|
Prof. Dr. Sinsi
|
Biz Kozamızı Çok Severiz
Biz Kozamızı Çok Severiz
Biz Kozamızı Çok Severiz
 Bizler, birey olarak kozamızda yaşamayı çok severiz Kozayı delmek, başımızı dışarı çıkararak evreni gözlemlemek pek aklımıza gelmez Sevgi ile kozada yaşamak, hayallerimizin biricik ürünüdür
Ancak, evrenselliğin büyüsü, kozamızdaki tüm değerleri alt üst eder
Dünün gerçekleri olarak kabullenilen kravat takmak, dans etmek, smokin giymek, aşağılık gavuru küçümsemek, hamburger yemek, cep telefonu kullanmak, sanal dostluklar edinmek, otomobil kullanmak, makyaj kültürüyle yoğunlaşmış kimlikler edinmek gibi haller, kozanın içinde kalan versiyonlardır
Bu mantığın sonunun olmadığını, gerçeklerden kopuk, anlamsız, insanlığa negatif bir anlam yükleyen bu çoğulcu ortamdan kurtulabilmenin, daha fazla söz sahibi olabilmenin, inanırlığının ve saygınlığının artması gerektiğini idrak eden Ademoğlu, bunun kozayı delmekle mümkün olabileceğine de kendini inandırmıştır 
Bireycilik taslamak, evrenselliğin yanında oldukça sakil kalır Okumakta olduğunuz bir yazıda veya olaylara bakış açınızda sözü edilen bu durumun hemen farkına varabilirsiniz
Örneğin; bir yabancıya yansıtılan davranışı, yakınınıza yapılan hareket ile eşdeğer düzeyde tutabiliyor ve tarafsızlığınızı kaybetmiyorsanız, veya sahip olduğunuz bir şeyin kaybı sizi meşgul etmiyorsa, bilincinizde evrensel ışıklar parlamaya başlamış demektir
Kozadan dışarı adım, önce böyle başlar Bilincin belirli bir seviyeye geldiğinin işaretidir
Tabii bu anlattığım, risk almadan yakalanabilen bir durum değildir ve asla rasgele bir şekilde olamaz "
"İnsanı kozanın içinde tutmayı başarabilen şeyler nelerdir? " sorusunun yanıtını; duygular, şartlanma, değer yargıları ve buna bağlı yorumlardır şeklinde vermek gerekir
En mühimi de, kozayı delme sırasında akla gelmeyen ve o güne kadar yaşanmayan, birbirinden güçlü zorlukların olması Yıllar boyu edindiğimiz ve pençesinden bir türlü kurtulma cesaretini gösteremediğimiz şeylerdir bunlar
Kökeninde; başta alınganlık olmak üzere, kızgınlık, öfke, kin, intikam denen duygular yatar Neticede, “Vehim” denen en azgın his de devreye girdiğinde birey, kendini bir et-kemik yığını kabul ederek yaşamaya devam eder
Bu karmaşada insan, evrensel değerlere uzanmak yerine, yatay bir geçişle, birimsel anlamdaki özlemlerini, inançlarını, değerlerini, kanaatlerini, kaybetmeme çabasına giriyor
Bunları bir kenara bırakın, düşüncelerini özgürce ifade etme yeteneğinden bile mahrum kalıyor Dolayısı ile, kaybeden insan oluyor
Ve giderek içine kapanıyor, durmaksızın bireysellik adına üretim yapıyor Mana ile bütünleşemiyor Ne yazık ki,asli durumunun yani varoluş gayesinin ne olduğunu unutup, kendi kendisini içine hapsettiği duvarı delemiyor
Sözüm ona, üzerinden bir türlü atamadığı şaşkınlıkla mutlu bir yaşam sürüyor
Çünkü o, KOZASINI seviyor  
Alıntı
|