|
Prof. Dr. Sinsi
|
Yakın Tarihimizde Ki Önemli Ayaklanmalar
 
Menemen (Kubilay) Olayı (23 Aralık 1930)
Menemen'de Kubilay'ın 23 Aralık 1930 tarihinde şehit edilmesine neden olan irtica
olayı, İstanbul'da Erenköy Şevki Paşa Köşkü'nde ikamet eden 84 yaşındaki
Nakşibendî tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat ile oğlu Mehmet Ali tarafından hazırlanmış,
Manisa Askerî Hastanesi imamlığından emekli olan Laz İbrahim Hoca tarafından da
teşvik ve tahrik edilmiş, mürteci Derviş Mehmet ve adamlarınca da hunharca icra
edilmiştir "
Şeyh Esat ve tarikatının amacı, Cumhuriyet Hükümeti'ni yıkmak, ATATÜRK ilke ve
inkılâplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak,
şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını sağlamaktı
Menemen olayında önemli etkinliği olan Laz İbrahim Hoca, olaydan önce Erbilli Şeyh
Esat tarafından Manisa'ya sözde baş Halife olarak atanmıştır Anılan şahıs, Manisa
ve civarındaki ilçe ve köylerde Nakşibendi tarikatını yaymaya çalışmış; ayrıca,
Cumhuriyet ve ATATÜRK ilke ve inkılâpları aleyhine konuşmalar yapmıştır
Dolayısıyla irticaî hareketlerin oluşmasına ön ayak olmuştur Laz İbrahim Hoca
tarikatın bir toplantısında da Kubilay'ı şehit eden Giritli Derviş Mehmet'in Mehdîliğini
ilân etmişti,
Kubilay olayının elebaşısı olan Mehdi Derviş Mehmet ve gerici grubu, 06 Aralık 1930
Cumartesi günü akşamı Manisa'da tatlıcı Hüseyin'in evinde yaptıkları son toplantıda,
Menemen'de gerçekleştirecekleri irtica eyleminin plânını hazırlamışlardı
İrtica grubu, Manisa'dan hareket ederek Paşaköy, Sünbüllerve Bozalan köylerinden
temin ettikleri silâhlarla birlikte 23 Aralık 1930 Salı günü sabahı Menemen'e gelmiş ve
buradaki Müftü (Köseköy - Kesikköy) mescidine girmişlerdi Mürteciler mescitte
mihraba asılı bulunan (üzerinde "La ilahe illallah inna fetahneke" suresi yazılı) yeşil
bayrağı da alarak olayın cereyan ettiği Belediye Meydanı'na gelerek orada bulunan
halka "  Din elden gidiyor, kâfirler bizi dinimizden ayırmaya çalışıyor, şapka giymeye
zorluyorlar " diyerek esnafı dükkânlarını kapatmaya ve kendilerine katılmaya
zorlamışlardı
Mehdi Derviş Mehmet, ayrıca, "kendisinin peygamber olarak geldiğini, şeriatı yerine
getireceğini, Menemen'in 70 000 Müslüman (Bazı yayınlarda 70 000 Arap askeri,
bazı yayınlarda ise Halife ordusu tabiri kullanılmaktadır) tarafından kuşatıldığını,
Şeriat Bayrağı altına girmelerini, girmeyenlerin kılıçtan geçirileceğini, askerin silâh
atamayacağını, kendilerine top ve merminin işlemeyeceğini  " ifade ederek halkı
ayaklandırmıştı
Mürteci grubunun meydandaki bu eylemlerine Menemen Jandarma Bölük Komutanı
Yzb Fahri Bey müdahale ederek dağılmalarını istemiş; ancak, bu gerici ve yobaz
grubu ile orada bulunan halk dağılmamıştır O sırada Mehdi Derviş Mehmet,
Yzb Fahri'ye " Ben Mehdiyim Şeriatı ilân ediyorum Bana kimse mukavemet edemez
Karşımdan çekil !" demiştir Mehdinin bu sözü orada bulunan Menemen halkının
bazıları tarafından alkışlanmıştır
Ayaklanan bu gerici topluluğun tehlikeli hareketlerini ilk seferde kontrol altına
alabilmek amacıyla Menemen'de konuşlu 43 ncü Piyade Alayından P Atğm Mustafa
Fehmi Kubilay görevlendirilmişti Kubilay eratın cephane almasını beklemeden 26
mevcutlu müfrezesi ile birlikte olayın cereyan ettiği Hükümet Konağı'na (Belediye
Meydanında) doğru hareket etmişti
Kubilay olay mahalline gelmiş, müfrezesine süngü taktırmış ve erleri müfreze
çavuşunun komutasına bırakarak ayaklanan mürtecilerin yanına gitmişti Meydanda
Mehdi Derviş Mehmet ile karşılaşmış ve kendisine "yaptıkları hareketin suç olduğunu
ve bu kanunsuz eyleme son vermelerini, kan dökmeden buradan çekip gitmelerim"
söylemiştir Ancak, bu arada yere düşmüş ve Mehdi Derviş Mehmet'in mavzer
kurşunu ile yaralanmıştır (bazı kaynaklarda mürtecilerden birinin silâhından atılan
mermi ile yaralandığı belirtilmektedir)
Olay mahallinde bulunan Kubilay'ın müfrezesi irticaî gruba ateş açmış; ancak,
silâhlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili olamamıştı Bunu fırsat
bilen Mehdi Derviş Mehmet ise, "bakın bana mermi işlemiyor " diyerek daha da
cür'etlenmişti Kubilay, ağır bir şekilde yaralanmıştı Kubilay, meydandaki hükümet
binasına girmek istemiş; fakat, binanın giriş kapısı kapalı olduğu için girememişti Bu
nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine girmişti Mehdi
Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir
vaziyette bulunan Kubilay'ın başını gövdesinden ayırmış; yeşil bir bayrağın tepesine
takmıştı Böylece, Cumhuriyet ordusunun kahraman bir subayı, asil Türk evladı
Kubilay canavarca bir hisle şehit edilmiş, cehalet ve taassubun kurbanı olmuştu
Mehdi Derviş Mehmet ve irticaî cani grubu, bu cinayetle yetinmeyip Kubilay'ın başını
Menemen sokaklarında dolaştırmış, bu sırada kendilerine müdahale eden Şevki ve
Hasan adlı kahraman iki bekçiyi de öldürmüşlerdi Olay yerinde toplanan 250 - 300'e
yakın ahali ise Kubilay'ın şehit edilmesi esnasında donuk, hissiz ve seyirci kalmış;
hatta bir kısmı olayı tasvip edercesine alkış tutmuştu
Bu menfur olaya müdahale etmek üzere 43 ncü Piyade Alay Komutanlığınca Yzb
Ragıp Çaldıran Bey ile Yzb Abdüibahri Bey'in komutalarında makineli tüfekle
takviyeli iki bölük görevlendirilmişti Bölük Komutanlarınca şehir içinde en önemli
bina, tesis, yol ve kavşaklarda gerekli önlemler alındıktan sonra halkın dağılmaları,
evlerine gitmeleri, aksi takdirde ateş edileceğine dair uyarılar yapılmıştı Ancak, bu
uyarılara uyulmadığı gibi gericilerin "Bize kurşun işlemez, biz şeyhiz, dervişiz  "
demeleri üzerine ateş açılmış ve bu ateş esnasında Kubilay'ı şehit eden Mehdi
Derviş Mehmet ile birlikte Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürülmüşlerdi
Türk Ordusunun kahraman subayı Kubilay ile Cumhuriyet rejiminin sadık bekçileri
Şevki ile Hasan'ın cenazeleri, 24 Aralık 1930 tarihinde kendilerine yakışır bir şekilde
yapılan törenle Menemen'e defnedilmişti Olayın hemen ardından Menemen'de
Ayyıldız tepede devrim şehidi Kubilay ile Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki adına anıt
dikilmiş ve bu anıtın üzerine "inandılar, dövüştüler, öldüler  Bıraktıkları emanetin
bekçisiyiz " ifadesi yazılmıştır
Olaylardan bir hafta sonra 01 Ocak 1931 tarihinde TBMM'nde Başbakan İsmet
(İNÖNÜ) Paşa olay hakkında özet olarak; "  Kubilay olayı yüzlerce seneden beri dini
siyasete alet eden bütün hareketlerin yeniden ortaya çıkmasıdır Bu zavallılar lâikliğe
karşı gelerek şeriat istemektedirler Gerçekte ise menfaatlerini kaybetmişlerdir Onu
istiyorlar  " demiştir
Gazi Mustafa Kemal Paşa ise, 27 Aralık 1930 tarihinde Gnkur Bşk Mareşal Fevzi
ÇAKMAK'a gönderdiği mektupta, özetle, "Kubilay Bey'in şehit edilmesinde
mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki ahaliden bazılarının alkışla
tasvipkâr bulunmaları bütün Cumhuriyetçi vatanperverler için utanılacak bir hadisedir
Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmen heyetinin
kıymetli uzvu Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhurıyet'in hayatiyetini tazelemiş ve
kuvvetlendirmiş olacaktır  " demiştir
ATATÜRK, 08 Şubat 1931 tarihinde Ege bölgesinde yaptığı bir gezide de; "  Halkın
saflığından istifade ederek milletin maneviyatına tasallut eden kimseler ve onların
takipçi ve müritleri elbette bir takım cahillerden ibarettir Milletimizin önünde açılan
kurtuluş ufuklarında fasılasız yoi almasına mani olmaya çalışanlar hep bu
müesseseler ve bu müesseselerin mensupları olmuştur Türk milletinin bunlardan
daha büyük düşmanı olmamıştır Bunların mevcudiyetini müsamaha ile telâkki
edenler, Menemen'de Kubilay'ın başı kesilirken lâkaydane seyretmeye tahammül ve
hatta alkışlamaya cesaret edenlerle birdir" demiştir
Menemen olayına karışanların yargılanması ile görevlendirilen Divan-ı Harp Başkanı
General Mustafa MUĞLALI, duruşmada bulunan sanıklara hitaben; "tarikatın
münevver tabakalarından bu millet çok zarar görmüştür Tarikatçılar, daima millet ve
memlekete kötülük yapmışlardır Son 400 senelik Türk tarihi tetkik edilirse
Nakşibendiler din ve tarikat perdesi arkasında zavallı saf Müslümanları kalpte saklı
olan o 'sırla' zehirlemiş ve bu millet sizin aletiniz olmuştur " demiştir
Menemen olayının elebaşılarından olan ve Müftü Mescidindeki yeşil bayrağı alıp
meydana çıkararak 23 Aralık 1930 gününün sabahından itibaren irtica hareketini
başlatan Nalıncı (Mantarcı) Hasan (idam cezası verilmiş; ancak, yaşının küçük
olmasından dolayı 24 sene hüküm giymiştir) ismindeki mürteci, yapılan
sorgulamasında "  İstanbul'da Laz İbrahim Hoca (duruşmalar sonunda idam
edilmiştir) vasıtasıyla Şeyh Esat'ı ziyaret ettiğini, bir süre Erenköy'deki köşkünde
misafir kaldığını, bu zaman zarfında köşkteki konuşmaların Hükümet aleyhinde
olduğunu, orada bulunan Laz İbrahim Hoca'nın da "Şapkaların atılacağına, feslerin
giyileceğine Halifeliğin geleceğine, tekkelerin yeniden açılacağına" dair sözlerini
duyduğunu belirtmiştir
Olayda yaralı olarak ele geçirilen ve bir müddet sonra idam edilen Emrullah oğlu
Mehmet Emin sorgusunda; Mehdî Derviş Mehmet'in bir toplantıda, "dünyanın Şeyh
Esat Hocanın avucunda olduğunu, isterse tufanlar ve fırtınalar yaratıp dünyayı alt üst
edecek kudrette bulunduğunu söylediğini, kendisinin de Arabistan'a hatta Çin'e kadar
giderek Hz isa ile birleşeceğini ve oradan Avrupa'ya yönelerek Avrupa devletlerini
dahi dine davet edeceğini" ifade etmiştir
Mehmet Eminin sorgusunun devamında, Mehdî Derviş Mehmet'in "Hz Peygamber
de bu esrardan içti ve öylece miraca çıkarak Allah ile görüştü" diyerek orada
bulunanlara devamlı zikrettirerek esrar içirdiğini, Mehdî Derviş Mehmet'in
Menemen'de "Kutbülak tap (Allah'ın vekili) Esat Hoca'ya ve umum şeyhlere telgraf
çekeceğiz Hükümeti işgal edeceğiz, tekkeleri açacağız Hükümeti iki ay tatil
edeceğiz Manisa, Ankara ve daha başka vilayetleri de işgal ettikten sonra İstanbul'a
halifeliği iade edeceğiz  " dediğini söylemiştir
Manisa'dan Giritli Küçük Hasan'ın (hakkında mahkemece idam kararı verilmiş; ancak,
yaşı küçük olduğundan 24 sene hüküm giymiştir) yapılan sorgulamasında; " Bozalan
köyünde Mehdî Mehmet ve arkadaşlarına iki adet silâh verildiğini, bu köyde bir hafta
kadar kaldıklarını, zikir ederek esrarlı sigara içtiklerini   " ifade etmiştir
Mahkeme başkanı General Mustafa MUĞLALI, bir sanığın "Vallahi efendim  Ben
namaz bile kılmıyorum Oruç tutmadığıma dair şahitlerim vardır " demesi üzerine
General MUĞLALI da; "Biz camilerin kapısına içerisi yasak diye çifte nöbetçi mi
diktik? Minarelerin kapılarını mı ördürdük? Müezzinler beş vakit ezan okuyor Gürül
gürül mukabele okuyor Ramazanda toplar atılıyor O halde dinin elden gittiğini
söyleyenlerin ya gözleri kör ve kulakları sağırdır yahut da onlar bu safsata ile
kötülükler yapmak istiyorlar ” demiştir
Mahkemece hakkında idam kararı verilip çok yaşlı olduğu için 24 sene hüküm giyen;
ancak, tutuklu bulunduğu sırada ölen Erbilli Şeyh Esat'ın yapılan sorgulamasında
"  Nakşibendi tarikatmdayım 60 senedir bu tarikata mensubum Ancak, Hükümetin
çıkardığı tekaya (tekkeler) ve zevaya (zaviyeler) kanunundan sonra tarikatla bir ilgim
kalmadı Erenköy'deki yalıda sade bir hayat yaşamaktayım" demiş; masum olduğunu,
Hükümete karşı olmadığını sözlerine eklemiştir
Yukarıdaki ifadeler dikkate alındığında, Menemen Olayının hazırlayıcısı olan
Nakşibendi tarikatı lideri Şeyh Esat'ın yurt dışı bağlantısı ile ilgili olarak Askerî
Mahkeme Başkanı General Mustafa MUĞLALI, verdiği beyanatta "Şeyh Esat, hilâfet
komitesiyle alâkasına dair bir itirafname hazırlıyordu Bu münasebetle İngiliz casusu
Lavrens (LAWRENCE) ile münasebette bulunduğunu da doğrulamaktaydı Fakat,
hastalığı bunu yazıp bitirmesine mani olmuştur " demiştir
Diğer ayaklanma olaylarında olduğu gibi "Menemen Olayı'nda da Devletin sosyal,
ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırma, siyasî veya
kişisel çıkar sağlama, din ve din duygularını istismar ederek halkı ayaklandırma,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yıkarak yerine Şeriat Devleti kurmayı amaçlayan gerici
hainlere karşı devletin meşru güçleri gerekli tedbirleri almış ve suçlulara hak ettikleri
cezaları vermiştir
***
|