Yalnız Mesajı Göster

Antalya Hakkinda Hersey

Eski 08-11-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Antalya Hakkinda Hersey



Antalya Genel Bakış




ANTALYA


Anadolu’da insana dair en eski buluntuların elde edildiği yerlerin hiç kuşkusuz en önemlisi, Antalya’nın 30 km kuzeyindeki Kırkgöz Gölü’nün kıyısında yükselen Katran Dağı’nın yamacında, denizden yaklaşık 650 metre yükseklikte bulunan Karain Mağarası’dır

1946’dan beri sürdürülen kazılarda elde edilen buluntular Karain’deki yaşamı, 200 bin yıl geriye götürüyor Karain çevresinde 300–500 metre arası yükseltilerde yer alan Öküzini, Çarkini, Harunini, Koyunini, Kızılin, Suluin ve çok sayıda öteki mağaranın yanında, Alanya’daki Kadıini, batıda Lykia kuzeyindeki Elmalı/Bozhöyük yakınlarında İnlikaya ve Elmalı Karaini gibi mağaralar, bölgenin Paleolitik Çağ’da (Eski Taş Çağı) yaygın şekilde yerleşim gördüğünü kanıtlayan buluntular verdiler

200 bin yıllık kesintisiz iskân

Antalya Karaini’nin 20 km kuzey doğusunda, Ahırtaş köyündeki Kocain Mağarası’nın duvar kitabeleri ve içindeki sarnıçlar, bölgede Eski Taş Çağı’ndan bu yana süregeldiği bildirilen “kesintisiz iskân”ın kanıtlarıdır

Karain Mağarası’nın hemen güneyinde yer alan Gök Höyük ve Kabasakal Höyük’de yapılan kazılarda, Eski Tunç Çağı buluntuları elde edildi Bu, avcılık ve toplayıcılıkla geçinen Karain insanının, aynı bölgede bir sonraki üretim evresi olan tarım çabalarına giriştiğinin kanıtıdır Kuzeyde Bademağacı ve Hacılar, batıda Semahüyük ve geçtiğimiz yıl kazılmaya başlanan Elmalı Hacı Musalar Höyük, Neolitik ve sonrasındaki Tunç Çağı’ndan buluntular vermektedir

Antalya Körfezi’nin kuzey ucundan batıya Fethiye Körfezi’ne doğru çekilen hayali çizginin güneyinde kalan bölge antik çağda Lykia olarak anılıyordu Lykia’nın doğusunda antik çağın Karia’sı uzanır Büyük bölümü körfezin batısında kalan ve güneydoğuya doğru 100 km boyunca uzanan düzlük bölge ise Pamphylia olarak biliniyordu Pamphylia’nın kuzeyinde Psidia, kuzeydoğusunda Lykonia, güneydoğusunda ise İsouria bölgeleri yer alıyordu Ancak antik çağ yazarlarında bu sınırlar üzerinde tam bir görüş birliğinin olmadığı bilinmektedir

Örneğin kimi antik çağ yazarları Phaselis’i, Lykia bölgesinde göstermesine karşın bazı yazarlar da Pamphylia bölgesinde gösterir Aynı durum antik Coracesium (Alanya) için de geçerlidir Bazı yazarlar Pamphylia’nın sınırını Coracesium’u da içine alacak şekilde çizerken, bazı yazarlar daha batıda, Side’yi içinde tutarak Melas (Manavgat) Irmağı ile sonlandırarak Coracesium’u bölgenin dışında tutarlar

Antalya il sınırları içinde yer alan Termessos, Perge, Ariassos, Aspendos, Side, Selge, Phaselis, Limyra, Andriake, Myra, Arykanda, Patara, Ksanthos ve öteki eski kent kalıntılarının yanı başında cıvıl cıvıl günümüz yerleşmelerinin varlığı, ilk Antalyalılar olan Karainliler’in bölgede 200 bin yıl önce başlattıkları yaşamın günümüze kadar kesintisiz olarak sürdüğünü göstermektedir

Hitit kayıtlarında Antalya

Bağımsız kentleri ilk kez bir devlet çatısı altında birleştirmeyi başaran Hititler’in Antalya Bölgesi’ne de indikleri savı, ancak filolojik kanıtlarla desteklenebiliyor Geçtiğimiz yıllarda Başkent Hattuşaş’ta (Boğazköy) bulunan bronz bir levhada (İÖ 1250–1220) yazılı olan beş sözcüklü bir cümle, bu konudaki kanıtlara yeni ve güçlü bir katkı yaptı Levhada “Kastaraya Irmağı kenarındaki Parha kenti” cümlesi okunuyordu Bilimadamları bu cümleyi “Kestros Irmağı kenarındaki Perge kenti” olarak yorumladılar Metinde geçen “Kastaraya Irmağı” daha sonra Kestros olarak anılacak olan bugünkü Aksu Çayı’nın, Parha ise günümüz Pergesinin eski adıydı Hitit kaynaklarında adı geçen ve Antalya yöresini de içine aldığına inanılan “Arzava memleketleri” tanımlamasıyla açıklanmaya çalışılan Hitit – Antalya ilişkisi, Boğazköy’de bulunan “Kastaraya Irmağı kenarındaki Parha kenti” cümlesinin yazılı olduğu levha ile sağlam bir kanıt bulmuştur

Antik çağ yazarları, Truva Savaşı (İÖ 13 yüzyıl) sonrasında ülkelerine dönmeyip Anadolu’ya dağılan Akha Boyları’nın, önderlerinin komutasında Antalya Bölgesine geldiklerini ve kentler kurduklarını kaydeder Son araştırmalar bu kentlerin Antalya ile Kemer arasındaki kıyı şeridinde yer aldıklarını göstermektedir

Ve Büyük İskender

İÖ 560 yılında sınırları Batı Anadolu’dan Kızılırmak’a kadar uzanan Lydia Krallığı, Antalya ve çevresinin de egemeniydi 6 yüzyıl ortalarına kadar süren Lydia-Pers savaşları, başkent Sard’ın İÖ 546 tarihinde düşmesi ile Lydialılar kesin olarak yenildiler Bölgeye bu kez Persler egemen oldu

Yaklaşık iki yüzyıl süren Pers egemenliği, Büyük İskender’in İÖ 334’de, önce Lykia bölgesini, ardından Sillyon ve Termessos dışındaki Pamphylia kentlerini ele geçirmesiyle sona erdi

İskender’in İÖ 323 yılında ölümü üzerine Hindistan’dan Balkanlar’a uzanan İmparatorluk komutanlar arasında paylaşıldı Her birinin sahip olduğu topraklarda kral ilan edildiği komutanlar arasındaki bitmez tükenmez kavgalar sırasında Antalya Bölgesi sık sık el değiştirdi Ancak İÖ 301’deki Ipsos (Afyon’un Çay İlçesi) Savaşına kadar geçen sürede Pamphylia ve Lykia, kaynakların -Strabon- İskender’in üvey kardeşi olduğunu yazdığı “Antigonos Monophtalmos”un (tek gözlü Antigonos) egemenliğinde kaldı

Hannibal Side açıklarında yenildi

İÖ l91 yılında Anadolu ve Suriye’nin egemeni olan Seleukos Kralı III Antiokhos’un Roma’ya Thermopyl’de yenilmesi üzerine, Roma ile yaptığı bitmez tükenmez savaşların ardından yenilerek kendisine sığınmış olan Kartacalı komutan Hannibal’i, yeni bir donanma yaptırmak ve böylece deniz üstünlüğünü korumak için, Fenike kıyılarına gönderdi Bu kez Roma’nın bağlaşığı olan Rodos ve Bergama donanmaları Ege kıyılarına ulaşmak üzere Fenike kıyılarından yola çıkan Hannibal’i, Side limanı yakınlarında karşıladı Yapılan deniz savaşında Hannibal yenildi

Side önlerindeki bu savaşın, bölgenin geleceğini biçimlendiren önemli olaylardan biri olduğu kesindir

Ancak bölgenin kaderindeki en önemli savaş, İ Ö 189 yılında Manisa yakınlarında, Roma ve bağlaşığı Bergama ve Rodos ile Anadolu ve Suriye egemeni Seleukos Kralı III Antiokhos arasında yapılan ve Seleukoslar’ın yenilgisiyle sonuçlanan savaştır Bu savaşın sonrasında görüşmeleri Roma’da sürdürülen, ancak imzası Apameia’da (Dinar) atılan ve bu nedenle Apameia adıyla anılan anlaşmayla “Mare Pamphylium” (Pamphylia Denizi) olarak anılan bugünkü Antalya Körfezi’nin ve çevresinin batı bölümü, yani Lykia Rodos’un, doğusundaki Pamphylia ise Bergama Krallığı’nın eline geçti Araştırmacılar, Perge dışındaki Pamphylia topraklarını, özellikle de Side’yi ele geçiremeyen Bergama Krallığı’nın bu nedenle yeni bir kent olarak Antalya’yı inşa ettirdikleri konusunda hem fikirdir

II Attalos Antalya’yı kuruyor

Bergama Kralı II Attalos güçlü donanmasının barınabilmesi için İÖ 2 yüzyılın ortalarında kayalık bir çöküntünün üstünde, olasıdır ki antik çağ yazarı Strabon’un “Korykos” (kaya oyuğu) olarak tanımladığı küçük balıkçı yerleşmesinin bulunduğu bir koydan ibaret olan yerde, kendi adıyla anılan Attaleia’yı (Antalya) kurdu Liman ve şehir surla çevrildi

Son Bergama Kralı III Attalos İÖ 133’de ölürken, krallık topraklarını, vasiyetname yoluyla Roma Devleti’ne bıraktığını açıkladı Antalya artık Roma toprağıydı Ancak, Roma’nın daha çok iç kesimlerle ilgilendiği, kıyı bölgelerinde egemenlik kurma işini önemsemediği kaynaklarda yazılıdır İmparatorluk devrinin başlarına kadar Roma’nın bölgeye karşı gösterdiği bu ihmal sonucunda, özellikle Likya ve Kilikya bölgelerinin korsanların denetimine girdiği, kıyılardaki korunaklı yerlerin birer korsan yatağı haline geldiği görülmektedir Roma, bölgeye karşı başlangıçta sergilediği ihmalin bedelini, daha sonraları kurduğu güçlü donanmasıyla korsanlara karşı uzunca bir süre mücadele ederek ödemek durumunda kalmıştır Roma, İmparatorluk çağında Antalya’nın stratejik konumunu ve zenginliğini kavramış ve iyi değerlendirmiştir Bu bağlamda Antalya ve çevresi bu devirde en parlak dönemini yaşamıştır

Bütün yollar Antalya’ya çıkar

Bugün bölgenin eski kentlerinde gördüğümüz kalıntıların büyük bölümü Roma döneminden, özellikle de İS 1 ve 2 yüzyıllardan kalmadır Roma, Doğu Akdeniz ticaretinin kavşak noktası durumunda olan Antalya Körfezi’nde, gemilerin yükleme boşaltma yapabildiği her limandan kuzeye, batıya, doğuya uzanan yol hatlarını geliştirerek, ya da yeniden inşa ederek deniz ticaretini etkin biçimde karaya bağladı Ve Antalya kıyılarındaki korunaklı yerleri birer iskele durumuna getirdi

İmparatorluğun 4 yüzyıl sonlarında doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasıyla bölge daha sonra Bizans olarak anılacak olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalmıştır

Selçuklu dönemi başlıyor

Selçuklular, Bizans’ın Antalya ve yöresindeki egemenliğine 13 yüzyıl başlarında son verdiler 1207’de Antalya’yı ve 1220’de Alanya’yı alarak bölgeye yerleştiler Selçuklular’ın sadece 100 yıl kadar süren egemenlik dönemlerinde, deniz ticaretine önem verdikleri biliniyor Askerî ve ticarî gemilerin yapım, bakım ve onarımının gerçekleştirileceği tersane ve benzeri tesislerin inşasının yanında, eski ticaret yollarını onardılar, yeni yollar yaptılar, bu yolların sürekli kullanılabilmesi amacıyla köprüler, hanlar inşa ettirdiler Dahası tacir ve yolcuların güvenlik içinde seyahat edebilmeleri için yetkin bir yol güvenlik sistemi kurdular

O dönemden haber veren kaynaklarda yabancı tacirlere ve ticaret konusu bazı mallara vergi bağışıklıkları sağlandığı ve mallarının sigortalandığı konusunda bilgiler vardır

Hamitoğulları ve sonra Osmanlı

Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1300 başlarında parçalanması ile bölge merkezi kuzeyde Eğirdir Gölü’nün güney ucunda, bugünkü Eğirdir (Felekabad) olan Hamitoğulları Beyliği’nin eline geçti

Bu dönemde bölgeye yerleştirilen Teke Türkleri, bölgenin uzunca bir süre Teke ili olarak anılmasına neden olmuştur

Antalya, 1361 yılında Kıbrıs Krallığı’nın eline geçmiş, ancak 11 yıl sonra Hamitoğulları tarafından yeniden ele geçirilmiştir

Kaynaklar, Hamitoğlu Beyliği’nin, Osmanlılar tarafından padişah I Murat döneminde 80 bin altın karşılığında satın alınmış olmasına karşın, Antalya ve çevresinin Osmanlı topraklarına 14 yüzyılın sonlarında Yıldırım Beyazıd döneminde katıldığını yazmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla