|
Prof. Dr. Sinsi
|
Bir Söz /Bir Resim..
http://[img]/images/forumsinsimages/....jpg[/img]
Bir Söz /Bir Resim 
Her odunun kokusu dumanından meydana çıkar İnlemesinden anlaşılır ki, Aşık gönül hastasıdır Vücudu afiyettedir ama o, gönüle tutulmuştur Aşıklık gönül iniltisinden belli olur, hiçbir hastalık gönül hastalığı gibi değildir Aşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır Aşk, İlahi sırlardan bir sırdır Aşkı açıklamak ve anlatmak için ne söylersem söyleyeyim, asıl aşka gelince o sözlerden mahcup olurum Dil söylerse aydınlanırız , fakat dile düşmeyen aşk daha aydındır Çünkü kalem, yazmada koşup durmaktadır, ama aşk bahsine gelince; çatlar, aciz kalır Aşkı açıklamada akıl yetersiz kalır Aşkı , aşıklığı yine aşk izah eder ancak
( Aşk yüzüne gülünce ağlarsın,işte o zaman anlarsın Can!)
Aşk nedir? dediler Mansur’a Sabredip bekleyin dedi
Üç güne varmaz görürsünüz Önce kollarını ayaklarını kestiler
Her uzvu Aşk dedi Astılar, bedenini o yine Aşk dedi
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi ”
[img]/images/forumsinsimages/56/06-08-2012T03-52-206544c1_forumsinsi net_ jpg[/img]
Göz nereye bakar, gönül oraya akar
Gönül nereye akar, ayak oraya koşar !
Sen, duru bir su gibisin; bu duru suyu, yaptığın kötülüklerle bulandırma, gönlünü örtme!
Gönül gözünün önüne günah perdesini çekme; yapma bu işi
Tertemiz kişiler, gönül erleri, gönlünü seyretmek için onun etrafında toplandılar!
Bu temiz insanlara karsı sen de utanç içinde kalma; sen de tertemiz ol, gönlünü utandırma!
Bak Gönül: “Fanî güzellere âşık olmaktan kendini çek!” diye nara atıyor!
Hz Mevlana
Gerçeği bilerek ölen aşılar[
sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler
Tatlı tatlı ölürler
Bir başka şive ile ölürler hasılı Elest hitabından sonsuzluk şarabı içenler…
Melekler kıskanırken güzelliklerini
adem oğulları gibi ölmezler onlar
Sen aslanlar da köpekler gibi kapının dışında mı ölürler sanırsın?
Yolculukta ölen aşıkları karşılamaya padişah çıkar
Onlar ölmezler
gaip gözlerini açarlar
Aşık olmayanlarsa kör ve sağır can verir giderler
O ay yüzlünün ayak ucunda solar aşıklar
Güneş gibi apaydın olurlar
Birbirlerinin canına can kesilenler
birbirlerinin aşkı ile ölürler
Ciğerlerinde aşk suyu…
Su gibi ölürler
Aşıklar gökyüzüne kanat açarlar
Münkirlerse cehennemin dibinde geberip giderler
Geceleri sevgilinin derdi ile korkusu ile uyuyamayanlar
korkusuzca huzur içinde ölürler…
Burada ota tapan öküzlerse eşek gibi çürür giderler
Sevgilinin bakışına kapılanlar
] güle oynaya feda ederler kendilerini o bakışa
Padişah onları kucağına alır bağrına basar
O bakışa kul köle olan
hor hakir bir halde ölmez
Mustafa’yı arayanlar Ömer gibi Ebu Bekir gibi ölürler…
Ölüm yoktur aşıklara
Ben bu sözleri öylesine söyledim
Ey şems! Padişahım! Seni inkar eden ölmez
Sadece gerçeği bilmeyen kapkara kalbi ile kapkara gider
Hz mevlana
[img]/images/forumsinsimages/56/06-08-2012T03-52-20e5d2db_forumsinsi net_ jpg[/img]
“Hikâye ederlerdi ki, yüce : ‘Ey benim kulum! Senin ihtiyacını ve dileğini yalvarmanla, dua etmenle çabucak yerine getirirdim; fakat senin yalvarış ve inleyişinin sesi hoşuma gidiyor, işte daha çok ağlayıp inlemen ve sesini daha çok duymam için dileğini yerine geç getiriyorum’ buyuruyor Meselâ bir adamın evinin kapısına iki fakir geldi Biri hoşa giden, sevimli ve beğenilen bir tip; öbürü ise tamamen bunun aksine çirkin ve sevimsiz Ev sahibi uşağına: ‘O sevimsiz olanına bir parça ekmek ver de, hemen kapımızdan uzaklaşsın ’ der Sevimli olanına ise: ‘Daha ekmek pişirmediler Pişip gelinceye kadar bekle ’ diye vaatte bulunulur ” (Fîhi Mâfih, 57-5
Diğer taraftan sağlık ve varlık ’la kul arasında iki perdedir İnsan hastalanınca veya malına mülküne bir ziyan gelince ALLAH’ı daha çok hatırlamaya başlar, duaları daha sıcak olur, Cenab-ı Hakk’a samimiyetle niyaz eder Mevlânâ bu konuda Firavun’u örnek verir: Cenab-ı Hak Firavun’a dört yüz yıl ömür, saltanat, mal mülk vermiş, her arzusunun yerine gelmesini sağlamıştır Bunların hepsi onun ile arasındaki perdeleri kalınlaştırmış, kendisi tanrılık iddiasında bulunmuştur Hatta öyle ki Cenab-ı Hak Firavun’un kendisini anmaması için hiçbir isteğini yerine getirmezlik etmemiş, ona küçük bir baş ağrısı bile vermemiştir (Fîhi Mâfih, 354-355)
Dertler insanı olgunlaştırır
Bu husus doğuda ve batıda bütün dünyada geçerli bir gerçektir Eckhart’ın; “İnsanı olgunluğa götüren en hızlı at ıstıraptır” ve Balzac’ın;“Her ıstırabın öğrettiği bir şey vardır” tarzındaki benzer ifadeleri bu görüşü teyid eder Mevlânâ bu konuyu da ele alır:
“Kul, gece gündüz Hakk’a ağlayıp yakarır, derdinden dolayı yüzlerce şikâyette bulunur
Cenab-ı Hak da ona: ‘Ey bîçâre, dert ve mihnet seni doğru yola çıkarır
Ey kusurlarla dolu olan; şikâyetini, seni bizden uzaklaştıran nimetlerden et ’
Gerçekte her düşman, sana bir ilaç, faydalı ve ferahlandırıcı bir kimyadır
Zira onlardan kaçar, Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve yardımlarına iltica edersin
Seni Hak’tan başka şeylerle meşgul eden dostlarınsa, hakikatte düşmanlarındır
Porsuk adında bir hayvan vardır, boyuna dayak yedikçe semirir
Onu dövdükçe daha iyileşir, vuruldukça semizleşir!
Gerçekten müminin nefsi de bir porsuk gibidir, zahmet ve mihnet onu güzelleştirir, semirtir
Bu sebepten peygamberler cevr ü cefaya uğramış, halktan daha çok meşakkat çekmişlerdir
Zira canları da diğer canlardan daha temiz, daha üstündü Onun için başkaları, onların çektiğini çekmedi
Deri, ilaçlarla belâlara katlanıp, sonunda öyle Tâif derisi gibi güzelleşir
Ona acı ve keskin ilaçlar sürülmeseydi, tamamen işe yaramaz ve pis pis kokardı
İnsan da tabaklanmamış deri gibidir; rutubetten bozulur, ağır ağır kokar
Sen ona bol bol acı ve keskin ilaçları sür de; o, güzelleşip, temizleşip, kıymetlensin
Buna gücün yetmezse, Cenab-ı Hak sana istediğinin dışında bir maraz verince ona rıza gösterip sabret
Dosttan gelen belâ seni temizler O’nun ilmi senin tedbirinden üstündür ” (Mesnevî, IV:91-107)
Dertler kul için imtihandır
Altın ateşte, insan mihnette belli olur İnsanın gerçek şahsiyeti dertlerle denendiği zaman ortaya çıkar Mevlânâ kısaca açıklar:
“Dost, hiç dostun zahmetinden kaçar mı? O zahmet içtir, dostluksa onun kabuğu
Gam çeken dost için muhabbetin şartı mihnete, derde, belâya katlanmaktır
Dost altın, belâ da ateş gibidir Ayarı hâlis olan altın ateşe razıdır ” (Mesnevî, II:1472-74)
[img]/images/forumsinsimages/56/06-08-2012T03-52-20604720_forumsinsi net_ jpg[/img]
Küçük sıkıntılar büyük belâlara manidir
Mevlânâ bu konuyu hikâye ile anlatır Bir adam Hz Mûsâ’dan kendisine hayvanların dilini öğretmesini ister Hz Mûsâ, bu isteğin tehlikeli olduğunu, herkesin buna tahammül edecek gücü olmadığını söylerse de adam ısrar eder
Bunun üzerine Cenab-ı Hak’tan, Hz Mûsâ’ya onu üzmemesi, dileğinin hiç olmazsa bir kısmının yerine getirilmesi için vahiy gelir Hz Mûsâ adama yalnızca evindeki köpekle horozun dilini öğretir
Bir sabah adam hevesle bu hayvanların konuşmasını dinlemek için bahçeye çıkar Evin hizmetçisi sofra örtüsünü bahçeye silkerken bir parça ekmek yere düşer ve horoz hemen bu parçayı kapar
Köpek, horoza onun kırıntıları da yiyebileceğini, o parçanın kendisine münasip olduğunu söyler Horoz, köpeğe üzülmemesini, o gün ev sahibinin atının öleceğini ve köpeğin bol yiyeceğe kavuşacağını söyler Bunu işiten adam derhâl pazara gider, atını satar Ertesi sabah aynı hadise tekrar eder
Köpek, horozu yalancılıkla suçlar Horoz; atın satıldığını, ev sahibinin ziyanı başkasına yüklediğini, ancak o gün katırın öleceğini ve bütün hayvanlara ziyafet olacağını söyler Bunu duyan adam katırı da satar Üçüncü gün hadise tekrarlanır, horoz bu kez de evdeki kölenin öleceğini, yoksullara, köpeklere bol ekmek dağıtılacağını söyler Adam köleyi de elden çıkarır
Diğer yandan üç belâdan da kurtulduğu için sevinmektedir Dördüncü gün gelir Açlıktan hâlsiz kalan köpek sitemde bulununca; horoz ev sahibinin her üç ziyanı da savuşturduğunu, ancak bu defa sıranın ona geldiğini; atın, katırın ve kölenin ölümlerinin kendisine gelecek kazayı def etmek için olduğunu fakat hırsa kapılan sahiplerinin bunu kabullenmediği için öleceğini, birçok yemeklerin yapılacağını, kurban kesilip yoksulların, hayvanların doyurulacağını dile getirir
Adam pişmanlık ve korkuyla Hz Mûsâ’ya gider, canının bağışlanmasını ister Hz Mûsâ, atılan okun geri dönmeyeceği gibi, kazaya mani olmanın da imkânsız olduğunu anlatır, elinden gelen tek şeyin onun imanla ölmesi için dua etmek olduğunu bildirir Adamcağız durumun ciddiyetini anlayınca korkusundan hastalanır ve ölür
Sen burnunu kanatmak istemezsin ama burnun kanar Bu kanayış sana sağlık verir ” (Mesnevî, III:343
Bu hikâyeden de anlaşılacağı üzere insanoğlunun başına gelen bazı dertler, onu daha büyük musibetlerden korumak için âdetâ paratoner vazifesi görür
"Sükut eyledim, ''Kahrı var'' dediler Biraz söyledim, ''Zehri'' var dediler Sustum, kahrından susuyor dediler; biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler" ( Hz Mevlana)
Onun yüce,geniş bir ülkesi var
Nasıl olursan,ne olursan ol sen ona lazımsın Dilersen akik ol,la'l ol,elmas ol!Dilersen ker*** ol,taş ol!O büyük ülkeye o da lazım,bu da
**La'l isen de gel,taş isen de gel,onun bela seline düş,yuvarlana yuvarlana onun "Ehadiyyet"(birlik)denizine doğru koş,koş da ilahi aşkla çırpınıp duran aşk denizine misafir ol!
"Bizim peygamberimizin yolu âşk yoludur Biz âşk çocuklarıyız; âşk bizim anamızdır,"
Her bir kötü huyunu bir diken bil; dikenler, kaç keredir ayağını yaraladı
Kaç kere, kötü huyun yaraladı seni; fakat sende duygu yok ki; duygusuz yaratılmışsın
Çirkin huyunun, başkalarını yaraladığını bilmiyorsan
Kendi yarandan da haberin yok değil ya; sen hem kendine azapsın, hem başkalarına
[img]/images/forumsinsimages/56/06-08-2012T03-52-20e8d9d3_forumsinsi net_ jpg[/img]
Aramızda bir tek perde var ya Rabbi!
O da, benim
N'olur benden 'ben'imi al
Hallac-ı Mansur
[img]/images/forumsinsimages/56/06-08-2012T03-52-2014754a_forumsinsi net_ jpg[/img]
AŞK
kanatlar kırılıncaya kadar uçmaktır
ŞEVK
kanatlar kırıldıktan sonra da uçmaya çalışmak!
Ya şevk içinde harab ol, ya Aşk içinde gönül!
Aynaya baktı Züleyha ve dedi; buldum seni Yusuf
Meğer buradaymışsın; yanımda Meğer ordaymışsın; karşımda
Meğer içimdeymişsin; dışımda Meğer görünüşümde, görünmede, görünmeyende
Hepsinde ve hiçbirinde İçin ağlasa da kim duyar seni ?
Kim anlardışardan olup biteni? Yusuf''un yüzünü görenler bilir
Züleyhanın kalbine batan dikeni  
“Âşıkların bu nâraları zevk ve neşe mumunun yüzündedir
Şaşılacak şey şu ki, mum geldi, yanıyor,
fakat pervâneden eser yok, görünmüyor
İşte bu mum, öyle bir mumdur ki,
gündüzden de, geceden de üstündür
Ey can; koş, koş ki, gönül mumu can istiyor ”
Mevlâna
Aşk, bir uçurumdan düşmek gibi bir şey,
İşte bu yüzden sevgili’ye “yar” denir…
~ Hz Mevlana
Can dediğin  
Ya canın olmalı;
Ya da,canını taşımalı 
Yar diyemezsin ki herkese 
İçindeki yaran olmalı 
Herkesin de bir yüreği vardır amma  
Yürek dediğin de,
Bir (b)Aşka yanmalı /Mevlana
[img]/images/forumsinsimages/56/06-08-2012T03-52-2077b58f_forumsinsi net_ jpg[/img]
Geldin , sen iken ben oluyorsun ; az idin çoğalıyorsun ; sevdim doyulmuyorsun ; hamdım , yakıyorsun ; dağdım , fethediyorsun ; Güldün Nur 'un ile aydınlatuyorsun 
Şimdi iki iken bir olan ve olunana ,Sen her yanımda yadımdasın
Aşkın şerarı ateşi ta bağrıma düştü,
Ahım işiden yandı deyu başıma üştü,
İmdadıma eşkim ile dide yetişti,
Hepsi kalıp acz dediler: 'eyvah',
Yansın ko dedim, sönmeye söndürmeye Allah!
Hz Mevlânâ
Gelmez sana bir ziyan bu aşktan gönlüm!
Can gitse de korkma, başka bir candır ölüm  
Ey gönül!
Anlamayanlar seni üzerler, rahatsız ederler;
hatta seni deli, divane ederler, elini ayağını bağlarlar
Sen içi tatlı, özlü bir yemişe benzersin,
bu yüzden
seni hep kırarlar…
Hz Mevlana
   Ve sen yine denendiğinde
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde  
Uzun uzun düşün ve hatırla yaradanını!
ALLAH kuluna kâfi değil mi?
[IMG]http://t0 gstatic com/images?q=tbn:ANd9GcRXOkghMTlvnOKkM1d**QLPxh20mGFEq irbxeJeRif7SfqRljXO[/IMG]
Hz Mevlana'da; "birisinin kalbinde taht kurmak,
sevgisini kazanmak istiyorsanız,
öylesine sevmelisiniz ki,
benliğinizi bırakıp adeta o olmalısınız"
Mevlana Hazretleri, Pervane'nin evinde mânâ aleminden hakikatler saçıyordu
Büyük bir topluluk vardı "Müminler ölmezler" dedi, "Belki bir evden diğerine taşınırlar "
Şeyh Taceddin-i Erdebilî, "O halde niçin Allah (celle celaluhu), 'her nefis ölümü tadıcıdır" buyuruyor" diye itiraz etti
Mevlana: "Evet, fakat Allah nihayet her nefis diyor, her kalp demiyor Sen ya kalp ol veya bir müminin kalbinde yer et ki, müminin kalbi gibi ölmeyesin Sen nefsinin hevasına uyup gidersen o ayet senin hakkında söylenmiş olur " buyurdu
Küle döndüysen ;
Yeniden güle dönmeyi bekle…
Ve;
Geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil ;
Kaç kere küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla !
Bir/lik
Bir olmayı istemekle olur
Beraberlik uzaklık yakınlık ile değildir
“Seven sevdiği iledir…”
Ey yüreğim hüzne "BİSMİLLAH"
acıya "ELHAMDULİLLAH"
gözyaşına "SÜBHANALLAH"
lal olan dilime "LA İLAHE İLLALLAH"
[color="Wheat"][/url]
Bir çok razılık, bir çok başlangıç, bir çok aşma ve bir çok aşkınlık 
Verse de vermese de Rabbinden razılığın sırrına vakıf olan Hakikat-i Züleyha'ya Bismillah 
Uyandın, seni perdeler ötesinden hakikata doğuran aşka Bismillah 
Karanlıktan aydınlığa çıkaran duaya ve hüzün ile semaya ağan ruha Bismillah 
İki bulut arasından ayrılınca gökyüzü neler gördüğümü anlattığımda beni anlayan kalbe Bismillah 
Ey Kalbin üzerinde titreyen hüzün! Acıya Bismillah Ateşe Bismillah Gözyaşına Bismillah 
Bir ah çekip de derundan kalbimde buluverdiğim
Gül-i Siyah'a Bismillah  
Nazan Bekiroğlu
[IMG]http://t0 gstatic com/images?q=tbn:ANd9GcQlnPXOhyHrGX85mNkdyOal-ZKg7fQ**E1M8xVDifmr8E9XucPgJg[/IMG]
»Tek çiçekle bahar olmaz diyenlere inat!…
Her yürek için açan özel bir çiçek olduğunu ve fazlasının gerekmediğini ispatlamak için baharı bekliyorum «
Ahmed Günbay Yıldız
İnşaALLAH derse yakaran
İnşa eder Yaradan!
Şu ellerin taşı hiç bana değmez  
illa dostun gülü yareler beni  
Kavuşmanın nice bir şifa olduğunu, ayrılık ile hasta olandan sor
Bir içim suya benzer tatlı dudağının lezzetini,
yüzünü görmeye susayandan sor
Konuşmak gibi bir lütufta bulunursan eğer,
benden başkasına sorma dudağının sırrını
Bencileyin sırları bilen birisinden sor bu gizli nükteyi
Gaflet uykusundaki göz, ne bilsin gözü yaşlıların halini?
Yıldız seyrini gözyaşlarının yıldız gibi dökülüşlerine yahut
yıldızlara bakarak sevgiliyi düşünmeyi
ancak sabaha kadar gözüne uyku girmeyenden sor
Mum gibi yanıp tükendim aşkının derdinden
Artık seher yelinden sorma halimi benim
Ayrılık gecesinde sırdaşım olan mumdan ve pervaneden sor
Ey Fuzuli! Ne bilsin sevgi cahili sofu, aşk lezzetini?
Aşkın nasıl bir zevk olduğunu, aşk zevkini onu tadandan sormak gerek
Bazen ne acı gelir yaşamak yaşanılan acılar zorluklar çok acıtır ya bizi
insanlar en çokda sevdiklerimiz değer verdiklerimiz 
yakarırız neden diye sorarız buğulu gözlerle haketmemişizdir çünkü
biz samimiyetle sevmişiz değer vermişizdir
samimiyetsizlikleri gördüğümüzde içimizi kanatırlar 
Bazen yazarak dökeriz içimizi ki kağıda dokunan kalem,
kibritten daha çok yangın çıkarır onlar bilmezler
yanlız kalmak isteriz kimseyle konuşmamak belki
kırılan kalbimizi bir başkası daha kırmasın diye
mesafe koyarız korkarız yeniden sevmeye
Oysa acıdır insanı olgunlaştıran acıdır yandıran pişiren 
yanmazsan nasıl anlayacaksın ki
ancak yanarak pişeceksin ve
pişersen olursun ancak
Geceydi  
Sevda ikliminde bir yürek duaya durmuştu 
Duadan özge eylül mü kalır nisan mı? 
Duadan ayrılsa kul mu kalır insan mı? 
Duası olmayanın ola mı umudu, duaya durmayanın kala mı suudu? 
Ölüm kadar özeldir dua, ölüm gibi güzeldir dua 
Dua yağmur yağmurdur, dua tuzdur hamurdur 
Dua ki bağırlar yakan közlerdedir, dua ki söylenmemiş sözlerdedir 
İçten içe bir niyazdır dua, gelinlik giyside beyazdır dua 
İlahi yazıların gizemli şifresidir dua, yoldaşın yoldaşa gülen çehresidir dua 
Tevbeleri izleyen gözyaşıdır dua, her işte bir hayrın başıdır dua 
Yıldızları tutan açık ellerdedir dua, şafakların değdiği dillerdedir dua 
Dünyanın eşiğinden öteye akıştır dua, gaflet perdelerinden öteye bakıştır dua 
Dua ki; kelebekler kanadı gibi titrek, seher bülbülü gibi şakraktır 
Dua ki; umutların ritmiyle atan nabızda gizlidir, gönüllerin teliyle çalan sazda gizlidir 
Söz değil bir haldir  Söze hükmeden mecaldir 
Gönülden ve gizlice  Utanarak ve umarak  Israrla ve devamlı 
Geceydi  Sevda ikliminde bir yürek duaya durmuştu 
İyiliğe niyet edin  Büyüklere hürmet edin 
Sıkıntıya sabredin 
Aza kanaat edin  Sözünüzde sebat edin 
Bildiğinizle amel edin 
Hatanızı kabul edin  Yaramaz ise def edin 
Varken tasarruf edin 
Alimlerle sohbet edin  Nefsinizle inat edin 
Sofranıza davet edin 
Zararlıysa men edin  Seviyorsanız ifade edin 
Sabretmek
öylece durup beklemek değil,
ileri görüşlü olmak demektir
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü,
geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir
Ve bilirler ki gökteki ayın
hilal’den dolunaya varması için zaman gerekir
~ Tebrizli Şems ~
|