|
Prof. Dr. Sinsi
|
Akıl İle Gönül…
Akıl ile Gönül…

Bir “şey”dir gül
Gönül adamı da bakar ona, botanik bilgini de
Gördükleri büsbütün farklıdır birbirinden Gittikleri yol da…
Ama vardıkları nokta hep aynı olacaktır
Gönül adamı kemal gözüyle bakar güle ve onda “ekmel-i mahlukât”ı görmek isterse görür
Botanik bilgini şüphe gözüyle bakar güle ve hakikatini; renginin, kokusunun kaynağını arar durmadan ve bir gün bulur da
Şüphesinin bittiği yer, onun da ekmel-i mahlukâtı gördüğü yer olur genellikle
Burada daha kazançlı olan botanik bilgini midir, yoksa gönül adamı mı?
Gönül adamı bulunduğu noktada statiktir, durağandır; ama botanik bilgini çaba içindedir, enerji üretir
Elbette çaba ve üretim miskinlikten çok ötede bir kazançtır Tersinden okuyalım: Gönül adamı bulmuştur
Bulmuşluğun bilgisiyle bilgelik kazanmıştır; ama bulduğuyla yetinmektedir
Botanik bilgini hiç durmadan sorar ve arar Onun “Neden?”, “Nasıl?”, “Niçin?”leri karşısında gönül adamının “Daha!” “Dahası! ”, “Ötesi!”, “Mâverası!” gibi arzuları yoktur nedense
O büyük bir teslimiyet ve tevekkül ile kendini yinelemekte; ama yenilememektedir Gönül adamı bir sistemin muhafızıdır
Gönül adamı ile botanik bilgininin çatışmasından bütün bilim ve felsefe teorileri nasibini almış, tartışmalar, hakaretler ve küfürler medreseleri ve tekkeleri, akademileri ve kiliseleri doldurmuş, zahid ile rind; şarap ile riyazet, bilgi ile sezgi, madde ile manâ, yazı ile söz, kitap ile aşk birbirlerine gülümseyerek bakmamış yüzyıllarca
Oysa ne kadar da ihtiyaçları vardı birbirlerini anlamalarına ve ne kadar da muhtacız şimdi zıtları birleştirmeye
Laboratuvarlarda gül damıtmak, gönül potalarında kor çelikler dökmek gerekiyor artık
Dünyanın döndüğünü Konya’da Yunus’lar, suyun kaldırma gücünü Kırşehir’de Bektaş’lar, yerçekimi kanununu Simavna’da Bedreddin’ler haykırmalı artık
Biz Gazzalî’lere, İbn Arabî’lere, İbn Haldun’lara muhtacız yeniden Akıl ile gönlü buluşturmaya muhtacız
Newton yahut Keppler; Hallac yahut Mevlana…
Hepsi de geldikleri son noktada aynı hakikati buldular:
Yaratıcı’yı…
Bütün botanik bilginlerinin, bütün gül araştırmalarının sonunda gelecekleri yer, gülün hakikat-i Muhammedî olduğunun idraki noktası, yani gönül adamının bulunduğu yerdir
Bir botanik bilgini aklıyla yaptığı bütün araştırmaların ve bütün yolculukların sonunda, başarısıyla mutlu olacağı nihai noktada önce gönlü, sonra da gönül adamlığını bulur
Bütün mutlulukların idrak edildiği yer gönüldür çünki Başka türlü ifadesiyle, aklın ulaştığı nihai noktada, kendi mutluluğu için gönüle ihtiyacı vardır
Bu durumda gönül ile aklın birbirini yalanladıkları, büyük bir yalan; yekdiğerini tamamladıkları ise en büyük gerçektir
O hâlde akıl bir şey başarınca bunu gönülde hissedebilirken; gönül duyacağı mutlulukları neden aklıyla ölçemesin?!…
Akıl adamı olmak gönül adamına yasak mıdır?
Akılla koşmak gerektiğini gönül adamı inkar mı eder?!
Botanikçi, gönül adamı misali teenni gösterse bilgin olabilir mi sizce?
Bir gönül adamı olmak, elbette akıl ile gelinebilecek ilerlemelerin ötesindedir
Gönül adamı, gönül adamlığı iddiasında değildir Gönül adamlığı ne yalnızca hırkada, ne yalnızca posttadır O bir duyuş, o bir hissediştir ki değme kula nasip olmaz
Buna rağmen yalnızca gönül adamı olma iddiası kuru bir efsaneden ibarettir Neden mi böyle söylüyoruz?
Bilgi ile donatılmamış bir gönlün idrak ve irfanı, bir fikr-i sabit gibi, belki bir kısırdöngü gibi aynı çember içinde devinmeye, kendini tekrara mahkumdur da ondan
Bir gönül adamı botanik bilgini olamıyorsa kapatsın gönlünün kapılarını gitsin Ve botanik bilgini gönül adamı olamıyor diye ne kimse kötülesin onu, ne de küçük görsün
Gül bir “şey”dir Botanik bilgini ona renk ve kokunun nasıl geldiğinin peşinde koşarken, gönül adamı o rengi görüp kokuyu hisseder Botanik bilgini güle renk ve kokuyu veren gücü bulduğu an gönül adamının bulunduğu yere ulaşır
Gönül adamı ise, renk ve kokunun nasılını düşünmedikçe botanik bilginine asla yetişemez!?
Gönüllerimiz birer Yusuf, akıllarımız Ken’an diyarı Yusuf’u bulanlar Ken’an’dan uzak, Ken’an’dakiler Yusuf’u aramıyorlar ve belki Ken’an’a bir Yusuf gerektiğini de unutmuşlar
Sonuç: Gönül, akıl ile ulaşabildiğimiz bütün zirvelerdeki mutluluğun adıdır ve galiba bizim, botanik bahçelerinde yalnızca bilginlere değil, gönül adamlarına da ihtiyacımız var
Gönül Kâbe’leri bilim adamlarını özledi
İskender Pala
|