Yalnız Mesajı Göster

Türklerin Anadolu’Da Fethettiği Son Başkent | Trabzon (Trapezus)

Eski 08-04-2012   #20
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Türklerin Anadolu’Da Fethettiği Son Başkent | Trabzon (Trapezus)



Manastırlar


Kaymaklı Manastırı







Trabzon’un 3 km güneydoğusunda Boztepe’nin Değirmendere vadisine bakan yakasında kurulmuştur 1424 yılında inşa edilmiştir Yapılar topluluğu dikdörtgen alan içerisinde, ortada tek apsisli kilise, kuzey batıda çan kulesi, güney doğuda ise küçük bir şapel ve manastır hücrelerinden oluşmaktadır Manastır yapıları birçok defa onarım görmüştür En eski kısım kilisenin beşken apsis bölümüdür Kilise içerisindeki freskler 18 yüzyıla tarihlenmektedir







Kızlar Manastırı





Boztepe’nin yamacında şehre hakim bir mevkide kurulmuştur İki teras üzerine inşa edilen manastır kompleksi yüksek bir koruma duvarı ile çevrilmiştir Manastır III Alexios zamanında (1349-1390) kurulmuş birkaç defa onarılmış som şeklini 19 yüzyılda almıştır İlk olarak güneyde içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir Kaya kilisesinin içerisinde kitabeler ve Alexios III karısı Theodora ve annesi Eirene’ nın portreleri yer almaktadır






Kuştul Manastırı





Bu manastır Trabzon’un Esiroğlu Beldesinin Kuştul (Şimşirli) ismi verilen köyündedir Yapının bulunduğu yere gidiş şöyle olmaktadır Önce Esiroğlu Beldesine gidilip, oradan minibüs veya jiip kiralanır Soldaki yol takip İkidere Köyüne gelinir Bu köyde yol ikiye ayrılır Yolun biri sağa diğeri sola gider Sağa giden yol yamaçta bnulunan Konaklar Köyüne varır Buradan Kuştul daha uzak olmasına rağmen ulaşım daha iyidir Katır veya yaya olarak gidilirse manastıra bir-iki saatte varılabilir









Vadinin tabanından dirsek şeklindeki kaya üzerine oturtulan bu yapı, kale gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuştur Maçka yolu üzerinde ve bağımsız bir amir gücüne sahip olan, üçüncü manastırdır MS 752 yılında kurulduğu söylenen bu manastır 1203 senesinde yağma edilip, terk edildi Ama 1393 yılında tekrar kurulup 15 yüzyılın başında yine eski önemini kazandı Bu asrın binalarının çoğu 1904 yılında çıkan büyük bir yangınla harap olduktan sonra manastır, bir daha inşa edilmiştir








Manastıra batı cephesindeki bir merdivenle varılmaktadır Büyük kilise açık geniş hollü ve galeri İtalyan stilinde yapılmış bir bina idi Doğu cephesindeki kaya tepesi üzerinde, manastır duvarlarının dışında, normal büyüklükte ve kare-haç stilinde bir kilise vardı Manastır, defineciler tarafından harap edilmiştir Zamanımızda büyük kilise yıkılmış olup, bir merdivenle alt avluya bağlanırdı Doğu cephesindeki dağda, manastırın 300- 400 m güneyinde bir mağara vardır Cumot’un manastırı eski halini gösterir 1903 yılına ait netleşmiş olduğu resim bize bilgi vermektedir Resimlerden de anlaşılacağı gibi dört katlı ve çok pencereli bir bina idi Çatısı kiremitle örtülü olup, uzaktan görünüşü derebeyi şatosunu andırıyordu








Manastır içinde bulunan mağaranın kuzey köşesine yaslı ve batı ile kuzey duvarları kaya olan küçük bir kilisecik vardı Bunun içinde bir niş mezarının oluğu muhtemeldir Şimdi görülebilen kilisecik kalıntısı çok eski değildir Fakat çevredeki manastır kiliseciklerinin küçük bir benzeridir Manastır içerisinde vadiye kadar herhangi bir tehlike anında kullanılmak üzere yapılmış, gizli dehliz vardı Fakat bu dehliz toprak ve taşlarla dolmuştur Bu manastır da Trabzon bölgesindeki diğer manastırlar gibi kutsal bir mağara ve ayazmanın etrafında kurulmuştur














Sümela Manastırı






Trabzon'un Maçka İlçesinin Altındere Köyü sınırları içinde Altındere vadisine hakim Karadağ'ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerinde kurulmuş olan Sumela Manastırı, halk arasında “Meryem Ana” ile anılır Vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan yapı, bu konumuyla manastırların şehir dışında, ormanlarda, mağara ve su kenarlarında kurulma geleneğini sürdürmüştür
Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını siyah anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlardan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir









Rivayete göre; Bizans İmparatoru I Theodosius zamanında (375-395) Atina'dan gelen Barnabas ve Sophronios isimli iki rahip tarafından kurulmuş olan manastır 6 yüzyılda İmparator Justinianus'un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine generallerinden Belisarios tarafından tamir edilmiştir

Sumela Manastırının şimdiki durumuyla varlığını 13yüzyıldan itibaren sürdürdüğü bilinmektedir 1204 tarihinde kurulan Trabzon Komnenosları Prensliği'nden III Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır III Alexios'un oğlu III Manuel ve sonraki prensler döneminde de Sumela yeni fermanlarla zenginleştirilmiştir









Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı Padişahları pek çok manastırda olduğu gibi Sumela'nın da haklarını korumuşlar, bazı imtiyazlar vermişlerdir

Sumela Manastırı'nın 18 yüzyılda bir çok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir 19 yüzyılda büyük binaların ilave edilmesi ile manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir







Trabzon'un 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında manastıra el konulmuş, 1923'den sonra tamamıyla boşaltılmıştır

Sumela Manastırı'nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadır ve bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir
Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bir bölümü yıkılmıştır









Dar ve uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılmaktadır Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır Buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir
Avlunun etrafındaki binalarda odalardaki dolapları, hücreleri, ocakları ile Türk sanatının etkileri de görülmektedir







Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir Şapeldeki freskler ise 18 yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir En tabakanın freskleri daha üstün niteliktedir

Sumela Manastırında yer yer sökülerek alınmış olan ve oldukça harap bir görünüm taşıyan fresklerde işlenen başlıca konular İncil'den alınmış sahneler, Hz İsa ve Meryem Ana hayatıyla ilgili tasvirlerdir










Vazelon Manastırı







Bu manastıra Maçka’yı 14 km geçtikten sonra iki yolla gidilmektedir Birinci yol; Kiremitli kahvelerinden yaklaşık 500 m sonra sağa ayrılan, yeni yapılmış stabilizedir Diğeri ise; Kiremitli köyünden vadiye inip, vadiden 2,5-3 saatlik yaya gidilmesi gereken yoldur Fakat bu yol zahmetli ve daha uzun olduğu için tercih edilmez Birinci yol daha iyi ve emindir Manastıra giden yol dik olmasına karşın, çam ormanlarının içinden geçip, güzel çiçek kokularını teneffüs ederek bakir manzarayı görünce, bu zahmete gerçekten değdiğini anlarız Yolun sonunda manastır binası karşıdan bütün ihtişamıyla gözükür

Yapının, Vazelon ismini kurulmuş olduğu “Zabulon Dağı” ndan aldığı görüşü kuvvetli ihtimaldir Manastır ıssız, sakin yerde seçilmesi, ona daha kutsal bir hava vermek istenmesindendir (bu gibi yapıların Trabzon ve çevresinde, evvelce Hıristiyan Halk tarafından içinde kutsal bir suyun bulunduğu “Ayazma” etrafında yahut yakınında kurulması önemli etkenlerden birisi olmuştur)








Çoğu araştırmacı yapının tarihini kesin olarak vermemekle birlikte; bazıları ilk inşa tarihini MS 270 , bazıları MS 317 olarak belirtir Manastır, Yahya Peygamber’e adanmıştır Fakat ilk kuruluşu ile bugüne kadar çeşitli değişiklikler geçirdiği kesindir (527-565) yılları arasında Justinyen tarafından tamir ettirilmiştir 644 yılının Şubat ayında hücreler tamamen tamir edilip, kütüphanesi zenginleştirilmiştir 702 yılı ile onu izleyen yıllar içinde esaslı şekilde yenilenmiştir Vazelon Manastırı, 13 yüzyıldan 20 yüzyıla kadar Maçka’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür 14 yüzyılda sahip olduğu arazi ve geliri 1890 yılına kadar yirmi köyde devam etmiştir Vazelon Manastırı vaktiyle bölgede bulunan manastırların en yetkilisi ve zengini durumundaymış Bir rivayete göre; Vazelon geliri ile bir Sumela Manastırı daha yapılabilirmiş Manastır 19 yüzyılda etraflıca onarılmıştır Binayı batı kısmındaki merdivenle girilmektedir Merdiven basamakları kırık olduğundan, yukarı çıkarken dikkatli olmak gerekir








Bugün zemin kat kısmı sağır kapı ve pencereler ile kapalıdır Fakat birince kata bahsedilen merdivenle çıkıldığında, küçük bir antre ile karşılaşırız Bu kısmın sağında ve solunda iki dar koridor vardır Bu koridorlara sağdan ve soldan üçer olmak üzere toplam altı oda açılmaktadır Odaların tavan kısımları ahşap olduğundan günümüze gelememiştir Girişteki ek kısmın 19 yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır Çok pencereli çok pencereli bir karaktere sahip, sert taşlardan ibarettir

Manastırın asıl eski bölümüne evvelce ahşap bir merdivenle çıkıldığı için, bu merdiven halen yoktur Diğer kata geçmek için tırmanarak, yahut alt katta bulunan gizli dehlizlerden sürünerek varılabilir Tournefort, bu manastırı ziyaret sırasında bahsettiği merdiven bu kısımda olsa gerek “Buradaki keşişler, manastıra ilkel olarak yapılan bir merdivenle çıkarlar Bu merdiven; gemi direği büyüklüğünde, iki meşe ağacı gövdesinden ibarettir Bunlar duvara yaslanır Bunların yardımı olmaksızın, ben binaya çıkabilmek için iyi bir ip cambazı olmalıydım” diyor









Eski manastır bölümüne çıkıldığında, bazı bina kalıntılarına rastlanır Soldaki büyük kısmın yemek salonu, ona bitişik olanın ise manastır görevlilerine ait olduğu sanılmaktadır Sağdaki binalar ise; su kanallarından anlaşıldığına göre mutfak ve yemekhane idi Bunların yukarısında üzeri tonozla örtülü büyük bir su sarnıcı bulunmaktadır Bunun yanıbaşında ise üç nefli bir Bizans kilisesi bulunmaktaydı Kilisenin apsis kısmında nişler halen mevcut olup, girişi kuzeydendir Batısında bulunan iki kapının açıldığı mağara hücresi, manastırın ilk kiliseciği için uygun yerdir Kilisenin kuzey dış duvarındaki freskler, son hüküm (mahşer günü) , İsa’nın bin yıllık denilen kürsüsünün hazırlanışını, cennet-cehennemi tasvir ederler Manastır ve bölümlerinin üzerleri ahşap olduğundan bugün çürümüş ve yıkılmıştır Bina 1923 yılında terkedilmiştir














Alıntı Yaparak Cevapla