|
Prof. Dr. Sinsi
|
Edirne'yi Her Yönü İle Tanıyalim

Bin Yıllık Kargaşa: Bizanslılar  Roma İmparatorluğu'nun Doğu Roma(Bizans) ve Batı Roma olarak ikiye ayrılmasıyla başlayan ve Edirne'nin fethine kadar geçen 1000 yıllık süreçte Edirne ve Trakya, Bizans hakimiyetinde farklı halkların akınlarıyla karşılaşmış, bu akınlar kesildikten sonra ise Haçlı seferleri ile sarsılmıştır Ardından gelen Bizans taht çekişmeleri dolayısıyla istikrarı bir türlü yakalayamamıştır  İlkçağ'da Uscudama veya Oreistias adında bir iskân yerinin üzerinde imparator Hadrianus (117-138) tarafından 123-124 yıllarındaki Doğu seyahati sırasında kurulan Edirne, onun adını alarak Hadrianopolis olarak isimlendirilmiştir
Bizans devrinde Edirne bilhassa geç devrin kaynaklarında Orestia veya Orestias şeklinde adlandırılmaya devam olunmuştur Ortaçağ başlarında Edirne önemli bir Roma kalesi, bir castrum idi Diocletianus devrinde, 297'de yapılan İdarî taksimatta Tracia eyaletinin altı vilâyetinden birini teşkil eden Haemimontus"un baş şehri olan Edirne, Roma devletinin, büyük buhranlar geçirdiği IV yüzyılda önemli bir stratejik nokta olarak tarihe geçmiştir
Roma İmparatorluğu IV yüzyıl başlarında taht kavgalarına sahne oldu ve sonunda imparatorluğun tek egemeni Constantinus başkenti Roma'dan Bizantion'a (Constantinopolis-İstanbul) taşıdı 395'te de İmparatorluk ikiye bölününce Edirne için yeni bir dönem başlamış oldu
Edirne Bizans devrindeki tarihi boyunca Balkanlardan inen tehlikelerin devamlı tehdidi altında kaldı Bu dönem Edirne için karışıklıklarla geçti Edirne birçok saldırılara uğradı Bizans imparatorları Edirne'ye egemen olmakta zorlandılar Kent sık sık başka güçlerin eline geçti
V yüzyıl boyunca Trakya, önce Hunların (M S 441-447) ardından, M S 550 yıllarından sonra Avar akınlarına maruz kalan Edirne, M S 618 den sonra yüzyıllar boyunca Bulgarlar tehlikesi ile karşı karşıya kaldı 1018'den itibaren Bizans için en büyük tehlike Peçeneklerdi M S 1050 yılına kadar süren bu saldırılar haçlı seferlerinin başlaması ile son buldu Edirne için bundan sonra başlıca tehlike Haçlı seferleri sırasında baş gösterdi
Haçlı Seferleri ve Edirne
Birinci Haçlı seferinin Gautier-Sans-Avoir idaresindeki bir dalgası 1096 yazında Belgrad, Niş üzerinden Bizans topraklarına girmiş ve Sofya, Filibe'den geçerek Edirne'ye gelmiş buradan da İstanbul önüne gitmişti Aynı seferin Pierre L'Ermite idaresindeki diğer dalgası ise, Bizans İmparatoru'nun aynı şehirde üç günden fazla kalmalarını önleyen emirlerine uyarak Edirne'de 24-25 Temmuzda dinlenmiş, burada Bizans elçileri ile görüşmüşlerdir Daha sonra da Godefroi ve Bouillon idaresindekiler buradan geçmiştir
İkinci Haçlı seferi sırasında (1145-1149) III Konrad emrindeki Alman kuvvetleri ile Edirne'den geçti Almanlar ve Rumlar arasındaki anlaşmazlık yüzünden imparator II Manuel, Haçlıların zarar vermelerini önlemek için Edirne istikametine kuvvetli bir ordu göndermişti Fakat yolda hastalanan bir şövalye Edirne'de bir manastırda kalmış ve burada Bizanslılar tarafından öldürülmüştü Bunun üzerine Friedrich von Schwaben, buradaki manastırı yaktırdı Bizans ordusunun yetişmesi üzerine de Haçlılar Edirne'yi bıraktılar
II Isaakhîos Angelos (1185-1195) zamanında bir taraftan dış tehlikeler devleti çöküntüye yaklaştırırken, Bulgarlara karşı yollanan ve aslen oralı olan Alexios Branas adındaki kumandan yine Edirne'de 1186'da kendisini imparator ilân ederek İstanbul üzerine yürümüş ise de, surların önünde cereyan eden çarpışmada ölmüştür
Üçüncü Haçlı seferi idarecilerinden I Friedrich Barbarossa, Bizans'ın Salâhaddin Eyyubî ile dostluk antlaşması yapmasından kuşkulanarak taarruza geçmiş, Philippopolis (Filibe)'yi aldıktan sonra silâh zoru ile İstanbul'u da ele geçirmek niyeti ile Edirne'ye gelmiş ve ahalisi tarafından terk edilen bu şehre 22 Kasım 1189 günü girerek, ordusunu burada ağırlamıştır
Oğlu Heinrich'e İstanbul'u denizden kuşatma emrini verdiğinden, Isaakhios tehlikenin büyüklüğünü anlayarak anlaşma teklifinde bulunmuş ve 1190 şubatında Edirne'de bir antlaşma imzalamıştır Alman imparatoru sefere devam edebilmesi için Bizanslılar ona gemi vermeyi, ordusuna düşük fiyatla erzak teminini taahhüt ediyorlar ayrıca garanti olarak da bazı rehinelerin teslimini de kabul ediyorlardı Friedrich Edirne'de bulunduğu sırada, buraya 14 Şubat ve 16 şubat günlerinde iki ayrı Selçuklu elçi heyeti gelerek, yolda yanlarındaki hediyelerin Bizanslılar tarafından gasp olunduğunu bildirmişlerdir
1 Mart günü Alman imparatoru, ertesi günü de ordusu şiddetli bir yağmur altında Edirne'den ayrıldılar II Isaakhios Angelos (1185-1195) Barbarossa Anadolu'ya geçtikten sonra Bulgarlara karşı bir sefere teşebbüs etmiş, bu sırada Filibe valisi Edirne'de hayli yakınları bulunan yeğeni Konstantinos Angelos 1193'de askerleri tarafından imparator ilân edilmiştir Edirne önünde yakalanan Konstantinos'un gözlerine mil çekilmiştir
Dördüncü Haçlı seferini idare eden Batılı Şövalyeler İstanbul'u 1204'de kuşattıklarında, Bizans'taki buhrandan istifade ederek kendisini İmparator ilân eden Alexios V Murtzuflos, Latinler şehre girince kaçarak Tzouroulon (Çorlu)u ele geçirmişti Fakat yüz kişilik bir kuvvetle Henri de Flandre, hem Çorlu kalesini hem de Edirne'ye kadar olan yerleri aldı, Alexios ise kaçtı
Lâtin imparatoru ilân edilen Baudouin de Flandre kardeşi Henri ile Edirne'de buluştu ve Bizanslı ahali tarafından meşru bir Bizans hükümdarı gibi karşılandı Halbuki Edirne, Bizans devletinin parçalanmasında en büyük parçaları alan Venedik'in hissesine düşüyordu
Bundan sonra Edirne, İznik prensleri ile çekişme konusu oldu İznik prensi III Ioannes Vatatzes (1222-1254) Lâtinlerden eski Bizans topraklarını parça parça geri alırken, Edirne ahalisinin kendisini çağırmaları üzerine Lâtin imparatoru Robert de Courtenay (1221-1228)'in zayıflığından istifade ederek, Trakya'ya geçerek önce sahil kalelerini aldıktan sonra hiçbir direnmeyle ile karşılaşmaksızın Edirne'ye girmişti
II Andronikos (1282-1328) zamanında dedesi ile mücadele halinde olan, Mikhael'in küçük oğlu III Andronikos, 1321 Nisanında İstanbul' dan kaçarak Edirne önlerinde taraftarlarının topladıkları ordu ile birleşmiş ve dedesinin kuvvetlerine karşı taarruza geçmişti Devletin zararına olmasına rağmen büyük vaatlerden çekinmeyen genç III Andronikos, bütün Trakya'yı elde edebilmişti İki Andronikos arasında uzun yıllar sürüp giden taht kavgasını, az sonra bir diğeri takip etti ve bunda da Edirne ön plânda gelen bir rol oynadı
Bizans'ta Taht Kavgaları ve Osmanoğulları
III Andronikos, 1341'de öldüğünde devleti dokuz yaşındaki oğlu Ioannes (1341-1391)'e bırakmış, nâib olarak da dirayetli bir idareci olan Ioannes Kantakuzenos'u göstermişti Fakat ana imparatoriçe Anna ile saray memurlarından Alexios Apokaukos'un entrikalarının kendi hayatı için tehlikeli bir hal aldığını gören Kantakuzenos Didymoteikhos (Dimetoka)'da 26 Ekim 1341'de kendisini imparator ilân etmiştir
Böylece başlayan mücadele sadece bir taht kavgası olmadı Bu, büyük arazi sahibi asiller ve eşraf ile şehirlerdeki burjuva esnaf ve halk arasında bir sınıf mücadelesi halini alıverdi Apokaukos basit halkı bu sınıf mücadelesinde kışkırtan bîr ajan oldu Ve bu kavganın masrafını karşılayabilmek için Bizans hazinesinin son kırıntıları da eridi
Kantakuzenos imparator olduğunu bildiren mektuplardan bir tane de Edirne'ye yollamıştı Eşraf durumu görüşmek üzere halk meclisini topladıklarından bunların İstanbul'daki genç Ioannes ve sadık kalmak istedikleri görüldü Münakaşa kavga halini alınca, "demokrat" ların gözdağı olmak üzere alenen dövülmeleri yoluna gidildi Bir anda ayaklanan şehir, zenginlerin ve eşrafın evlerine hücum etti, malları yağma edilirken, kendileri hapsedildiler, öldürüldüler ve Edirne'de patlak veren bu ayaklanma hızla Trakya'ya yayılıverdi
Bu hareketin ikinci merkezi de Selanik oldu Kanlı sınıf mücadelesi İstanbul'a kadar bütün bölgeyi kaplamış, her yerde eşraf ve zenginler imha edilmeğe başlanmıştı Bu durum karşısında Ioannes Kantakuzenos mecburen eşraf ve asiller partisinin başına geçmiş oluyordu
Kantakuzenos, Zelotlar denilen bu zümreye karşı mücadeleye devam edebilmek için Sırplardan ve bilhassa Türklerden yardım temin etmişti Böylece Kantakuzenos Umur Bey ile dostluk kurdu ve Türk kuvvetleri Makedonya'da "demokrat" lara karşı savaşa giriştiler V Ioannes idaresi Edirne'ye kuvvet göndererek Sphrantzes idaresindeki garnizonu takviye etmişlerdi
Etrafa bir şeyler yapmak niyetiyle bîr çıkış yapan Sphrantzes, Kantakuzenos tarafından kıstırıldı ve öldürüldü Az sonra Kantakuzenos, Paraspondylos tarafından idare edilen Edirne önüne gelmiş ve kumandanın şehri teslim etmesi üzerine burasını almıştır Paraspondylos bu hareketine mükafatın mevkiini korudu
Ioannes Edirne'ye girince, 21 Mayıs 1346' da burada Kudüs Başpiskiposu Lazaros'un eliyle bir taç giydikten sonra, Osmanlılardan da yardım alarak İstanbul üzerine yürüyordu Kantakuzenos 3 Şubat 1347'de İstanbul'a girerek VI Ioannes (1347-1355) olarak bir defa daha imparator ilân ve V Ioannes’in yanında on yıl devleti idare etmesi kabul ediliyordu
Bu uyuşmalar Bizans devletinin mukadder sonuna yaklaşmasını önleyemedi Kantakuzenos, yine Türklerin yardımı ile Zelotların elinden Selânik'i güçlükle alabildi Kantakuzenos taht ortağı olan V Ioannes Palaiologos'un kendisine karşı taarruza geçeceğinden korkarak, oğlu Matthaeos Kantakuzenos'un Rodoplarda hâkim olduğu bölgeyi Palaiologos'lara bırakarak ona 1347' de Edirne havalisini vermişti
Venediklilerden para yardımı alarak cesaretlenen V Ioannes , 1352 sonbaharında küçük ordusunun başında Matthaeos'un topraklarına girdi Hiçbir yerde direnme ile karşılaşmayan Ioannes'e Edirne de kapılarını açtı Bu sırada Matthaeos iç kaleye sığınmıştı Fakat VI Ioannes Kantakuzenos, Türklerden de yardım alarak Edirne'ye yetişmiş, şehri Palaiologos'lann elinden almış ve teslim olan ahali şehrin yağma edilmesi suretiyle cezalandırılmıştı
Bu durum karşısında Palaiologos'lar Sırp ve Bulgarlardan yardım istiyerek 4000 süvari getirtirken, Kantakuzenos da dostu ve damadı Orhan Gazi'den Süleyman Bey idaresinde 10 000 kadar Türk muharibinin yardımını sağlıyordu Zafer Türklerin tarafında kaldı Ancak Kantakuzenos bundan fazla istifade edemedi 1354' de bir gece Süleyman Bey Gelibolu kalesini almış ve Trakya'ya akınlara başlamıştı Türkleri durduramayan Kantakuzenos son ümitle bu defa V Ioannes ile anlaşmak istedi, bu da mümkün olmadı Cenovalı Gattilusio'nun yardımını temin eden V Ioannes, Selanik'ten İstanbul'a geldiğinde Kantakuzenos için her şeyden vazgeçip rahip olmaktan başka çare kalmamıştı
Bizans'ın yalnız başına sahibi kalan V Ioannes, her bakımdan çöküntü halinde olan devletini kurtaracak kuvvette değildi Cenovalılar ve Türklere karşı hiçbir şey yapamadıktan başka, imparator unvanını almış olan Matthaeos Kantakuzenos'u da Edirne'den atamıyordu Bu defa ikisi arasında başlayan mücadele bir yıl kadar sürdü Sonunda bir ihanete uğrayan Matthaeos, Ioannes'e teslim edildi ise de, babası Kantakuzenos'un aracılığı ile canını kurtarabildi ve haklarından vazgeçerek, babası ile Mora'ya gitti (1357)
1359'da Türk kuvvetleri İstanbul surları önünde görünmüştü Osmanlılar, Trakya'ya yayılmaya başlamışlardı 1360 veya 1361'e doğru Didymotheikos (Dimotika) feth olunmuş, az bir süre sonra (belki bir yıl sonra) nihayet Edirne Türk hâkimiyetine geçmişti
Murad Hüdavendigâr idaresinde Trakya feth olunurken Burgaz (Lüleburgaz), Babaeski'yi aldıkları zaman bu kalelerdeki Bizanslılar daima olduğu gibi yine, kuvvetli Edirne kalesine sığınmışlardı Murad bunun üzerine, Lala Şahin idaresinde bir kuvveti buraya gönderdi Şehir önündeki savaşta Bizanslılar bozguna uğramış, kurtulabilenler kaleye kapanmışlardı
Hacı îl Beyi, Evrenos Bey, Murad Han'ı Edirne önüne getirdiklerinde Meriç nehri taşmıştı Edirne muhafızı olan Bizanslı kumandanın bir gece kayıkla şehirden kaçıp o sırada Gattelusio ailesine âit olan Ainos (Enez)'e sığındığı duyulunca, ertesi sabah Edirne ahalisi, kapıları açıp şehri teslim etmekten başka çare göremediler Neşrî'ye göre Edirne böylece hicretin 762'sin de fetih olundu Trakya ve Makedonya Türkleşirken, önce Dimetoka'da yerleşen Osmanlılar 1365'de Edirne'yi başkent yapmaları ile bu şehir için yepyeni bir devir başlıyordu
Osmanlı Dönemi  Edirne, Osmanlı imparatorluğunun Avrupa ve Balkanlara açılan kapısı olması dolayısıyla askeri, ticari ve kültürel açıdan önemli bir merkez durumundaydı  
XIV yüzyıl
Edirne, Osmanlıların eline geçtikten sonra, tarihinin yepyeni bir evresine girmiş oldu Kısa süre içinde çok büyük bir gelişme gösterdi ve dünya tarihinde adları ön sırada anılan kentlerden biri durumuna geldi
Edirne'ye yerleşmeye başlayan ve çoğunluğunu sipahi ailelerinin oluşturduğu Osmanlılar, kale çevresinde yeni mahalleler meydana getirdiler Ne var ki Kaleiçi'nde de bazı düzenlemelere gidildi; Müslüman halkın bir bölümü buraya yerleştirildi İki kilise camiye çevrildi Hamam ve imaretler yapıldı
Sırpsındığı zaferinden sonra 1 Murat, 1365'te devlet merkezini Bursa'dan Edirne'ye taşıdı Ankara Savaşı'na dek Edirne'yi ilgilendiren önemli bir siyasal olay olmamıştır Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal tarihinde önem kazanması, 1402 Ankara bozgunundan sonra kendini gösterir Savaş Bayezid'ın Timur'a yenilmesiyle sonuçlanınca, Anadolu beyleri eski topraklarını yeniden ele geçirdiler ve Bayezid'in oğulları arasındaki taht kavgası Osmanlı Devleti'nin bir süre karışıklıklar içinde kalmasına neden oldu
XV yüzyıl
1403'te Süleyman Çelebi, 1410'da ise Musa Çelebi Edirne'yi ele geçirdi Edirne'de ilk kez para bastıran Osmanlı hükümdarı Musa Çelebidir Ankara bozgunu ile başlayan karışıklık dönemi, Çelebi Mehmet’in 1413'te Edirne'yi Musa Çelebiden geri almasıyla noktalandı Çelebi Mehmet, saltanatının bundan sonraki kısmını Edirne'de geçirdi ve bu kentte öldü (1421) I Mehmet’in ölümünden sonra, taht kavgaları yeniden başladı Tahta çıkan II Murat’a karşı önce Yıldırım Bayezid'ın oğullarından Mustafa Çelebi, sonra da II Murat’ın kardeşi Küçük Mustafa ayaklandı
1422'de Edirne'ye giren II Murat, kentin onarımı ile uğraştı Onun zamanında kent hızla gelişti 1424 ile 1439 yıllan arasında kent, çeşitli yabancı elçi, heyet ve hükümdar tarafından ziyaret edildi Edirne'nin bu tarihlerdeki en canlı dönemi ise padişah çocukları Sultan Mehmet ve Alâeddin’in sünnet düğünleri günlerine rastlar II Murat, Edirne'yi aynı zamanda bir askeri üs olarak da değerlendirmiş ve çeşitli seferleri buradan yönetmekle kentin ün kazanmasını sağlamıştır
XVI yüzyıl
Edirne'nin bir kent olarak gelişimi ve ilerlemesi bu yüzyılda da sürdü Kanuni Sultan Süleyman yaptığı seferler sırasında çoğu kez Edirne'de konakladı Edirne'nin su yolları onun zamanında yapıldı Yerine geçen II Selim de Edirne'yi seven, geliştiren, güzelleştiren ve kentte yeni yapılar kazandıran hükümdarlar arasında bulunmaktadır Görkemli Selimiye Camisi'ni yaptıran II Selim'dir
XVII yüzyıl
Edirne tarihinde XVII Yüzyıl çok önemli bir yüzyıldır I Ahmet' den başlayarak, bu yüzyılda başa geçen tüm padişahlar, bu kente karşı giderek artan bir ilgi gösterdiler; Özellikle yüzyılın ikinci yarısındakiler hemen bütün zamanlarını Edirne'de geçirerek Edirne’yi adeta yeniden devlet merkezine dönüştürdüler
I Ahmet'le başlayan sürgün avı geleneği, II Osman ve IV Murat ve İbrahim dönemlerinde de sürdü ve IV Mehmed döneminde doruğuna çıktı Avcı Mehmet diye de bilinen IV Mehmet’in hükümdarlığı hemen hemen tümüyle Edirne'de geçti Kent, yeni bir gelişme sürecine girdi; çevresindeki mesire yerleri ve avlaklar güzel köşklerle donandı
XVIII yüzyıl
Bu yüzyıl Edirne'nin gerileme ve kaderine terk edilme dönemidir III Ahmet’in tahta çıkmasıyla (1703) noktalanan ve Edirne Vakası olarak bilinen ayaklanmadan sonra kent hızla gerilemeye başladı, Edirne bütün bir yüzyıl yalnızca İstanbul ve Anadolu'dan gelen birliklerin toplandığı askeri bir üs olarak kaldı
XVIII yüzyılın ortalarında, 1745'te çıkan yangın ve 1752'deki büyük yer sarsıntısı Edirne'yi harabeye çevirirken, yönetim bozuklukları, başarısızlıklar, Batıda terk edilen kale ve bölgelerden gelen göçler, Edirne'nin giderek çökmesine neden olan doğal ve toplumsal gelişmeler oldu
XIX yüzyıl
Edirne bu yüzyılda siyasî tarih açısından hareketli olaylara tanık oldu III Selim'in başlattığı yeniliklerin bu konuda büyük payı oldu 1801'deki ilk ayaklanmayı, 1806'deki "Edirne Ayaklanması" izledi III Selim'in Edirne'de Nizam-ı Cedid birlikleri oluşturulması için verdiği buyrukla başlayan ayaklanma, padişahın kararından vazgeçmesiyle noktalandı
Fetihten sonra geçen 400 yıla yakın bir süre boyunca yabancı işgaline uğramayan Edirne, XlX yüzyılda üç kez işgal edildi Bu işgallerden ilki, 1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında oldu İki yıl süren bu savaşta, 1828'deki saldırı durduruldu ise de 1829'daki ikinci saldırılarında Ruslar, Sadrazam Reşid Paşa yönetimindeki Osmanlı ordularını yenilgiye uğrattılar ve Edirne'yi ele geçirdiler Kent, bu savaşın bitiminde Osmanlı tarihinin en ağır anlaşmalarından birine tanık oldu
Edirne'nin ikinci kez işgali, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na rastlar Nisan 1877'de başlayan savaş, irili ufaklı bir dizi çatışmanın ardından Rusların Edirne üzerine yürümesiyle gelişti Bunun üzerine Edirne'deki askeri birliklerin komutanı Ahmet Eyüp Paşa kenti boşalttı ve 20 Ocak 1878'de teslim oldu Savaş, 31 Ocak 1878'de Edirne'de barış ilkelerini saptayan bir antlaşma ile kesildi Savaşı sonuçlandıran asıl antlaşma ise 3 Mart 1878'de İmzalanan Ayastefanos Antlaşması oldu
XX yüzyıl
1903'teki Bulgarların ayaklanması bir yana bırakılırsa, Edirne, 1877–1878 savaşını izleyen yaklaşık 30 yılda savaş görmedi, barış içinde yaşadı Edirne, üçüncü kez 1912'de işgal edildi 22 Eylül 1912'de Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan temsilcileri, Sofya'da toplanarak saldırıya yönelik bir bağlaşma antlaşması imzaladılar Bağlaşıklar, ekim ortalarında Osmanlı topraklarına saldırdılar
9 Ekim 1912'de Bulgarlar Edirne'ye saldırdılar Edirne savunması yaklaşık 6 ay sürdü ve General İvanof komutasındaki Bulgar birliklerinin 26 Mart'ta Edirne Kalesi'ni ele geçirmeleriyle sonuçlandı 30 Mart 1913'te imzalanan Londra Barış Antlaşması ile, Türkiye-Bulgaristan sınırı Midye-Enez olarak kabul edildi Böylece Edirne, Bulgaristan'a terkedilmiş oldu
Bulgaristan, bir süre sonra Romanya ve Sırbistan'ın saldırısına uğrayınca, Edirne'yi boşaltmak zorunda kaldı Bundan yararlanan Osmanlı Hükümeti, harekete geçti ve Enver Bey'in (Enver Paşa) komutasındaki birlikler, 21 Temmuz 1913'te hiçbir direnme olmaksızın Edirne'yi ele geçirdi 29 Eylül 1913'te imzalanan İstanbul Antlaşması ile Edirne Osmanlı Devleti'ne geçti
Edirne, Birinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte bir başka önemli gelişmeye tanık oldu Yunanlıların Mondros Mütarekesi'ni izleyen günlerde Anadolu ve Trakya'da başlattıkları işgal hareketleri 25 Temmuz 1920'de Edirne ve tüm Doğu Trakya'nın Yunanlıların eline geçmesiyle sonuçlandı Edirne yaklaşık iki yılı aşkın bir süre Yunan işgalinde kaldı
Kuva-yı Milliye' nin gösterdiği güçlü direniş ve Yunanlıların Sakarya'da uğradıkları ağır yenilgi, itilaf devletlerini, 1922 yıl içinde tutum değişikliğine zorladı; nitekim Mart 1922'de toplanan Paris Konferansı, Edirne ve Kırklareli dışında, bütün Doğu Trakya'nın Türklere verilmesini öngörmüştü Ne var ki, bu öneri Ankara Hükümeti'nce kabul edilmedi
Edirne'nin kaderi, Büyük Taarruzun zaferle sonuçlanmasıyla değişmeye başladı 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi'ne göre Yunanlılar Karaağaç da içinde olmak üzere Meriç’in batısına dek bütün Doğu Trakya'dan çekilecek, yerlerine gelecek itilaf birlikleri bu bölgeyi, en çok bir ay içinde Türk güçlerine bırakacaktı
Mudanya Mütarekesi, 14 Ekim I922'den başlayarak yürürlüğe girdi 25 Kasım 1922'de Türk birlikleri Edirne'ye ayak bastı Lozan Konferans kararları uyarınca, Karaağaç Köyü ile istasyonunun 15 Eylül 1923'te boşaltılmasından sonra, Trakya'nın bugünkü sınırlarına ulaşıldı Tarihinde yeni bir sayfa başlayan Edirne, böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin bir sınır kenti oldu
|