Yalnız Mesajı Göster

Mersin'i Her Yönü İle Tanıyalım - İlçeleri - Tarihi Turistik Yerleri

Eski 08-04-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersin'i Her Yönü İle Tanıyalım - İlçeleri - Tarihi Turistik Yerleri



Müzeler ve Örenyerleri

ANAMUR MÜZESİ


Yalıevler Mahallesi, Atatürk Caddesi, Fahri Görgülü Caddesi No:8, Anamur
Tel : (0324) 814 16 77
Faks : (0324) 814 30 18
Her gün 0800-1200/1300-1645 saatlerinde ziyarete açıktır
Müzede etnografik ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane, laboratuar, konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler bulunmaktadırArkeolojik bölümde helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergilenmektedirBozyazı'daki kazıda bulunan kabartma motifli altın diadem; Anamur Nekropolünde bulunan 36 parça ajurlu Bizans yapısı altın objeler, bronz athena, kantar ağırlığı, Müzenin önemli eserleri arasında yer almaktadır
Anamur kazılarında çıkartılan ve çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik desenli insan figürlü zengin mozaik örnekleri ile İ Ö 6 Yüzyıla ait ve Aydıncık'ta bulunan, kırmızı ve siyah figür tekniğinin en güzel uygulamaları olan Lekitoslar, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait taş kitabe, mil taşları, taş pişmiş topraktan heykeller ve kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil örnekleri, taşın bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş işleme örnekleri Müzede sergilenmektedir
Etnografi bölümünde, geleneksel sanatların örnekleri, yörük eşyaları ve "Post Yanışlı" kilim türleri, zengin bir koleksiyon oluşturmaktadır

MERSİN MÜZESİ

Atatürk Caddesi Kültür Merkezi, Halk Evi Binası
Tel : (0324) 231 96 18
Faks : (0324) 231 96 29
Pazartesi dışında her gün 0800-1200/1300-1645 saatlerinde ziyarete açıktır

Kent merkezindeki Kültür Merkezi'nin doğu cephesindedir Arkeolojik ve etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir edilmektedir Taş eserlerin sergilendiği birinci salonda; Roma dönemine ait mermer insan başları, heykel ve steller ile anforalar yer almaktadır Pişmiş kilden (Terracota) yapılmış terliksi formdaki mezarlar, Pompeipolis antik kentinde bulunmuştur İkinci salonda; Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden Yumuktepe ve Gözlükule kazılarından çıkarılan Yeni Taş, Bakır Taş ve Eski Tunç dönemlerine ait eserler sergilenmektedir Bunlar iki kulplu kaplar, ikili, üçlü, dörtlü sepet kulplu fincan şekilli kaplar, gaga ağızlı testiler ve çeşitli boyalı kaplardır Ayrıca Eski Tunç, Urartu, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli çanak, çömlek, cam ve bronz eserler, bronz, gümüş ve altın sikkeler bu salonda sergilenmektedir
MÖ 2 Bine ait kurşun figür, Hitit İmparatorluk dönemine ait mühürler dikkat çeken eserlerdir Hayvan başlı gümüş, Urartu bilezikleri ve çeşitli dizi boncuklar, klasik ve Helenestik Çağ'a ait Lechyos, Kylix ve Sigilatalar ile Roma dönemine ait çeşitli form ve büyüklükteki cam eserler, altın diadem ve küpeler sergilenmektedir Etnoğrafik eserlerin bulunduğu üst kattaki üçüncü salonda; gümüş süs eşyaları, tesbihler, işlemeli kadın elbiseleri, peşkirler, ağaç ve bakır eşyalar, kilimler, nazarlıklar ile tabanca, kama ve barutluklar yer almaktadır Müze bahçesinde ise çeşitli dönemlere ait taş eserler ile Pithoslar sergilenmektedir

MERSİN ATATÜRK EVİ VE MÜZESİ


MERSİN ATATÜRK MÜZESİ



Atatürk, Eşi Latife Hanım ile beraber, 20 Ocak 1925'te Mersin'e geldikleri zaman, 1897 yılında Tahinci Ailesi tarafından inşa edilmiş olan bu konakta kalmışlardır

Bina, Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılmış, tamir edilmiş ve "Atatürk Evi ve Etnografya Müzesi" olarak hizmete açılmıştır



Atatürk Caddesi
Tel : (0324) 237 55 71
Faks : (0324) 231 96 29
Pazartesi dışında her gün mesaî saatlerinde ziyarete açıktır


Mersin Belediye binasının kuzeyinde, Atatürk Caddesi üzerindedir 1917 yılında İsviçreli Krizmon tarafından yaptırılmış, daha sonra Tahinci ailesince satın alınan ev, 1980 yılında kamulaştırılmıştır
Atatürk 20 Ocak 1925 tarihinde eşi Latife hanımla birlikte Mersin'e geldiğinde bu evde 11 gün misafir edilmişti Bu yapı günümüzde Atatürk Evi ve Müzesi olarak düzenlenmiştir 2 katlı müzenin 1 Katında, Atatürk'ün değişik tarihlerde Mersin'i ziyaretleri ve Kurtuluş savaşı ile ilgili fotoğraf ve belgeler yeralır 2katında ise çalışma, dinlenme, yatak ve misafir odaları ile şahsi eşyaları bulunur Ayrıca bir konferans salonu vardır

SİLİFKE MÜZESİ

Taşucu Caddesi No: 111, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 0800-1200/1300-1645 saatlerinde ziyarete açıktır

SİLİFKE ATATÜRK EVİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ


Saray Mahallesi 1 Cadde, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 0800-1200/1300-1645 saatlerinde ziyarete açıktır

TARSUS MÜZESİ


Kültür Merkezi Binası, Tarsus
Tel : (0324) 613 06 25
Faks : (0324) 613 30 80

Tarsus Müzesi,1557 Yılında Ramazanoğullarından Kubat Paşa tarafından açık avlulu medrese olarak yaptırılan ve 1966 yılında restore edilen Kubat Paşa Medresesi’nde uzun süre hizmet vermiştirDana sonra Tarsus Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen bir binaya taşınan Müzedeki eserler Paleotik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Urartu, Grek, Roma, Bisans, Selçuklar, Osmanlı devletine aittir
Pazartesi dışında her gün 0800-1200/1300-1645 saatlerinde ziyarete açıktır

MERSİN MERKEZ ÖREN YERLERİ

YUMUKTEPE

Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir Sistemli arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapılmıştır II Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılar 1946'da yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır 1992 yılında İstanbul Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır Yaklaşık 15 yıl sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir
Yumuktepe'de ilk yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik, Tunç, Hitit, Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir 33-25 katmanlar Neolitik döneme aittir Bu dönemde taş temelli evler, yün eğirmeye yarayan kirmenler, bakır oltalar, obsidyen ve akmak taşından yapılmış araçlar, taş mühür, ok uçları, dokumacılıkta kullanılan ağırsak, çanak, çömlekler bulunmuştur 29-13 katmanlar ise Kalkolitik dönemi kapsar Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak temelli silolardır Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi yerleşime geçilmiştir Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde fırın, yerel kaplar, temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar vardır Orta Tunç çağı ise 12-9 katmanları kapsar ve İÖ 2000-1500'e tarihlenir Bıçak, mızrak, mühür, kadın heykelciği, ayaklı kadeh ve gaga ağızlı testicikler bulunmuştur Hitit dönemi ise 7-5 Katmanlar arasında ve İÖ 1500-1200'e tarihlenir Sur duvarları testere biçimindedir Evler Sokaklar vardır En üst katlar Grik, Bizans ve İslami dönemi kapsar Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve İslami katmanda ise sırlı seramik bulunmuştur
Höyüğün 25 m derinliğinde bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale harabesinin küçük bir örneği olup, Poligonal tarzda inşa edilmiştir
2003 kazı sezonunda ortayla çıkarılan buluntular arasında Neolitik,Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen kandiller,boncuk dizileri,kemik süs iğneleri,taş ağırşaklar,kemik aletler yer almaktadırYumuktepe'den çıkarılan yüzlerce eser, Mersin Müzesinde sergilenmektedir

SOLI - VIRANŞEHIR( SOLOI- POMPEIPOLIS )

Mersin'in 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7 Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir Darius( MÖ 521-485) zamanında, Klikyayı ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darbedilmiştir Pers- Yunan savaşları sırasında , MÖ 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloi'yi yönetim merkezi yapmışlarsa da , bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir MÖ 333 de Asya seferine çıkan Aleksander, Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır Filozof Chrysippoz ile takım yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matamatikçi ve astronom Aratos,MÖ 3 Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır
Soloi antik çağlarda Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleştiKent Seleukos
Krallığı'nın son yıllarıda Klikya korsanlarının denetiminde kaldı Roma yönetimi Akdenizdeki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla , MÖ 64 yılında Pompeius'u görevlendirdi, İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya'ya kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek Soloi'ye geldi Burayı da korsanlardan temizledi Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına, kenti yeniden imar ederek, adını Pompeipolis olarak değiştirdi
Bizans döneminde, Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından , Soloi,
Piskoposluk merkezi yapıldıKent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap olduYeniden inşa edilmeye çalışılsada bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslümün Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemedi ve terk edildiBu nedenle ören yerine Viranşehir de denilmektedir
Pompeipolis kentinde liman, sütünlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar bulnmaktaydıGünümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır Bunlardan 33 adeti başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile süslenmiştir Ayrıca liman , hamam kalıntıları, su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır Mersin Müzesinde kente ait eserler sergilenmektedirPetersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler bulunmaktadır
2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer Dionyzos,pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon gurup heykeli ve bir başka ikili heykel gurubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak Mersin Müzesine nakledilmiştir

ZEPHYRİUM

Mersin'in antik yerleşimi olarak kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok azdır Eski Halkevi(Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında ortaya çıkan horosan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları, Mersin Müzesi(nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik belgeleri oluştururlar Öteyandan 19 Yüzyılda Mersin'e gelen CTexier, WMLeake gibi gezginler, yayınlarında burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan sözederler Örneğin VLanglois, Pompeipolis'den Mersin'e geldiğinde: "Deniz kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki, burası eski Zephyrium kentidir

ANCHIALE( KARADUVAR)

Kalıntıları Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim yeri için Strabon, Aristobulos'u kaynak göstererek, Asur Kralı Sardanapal'ın Tarsus ile birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazarGezgin Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede" Anakyndarakes oğlu Sardanapal , Anchiale'yi ve Tarsos'u bir günde kurdu Ye, iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bundan daha değerli değildir" Şeklindeki metnin ,parmakların anlamını açıkladığını söyler
Anchiale,MÖ333 tarihinde Pers Kralı 3Darıus ile yapmış olduğu İssos savaşından hemen önce Alexander tarafından alınmıştıBurada su kemerleri, yapı kalıntıları,bir höyük,Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam kalıntısı vardır

DİKİLİTAŞ

Bekirde Köyünün güneyinde yüksekliği 15 metre, genişliği 4 metre, kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş vardır Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO 7 Yüzyılda Yunanlıları yenen Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir

AYDINCIK ÖREN YERLERİ

TİYATRO
Günümüzde toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten anlaşılmaktadır

ANIT MEZAR (DÖRT AYAK)
Kent merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar, İlçenin en ilgi çeken antik yapısıdır Kare planlı ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş pıramidal çatılı anıt mezar MS geç 2 veya 3 yybaşlarına tarihlenmektedir
Pramidal mimari yapısıyla, mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş durumdadır
Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar, Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15kmde orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır

BULUNTULAR
Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve 1970’ li yıllarda, özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır Yurtdışına götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler, Adana, Mersin, Silifke, Anamur Müzelerinde bulunmaktadır Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu, taş, altın, gümüş , cam eşyalar ve sikkelerdir MÖ3yyda darbedilen IIPtolemaios'a ait altın sikkeler ile MÖ 6 Ve 5yya ait drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır
Arkeolog Levent Zoroğlu’na göre, Doğu Akdeniz Bölgesinde ele geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos" denilen seramik vazolar,Kelenderis"in en ilginç buluntularını oluştururlar Bunlar, beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu,Figürsüz siyah gövdeliler " grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır

BOZYAZI ÖREN YERLERİ

NAGİDOS
Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedirHakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir
Nagidos'un MÖVve IV Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır

KİLİSE BURNU
Bozyazı'ya 14 km uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır
Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yanyana , biri arkada olmak üzere üç adet 1 ve 2 Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır

MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)
Bozyazı'nın 2 km doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan yerleşim, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir MÖ 3yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır

ERDEMLİ ÖREN YERLERİ

ELAİUSSA- SEBASTE
Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır Şehir İÖ IIyüzyıl sonlarında kurulmuştur Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antikkent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir Elaiussa daha eskidir İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Klikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir

Eski adının tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası (Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları, iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristyanlık döneminde (5 Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir Burada antik bir yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır Bir lahitin üzerindeki yazıt şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için bir lahit yaptırdı Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar ödeyecektir" İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır Bu yapıtların hepsi Roma devrine aittir2003 kazı sezonunda ortaya çıkarılan buluntular arasında MÖ1,MS1yy arasına tarihlenen mermer Afrodithe Heykelciği,pişmiş toprak kadın büstü ve Attis Heykelciği,çok sayıda cam Unguentariumlar,gözyaşı şişeleri,koku kapları,altın küpe ve bilezik parçaları,cam kase ve tabakalar,sikkeler,süs eşyaları ortaya çıkarılmış olup Mersin Müzesinde teşhire sunulmuştur

ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ
Ayaş Kasabasına 12 km uzaklıktadır Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla gidilir Örenyeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır

MUT ÖREN YERLERİ

ALAHAN MANASTIRI
Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır 1000-1200 m yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur
Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır İsa'nın havarilerinden St Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır
İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır Alahan Manastırı bunlardan biridir
440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür St Paul, St Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir edilmiştir
Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadıGaleride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur Ana nefin ortası ilginçtir Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür Kapı çerçevesi süslüdür
Alahan Manastırının Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır "Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den sonra İndictio'nun 15 Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T yatıyor"
Ayrıca, Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı "Renkli kilise" vardır Bu kilise yeni gibi görünmektedir

DAĞPAZARI ÖRENİ
Mut' un 45 km kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar vardır Bizans kilisesi ile 15 X 550 m ölçüsündeki taban mozaik ilgi çekicidir Kilise köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur Uzaklardan heybetli görünür Hayvan figürleri ve geometrik motifler bulunan mozaikler görülmeye değerdir Köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan sarnıçlar vardır

BALABOL ÖRENLERİ
Mut'un batısında 40 km uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasındadır Büyük bir antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir Çok sayıda lahit ve duvar kalıntıları vardır

SİLİFKE ÖREN YERLERİ

ROMA TAPINAĞI
Şehir merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları orijinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı Ancak, her biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3 tanesi de yıkılmış durumda yerdedir
1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları aralıklarla devam etmektedir İS II yy’da yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V yy’da planında önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür
İS V yy’da yaşamış tarihçi Zosimos “Tapınak, ovadaki ürünlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon’un gönderdiği kuş sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır” diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir

CAMBAZLI KİLİSESİ
Adamkayalar’dan sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı Köyü’ne varılır Cambazlı’nın helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile Kızkalesi (Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve günümüze kadar gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır Burada, kaya mezarlarının yanısıra birer küçük mabedi andıran anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle köyün girişinde bulunan kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır
Cambazlı Kilisesi, benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki örneklerden biridir Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki iki sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların üstünde sıralanan galeri sütunları ayaktadır V yüzyıla ait 20 m X 13 m ölçülerindeki kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır

AYA TEKLA YERALTI KİLİSESİ (MERYEMLİK)
Taşucu yolu üzerinde 4 Kilometreden sağa dönülüp bir km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Meryemlik’e varılır Meryemlik’in tarihi Azize Tekla’nın buraya gelişi ile başlar
İsa Peygamber’in havarilerinden St Paul’ün vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Tekla kendini Hıristiyanlık dinine adar St Paul’ün bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır Sığındığı mağaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır
Aya Tekla’nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İS 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır Bu mağara daha sonra IV yy’da kiliseye dönüştürülmüştür
Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Tekla Kilisesi; imparator Zenon tarafından Aya Tekla’ya ithafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir

TAŞUCU (HOLMİ)
Silifke - Antalya karayolunun 10 km’sindeki Taşucu’nun bulunduğu yerde İÖ VII yy’da kurulan eski Holmi kolonisinden bugüne hiçbir tarihi eser kalmamıştır
Holmi uzun süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan saldırıları nedeniyle İÖ IV yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu Selefkos Nikator şehrin bu zayıf durumunu fırsat bilerek kolayca ele geçirmiş; halkını da bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirmiştir

Yolcu trafiği açısından Türkiye ile KKTC arasındaki en önemli kapı olan Taşucu, bugün modern bir turistik belde olarak hızla gelişmektedir
Taşucu’nunu 2 km batısındaki bir tepenin güney yamacında yerli halkın Manastır diye isimlendirdiği antik Mylai örenyerinde geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır

LİMAN KALESİ
Taşucu - Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz kıyısındadır Taşucu’na 7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV yy’da inşa edilmiştir Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden biridir

KİLİKYA AFRODİSİASI
Halk arasında Ovacık Yarımadası olarak bilinen, arkeoloji literatüründe Kilikya Afrodisiası diye geçen bu antik yerleşim merkezine Silifke - Anamur karayolunun 35 Kilometresinde güneye ayrılan tali bir yolla varılır İÖ XII yy’da yapıldığı tahmin edilen ve toplam uzunluğu 4 kilometreye yaklaşan kiklopik sur duvarları ve burçlar görülebilen en eski kalıntılardır
Antik kentin en önemli eseri St Pantaleon Kilisesi’dir İS IV yy’a ait kilisenin tabanı tamamen mozaikle kaplıdır Geometrik şekiller, bitki ve kuş motifleriyle süslü mozaik taban oldukça iyi korunmuş durumdadırŞövalye evleri, sarnıçlar ve nekropol görülebilecek diğer antik kalıntılardır

DEMİRCİLİ (IMBRİOGON) ANITMEZARLARI
Silifke - Uzuncaburç karayolunun 10 kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar vardır Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İS II yy Roma dönemi kalıntılarıdır

UZUNCABURÇ (DİOCAESAREA)
Mersin’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir Helenistik çağda merkezi Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura) Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan bugünkü Uzuncaburç yerleşim yeri, Roma döneminde, İS 72 yılında İmparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar, yani Helenistik; sütunlu cadde, tiyatro, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı ve Zafer Kapısı Roma döneminden kalma yapılardır V yy’da hristiyanlığın yörede gelişmesi ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de yapılmıştır Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç” demişlerdir

UZUNCABURÇ’TAKİ BELLİ BAŞLI KALINTILAR ŞUNLARDIR:

Sütunlu Cadde
Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son bulur İS I yy’dan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok olmuştur

Tören Kapısı
İS I yy’dan kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla heybetli bir yapıdır Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı Yarısı yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır

Zeus Tapınağı
Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın Selefkos Nikator (İÖ 312 - 295) tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir Zeus Tapınağı, Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir Romalılar tarafından da kullanılan tapınak, Hristiyanlık döneminde, V yy’da, önemli değişikliklerle kiliseye çevrilmiş;cella'sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiştir

Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır

Şans Tapınağı (Tychaeum)
Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İS I yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini bildirmektedir

Zafer Kapısı
Güney - kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük; yanlarında iki küçük kemerli girişi vardır Üzerindeki kitabede, depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395 - 408) ile Honorius (395 - 423)’un birlikte yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır
Anıtsal nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır “Zafer Takı” görünümlü bu muhteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır

Tiyatro
Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161 - 180) ile Lucius Verus (161 - 169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır Yer olarak doğal çukur bir arazi seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır

Helenistik Anıtmezar
Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıtmezar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir Piramit çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 m X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır 2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir

Helenistik Yüksek Kule
Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğinde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydıKule kapısı üzerindeki yazıttan, İÖ III yüzyılın 2 Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İS III yy solarında onarım görmüştürEski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur: Uzuncaburç

Kiliseler
Hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle, V yy’da Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır Bunlar, kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir Bunlardan çok az kalıntı mevcuttur

Nekropol
Kentin kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar vardır

Ura (Olba)
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehri idi Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır
Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İS 193 - 211) zamanında yaptırılmıştır Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu
Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştürÇeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiştir
Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir


Alıntı Yaparak Cevapla