|
Prof. Dr. Sinsi
|
27 Mayıs Ve Gençlik...
27 Mayıs ve Gençlik  
Bugün 27 Mayıs 1960 devriminin 44 yıldönümüdür 27 Mayıs toplumsal bir muhalefetin dalga dalga yayılması ve birikmesi sonunda ortaya çıkmıştır 27 Mayıs, Atatürk 'ün laik-Cumhuriyet ilkelerine bağlı olanların karşıdevrim hareketlerine (örnek: Arapça ezanın kabulü, siz hilafeti bile geriye getirebilirsiniz, toplum tarafından tutulan ve tutulmayan devrimler gibi söylemler, anayasa dilinin Osmanlıcaya dönüşmesi, Halkevlerinin ve Köy Enstitülerinin kapatılması, gibi) karşı genişleyen ve giderek yoğunlaşan, özellikle gençliğin dahil olduğu toplumsal gösterilerin sonucunda gerçekleşmiştir
Üniversite gençliği 27 Mayıs 1960'a giderken yoğun toplumsal gösterilerin içinde yer almıştır
İlk hareket 1956 yılında oldu 23 Ocak 1956'da Ankara Üniversitesi SBF Fikir Kulübü ''Demokraside Parlamento Hâkim-i Mutlak Değildir'' konulu bir toplantı düzenlenmişti Bu toplantıya Feyzioğlu ve Aksoy gibi hukukçular katılmıştı Başbakan Menderes ''Üniversitenin çanına ot tıkamaktan'' söz etti, bu tutum üniversite gençliğinde tepki oluşturdu Toplumsal hareketlerin yoğunlaşması Nisan 1959'da görülür CHP lideri İnönü' nün Ege gezisi sırasında Uşak ilinde, Kurtuluş Savaşı'nda karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi, Uşak Valisi tarafından önlenmek istendi Valinin bu yasadışı buyruğunu kabul etmeyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı o gün görevden alındılar Akşam Uşak iline civardan DP'li partizanlar getirildi
-Ertesi gün (1 Mayıs 1959) tren istasyonuna gitmekte olan İnönü'nün arabası durduruldu İnönü arabadan inip, yaya olarak istasyona giderken arkasından başına taş atıldı, İnönü başından kan akarak trene ulaştı ve İzmir'e gitti İzmir'de CHP'nin yapmak istediği toplantı engellendi Bu yetmiyormuş gibi, DP'li partizanlar, Demokrat İzmir Gazetesi'ni bastılar, matbaa makinelerini parçaladılar
-4 Mayıs 1959'da İstanbul'a dönen İnönü'nün arabası Topkapı'da Trafik Müdürü tarafından durduruldu Çevrede organize olarak toplanmış ve içirilmiş zorbalar tarafından araba sarıldı Bir binbaşının olaya müdahale edip askerlere emir vermesi sonucu İnönü son dakikada linç edilmekten kurtuldu
-Aynı yılın sonbaharında CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek Çanakkale'nin Geyikli ilçesinde tutuklandı Geyikli'den İstanbul'a gelen CHP milletvekili heyetini Karaköy vapur istelesinde karşılayan gençler ve gazeteciler tutuklandı ve hapse atıldı
-1960 yılı ilkbaharında Kayseri'ye giden CHP lideri İnönü'nün yolu kesildi Olayların gazetelerde yazılması yasaklandı Basın, muhalefet partisine ait haberleri yazamaz oldu, birçok gazeteci hapse atıldı, gazeteler gece kalıp değiştiremeyeceği için yasak kararına karşı, sütunları kazıyıp beyaz sütunlarla çıkmaya başladı
-12 Nisan 1960 günü DP grubu bir bildiri yayımlayarak CHP'yi ''silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla'' ve birkısım basını da bu olayları yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçluyordu Oysa her şey halkın gözü önünde ve apaçıktı Çarptılan, yalan yazılan bir olay yoktu İşte bu noktada bardağı taşıran bir girişim daha oldu 18 Nisan 1960'ta Meclis'te DP'li 15 milletvekilinden oluşan bir Tahkikat Komisyonu kuruldu
-Meclis ve özellikle Tahkikat Komisyonu'nun çalışmalarının yayımlanması yasaklandı O gün İnönü, Meclis'te önemli bir konuşma yaptı Kendisinin ve CHP'nin ihtilalden gelip demokrasiye geçtiğini, ihtilal yapmalarının olanaksız olduğunu, kurulacak böylesi bir komisyonun demokrasilerde yeri olmadığı için ''gayri meşru'' olduğunu, TBMM üzerinde bir baskı dönemi getireceğini belirtti Ve şu ünlü cümlesi Meclis zabıtlarına geçti ''Demokratik rejim istikametinden ayrılıp ülkeyi baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam''  Bu konuşmanın yayımlanması derhal yasaklandı Konuşma her ne kadar gazetelerde yayımlanmadı ise de teksirle, daktilo ile çoğaltılarak bütün Türkiye'ye yayıldı
-Tahkikat Komisyonu gazetelere ve matbaalara el koymak yetkisine sahipti Ayrıca Komisyon, kararlarına karşı çıkan kişileri hiçbir yargılamaya tabi tutmadan 3 yıla kadar tutuklamak gibi çok tehlikeli yetkilerle donatılmıştı 19 Nisan 1960'ta yaptığı bir konuşma nedeniyle İnönü'ye 12 oturum Meclis'ten çıkarılma cezası verildi
Bu durumlar, İstanbul ve Ankara Üniversitesi öğrencilerini harekete geçirdi
-27 Nisan 1960 günü, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği'nin Beyazıt Beyaz Saray Salonu'nda yapılan kongresi polisler tarafından basıldı, öğrenciler dövüldü
O gece 27 Nisan 1960, İstanbul'daki bütün öğrenci yurtlarında şu haber sonsuz bir acelecilikle bütün öğrenciler arasında yayılıyordu ''Yarın üniversite bahçesinde 9-13 arasında bir miting yapılacak'' Bu yalın cümleye başka bir ilave yapılmıyor, ne gel diye bir ikaz var ne de bir yorum; sadece olay duyuruluyor o kadar 
28 Nisan 1960 I sınıf anfisinde kurulan Tahkikat Komisyonu'na gönderme yapıp, ''Hukukun bittiği yerde hukuk okunmaz'' diyerek ateşli bir konuşma yapan hukuk öğrencisi rahmetli Nuri Yazıcı kürsüden iniyor, binlerce öğrenci yürüyerek orta bahçeye çıkıyor
Orta bahçe tıklım tıklım dolu, heykelin önünde İstiklal Marşı söyleyen gençlerin üzerine, polis cipi hışım gibi sürülüyor
-Eli tabancalı polisler büyük hukuk âlimi İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof Dr Sıddık Sami Onar 'ı tartaklıyorlar ve yerlerde sürüklüyorlar Polis saldırıları yoğunlaştı Polisin attığı gaz bombaları, daha patlamadan alınıyor ve polise gönderiliyordu Beyazıt Meydanı'nda atlı polisler gençlere karşı saldırmaya başladı
-Bu arada Malatya doğumlu Orman Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki Turan Emeksiz kurşunlara hedef olarak devrim şehidi oldu Yüzlerce üniversiteli genç yaralandı Hukuk Fakültesi öğrencisi Hüseyin Onur , Tıp Fakültesi'nden Mevlüt Kurtoğlu , Hukuk Fakültesi'nden Cengiz Ballıkaya, Kenan Özten, İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi öğrencisi Hüseyin Irmak ağır yaralılar arasındaydı Haseki Hastanesi'ne getirilen Hüseyin Onur'un sol kasığından oluk gibi kan fışkırıyordu Kurşun damarı delmişti Onur, kanının üçte ikisini kaybetmişti Hüseyin Onur, sol bacağı dipten kesilerek yaşama döndürülebildi Kenan Özten'in, ayağı tankın paletleri arasında ezilmişti, ölümden zor kurtuldu Bütün gençlik ''Hürriyet-hürriyet'' diye bağırıyordu
Gençlik olayları, 29 Nisan 1960 günü Ankara'ya sıçradı Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri zulme karşı başkaldırıyordu Fakülte binası polis kurşunlarıyla taranıyordu İstanbul'daki bütün öğrenciler, gemilere ve trenlere bindirilerek ailelerinin yanına gönderildi Ama gösteriler İstanbul ve Ankara'da 26 Mayıs'a kadar kesilmeden sürdü Gençliğin hareketleri toplum içinde de yankılarını buluyordu 27 Mayıs askeri harekâtından 7 ay sonra seçimle oluşan Kurcu Meclis 6 Ocak 1961'de ilk toplantısını yaptı Kurucu Meclis, anayasa hukukundaki ''kurucu iktidar'' niteliğiyle çalışıyordu Yeni anayasa 27 Mayıs 1961'de tamamlandı, halk oylamasına sunuldu ve kabul edildi
1961 Anayasası, 27 Mayıs askeri harekâtının ''beraatı'' dır (aklanmasıdır) Bu anayasa Türk toplumunun binlerce yıllık tarihi içinde yarattığı en ilerici anayasadır Çağdaş, laik, insan haklarına, hukukun üstünlüğü ve sosyal devlet ilkesine bağlı bir anayasadır Böylesi ilerici bir anayasanın yaratılması, 27 Mayıs'a devrim niteliği kazandırmıştır Bu nedenle 27 Mayıs gerek toplumsal dayanakları, gerekse yaratılan çağdaş ve devrimci anayasası nedeniyle tutucu ve hatta karşıdevrimci 12 Mart ve 12 Eylül'le bir tutulamaz 
Bu anayasa, insan haklarını temel almıştır, hak ve özgürlüklere en üstün değeri vermiştir, sosyal devlet ve hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiştir ve bu ilkeleri yaşama geçirmiştir Laik devlet ilkesini ve ''Kuvayı Milliye ruhu'' na dayalı bağımsız Türk ulusçuluğunu ön plana çıkarmıştı
Bu nedenle 27 Mayıs bir devrimdir ve 1961 Anayasası, 27 Mayıs'ın ölmez eseridir
Dr Alev COŞKUN (1961 Kurucu Meclis Üyesi)
***
NOT:27 Mayısın 44 Yıldönümünde yani 2004 yılında 1961 Anayasasının hazırlayıcılarından
Alev Coşkun`un Cumhuriyet gazetesindeki yazısı 
**
|