|
Prof. Dr. Sinsi
|
Edirne'yi Her Yönü İle Tanıyalim

 Cami dışına asılmış olan, birbirine geçme küpe şeklindeki iki mermer halkadan dolayı, halk arasında "Küpeli Cami" olarak da anılmıştır
Şehir merkezi dışında Meriç nehri kenarında cami adıyla anılan mahallesinde, Yıldırım Bayezid tarafından 1399 yılında kiliseden camiye çevrilerek yapılmıştır
Camii; Tabhane, imaret, hamam, köprü ve Şehzadeler Türbesi' nden oluşan külliyenin bir parçasıdır Dört kemer üzerine bina olmuş bir kubbesi vardır
Yıldırım Bayezid camii, Edirne'nin durgunluk döneminden geriye kalan tek yapısıdır
Abdurrahman Hibrî bu camii ile ilgili olarak şunları söylemiştir:
"Garip görünüştür ki bu camii Yıldırım Han kendileri bina etmek üzere meşhur ve maruf iken, yine, tarzı kiliseden dönme şeklinde ve mihrabı çarpık olmuştur O tarihlerde yapılan benzeri görülmemiş camilerde belirdiği gibi usta mimarlar varken böyle tarzı, Allah bilir ki bu yerde aslında bir kilise bulunup üzerine yapılmış ola Bu camii şerif sene isneyn (pazartesi) ve semani-mae (H 802)/M 1399’da tamamlanmıştır Yanında imaret-i amiresi vardır"
O zaman ki şehrin mahallelerinin biraz dışında kalan Yıldırım Bayezid Camii, küçük bir orta kubbenin etrafında haçvâri dört tonozdan ibaret olarak "Ravenna da Galla Placidia" türbesinin çok nadir kullanılan plân sistemine benzemekte olup, Osmanlı mimarisinden daha ziyade batı mimarisi bakımından ilgi çekmektedir Galla Placidia'dan farkı, haçın ön köşelerine iki ayrı odanın ilâve edilmiş olmasıdır Dr Rifat Osman Bey, evvelce burada Tirisiye Hares Kilisesi bulunduğunu ve şimdiki caminin bu kilisenin harabeleri üzerine inşa olunduğundan mihrabının eğri düştüğünü kaydetmektedir
Camiye yaklaşım, Yıldırım köprüsünü geçtikten sonra, köprüyü karşılayan dış avlu kapısından olmaktadır Bu kapıdan, üzerinde ikinci bir avlu kapısıyla, iki yan kapının ve pencerelerin bulunduğu ve yapının tam orta aksında ve avlunun ortasında yer alan şadırvan, cami şadırvanının ve bir müştemilatın da yer aldığı avlusuna ulaşılmaktadır
Caminin ana girişi doğu cephesindedir Caminin tek minaresi de bu cephe üzerinde, güneydoğu köşesinde göze çarpmaktadır
Caminin plan şemasına bakıldığında, kare planlı, sağır kubbeli ve merkezi mekana saplanan dört ana yönde, üst örtüsü tonoz olan dört eyvan görülmektedir
Doğu cephesinde, bu haçvari plan şemasında varolan eyvanların kollarının tamamlandığı köşelere, kuzey ve güney tabhane mekanları yerleştirilmiştir Bu mekanın da üst örtüsü, yapının geometrik ortasında bulunan merkezi kubbeyi destekler biçimde kubbedir Kubbelerin üçüde kasnaksızdır
Bir merkezi kubbeye dört yönden açılan eyvanlar ve bu eyvanlardan doğudakinin güney ve kuzeyine eklenen iki tabhane hücresi ve doğudaki revaklı giriş bölümüyle erken dönem içinde farklı bir plân şeması arz eden Yıldırım Camii'nin orijinal olup olmadığı tartışıla gelmiştir

Yıldırım Camii Türk eseri olarak esasında bir imaret olup, zaviye olarak kullanılmak üzere yaptırılmıştır Bu amaçla haçın iki kolu arası birer oda halinde kapatılarak tabhane(Mutfak) odaları şekline sokulmuştur
Zaviyenin Edirne Müzesi'nde bulunan ve 1537 envanter numarasıyla kayıtlı üç satırdan ibaret olan sülüs hatlı Arapça kitabesi, H 802/M 1399-1400 tarihlidir Kitabenin okunabilen bölümlerinin transkripsiyonu ve tercümesi şöyledir:
(l)Emir es-sultan el-azâm züluüahi fıl-
alem      es-sultan (2)Bayezıd ibn Murad ibn
Orhan nas      hazel imaret    la zalat mamure
ve kane'l-fakisene eşneyn ve semanemie
el Haliliye re (3)ve'l-ulemai ve'l-seyyid el       
Emir ve ulu sultan, Tanrı'nın bu alemdeki gölgesi Orhan oğlu Murad oğlu Bayezid Han, seyyid, ulema ve fakirler için bu mamur imareti sekizyüziki 802 senesinde inşa ettirdi
Malzeme
Zaviyede gözenekli sarımtırak köfeki taşıyla birlikte tuğla malzemenin duvar örgüsünde kullanıldığı gözlenmektedir Taş-tuğla almaşıklığında bir taş-üç tuğla veya bir taş-beş tuğla sistemi kullanılmıştır Yani almaşıklık sisteminde bir standart yoktur Doğudaki giriş revağında, sekiden yükseltilmiş kaidelere oturan sütunların başlıkları ve güneydoğudaki tabhane hücresinin pencere lentosu (kiriş) Bizans döneminden devşirme malzemeler olarak dikkati çeker
18 yüzyılda kubbe ve son cemaat yerinin ilaveleriyle şimdiki görünümünü almıştır Aslında haç biçiminde 4 -5 yüzyıllarda yapılmış bir mozole olan binanın, haç biçimindeki dört kolunun tonozları Türk mimari üslubunda sivri kemerli olarak yapıldıktan sonra, dış duvarları binanın ilk yapısı tamamen Türk tarzı olan tuğla-taş tezyinat ile kaplanmıştır
Esas yapıda fazla bir değişiklik olmamış yalnız son cemaat yerile bir minare yapılmıştır Üçgen kıvrımlar üzerine oturtulmuş olan kubbe de Osmanlı yapısıdır Pencereler 14 ve 15 asır şekillerini göstermektedir

Süsleme
Caminin pencere alınlıklarında değişik şekillerde kesilmiş taşların tuğlayla beraber kullanımı sonucu ortaya çıkan süslemeler Osmanlı dönemine aittir
Kuzeybatı cephedeki pencere ile güney duvarın doğu tarafındaki pencere alınlıklarında, altıgen şeklinde kesilmiş taşların tuğlalarla kuşatılması sonucu oluşmuş geometrik düzenleme bulunmaktadır Kuzeydoğu cephedeki pencere ile batıdaki kapının üstünde bulunan pencerenin alınlıklarında kare boyutlu taşlar kullanılmıştır Birinde taş ve tuğla yatay eksende bir taş, iki tuğla almaşıklığı meydana getirecek şekilde istiflenmiştir Diğerinde ise tuğlalar diyagonal şeritler biçiminde düzenlenmiştir Güney eyvanın (tonoz örtü) batı duvarına açılan pencerenin alınlığında, sekizgen biçimindeki taşlar her köşeden bir tuğlayla çerçevelenmiştir Her sekizgenin çapraz eksendeki köşelerinde kare boyutlu birer küçük yer almaktadır Doğu cephedeki giriş revağının (kemer altı) sütun ve başlıkları devşirmedir Sütun başlıklarında, köşeler stilize serviye benzer şekilde, çizgilerle pahlanmakta, yüzeylere ise üçlü yapraktan oluşan basit bitkisel bir süsleme kabartılmıştır Pencere kirişinde ise yatay eksende yan yana dizilen ve birer düğümle birbirlerine bağlanan dairelerin merkezlerinde kesişen kırık çizgilerin böldüğü yüzeye yerleştirilmiş palmetlerden oluşan geometrik bezeme yer almaktadır
Tuğla hatıllarının tertibi, özellikle pencere biçimleri ve alınlıkların değişik tuğla süslemeleri bu duvar kılıfının Türk inşaatı olduğunu belli eder Ancak binanın aksi kıble istikametini vermediğinden haçın kollarından birbirinin köşesine meyilli olarak mihrab yerleştirilmiştir
Camii kapısının iki tarafında bulunan tabhanelerin duvarları ve ocakları zengin bir çini dekoru ile kaplı idi Evvelce çinilerle kaplı olan ve son derece zengin ve zarif kabartma işlemelerle süslü ocakları olan bu tabhanelerin duvarlarında sayısız denecek kadar çok gemi resimlerine rastlanırdı
Üslup ve Değerlendirme
Taş ve tuğlanın standart bir almaşıklığa dayanmadan örgü malzemesi olarak kullanıldığı duvarlara açılan pencerelerin alınlıklarına aynı malzemelerin kullanımıyla oluşturulan basit geometrik düzenlemeler cephenin kendi içinde, malzeme açısından bir uyum sağlamıştır Devşirme malzeme daha önce kullanıldığı gibi yapısal işleve yönelik olarak kullanılmıştır
Tadilatlar ve son durum
Gurlitt Hammer'e göre kubbe ve son cemaat yeri on sekizinci asırda yapılan tamirde bu günkü şeklini almıştır Gurlitt Hammer ilk yapının her halde Haçlılar seferinden evvel hatta belki de Galla Placidia'nın inşası tarihi olan (440) yılından çok uzak olmayan bir zamandan kaldığını 1400 tarihlerinde camiye tahvil edildiği zaman sivri kemerli tonozların ilâve olunduğunu kabul etmektedir
Edirne'de ayakta kalan en eski cami olan Yıldırım Bayezid Camii bugün ne yazık ki harap ve terk edilmiş halde  
Cami kapısının iki tarafında bulunan tabhanelerin duvarları ve ocakları zengin bir çini dekoru ile kaplı idi Gerek bunlar, gerekse caminin şadırvan ve imareti 1877/78 Rus işgalinde harap olmuştur Doğu kapısı önünde Bizans başlıklı sütunlar üzerine kurşun kaplı bir çatı varken 1910 da yıkılmış, bu arada Birinci Sultan Murat’ın oğlu Ahmet ile diğer bir şehzadenin gömülü olduğu şehzadeler türbesi de yıkılmıştır Şimdi caminin son cemaat yeri harap bir hâldedir Bugünkü caminin arkasında güney batı tarafında eski kapı hâlen mevcuttur
Yıldırım Camii, zamanla normal bir mahalle cami halini almış ve zamanla bazı aksamı değişerek günümüze kadar gelmiştir
|