet 21:”Orada (arşta) mut’a ve emindir
”
Mut’a; itaat edilen demektir
Demek ki bütün âlemlerde Efendimiz’e O’nun mekîn sırrından doğan bir itaat sevgisi vardır
Başta melekler âlemi olmak üzere bütün âlemlerdeki varlıklar Efendimiz’e yakîn olmak ve O’na hizmet etmekten akıl almaz bir zevk duyarlar
“Ve ona karşı emindirler
” Emindirlerin anlamı iki noktada özetlenebilir
1
O’na inanırlar (O’na güvenirler anlamınadır
2
ise çok daha önemlidir
Ondan aman dilerler anlamına gelir
“Mutain semme emin” tanımı birlikte mütalaa edildiği takdirde arş sistemine bağlı bütün evrenler Fahri Kainat Efendimiz’e karşı çok müthiş bir sevgi coşkusu duyarlar
Bu coşku bir yandan itaati hizmet yarışını bir yandan da aman dilemeyi getirir
Bir galakside bir sorun çıktığı zaman bu âyete sığınarak Efendimiz’den yardım isterler
Çünkü o kuvvetli ve mekîndir
Yani onun Allah indindeki sevgi gücü her problemi halledecek düzeydedir
Sûre-i Tekvîr’in birinci bölümünde boyutların yıkılışı ile ilgili kıyamet sahnelerinin tümünde de yanlız Resûlullah’ın sözü geçer
İkinci bölüm de anlattığımız cazibeler yörüngeler etrafında dönüşler ışınların titreşimleri yine Efendimiz’in 20 ve 21
âyetlerde bildirilen sırrı içinde ahenk kazanır
İlk bakışta sakın olaki bir abartma var sanılmasın
Bu gün dünyanın temel olaylarından birisi olan atom ve çekirdeği arasındaki denge ve ahengin inceliklerini seyrederek bir elektronun atom çekirdeği etrafında dönerken nasıl Efendimiz’den aman dilediğini fark edebiliriz
Atom çekirdeği etrafında el-Cevaril Künnes sırrı ile dönen elektron saniyede 100
000 kez atom çekirdeğinin çevresinde elips yörüngesi üzerinde hareket etmektedir
Bu hareket sırasında 4 kez müşkül duruma düşer
Elips yörüngesinin 2 tane en uzak noktası 2 tane en yakın noktası vardır
Buralarda elektronun süratini çok hızlı bir şekilde değiştirmesi gerekir
Aksi taktirde ya çekirdek çevresinden fırlar ya da çekirdeğin müthiş enerji kazanına düşer
O noktalarda elektron sırrı Muhammedi’den aman diler
Efendimiz de elektrona ham etmesini tavsiye eder
Bu dört noktada yani saniyede 400
000 defa elektron atom çekirdeği etrafında rükû’ya benzeyen bir eğilme yapar
Buna nükleer fizikte manyetik spin denir
Ve bu hamd niyazı sayesinde elektron varlığını sürdürür gider
Sûre-i Tekvîr’in İslâmiyet’in ilk çağlarında inzal olduğunu düşünürsek hiç kimsenin Efendimiz’i tanımadığı bu çağda Allah’ın Fahri Kainat Efendimiz’deki bu akıl almaz sırları açıklayıvermesi akıllara durgunluk verir
Allah o çağın insanlarına ve daha sonra gelipte Efendimiz’i anlamayacak olan insanlara karşı;
“Anlasanız da anlamasanız da benim habibim sevgili Muhammedim böylesine akıl almaz bir evren sırrıdır” buyunııaktadır
Nitekim üç ayet sonra da bu âyetleri teyiden
“O âlemler için biı zikirdir” buyuracaktır
Buraya kadar olan kısmı özetlersek Sûre-i Tekvîr ilk 14 âyetinde boyutları kıyameti bildirmiş ondan sonra da 4 âyetinde de maddesel varlıkları temel yasalarını açıklamıştır
Şimdi de Efendimiz’in sırrını bütün haşmetiyle ilan etmektedir
Son bçlümde ise insanlığa hayatı ve kaderi öğretecektir
Alıntı
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul