Yalnız Mesajı Göster

İmâm-İ A'zam Ebû Hanîfe

Eski 08-02-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İmâm-İ A'zam Ebû Hanîfe




Büyük hadîs âlimi A'meş, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'den birçok mesele sordu İmâm-ı A'zam, suâllerinin herbiri için hadîs-i şerîfler okuyarak cevap verdi A'meş, İmâm-ı A'zam'ın hadîs ilmindeki derin bilgisini görünce, "Ey fıkıh âlimleri! Sizler mütehassıs tabîb, biz hadîs âlimleri ise, eczâcı gibiyiz! Hadîsleri ve bunları rivâyet edenleri biz söyleriz Bizim söylediklerimizin mânâlarını siz anlarsınız!" dedi "Ubeydullah bin Amr, büyük hadîs âlimi A'meş'in yanındaydı Birisi gelip, birşey sordu A'meş bunun cevâbını düşünmeğe başladı O esnâda, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe geldi A'meş, bu suâli İmâm'a sorup cevâbını istedi İmâm-ıA'zam hemen geniş cevap verdi A'meş, bu cevâba hayran olup, yâ İmâm! Bunu hangi hadîsden çıkardın dedi İmâm-ı A'zam, bir hadîs-i şerîf okuyup, bundan çıkardım Bunu senden işitmiştim dedi İmâm-ı Buhârî, üç yüz bin hadîs ezberlemişti Bunlardan yalnız on iki bin kadarını kitaplarına yazdı Çünkü; "Benim söylemediğimi hadîs olarak bildiren, Cehennem'de çok acı azap görecektir" hadîs-i şerîfinin dehşetinden çok korkardı

İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin verâ ve takvâsı daha çok olduğundan, hadîs nakledebilmesi için çok ağır şartlar koymuştu Ancak bu şartların bulunduğu hadîs-i şerîfi naklederdi"

İmâm-ı A'zam, İslâmiyeti; îmân, amel ve ahlâk esasları olarak bir bütün hâlinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk bir düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, müslümanları çeşitli fitne ve propagandalarla zaafa düşürmek, parçalamak ve böylece İslâm dînini yıkabilmek ümidine kapılanları hüsrâna uğratmış, önce îtikâdda birlik ve berâberliği sağlamış; ibâdetlerde, günlük işlerdeAllahü teâlânın rızâsına uygun bir hareket tarzının esaslarını ve şeklini tesbit etmiştir Böylece, ikinci hicrî asrın müceddidi (dînin yeniden yayıcısı) ünvanını almıştır

Hadîs-i şerîfte; "Îmân Süreyya yıldızına çıksa, Fârisoğullarından biri elbette alıp getirir" buyruldu İslâm âlimleri, bu hadîs-i şerîfin İmâm-ı A'zam hakkında olduğunu bildirmiştir Yine Buhârî ve Müslim'de bildirilen bir hadîs-i şerîfte; "İnsanların en hayırlısı, benim asrımda bulunan müslümanlardır (Yâni Eshâb-ı kirâmdır) Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (yâni Tâbiîndir) Onlardan sonra da onlardan sonra gelenlerdir (yâni Tebe-i tâbiîndir)" buyruldu İmâm-ı A'zam da, bu hadîs-i şerîfle müjdelenen tâbiînden ve onların da en üstünlerinden biridir Hayrât-ül-Hisan, Mevdû'ât-ül Ulûm ve Dürrül-Muhtâr'da yazılı hadîs-i şerîflerde buyruldu ki: "Âdem (aleyhisselâm) benimle öğündüğü gibi ben de ümmetimden bir kimse ile öğünürüm İsmi Nu'mân, künyesi Ebû Hanîfe'dir O, ümmetimin ışığıdır"

"Peygamberler benimle öğündükleri gibi ben de Ebû Hanîfe ile öğünürüm Onu seven beni sevmiş olur Onu sevmeyen beni sevmemiş olur"

"Ümmetimden biri, şerîatimi canlandırır Bid'atleri öldürür Adı Nu'mân bin Sâbit'tir"

"Her asırda ümmetimden yükselenler olacaktır Ebû Hanîfe zamânının en yükseğidir"

Hazret-i Ali de; "Size bu Kûfe şehrinde bulunan, Ebû Hanîfe adında birini haber vereyim Onun kalbi ilim ve hikmet ile dolu olacaktır Âhir zamanda, bir çok kimse, onun kıymetini bilmeyerek helâk olacaktır Nitekim, râfizîler de, Ebû Bekir ve Ömer için helâk olacaklardır" buyurdu

İmâm-ı A'zam'ın zamânında ve sonraki asırlarda yaşayan İslâm âlimleri hep onu medhetmişler, büyüklüğünü bildirmişlerdir Abdullah ibni Mübârek anlatır: "Ebû Hanîfe, İmâm-ı Mâlik'in yanına geldiğinde İmâm-ı Mâlik ayağa kalkıp hürmet gösterdi O gittikten sonra yanındakilere; "Bu zâtı tanıyor musunuz? Bu zât, Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit'tir Eğer şu ağaç direk altındır dese isbât eder" dedi Sonra Süfyân-ı Sevrî yanına geldi Onu, Ebû Hanîfe'nin oturduğu yerden biraz daha aşağıya oturttu, çıktıktan sonra onun fıkıh âlimi olduğunu anlattı"Yine Abdullah ibni Mübârek der ki: Hasan bin Ammâre'yi Ebû Hanîfe ile birlikte gördüm Ebû Hanîfe'ye şöyle diyordu: "Allahü teâlâya yemîn ederim ki fıkıhta senden iyi konuşanı, senden sabırlısını ve senden hazır cevab birini görmedim Elbette sen fıkıhta söz söyleyenlerin efendisi ve reisisin Senin hakkında kötü söyleyenler sana hased edenler, seni çekemeyenlerdir"

İshâk bin Ebû Fedâ'dan nakl olunur: "İmâm-ı Mâlik'i gördüm İmâm-ı A'zam'la el ele tutup berâber yürürlerdi Câmiye gelince kendisi durup önce İmâm-ı A'zam'ın girmesini beklerdi" demiştir Hakîkate varmış evliyânın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsterî; "Eğer Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâmın kavimlerinde Ebû Hanîfe gibi âlimler bulunsaydı bunlar doğru yoldan ayrılıp, dinlerini bozmazlardı" buyurmuştur

İmâm-ı Şâfiî: "Ben Ebû Hanîfe'den daha büyük fıkıh âlimi bilmem, fıkıh öğrenmek isteyen onun talebesinin ilim meclisinde otursun, onlara hizmet etsin" buyurmuştur Ahmed ibni Hanbel: "İmâm-ı A'zam verâ, zühd ve îsâr (cömertlik) sâhibi idi Âhiret isteğinin çokluğunu kimse anlayacak derecede değildi" buyurmuştur İmâm-ı Mâlik'e, İmâm-ı A'zam' dan bahsederken onu diğerlerinden daha çok medh ediyorsunuz?" dediklerinde: "Evet öyledir Çünkü, insanlara ilmi ile faydalı olmakta, onun derecesi diğerleri ile mukâyese edilemez Bunun için ismi geçince, insanlar ona duâ etsinler diye hep methederim" buyurmuştur İmâm-ı Gazâlî: "Ebû Hanîfe çok ibâdet ederdi Kuvvetli zühd sâhibiydi Mârifeti tam bir ârifdi Takvâ sâhibi olup, Allahü teâlâdan çok korkardı Dâimâ Allahü teâlânın rızâsında bulunmayı isterdi" buyurmuştur Yahyâ Muâz-ı Râzi anlatır: "Peygamber efendimizi rüyâda gördüm ve yâ Resûlallah, seni nerede arayayım dedim Cevâbında: Beni,Ebû Hanîfe'nin ilminde ara, buyurdu" İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurur ki: "İmâm-ı A'zam abdestin edeplerinden bir edebi terkettiği için kırk senelik namazını kazâ etmiştir Ebû Hanîfe takvâ sâhibi, sünnete umakta ictihâd ve istinbatta, şer'î delillerden hüküm çıkarmakta öyle bir dereceye kavuşmuştur ki, diğerleri bunu anlamaktan âcizdirler İmâm-ı A'zam, hadîs-i şerîfleri ve Eshâb-ı kirâmın sözünü kendi reyine takdim ederdi" İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mebde' ve Meâd risâlesinde de şöyle buyurur: "Büyük İmâm Ebû Hanîfe'nin yüksek derecesinden takdir edilemeyen şânından ne yazayım Müctehidlerin en verâ sâhibiydi En müttekîsi o idi Şâfiî'den de, Mâlik'den de, İbn-i Hanbel'den de her bakımdan üstün idi"

Yine İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi aleyh) ve Muhammed Pârisâ (rahmetullahi aleyh) buyurdular ki: "Îsâ aleyhisselâm gibi ulülazm bir peygamber gökten inip İslâm dîni ile amel edince ve ictihâd buyurunca, ictihâdı İmâm-ı A'zam'ın (rahmetullahi aleyh) ictihâdına uygun olacaktır Bu da İmâm-ı A'zam'ın büyüklüğünü, ictihâdının doğruluğunu gösteren en büyük şâhittir"

Son asrın, zâhir ve bâtın ilimlerinde kâmil, dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mâhir, büyük âlim Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyurdu ki: "İmâm-ı A'zam, İmâm-ı Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed de, Abdülkâdir Geylânî gibi büyük evliyâ idiler Fakat âlimler kendi aralarında taksim-i a'mel eylemişlerdir Yâni herbiri zamanında neyi bildirmek icâb ettiyse onu bildirmişlerdir İmâm-ı A'zam zamânında fıkıh bilgisi unutuluyordu Bunun için hep fıkıh üzerinde durdu Tasavvuf hususunda pek konuşmadı Yoksa Ebû Hanîfe nübüvvet ve vilâyet yollarının kendisinde toplandığı, Câfer-i Sâdık hazretlerinin huzûrunda iki sene bulunup öyle feyiz, nur ve vâridât-ı ilâhiyyeye kavuşmuştur ki, bu büyük istifâdesini; "O iki sene olmasaydı Nu'mân helâk olurdu" sözü ile anlatabildiler Silsile-i zehebin en büyük halkasından olan Câfer-i Sâdık'dan tasavvufu alıp, vilâyetin (evliyâlığın) en son makâmına kavuşmuştur Çünkü Ebû Hanîfe, Peygamber efendimizin vârisidir Hadîs-i şerîfte: "Âlimler peygamberlerin vârisleridir" buyruldu Vâris, her hususta verâset sâhibi olduğundan zâhirî ve bâtınî ilimlerde Peygamber efendimizin vârisi olmuş olur O halde her iki ilimde de kemâlde idi"

İslâm âlimleri, İmâm-ı A'zam'ı bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve velîleri de bu ağacın dallarına benzetmişler, o'nun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemâlâta (olgunluklara, üstünlüklere) erdiklerini belirtmişlerdir

İslâm dünyâsında ilimleri ilk defâ tedvin ve tasnif eden odur Din bilgilerini (Kelâm, fıkıh, tefsîr, hadîs vs) isimleri altında ayırarak bu ilimlere âit kâideleri o tesbit etmiştir Böylece onun asrında zuhur eden eski Yunan felsefesine âit kitapların tercüme edilmesiyle birlikte, bu kitaplarda yazılı bozuk sözlerin, fikirlerin din bilgileri arasına karıştırılmasını ve İslâm dînine bid'atlerin sokulması tehlikesini bertaraf etti

İyi düşünüldüğünde bütün insanlığın dünyâ ve âhiret saâdetini doğrudan doğruya ilgilendirdiği açıkça görülen bu çok mühim hizmet, İmâm-ı A'zam'ın zamânında ve daha sonra yetişen mezheb imâmları, İslâm âlimleri, evliyânın büyükleri tarafından da tâzim ve şükranla yâdedilmiştir, "Ehl-i sünnetin reisi", "İmâm-ı A'zam= En büyük imâm" adıyla anılmıştır

İmâm-ı A'zam, Allahü teâlânın rızâsından başka bir düşüncesi olmayan büyük bir âlimdi Dinden soranlara İslâmiyeti dosdoğru şekliyle bildirir, tâviz vermez, bu yolda hiçbir şeyden çekinmezdi Onun kitaplarına, ders halkasına ve fetvâlarına herhangi bir siyâsi düşünce ve güç, nefsânî arzu ve menfaat, şahsî dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar aslâ girmemiştir

İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe nefsine tam hâkimdi Lüzumsuz şeylerle aslâ uğraşmazdı Ancak kendisi gibi büyük İslâm âlimlerinde görülen heybet, vakar ve ahlâk-ı hamîde (yüksek İslâm ahlâkı) ile her hâlükârda insanların kurtuluşu için çırpınırdı Muârızlarına bile sabır, güler yüz, tatlılık ve sükûnetle davranır, aslâ heyecan ve telâşa kapılmazdı Keskin ve derin bir firâset sâhibiydi Bu hâliyle insanların içlerinde gizledikleri şeylere nüfuz eder ve olayların sonuçlarını sezerdi

Ayrıca kuvvetli şahsiyeti, keskin zekâsı, üstün aklı, engin ilmi, heybeti, geniş muhâkemesi, muhabbeti ve câzibesi ile, karşılaştığı herkese tesir eder, gönüllerini cezbederdi Karşısına çıkan ve uzun tetkiki gerektiren bâzı meseleleri, derin bir mütâlaadan sonra, böyle olmayanları ise ânında ve olayın açık misâlleriyle cevaplandırırdı En inatçı ve peşin hükümlü muârızlarını bile, en kolay bir yoldan cevaplandırarak iknâ ederdi Bu hususta hayret verici sayısız menkıbeleri meşhurdur

Hâsılı İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, İslâmiyetin müslümanlardan doğru bir îtikâd (Ehl-i sünnet îtikâdı), doğru bir amel ve güzel bir ahlâk istediğini bildirmiş, ömrü boyunca bu kurtuluş yolunu anlatmıştır Vefâtından sonra da yetiştirdiği talebeleri ve kitapları asırlar boyunca gelen bütün müslümanlara ışık tutmuş ve rehber olmuştur

İmâm-ı A'zam ayrıca ticâret yapardı Onun kanâatkârlığı, cömertliği, emânete riâyeti ve takvâsı ticâret muâmelelerinde de dâimâ kendini göstermiştir Tâcirler ona hayret ederler ve ticârette onu Ebû Bekir'e benzetirlerdi Ticâreti, ortakları ile beraber yapar, her yıl kazancının dört bin dirhemden fazlasını fakirlere dağıtır, âlimlerin, muhaddislerin, talebelerinin bütün ihtiyaçlarını karşılar, ayrıca onlara para dağıtarak, tevâzu ile; "Bunları ihtiyâcınız olan yere sarf edin ve Allah'a hamdedin Çünkü verdiğim bu mal hakîkatte benim değildir, sizin nasîbiniz olarak Allahü teâlânın ihsân ve kereminden benim elimden size gönderdiğidir" buyururdu Böylece ilim ehlini, maddî bakımdan başkalarına minnettâr bırakmaz, rahat çalışmalarını temin ederdi Kendi evine de bol harcar, evine harcettiği kadar da fakirlere sadaka verirdi Zenginlere de hediyeler verirdi Her Cumâ günü anasının, babasının rûhu için fakirlere ayrıca yirmi altın dağıtırdı Meclisine devam edenlerden birinin elbisesini çok eski gördü İnsanlar dağılıncaya kadar oturmasını söylediKalabalık dağılınca; "Şu seccâdenin altındakileri al, kendine güzel bir elbise yaptır" buyurdu Orada bin akçe vardı

Bir defâsında ihtiyar bir kadın gelip, ben fakirim, bana şu elbiseyi mâliyeti fiyatına sat dedi Dört dirhem ver, onu al deyince, bu elbisenin maliyetinin daha fazla olduğunu tahmin eden kadın; "Ben, ihtiyar bir kadıncağızım Yoksa benimle böyle alay mı ediyorsun?" dedi "Hayır, bunda alay yok" deyip elbiseyi ihtiyar kadına dört dirheme verdi Bir malı satın alırken de, satarken de insanların hakkına riâyet ederdi Birisi ona satmak üzere bir elbise getirdi Fiyatını sordu O da yüz akçe istediğini söyleyince, İmâm-ı A'zam bunun değeri yüz akçeden daha fazladır dedi Satan kişi yüzer yüzer arttırarak dört yüze çıktı Hayır daha fazla eder deyip, bu işten anlayan bir tüccar çağırarak, fiyat takdir ettirdi ve o elbiseyi beş yüz akçeye satın aldı

İmâm-ı A'zam, kırk sene yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldı Elli beş defa hac yaptı, son haccında Kâbe-i muazzama içine girip burada iki rekat namaz kıldı Namazda bütün Kur'ân-ı kerîmi okudu Sonra ağlayarak; "Yâ Rabbî! Sana lâyık ibâdet yapamadım Fakat senin akıl ile anlaşılmayacağını iyi anladım Hizmetimdeki kusurumu bu anlayışıma bağışla!" diyerek duâ etti O anda; "Ey Ebû Hanîfe, sen beni iyi tanıdın ve bana güzel hizmet ettin! Seni ve kıyâmete kadar senin mezhebinde olup, yolunda gidenleri af ve mağfiret ettim" diye bir ses işitildi Her gün ve her gece Kur'ân-ı kerîmi bir kere sonuna kadar okur, hatmederdi

Komşusu bir genç vardı, her gece içki içer, eve sarhoş gelir, bağırır çağırırdı Bir gün devletin görevlileri onu yakalayıp hapse attılar Ertesi gün İmâm-ı A'zam, "Komşumuzun sesi kulağımıza gelmez oldu" deyince, bir talebesi onun hapse atıldığını söyledi Bunun üzerine İmâm-ı A'zam vâliye gitti Vâli, onu görünce ayağa kalkıp hürmetle karşıladı Teşrifinizin sebebi nedir? dedi O da hâdiseyi anlatınca, vâli: "Böyle ehemmiyetsiz bir iş için zât-ı âliniz buraya kadar niçin zahmet ettiniz, bir haber gönderseydiniz kâfi idi" dedi ve o genci serbest bıraktı İmâm-ı A'zam o gence; "Bak biz seni unutmuyoruz" diyerek, bir kese de akçe (para) verdi Bunun üzerine o genç, yaptığı kötü işlerden tövbe edip, İmâm-ı A'zam'ın derslerine devam etmeye başladı ve fıkıh ilminde âlim olarak yetişti

Vâsıt şehrinde fazîletli bir zât vardı, ismi (Nu'mân'ın kölesi) idi İsminin niçin böyle olduğu sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir: "Annem öldüğü zaman ben karnında canlı olup henüz doğmamışım Annemin cenâzesi yıkanırken, benim anne karnında canlı olduğumu anlamışlar ve durumu İmâm-ı A'zam'a, yâni Nu'mân bin Sâbit'e bildirmişler, o da hemen kadının karnının sol tarafını yarın, çocuk oradadır, çıkarın demiştir Doktor dediği gibi yapıp beni ölen anemin karnından çıkarmış, ben bunun için kendimi onun âzâtlı kölesi kabûl eder, ona dâimâ duâ ederim"



Alıntı Yaparak Cevapla