Yalnız Mesajı Göster

Edirne'yi Her Yönü İle Tanıyalim

Eski 08-03-2012   #14
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Edirne'yi Her Yönü İle Tanıyalim




Sarayın birinci meydanıydı Tarihi belgelerde bu meydanda "ulufe" dağıtıldığı için kese meydanı da denildiği kaynaklarda
yazılmıştır Yaklaşık 25 dönüm alanı kaplamaktaydı Bu meydana açılan sarayın bölümleri ise şunlardı Bab-u Hümayun, Eski Divan, Kapı Arası, Bâbüssaade (Ağalar kapısı), Saray mutfağı ve Aşçılar Ocağı’dır



Bab-ı Humayun (Padişah Kapısı)
Bab-ı Hümayunun kapısının kanatları, genişliği 1,5 metre yüksekliği ise 4 metre olan demir levha kaplı meşeden yapılmış olup, 4,5 metre yüksekliğinde ve ahşap başlıkları altın yaldızlı, 4 adet sütunun üzerindeki saçağın altında bulunurdu 9 metre derinliğinde 5,5 metre genişliğindeki saçağın tavanı usta işi oyma kabartma işleme ile yapılmıştı Saçağın, direklerden itibaren dışa taşan kenarları da şişe denilen ince çubuklardan oluşan karelere ayrılmış bir yerdi



Kapı Arası
Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştı Babüssade’den geçilip 10 metre genişliğinde ve 8 metre boyunda, zemini kaygan ve "Kapı arası" adı verilen bu yer, kötü bir şöhrete sahipti Bu kapı arasından vezir ve hatta sadrazam olarak girenler beklenmeyen bir anda bildirilen buyruk ile makamlarını yitirebilirlerdi Burada bekletilir ve dinlenmeleri istenir ise tutuklanmanın gerçekleşmesi kesin idi Sol taraftaki Kapıcıbaşı Ağanın odasının üstündeki oda bir tür nezarethane idi Kapı arasının sağ tarafında da "mücrimler zindanı" denilen yüksek makamda bulunanlara mahsus hapishane yer alırdı
Eski Divan yeri
Sundurma, kapı arasının Alay Meydanına bakan çıkış hizasında 15 metre uzunluğunda yarım daire şeklinde, yelpaze şeklinde bir yerdi Bu yelpaze şeklinde saçağın dayandığı direkler ise mermerdendi Kapı arasının bu saçak altına açılan kapısından Alay meydanına doğru çıkılınca, yelpaze tavanın altında gelinirdi Bu bölüm sundurmanın süslenmiş bir kısmı olup, "Eski Divan yeri" adı ile bilinirdi Bu bölümün tavanı tamamen tahta kabartma çiçekler ve koyu lacivert zemin üzerine yaldız işlemeli idi Çatının şekline benzer olan zemini, mermerden yapılmış olup, mermer parmaklıklar ile çevrilmiş olup, parmaklıkların iç tarafında ve direkler arasında, oturmaya mahsus kanepe şeklinde, sedirler konulmuştu



Alay Meydanı
Eski divan yerinin orta direkleri arasından geçilerek Alay Meydanı'na varılırdı 150 metre eninde, 160 metre boyunda olan bu geniş avlunun dört cephesi ahşap direklere dayanan ve kurşun kaplı bir sundurma ile çevrilmişti Meydanın kuzey tarafını sınırlandıran duvarın mumcular ocağına yakın bir yerinde "divan kapısı" adıyla bilinen meydana açılan sütunlar ve yaldızlı tavanlı çatısı süslenmiş bir kapı vardı Bu kapının doğu tarafının bitişiğinde Kubbealtı, bitişiğinde "İç Hazine" ve bunların arka taraflarında Padişah Hazinesine mahsus daire ile veznedar ve yazıcı odaları yer alırdı
Matbah-ı Âmire ve Aşçılar Ocağı
Bu kısmın (Alay Meydanı) karşısında, meydanın güney tarafında bugün hala harabe halinde bulunan, büyük ocaklar ve kubbe ve bacalarından oluşan yapılara "Matbah-ı Âmire" saray mutfakları denirdi Bu büyük ve kâgir kısmın önünde kurşun döşenmiş bir gölgelik, bu kısmın güney tarafında ve arkasında ise bitişik odalardan oluşan, helvacılar, güllaççılar, aşçılar ve ekmekçilerin kaldıkları koğuşlar vardı Tunca yönünden geniş ve yüksek bir duvarla ayrılan bu alanın bir bölümünde odunluk bulunuyordu Bu meydanın, Tunca nehrine açılan kapısına "Köşk kapı" denilip, yakacak naklinde kullanılırdı Mutfakların batı tarafındaki küçük meydanda büyük bir şadırvan, mescit, büyük bir kiler (Kiler-i Âmire) ve kilerciler ile kiler yazıcılarının dairesi ve aşçılar hamamı bulunurdu
Bâbüssaade "Akağalar kapısı"
Günümüzde ayakta kalan birkaç kalıntıdan olan Babüssade "Akağalar kapısı", Alay Meydanı'nın doğu yönündeki duvarının kısmen ortasında yer alırdı Kapının kurşun örtülü üst tarafında, yaldızla süslenmiş geniş saçaklar ve başlıkları yaldızlı iki mermer sütuna dayanan bir çatının altında yer alırdı Fatih Sultan Mehmet döneminden kalan arz odasıyla birlikte inşa edilen, sarayın en eski yapılarından biriydi
Kapıya Alay meydanından içeri girildiğinde, sağ tarafında Allah ve solda peygamber isimleri, ikişer metre çapında dairevi birer mermer levhaya işlenerek duvara asılmıştı Kapının kemerinin üstünde 3 metre boyunda, 75 santimetre eninde diğer bir levhaya; Ya Müfettih-ül Ebvab (Hayır Kapılarını açan-Allah’ın İsmi) yazılmış ve altına da Sultan Mustafa'nın tuğrası işlenmişti
Babüssaadenin çatısına Sancak-ı Şerif dikip, sefere gidecek Serdar-ı Ekremlere (ordu komutanlarına) resmi kabul (teşrifat-ı mahsusa) ile teslim etmek gelenek idi Sancağın kapı önündeki mermer döşeli avluya dikildiği yer, özel bir şekilde hazırlanmış bir çukur yuva olup bu yuvaya saygı gösterilerek basılmaması için yarım küre şeklinde mermerden yapılmış bir kapak konulmakta idi
Bu kapıda gitmek ve geçmek hiç bir şekilde ihmal olunamayan dikkatli geçişi gerekirdi Bu kapıdan yalnız bir kişi serbestçe geçerdi, o da Padişah
Padişahlar saraylarda ikamet ettikçe bu kapıdan kadın geçmemiştir Babüssaade’nin güvenliği ile ilgili saray görevlisi kapı ağasıydı


Divan Meydanı
Bu meydan içindeki yapılar, Osmanlı siyasetinin şekillendiği yerleri barındırması bakımından sarayın en önemli yeriydi
Bu meydan, birinci alay meydanının kuzey yönünde bulunurdu Bu meydana alay meydanının (Divan) kapısından ve dış meydandan da baltacılar kapısı yolu ile geçilirdi Bu meydana dahil olan yapılardan Darüssaade ağası, baş kapı gulâmı ve Harem Ağaları daireleri bu meydanın doğusunda bulunup, bulundukları küçük meydana "haremin" veya "çadırlı kapı" denilen dış kapısından girilirdi Mumcular dairesinden itibaren kuzeye doğru uzanan duvar divan meydanının batı sınırını oluşturur ki duvarın üstünde "Alay köşkü" ve meydan tarafında da "baltacılar" koğuşları vardı Kubbe Altı, Hazine-i Hümayun, Hazinedar, Hazine veznedarları, Hazine yazıcıları dairelerinin birer cepheleri de bu meydan tarafına bakardı
Divan kapısı
Mumcular dairesinden kubbe altına giden gölgeliğin ortasında 4,5 metre yüksekliğinde dört ahşap sütuna dayanan 6 m boyunda ve yaklaşık 7 metre eninde çatının altındaki kapı "divan kapısıydı" Kapı saçağının tavanı zengin ve renkli bir tarzda kaplanmış olup üzeri kurşun döşeli ve yaldızlı bir alem vardı Kapıdan divan meydanına çıkılınca, kapının iki tarafında sekiz köşeli 5 metre yüksekliğinde ve 4 metre eninde çatısı kurşun ile döşeli ve tepeleri yaldız işlemeli, nöbetçi baltacılarla kapıcılara (Bevvaban) mahsus odalar bulunurdu Bu kapı ile karşısındaki çadırlı kapının koruması baltacılara aitti
Kubbe altı
Divan başkanı ve vezirler kubbe altında toplanırlardı Günümüzde "Bakanlar Kurulu" olarak adlandırabileceğimiz bu toplantılardan padişahlar, Gedik Ahmed Paşa’nın sadrazamlık döneminde çekilmişlerdi Padişahlar bu dönemde Kubbe altına bakan ve cephesi sık bir kafesle örtülü yüksek bir mekana (mahfile) çıkmışlar ve toplantıları buradan takip etmişlerdi Edirne sarayındaki Kubbe Altı, Topkapı Sarayındaki Kubbe Altı dairesi kadar büyük ve gösterişli olmasa da yine de sarayın özenle inşa edilmiş ve süslenmiş bir parçasıydı
Kubbealtı 14 metre boyunda ve 10 metre eninde kurşun kaplı bir çatının altında 12 metre boyunda, 7 metre eninde bir odaydı Çatı, odanın duvarlarını 2,5 metre genişliğinde bir saçak halinde aşarak 12 adet ahşap sütun üzerine dayanırdı Çatının 2,5 metre genişliğindeki saçağına karşılık gelen divan odasını o genişlikte bir dehliz çevirirdi Divan odasının Alay Meydanı'na bakan kapısı bu dehlizin ortasına açılırdı Padişah kafesi bu kapının karşısındaki duvarda odanın zemininden 4,5 metre yüksekliğindeydi Padişah odasının (Mahfil) vezirlerin toplandığı yere bakan inşa şekli, olan biten her şeyi ve girip çıkanı görmeye uygun yapılmıştı Bunun bir maksadının olduğu açıktır Bu konuda akla gelen en geçerli sebep hükümet başkanı olan padişahın toplantıya müdahale etmemesiydi Divan odasının içi doğu tarzında özenle nakış edilmiş ve döşenmişti Çatının kubbe şeklinde olan merkezinden sarkan yaldızlı bir zincir ile bir altın topa tutturulmuş beş tuğ asılıydı
İç Hazine
Kubbe altının doğu tarafında bulunan iç hazine tamamen kâgir ve kurşun kaplı çatısı iki kubbeli idi 23 metre boyunda ve 10,5 metre genişliğinde olup, Alay meydanına bakan cephesinde 23 metre boyunda ve 4 metre genişliğinde bir sundurma vardı Hazinedar-ı Padişahi, Veznedar, Yazıcılar odaları iç hazine bölümünün arka tarafındaydı
Darüssaade Ağası Dairesi ve Harem ağaları koğuşları
Darüssaade Ağası dairesiyle, baş kapı gulamı ve Harem Ağaları daireleri, Osmanlı saraylarının özel yer tutan bir kısmını temsil eden bölümlerdi Darüssaade ağaları protokolde Sadrazam ve Şeyhülislamlara denk gelen bir yeri olmakla beraber doğrudan doğruya Padişaha bağlı oldukları için hükümete karşı sözü geçen bir konumda idiler Darüssaade Ağaları gibi Babüssaade Ağaları, Silahdar Ağalar ve Hazinedar Ağalar gibi saray halkının yüksek mevkili kişileri idi Darüssaade Ağasıyla harem Ağaları Harem-i Hümayun (Padişah hareminin) kapısının civarındaki dairelerde oturuyorlardı
Darüssaade Ağası Dairesi
Darüssaade ağası dairesi 21 metre boyunda, 15 metre genişliğinde bir çatının altında 8 oda ve 4 kurnalı bir hamamdan ibaretti
Harem Ağaları Koğuşları
Harem ağaları koğuşları Darüssaade ağası dairesinin bitişiğinde 2 büyük koğuş, 1 hamam ve 1 çamaşırhane ile ayrıca bir çatı altında abdest musluklarıyla helalardan oluşan beş farklı daireden oluşurdu Koğuşlar 50 metre boyunda ve 15 metre genişliğinde kurşunlu bir çatı altında dört katta 64 odandan ibaretti Odalar 2,5 metre boyunda ve 2,5 metre genişliğinde tavanları basık birer küçük odaydı
Baş Kapı Gulamı Dairesi
Harem ağaları koğuşlarının karşısında 24 metre boyunda ve 12 metre eninde kurşun örtülü bir çatı altında 8 oda ve baş kapı gulamı dairesi ve civarında da bir mescit vardı
Camlı oda
Ağalar mescidinin mihrabı civarında "Camlı odalar" denilen 23 metrekare, çatısı kurşunlu ve dört bir yanı camlı büyük pencerelerden yapılmış Harem Ağalarının okulu olan bir bina vardı
Alay Köşkü
Mumcular dairesi köşesinden kuzeye doğru uzayan duvarın üzerine 320 metre mesafede, duvar ile birlikte 1612 (H1021) tarihinde Sultan I Ahmet Han tarafından inşa ettirilmişti Kasrın batı cephesindeki meydan Sırık Meydanı adıyla da bilinirdi Ortasında düzgün bir set halinde bir namazgâh vardı Bu namazgâh 1612 (H1021) tarihinde yapılmıştı Namazgâhın kıble yönünde olan, cephesi namazgâha mihrab olarak inşa edilen büyük ve muntazam çeşme ise bu set ile birlikte yapılmayıp 1678 (H1089) yılında da Sultan IV Mehmet emriyle yaptırılmıştı Kornişleri ve diğer süslemeleri tamamen bu çeşmeye benzeyen bir diğer mermer çeşme de Topkapı sarayının "Valide taşlığında" kitabesine göre 1667 (H1078)tarihinde inşa edilmişti
Alay köşkü, yıldırım düşmesi sonucu tamamen yanmış olduğundan 1730 (H1143) tarihinde Edirne Bostancıbaşısı Kavaklı Ali Ağa tarafından yeni baştan yaptırılmıştı Üst katta iki oda ve büyük bir divanhane ile bazı ilave yapılar ve alt katta da 3 oda, büyük bir mermerlik ve abdesthane gibi ek yapılardan oluşurdu
Kasrın Sırık Meydanı tarafındaki duvara 3,5 metre genişliğinde bir kapı konulmuş olup, iki mermer sütuna dayanan ve sultan odasının çıkmaları altına gelen yerde bulunurdu Kasrın Divan Meydanı tarafında taştan bir merdiveni olup kapısı bu merdivenin giriş sahanlığına açılırdı
Alay Köşkü, bahçesinde Yaseminlik köşkü adıyla bilinen sekiz köşeli ve etrafı tamamen camlı büyük bahçeler ile yapılmış, zemini mermer döşeli küçük bir bahçe olup, Sultan IV Mehmet'in çok sevdiği yasemin çiçekleri ile köşkün etrafını donattığı yerdi Edirne'de Selimiye Camii hatiplerinden ve saray hocalarından Arapzade Abdurrahman Efendiye ait olan bir belgeye göre Sultan IV Mehmed'in naaşı bu yaseminlik köşkünde yıkanmıştı

Patlamanın şiddeti Havsa`dan bile duyuldu ve
Edirne'nin 425 yıllık tarihine, bir imparatorluğun tüm kararlarına şahit olmuş, büyük bir saray tarihe karıştı

Osmanlı-Rus savaşında Edirne’nin işgal edileceği anlaşıldığından 19 Aralık 1875 tarihinde gece 2300 civarında Müftü efendi ve dini liderleri ve diğer Müslim ve gayrı Müslim ileri gelenlerini vilayet binasındaki odasına davet ederek Rusların Edirne'yi işgal etmeleri olasılığından ve aldığı emre uyarak İstanbul'a gideceğinden bahseder Asayişin sağlanması için ahaliden güvenlik ile ilgili düzen oluşturmalarını tavsiye etmiştir Bu toplantıda bulunan Rum ileri gelenlerinden Edirneli Mancanidis efendinin anlattıklarına göre ve saat 23:30'a doğru top atışı seslerine benzer sesler duyulmuş ve toplantının yapıldığı vali odasının saraya bakan pencerelerinin bazı camları kırılmış ve sarayın orta kapısı civarı yanmaya başlamış ve koyu dumanlar gökyüzüne yükselmeye başlamıştır Toplantıda bulunanlar pencerelerin önüne gelip seyrederlerken Cemil Paşa sarayda bulunan cephanenin düşmanın eline geçmemesi için tutuşturulmuş olması ihtimalinden bahsetmiş ve söndürülmesi için gidilecek olur ise mermilerin ve barut fıçılarının patlamasından dolayı tehlikeli olacağını söylemiş ve bir süre sonra daireyi terk etmiştir

Vilayet dairesine yeni gelen ve yukarıya çıkmakta olan Müşir Ahmed Eyüp Paşaya merdiven başında rastlamış ve birlikte vilayet dairesinden çıkarak istasyona gitmişlerdir "Bu karşılaşma sırasında Ahmed Eyüp Paşa'ya karar gereğince cephaneliğin ateşlendiği cevabını vermiştir"

Toplantıda hazır bulunanlardan merhum Rasim beyin ifadesinden Şevket Bey'in anlattıkları kayıtlarda şöyle geçmekteydi:
Patlama ve yangının şehri tehdide başladığından yangını söndürmek için saraya gidenler yangın mahalline yaklaşamamışlardır Şehirden arabalar ile Havsa üzerinden İstanbul'a göç eden halktan bazı insanlardan, sarayda meydana gelen patlamaların Havsa civarından duyulduğu anlatılmıştır Bu ateş Kum kasrına ve Cihannümâya sıçramış dehşetli sesler, dumanlar ve korkunç alevler içinde bu büyük âbide üç günde mahvolmuştur Yangın Bâbüssaade civarından yayılmıştır

Edirne’nin geri alınışından sonra da sarayın harabesi üzerinde Vali Rauf Paşa tarafından yangından zarar görmeyen veya harap olan bölümlerin çinileri ve bazı değerli parçaları sökülerek yabancılara verilmiştir Bu arada üzerleri işlemeli üç adet bakırdan yapılmış hamam kurnası konsolosa verilmiştir Edirne’nin ileri gelenlerinin söylediklerine göre eşyalar (27 sandık) bu şekilde yabancılara gönderilmiştir 1883-1884 tarihlerinde kışlaların ve askeri binaların inşaatında kullanılmak üzere padişahın emri üzerine kalan bütün duvarlar temellerine kadar sökülerek alınmıştır



Alıntı Yaparak Cevapla