|
Prof. Dr. Sinsi
|
Esma-İ Hüsnâ'dan Esintiler
EL-CÂMİ’
Sanadır cümle övgüler, senindir en yüce erdem,
Toplayıp ahenk içinde, yaşatırsın kulu her dem,
Cümle erilmezükleri toplarsın ulu zâtında;
el-Câmi(sin, kıyamette kullarını edensin cem’  
Yârabbi  
Toplayansın yüce erdemleri ulu zâtında,
Sen her kusurdan münezzeh,
Nezâhat senin cümle sıfatında  
Toplayıp düzen içinde
Görülmeyen zerreleri,
Zerrelerden halkedensin akıl almaz kürreleri  
Hem sevabı, hem günahı,
Ayrı ayrı cem'edersin,
Toplar cümle zamanları, bir küçücük dem edersin  
Çekmek için kullarını hesaba,
Gelmiş geçmiş ve varlığı silinmiş ervahı,
Toplar da huzurunda çekersin suâle
Tartarsın sevabı, tartarsın günâhı,
Çarparsın en zorlu azaba
Yârab düşürme bizleri orada bu hâle  
Ulu zâtında bunca yüce vasfı
Ulu hikmetinle topladığın gibi,
Toplarsın kullarını mahşerde huzuruna,
Kurumuş, boynu bükülmüş bir demet başak gibi
Şerha şerha yarılır
Bağrımız, tabanımız,
Anlayan anlar nihayet, hükmeden sensin yalnız  
Bir zerre zayi olmaz
Günâhından, sevabından,
Gizlenemez hiç bir şey senin ince hesabından
İsyanını kemend edersin kullarının,
Cümle büyük laflarını ağzına gem edersin
Yaşadığı, kendince onca uzun ömrü,
Gözlerinin önünde bir anlık dem edersin
Sensin el-Câmi' İlâhî,
Bu dünyada dağılsak da, kıyamette cem'edersin [color="#800080"]
EL-GANÎ
Yâ ilâhî, iktidarın öyle sonsuz, öyle engin
Ki, her an muhtaçtır sana, yarattığın onca zengin,
Serveti lütfeden şensin, yok bir şeye ihtiyacın;
el-Ganî'sin, zenginlikte yoktur âlemlerde dengin
Yârabbi  
Diler isen yaşatırsın fakr ü zaruret içinde,
Dilersen boğarsın kulu verdiğin servet içinde
Veren sensin, müstağnisin,
Yok ki senin ihtiyacın
Senin o ganî dergâhın kapısıdır her muhtacın
el-Ganî'sin, yok yoktur sana,
Şükür verdiğin evlâda, şükür verdiğin ihsana,
Hamd ü sera, hamd ü sena  
Sana asla hiç bir işte yoktur manî,
Sonsuzdur hazinen Yârab, sensin el-Ganî  
Sana sığınırız yine, senin ism-i celâlinden,
Nâmerde eyleme muhtaç, ver bizlere helâlinden
Eylemezsin Yâ İlâhî, inanan kulunu muhtaç,
Bırakmazsın üç-beş günlük şu dünyada sefil ve aç
Gönderirsin derde derman,
Verirsin yaraya merhem,
Sensin şifâ, sensin ilaç   
Yârabbi, o sonsuz hazînenden,
Dertlilere deva gönder,
Hastalara şifâ gönder  
Sevgi gönder gönüllere ey İlâh,
Vefasız kullarına vefa gönder  
Biliriz, sen ilmi dileyene verirsin,
Serveti dilediğin kuluna gönderirsin  
Yârabbi bizler için erilmez servet,
Senden gelecek İlâhî mağfiret  
Nimetin sonsuz, merhametin sonsuz,
Sonsuzdur kullarına açtığın hazinen
Görmez gözü karşısında kabaran serveti,
Seni görür Yâ İlâhî, gönül enginine inen  
Allah denilen çizgide fâni her şey biter;
Malı dileyenlere ver, merhametin bize yeter  [color="#800080"]
EL-MUĞNÎ
Sensin servet ve kudreti sonsuz olan tek padişah,
Kimine gani serveti gönderen sensin ey ilâh,
Her şeyi yaratan kudret, bir şeye duymaz ihtiyaç;
el-Muğni'sin, kullarına lutfeyleyen sensin refah  
Yârabbi  
Yuvadaki kör yavru kuş,
Senden bekler rızkını
Nasıl ki sarıyorsa çelik kılıcı kını,
Öylesine sararsın şefkatinle âlemi 
Kuyuda kurbağanın rızkını gönderensin,
Dilediğinden alan, dilediğine verensin 
Kiminin gönlüne verirsin yüce sevdanı,
Onu ummanlardan bile engin edersin
Kimine verirsin malı ve serveti,
Yaşadığı sürece zengin edersin 
Kimini zenginken edersin fakir,
Kimi şöhretteyken eylersin hakîr 
Kimi birden bire boğulur servete,
Kimi köle iken, hükümdar olur devlete 
Kimi yücelerdeyken, zillete düşer,
Kimi sağlıklıyken illete düşer 
Kiminin maksûdu sensin, kiminde ayrı gaye,
Verirsin dilediğine erilmeyen paye 
Kimi bir lokma için ömrünce hep koşar,
Kimi huzur içinde rahat rahat yaşar 
Kimi servetini senden bilerek,
Dalar tevâzuun enginliğine
Kimi yüreğinden hakkı silerek;
Nemrut gibi kibreder zenginliğine 
Oysa alan sensin, veren sensin,
Herkesin rızkını mutlak gönderensin
Şükranla karşılarız, ne vermişsen çok ve az,
Rızka kefil olan sensin, sanadır niyaz;
Aklı olan rızkından endişe edip korkmaz 
Asıl zenginlik ki, gönül zenginliği,
Gönül zenginliği, umman enginliği  
Biliriz zenginliğin nerden geldiğini,
Dilediğine verirsin Yârab, sensin el-Muğnî  [color="#800080"]
EL-MÂNİ'
Sen istemezsen bulunmaz, ölümün çâresi hani?
Sensin musa'ya yol veren ve firavn'a olan mâni,
Senin rızân olmadıkça yaprak bile kımıldamaz;
Bulamaz dermanı tabib vuramaz hançeri cani  
Yârabbi  
Senin rızân olmadıkça yel esmez,
Vuramaz deli dalgalar sahile
Taşı kesen bıçak, parmağı kesmez,
Sen izin vermezsen, her şey nafile 
Senin rızân olmazsa kuşlar çırpamaz kanat,
Ve yaprak kımıldamaz esen rüzgâra inat
Çarpar mı yüreğimiz eğer vermezsen izin,
Yöneteni değiliz Yârabbi kendimizin 
Sen izin vermeyince eser mi fırtınalar,
Mâni olursan eğer, uğramaz giden bahar
Uysa da gafil kişi nefsin kıvrak ziline,
Eğer yok ise rızân, eremez menziline  
İnandık, her şey senin rızân ile olacak,
Sen izin vermez isen
Tutuşup yanmaz ocak,
Kıvılcım almaz ateş, odunu kesmez nacak
Mutlaka her şey senin iznine yaslanacak  
Yârab, sensin el-Mâni’,
Eğer niyetimizde varsa şer işe karar,
Verecek isek zarar,
Engel sensin İlâhî, işimize ol mâni  
Yâ İlâhî, fena işe kımıldatma kolumuzu,
Engel olup, hayra çevir, şerre giden yolumuzu
Elbette ki gönlümüzden geçenleri bilen sensin,
Hayrı bırakıp da şerri seçenleri bilen sensin,
Kapılıp kibrin yeline, ayağı yerden kesilip,
Havalardan uçanları bilen sensin  
Mâni ol Yâ İlâhî, uyup nefse ve İblis'e,
Giyeceksek som kibirden elbise  
Vesile sensin Yârab, mutlaka her hayra,
el-Mâni' vasfın ile mâni olansın şerre
Ne yücesin ey İlâhî, engelsin şer işimize, ,
Her nefeste şükretsek az, sana yüzbin kerre  [color="#800080"]
ED-DÂR
Yârabbi sensin kuluna şefkat menşei ve medar,
Sonsuz kudret sana mahsus, gücümüz verdiğin kadar,
İnkâr edip şeni hâşâ, öz gücüne kibredeni;
Kahredersin gazabınla, yâ ilâhî sensin ed-Dâr  
Yârabbi  
Yaratan sensin cümle haşerâtı,
Veren sensin kullarına kurtuluş berâtı 
Senin emrine uymayan elbette görür zarar,
Yolundan ayrılanın sonsuz ızdırâbi var 
O gafil bu acıyı duysa da, duymasa da,
Tükenir bir mum gibi, kendini yer masada 
Zararlı şeyleri de yaratansın ibret için,
Elbet azâb da gerekli ebedî bir devlet için 
Sana kalbiyle bağlanan duymaz yarasından sizi,
Sararsın şefkat eliyle en onulmaz yaramızı 
Kimi zaman kullarını acıyla imtihan edersin,
Sonu gelmez kereminle dertleri nihân edersin
Biliriz ki senden gelir Yâ İlâhî hayır ve şer,
Hayrı hep gönderen sensin,
Şerri kendi ister beşer
Alınırsa gaflet ile rızâna aykırı karar,
Elbette kuluna verir aldığı kararı zarar
Seni inkâr eden münkir,
Kuluna zulmeden zâlim, sonunda olur perîşan,
Seni inkâr etmek hâşâ,
Var iken bunca delil, var iken bunca nişan  
Sen ki merhamet ile beklersin tevbesini,
Duymak istersin kulun Allah diyen sesini
Bilirsin sürekli sana isyan edenleri,
Doğru yolu bırakıp fenaya gidenleri
Sevgilerden nasipsiz, taş gibi yürekleri,
Rızâna hiç uymayan havaî dilekleri,
Bilirsin Yârabbi, bilirsin
Senki cümle zorluğun üstesinden gelirsin  
Sevmezsin kibredeni, sevmezsin zulmedeni,
Dilersen bin yarayla sızlatırsın bedeni,
ed-Dâr'sın Yâ İlâhî,
Edersin zâlimlere bir anda dünyayı dar,
Affeyleyen de sensin, elbet senindir karar  [color="#800080"]
|