Yalnız Mesajı Göster

Türkiye’De İslam, Hıristiyanlık Ve Museviliğin 70 Kutsal Abidesi

Eski 08-04-2012   #13
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Türkiye’De İslam, Hıristiyanlık Ve Museviliğin 70 Kutsal Abidesi





Ahi Evran Camii ve Türbesi



Kırşehir
Fotoğraf: Fatih Pınar



Ahievran Mahallesi, Tekke Sokağı’nda

Ahilik Anadolu’da esnaf arasında yardımlaşma temelli bir örgütlenmeydi Ama belli dönemlerde siyasi etkisi de olduğu biliniyor Arapçadan dilimize geçen “ahi” sözcüğü “kardeş” anlamına geliyor

Arap kültüründeki Ahiliğin bir çeşit tarikat kimliği taşımasına karşın Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Türk halkı arasında yaygınlaşan örgütlenme gündelik geçim kaygısı ve insani ilişkileri düzenleyen, daha çok ahlaki kurallara vurgu yapan bir özellik gösteriyordu

Anadolu’daki Ahilik örgütlenmesinin kurucusu olarak Ahi Evran (1236-1329) kabul edilir

Ahi Evran adına 1482 yılında inşa edilen cami Kırşehir kent merkezinde Caminin yanındaki Ahi Evran Türbesi’ne 20 yüzyılın başında yapılan minare ile namaz odasından merdivenle geçilir



Alaattin Camii



Konya
Fotoğraf: Özcan Yüksek



Alaattin Tepesi’nin kuzeyinde

Konya’nın Anadolu Selçuklu dönemine ait en büyük ve en eski camisidir Cami, şehrin merkezinde yüksekçe bir höyük olan Alattin Tepesi üzerinde yer alıyor

Selçuklu Sultanı I Rüknettin Mesut’un son zamanlarında başlayan, II Kılıçaslan döneminde (1156– 1192) devam eden caminin yapımı I Alaattin Keykubad tarafından 1221 yılında tamamlandı

Eski Arap stilindeki çok sütunlu camilerin Anadolu’daki en eski örneklerinden olan cami 57x86 metre boyutlarında, mimarı Mehmed bin Havland

Düz çatılı caminin ilgi gören özelliklerinden biri, abanoz ağacından yapılmış minberi Minber, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örneklerinden Kuzeydoğu köşesinde tek şerefeli bir minaresi var Çatıyı taşıyan düz, mermerden yuvarlak 62 sütun çeşitli Roma ve Bizans devri eserlerinden sökülerek camide kullanıldı Batıda sonradan eklenen kubbeli kısmın iç yüzeyi çinilerle kaplı

Ahlatlı Mengum Berti tarafından 1155 yılında yapılan mihrap çinilerle süslü

Caminin kuzeyindeki bahçede, camiye bitişik kubbeli ve on köşeli Sultanlar Türbesi yer alıyor



Mevlana Müzesi



Konya
Fotoğraf: Özcan Yüksek



Mevlana Celaleddin Rumi 1207‘de Horasan’ın Belh şehrinde doğdu

Döneminin ünlü bilginlerinden “Sultanül Ulema” denilen babası Bahaeddin Veled ve ailesinin öteki bireyleriyle birlikte 1229’da Konya’ya yerleştiler

İyi bir eğitim almış olan Mevlana tasavvufi şiirleriyle ve kurucusu olduğu Mevlevilikle günümüzde de dünya çapında üne sahip

Mevlana 1244’te Şems-i Tebrizi (Muhammed Şemseddin) ile tanıştıktan sonra ders vermeyi bırakıp kendini bütünüyle tasavvufi düşünceye adadı

Doğu şiirinin yüzyıllara yayılan birikimi içinde en başarılı yapıtlardan biri sayılan 25 bin 618 beyitten (ikilik) oluşan Mesnevi’yi, Farsça olarak bu dönemde yazdı Vaazları, rubaileri ve mektuplarının yanı sıra 43 bin beyitten oluşan bir Divan’ı var

Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlana Dergâhı’nın ilk çekirdeğini babasının mezarı oluşturdu Babası 1231’de ölünce surların yakınındaki gül bahçesine gömüldü Daha sonra Mevlana onun başucunda hazırlanan kabre gömüldü

Mevlana 1273’ ölünce oğlu Sultan Veled, türbe yaptırmak isteyen müritlerin isteğini kabul etti Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled öldüğünde de müritleri bir türbe yapılması için ısrar etmiş ama Mevlana “Gök kubbeden daha iyi kubbe mi olur” diyerek izin vermemişti

Kubbei Hadra (Yeşil Kubbe) denilen türbenin mimarı Tebrizli Bedrettin

Bu tarihten sonra inşaat faaliyetleri eklemelerle 19 yüzyılın sonuna kadar devam etti

Mevlevi dergâhı ve türbe, 1926 yılında Konya “Asârı Atika Müzesi” adı altında hizmete açıldı “Mevlana Müzesi” adını ise 1954 yılında yeniden düzenlenerek açılışında aldı

Müzenin avlusuna “dervişan” kapısından giriliyor Derviş hücreleri avlunun kuzey ve batı yönü boyunca sıralanıyor Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi’nden sonra Üçler Mezarlığı’na açılan “hamuşan” (susmuşlar) kapısı ile son buluyor

Mevlana ve aile fertlerinin mezarlarının da içinde bulunduğu ana bina avlunun doğusunda Burada ayrıca Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbelerinin yanı sıra semahane ve mescit bölümleri görülür

Avluda, I Selim’in (Yavuz) 1512 yılında yaptırdığı, üzeri kapalı şadırvan ile “Şebi Arus” (Düğün Gecesi) havuzu ve avlunun kuzeyinde “Selsebil” adı verilen çeşme bulunuyor

Mevlana Müzesi’nde sergilenen eserler arasında; Tilavet Odası’nda çeşitli hat örnekleri, semahanede halılar, madeni ve ahşap eserlerle bazı müzik aletleri, mescit kısmında halı ve ahşap kapı örnekleri, cilt, hat ve tezhip örnekleri, derviş hücrelerinde çeşitli kıymetli halılar sayılabilir









Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi



Konya
Fotoğraf: Özcan Yüksek



Asıl adı Muhammed Şemseddin olan Şems-i Tebrizi kimi kaynaklara göre 1164 yılında Tebriz’de doğdu Yine kimi kaynaklar 1247 yılında Konya’da öldüğünü söylese de ölüm tarihi de doğum tarihi gibi kesin değil

Kimi kaynaklara göre Şems, Mevlana’nın tasavvuf anlayışında etkili oldu Konya’ya ilk gelişinde kısa süreli kalıp Şam’a döndükten bir süre sonra Mevlana, oğlu Sultan Veled’i göndererek Şems’i Konya’ya geri getirtti Şems’in bu gelişinde Konya’da evlendiği rivayet ediliyor Buna karşın bir gün habersizce ortadan kaybolmasının ardından, Mevlana’nın bazı müritleri tarafından öldürüldüğü de rivayet edildi

Cami ve türbe Şerafettin Camii’nin kuzeyinde eskiden mezarlık olan Şems Parkı’nın içinde yer alıyor

İlk yapının 13 yüzyılda yapıldığı sanılıyor, ancak kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor Cami, 1510 yılında Abdurrezzakoğlu Emir İshak Bey tarafından türbeyle birlikte elden geçirildi ve genişletildi

Cami bölümüyle bitişik durumda, içten tavanlı, dıştan sekizgen tambur üzerine piramidal külahla örtülü Eyvan şeklinde olan türbe mescide kalemişi bezemeli ahşap Bursa kemeri ile açılıyor Diğer yönlerde, biri altta, diğeri üstte olmak üzere ikişer penceresi var

Türbenin duvarlarında herhangi bir süsleme görülmezken tavanı geometrik motifl erle bezeli Gövdesi taştan, tambur ve külahı ise tuğladan yapılan türbe, 1977 yılında onarımı sırasında özgünlüğünü yitirdi



Kapı Camii



Konya
Fotoğraf: Sinan Anadol



Sarrafl ar (Çıkrıkçılar) Caddesi üzerinde

Caminin asıl adı İhyaiyye Eski Konya Kalesi’nin kapılarından birine yakın olduğundan Kapı Camii adı ile anılıyor

Cami, ilk defa 1658 yılında Mevlevi dergâhı şeyhlerinden Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırıldı Bir süre sonra yıkılan bu camiyi 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlerlizade Seyyid Abdurrahman yeniledi Ancak 1867 yılında bir yangın, cami ile birlikte çevredeki vakıf dükkânlarını da yok etti Bu olaydan bir yıl sonra cami, üçüncü kez yeniden yapıldı Taçkapısı üzerinde görülen 1868 tarihli kitabe üçüncü yapımında kondu

Kapı Camii, Konya’da yer alan Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğü Kuzeyinde 10 mermer sütuna oturan yüksek bir son cemaat mahalli ve basık kemerli bir cümle kapısı var Ayrıca, doğu ve batı yönlerinde de birer kapısı bulunuyor

Kesme taştan inşa edilen caminin üzeri dıştan çatı, içten büyüklü, küçüklü sekiz kubbe ile örtülü Taş mihrabı ve ahşap minberi sade bir işçilikle yapılmış



Sultan (Mesir) Camii



Manisa
Fotoğraf: Kubilay Akdemir



İzmir Caddesi’nde

Manisa deyince “mesir macunu” akla geliyor Mesir Şenlikleri’nde halka mesir dağıtılan yer ise “Mesir Camii” de denen Sultan Camii

Cami, I Süleyman’ın (Kanuni) annesi Ayşe Hafsa Sultan adına, 1522’de yapıldı Medrese, sübyan mektebi ve imaretten oluşan külliyeye sonradan darüşşifa ve hamam da eklendi Yüksek dört duvar üzerine sekiz köşeli kasnakla oturtulmuş olan merkezi kubbenin iki yanında ikişer tane küçük kubbe var Kesme taş ve tuğladan yapılmış caminin iki yanında birer şerefeli iki minaresi de kesme taştan Gün ışığı camiye 20 pencereden giriyor

Camide halka mesir dağıtılmasının tarihi ise 1540 yılına kadar gidiyor Mesirin burada dağıtılmasının nedeni ise ilk kez külliyenin darüşşifasında görevli Merkez Efendi (1460-1552) tarafından yapılmış olması Merkez Efendi’nin 41 çeşit baharat kullanarak yaptığı mesir macunu caminin minaresinden, 21 Mart’ta Nevruz gününe denk getirilerek avluda toplanan halka atılmış

Asıl adı Musa Muslihittin bin Kılıç olan Merkez Efendi ünlü bir mutasavvıf olmasının yanı sıra hekimliğe de aşinadır Sultan Camii’nin darüşşifasına İstanbul’dan getirilmesinin nedeni de hekimliğidir I Süleyman (Kanuni) zamanında İstanbul’a geri dönen Merkez Efendi, Şeyh Sümbül Sinan’ın müridi, sonra şeyhinin yerine geçerek Kocamustafapaşa Tekkesi’ne şeyh oldu İlahileriyle de bilinen Merkez Efendi’nin türbesi Yenikapı civarında İstanbul’daki Merkezefendi semtinin adı da ondan geliyor






Alıntı Yaparak Cevapla