Yalnız Mesajı Göster

İmam-İ Eş'ari

Eski 08-02-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İmam-İ Eş'ari




Bir kısmı felsefeci idi Bunlar, akıl ile elde ettikleri bir takım bilgilerde, yanlış neticelere varmaları sebebiyle, bir çok batıl ve yanlış yollar ortaya çıkmıştı
Bir kısmı, brehmen idiBunlar, Allahü teâlânın Peygamberlerini inkâr ediyorlardı
Bir kısmı, dehri idi Bunlar da, kainatın sonsuz olarak devam edeceğini, yok olmayacağını iddia ediyorlardı
Bir kısmı, mecusi idi Bunlar ise, hiç tecrübe etmedikleri, bilmedikleri şeyleri iddia ediyorlardı
Bir kısmı putperest idi Bunlar, putlara tapıyorlardı Bunlar da şaşkınlık içerisinde kalmışlardı
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise, insanların, kainat, ve içindekilerin sonradan yaratılmış birer mahluk olduğuna, onların hepsinin yaratıcısı, sahibi ve maliki olan Allahü teâlânın varlığı ve birliği inancına da'vet etti
Onlara, üzerinde bulundukları yolun yanlış olduğunu, böyle batıl yolları terk etmelerini istedi Resulullah onların yollarının bozukluğunu, kendisinin ise, Allahü teâlâdan bildirdiği hususlarda doğru olduğunu, apaçık ayetler ve mu'cizelerle isbat etti Sonra Allahü teâlâya nasıl kulluk edileceğini açıkladı Allahü teâlâ Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı bunları insanlara bildirmesi ve izah etmesi için gönderdi Resulullah, insanlara, kendilerinde dil, suret ve daha başka yönlerden farklılıklar bulunduğunu, böyle değişikliğin ise onların sonradan yaratılmış olduklarını gösterdiğini bildirdiği gibi, gerek kendilerinde ve gerekse, onların dışındaki varlıklarda, Allahü teâlânın varlığına, iradesine ve tedbirine delalet eden şeyler ile, Allahü teâlâyı tanıma yolunu da bildirdi Şöyle ki; Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, "Arzda da gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler vardır Nefslerinizde de (hücrelerde vücüd yapınıza kadar bir çok alametler vardır (ki, hep Allahü teâlânın kudretine, ilmine azamet ve iradesine delalet ederler Hâlâ görmeyecek misiniz" buyurdu (Zariyat: 20-21)
Yine, insanın yaratılış safhaları, suret ve şekillerindeki değişik durumlara da mealen şu ayet-i kerime ile işaret buyuruldu: "Andolsun ki, Biz insanı (Adem'i) şüphesiz ki, çamurun özünden yarattık Sonra Adem'in neslini, sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe (az bir su) yaptık Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık O et parçasını da kemikler haline çevirdik Kemiklere de et giydirdik Sonra ona başka bir yaratışla (ruh ve nutuk verip) insan haline getirdik Bak ki, şekil verenlerin en güzeli olan Allahü teâlânın şanı ne kadar yücedir" (Mü'minün; 12-13-14)
Bunlar, Allahü teâlânın varlığının muhakkak lazım olduğunu ifade eden, O'nun irade ve tedbirine delalet eden en açık delillerdendir
İnsan çamur özünden yaratıldı Çamur özünün bir çok şekil ve durumlara kabiliyeti vardır Fakat, insanın başka bir suretle değil de, kendisine has özellikleriyle malum olan ve en güzel surette meydana gelmesi mutlaka bir yaratıcının varlığını göstermektedir
İnsana baktığımızda şunları görüyoruz:
l İnsanın başka varlıklarda bulunmayan, kendisine mahsus bir sureti vardır
2 İşitmek, görmek, koklamak, hissetmek, tatmak gibi, ihtiyaçlarını te'min edebilmesi için hazırlanmış bir takım vasıtalara (duyu organları) sahiptir
3 İhtiyaç hasıl oldukça, tertip üzere hazırlanmış gıda aletleri, mesela, yeni doğmuş çocuk gıdasını, önce annesini emmek suretiyle temin eder Çünkü o, bu sırada dişsizdir Gıdasını kendiliğinden temin edemez Bir müddet sonra, dişlerle donatılır Gıdasını yemekle elde eder
4 Ağızdan alınan gıdalar, mideye gelir Mide, kendisine ulaşan gıdaları pişirir Bu gıdalara öyle bir incelik verir ki, bunlar en ince yollardan geçerek, tâ saçlara ve tırnaklara kadar ulaşır
5 Karaciğer, öd (safra) çıkarmak, vücudun şeker durumunu ayarlamak, zehirleri bir dereceye kadar zararsız hale getirmek gibi bazı vazifeler için hazırlanmıştır
6 Akciğer, dışarıdan temiz havayı (oksijen) alıp, kan dolaşımı ile dokulara iletmek ve kandan (karbondioksit alarak) kirlenen havayı nefesle dışarı vermek için hazırlanmıştır
7 Ayrıca alınan gıdalardaki fazlalıkların atılması için gerekli aletler (a'zalar) Bunlardan başka, tesadüfi olarak düşünülmesi imkansız olan, mutlaka bunları tertip ve düzenleyen bir yaratıcının varlığını gerektiren sayılamıyacak kadar çok şey vardır
Bütün bunların çamur özü ve su ile düzenlenip, kısımlara ayrılması, mutlaka bir yaratıcıyı, bir düzenleyiciyi gerektirir Bunu, düşünen her akıl sahibi anlar Aynı şekilde, bir plan dairesinde düzenleyen, kasteden bir bina yapıcısı olmadan, bir binanın meydana gelmesi bile mümkün olmayınca, yukarıda saydığımız hallerin de bir yapıcı ve yaratıcı olmadan çamur ve su ile kendiliklerinden, tertip ve düzen içerisinde meydana gelmeleri mümkün olamaz
Sonra Allahü teâlâ mealen: "Gerçekten, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için, Allahın varlığını, kudret ve azametini gösterir, kesin deliller vardır" (Al-i imran-190)ayet-i kerimesiyle bu hususu (Allahü teâlâdan başka her şeyin sonradan yaratıldığı, bunları Allahü teâlânın yarattığını) ve bunda çeşitli hikmetler bulunduğunu daha ziyade beyan eyledi Feleklerin (Dünya, Ay, Güneş vs) hareketiyle, meydana gelen faydaların büyüklüğüne ve miktarına işaret buyuruldu
Mesela, gece, insanların istirahatı olduğu gibi ve mahsüllerine fazla gelen güneş hararetini (sıcaklığını) serinletmektedir
Gündüz ise, mahlükatın dağılıp hareket etmeleri, geçimlerini temin etmeleri için yaratılmıştır Eğer devamlı gece olsa idi, karanlık, onların fayda temin edecek şeylerin peşine düşüp, bunları elde etmeye mani olacaktı Aynı şekilde devamlı gündüz olsa idi, bu da zararlı olurdu Gündüzün aydınlığı fırsat bilinerek takatin (gücün) üstünde hırsla çalışılır, kafi miktarda istirahat etmedikleri için insanlar helak olurlardı
Bundan dolayı, onlara, çalışmaları için takatlarını geçmeyecek şekilde, zamanın bir kısmı gündüz, istirahatleri için yeterli bir miktarı da gece kılındı Böylece, onların halleri mutedil (normal) olarak gecenin serinliğinden, gündüzün sıcaklığından, kendileri, ekinleri, malları ve hayvanları için lazım olan kadarını alacaklardır
Böyle yapmakla, Allahü teâlâ mahlükatına merhamet buyurmuş, lütuf ve ihsanda bulunmuştur
Yine, mahlükatı kuşatan renk tabakası, onların gözlerine münasip ve muvafık gelen renklerden yaratılmıştır Eğer bu renk, şimdi alemi saran renkten olmasaydı, gözleri bozacaktı
Cisimlerin büyük ve ağır olmasına rağmen, yer ve göklerin ve onlarda bulunan hükümlerin (kanunların); Allahü teâlânın tutmasına muhtaç olduğuna, mealen "Doğrusu, gökleri ve yeri zeval bulmaktan Allahü teâlâ koruyup, tutuyor Andolsun ki zeval bulurlarsa, onları O'ndan başka kimse tutamaz Gerçekten O, hâlimdir Azap için acele etmez, gafurdur (çok bağışlayıcıdır)" (Fatır süresi-41) ayet-i kerimesiyle işaret buyuruldu Bu ayet-i kerime ile bize, yer ve göklerin yerlerinde durmalarının Allahü teâlâdan başkası tarafından olmadığı ve onları bir durduran olmadan da yerlerinde durmalarının mümkün olmadığı bildirildi

Alıntı Yaparak Cevapla