|
Prof. Dr. Sinsi
|
İmâm-İ A'zam Ebû Hanîfe
İmâm-ı A'zam'ı çekemiyen biri, o'nu ve talebelerini nehir kenarında bulunan bahçesinde bir ziyâfete dâvet etti İmâm-ı A'zam bu dâveti kabûl edip talebelerine ben ne yaparsam siz de onu yapın, diye tenbih etti Oraya vardıklarında dâvet eden adam buyurun yemeğe deyince, İmâm-ı A'zam ellerini yıkamak için nehire gitti, talebeleri de onu takib ettiler ve hocalarının bir müddet orada kalmasının sebebini merak etmeye başladılar Sonra döndüklerinde, bir kedinin tabaklardaki yemeklerden yiyip zehirlendiğini görerek, yemeğin zehirli olduğunu ve hocalarının kerâmetini anladılar ve böylece bir sünnete, yâni yemekten önce el yıkamaya uymanın bereketine kavuştular Bunu gören dâvet sâhibi, yaptığına pişman oldu Özür dileyip, onu sevenler arasına katıldı
İmâm-ı A'zam, bir gece rüyâsında Peygamberimizin kabrini açmış, mübârek bedenine sıkıca sarılmıştı Uyanınca bu fevkalâde rüyâsını Tâbiînin büyüklerinden İbn-i Sîrîn'e anlattı İbn-i Sîrîn; "Bu rüyânın sâhibi sen değilsin, bunun sâhibi Ebû Hanîfe olsa gerek " dedi (Ebû Hanîfe benim!) deyince, İbn-i Sîrîn, sırtını aç göreyim dedi Sırtını açınca iki omuzu arasında bir "ben" gördü ve (Sen o kimsesin ki, Peygamberimiz senin hakkında; "Benim ümmetim içinde, iki omuzu arasında bir ben bulunan biri gelir Allahü teâlâ dînini onunla kuvvetlendirir, ihyâ eder " buyurdu) dedi
Bir gece yatsı namazını cemâatle kılıp çıkarken, bir ayağı kapının dışında, bir ayağı daha mescidde iken bir konu üzerinde talebesi Züfer ile sabah ezânına kadar konuşup, diğer ayağını çıkarmadan sabah namazını kılmak için tekrar mescide girmiştir
İmâm-ı A'zam'ın büyüklüğünü çekemeyenler, onun Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesini bırakıp sâdece kendi aklıyla ve kıyas yoluyla hareket ettiği dedikodusunu yayıyorlardı Söylenenler Peygamber efendimizin torunlarından Muhammed Bâkır hazretlerinin kulağına ulaştı Seyyid Muhammed Bâkır hazretleri İmâm-ı A'zam'la görüştüğü zaman ona buyurdu ki: Sen, ceddim Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) dînini kıyasla değiştiriyormuşsun? deyince, İmâm-ı A'zam: Allah korusun, böyle şey nasıl olur? Lâyık olduğunuz makâma oturunuz benim size hürmetim var dedi Bunun üzerine, Muhammed Bâkır oturunca, İmâm-ı A'zam da onun önüne diz çöktü ve aralarında şu konuşma geçti İmâm-ı A'zam şöyle dedi: "Size üç suâlim var, cevap lütfediniz?" Kadın mı daha zayıftır, erkek mi? diye sordu O da, kadın daha zayıf dedi Kadının mirâsda hissesi kaç? Erkek iki hisse, kadın ise bir hisse alır, deyince; Bu, ceddin Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kavli değil mi? Eğer ben bozmuş olsaydım, erkeğin hissesini bir, kadınınkini iki yapardım Fakat ben kıyas yapmıyorum, nassla (âyet ve hadîs ile) amel ediyorum
İkincisi: Namaz mı daha fazîletli, yoksa oruç mu? Namaz daha fazîletli, diye cevap verdi Eğer ben ceddinin dînini kıyasla değiştirseydim, kadın hayızdan temizlendikten sonra, namazını kazâ etmesini söylerdim Orucu kazâ ettirmezdim Fakat ben kıyasla böyle bir şey yapmıyorum
Üçüncüsü: Bevil mi daha pis, yoksa meni mi? Bevil daha pisdir diye cevap verdi Eğer ben ceddinin dînini kıyasla değiştirseydim bevilden sonra gusül, meniden sonra abdest alınmasını bildirirdim Fakat ben hadîse aykırı rey kullanarak, kıyas yaparak Resûlullah efendimizin dînini değiştirmekten Allahü teâlâya sığınırım Böyle şeyden beniAllah korusun dedi Nass (Kitapdan ve sünnetden delil) olan yerde kıyas yapmadığını, delili bulunmayan meseleleri, delili bulunan meselelere benzeterek kıyas yaptığını söyleyince, Muhammed Bâkır onu kucaklayıp alnından öptü
İmâm-ı A'zam'ın eserleri çok olup zamânımıza kadar gelenleri on tânedir Aslında akâid ve fıkıh ilimlerinde rivâyet edilen bütün meseleler onun eseridir Bunlardan fıkıh bilgileri, Ebû Yûsuf'un rivâyeti ile ve bilhassa İmâm-ı Muhammed Şeybânî'nin toplayıp yazdığı Zâhirür-rivâye denilen kitaplarla nakledilmiştir
1) Risâle-i Reddi Havâriç ve ReddiKaderiyye, 2) El-Fıkh-ul-Ekber, 3) El-Fıkh-ül-Ebsât, 4) Er-Risâle Osman-ı Bustî, 5) Kitâb-ül-Âlim vel-Müteallim, 6) Vasiyyet-Nûkirrû,7) Kasîde-i Nu'mâniyye, 8) Ma'rifet-ül-Mezâhib, 9) El-Asl, 10) El-Müsned-ül-İmâm-ı A'zam li Ebî Hanîfe
BUNU SENİN VE BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN İYİLİĞİ İÇİN YAPIYORUM
Talebelerinin önde gelenlerinden İmâm-ı Ebû Yûsuf'a şu vasiyette bulundu:
"Ey Yâkûb (Ebû Yûsuf)! Sultana saygı göster Makam ve mevkıine hürmet et İlmî bir mesele için seni çağırmadığı zaman yanına gitmekten kaçın Çünkü ona gidip gelmeyi çoğaltırsan, îtibâr etmez olur
Sultanın dostları ve tarafları ile buluşma Etrâfındakilerden uzaklaşırsan, şerefin ve merteben yerinde kalır Halk önünde konuşma, yalnız sorduklarına cevap ver Halk ve tüccar arasında da dînî ve zarurî bilgiye âid olmayan sözlerden kaçın Zîrâ onlar, kötü zanda bulunabilirler ve yaklaşmanı kendilerinden rüşvet almana atfederler
Hanımının yanında yabancı kadınlardan konuşma Sen başka kadınlardan bahsedince, o da kendinde yabancı erkeklerden söz etmek hakkını bulur
Her halde Allahü teâlâdan kork, kötülüklerden korun Emânetlere riâyet et Küçük-büyük, zengin-fakir herkese iyilik ve nasîhatta bulun Hiç kimseyi küçük görme Vakarlı ol ve herkese değer ver Ziyâretine gelenleri iyi karşıla Meselelerine cevap ver Eğer o, meselenin ehli ise ilim ile meşgûl olur, değilse sana muhabbet ve sevgi besler
Hoca ve üstâdlarına hürmet et, onlara dil uzatma İnsanlardan dâimâ çekin Allah için gizli hâlinde ne isen, açık durumda da öyle ol
Çok gülme Zîrâ çok gülmek kalbini öldürür Vakarlı bir şekilde yürü Acele acele ve salına salına yürüme, işlerinde aceleci olma Konuşurken yüksek konuşma, bağırıp çağırma Dâimâ kendin için sükûn ve sükûtu tercih et
Nefsini her zaman murâkabe edip gözet ve kontrol et Ölümü hatırından çıkarma Hocaların ve kendisinden ilim aldığın zâtlar için Allahü teâlâdan af ve mağfiret dile Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm et Kabirleri, büyük zâtları ve mübârek yerleri çokça ziyâret et
Hayvânî zevklerine ve nefsinin arzûlarına düşkün kimselerle düşüp kalkma Yalnız dîne dâvet yolunda böyleleriyle birlikte bulunmakta bir mahzur yoktur Oyun ve eğlence yerleri ile söğülüp sayılan yerlere gitme Ezan okununca câmiye gitmeye hazırlan
Seninle bir hususta istişâre etmek, danışmak isteyen kimseyi dinle Seni Allahü teâlâya yaklaştıracağını bildiğin şeyleri ona söyle Bu tavsiyemi de kabûl eyle Çünkü bundan dünyâ ve âhirette istifâde edeceksin
Cimrilikten sakın Zîrâ herkes cimrilere buğzeder Onları sevmez Aç gözlülük ve yalancılıktan sakın Güzel huylu ol İnsanları incitmekten kaçın Her zaman her yerde temiz elbise giy Dünyâya rağbeti ve hırsını azaltarak nefsini temizle Dünyâ sevgisini içinden at Kalbin temiz olsun
Yolda giderken sağa sola bakma Dâimâ önüne bakarak yürü Münâzara âdâbını bilmeyen ve iddiâlarını delilleriyle isbât edemeyen kimselerle söze girişmekten kaçın Mevki ve makam peşinde koşan, halk arasındaki meselelere dalan ve bu sûretle kendilerine şöhret ve menfaat sağlamak isteyenlerin sözlerine ve aralarına karışma Çünkü onlar bu hususta seni haklı bilseler de, sözlerine önem vermezler Şarlatanlıkları ile seni susturmak ve utandırmak isterler Bir cemâat içinde bulunduğun zaman seni saygı ile öne geçirmedikçe kendiliğinden ileri safa geçme Aynı şekilde muâmele görmeden de mihrâba geçip imâm olma
Zâlim sultan ve âmirlerin yanında bulunma Belki onlar yanında, doğru ve helâl olmayan bir iş yaparlar da onları men edemezsin Senin sustuğunu gören insanlar onların söz ve hareketlerinden o işin hak ve doğru olduğunu sanırlar
İlim meclislerinde hiddet ve şiddet göstermekten sakın Beni de hayırlı duâdan unutma Bu nasîhatımı kabûl et Onu ancak sana, senin ve bütün müslümanların iyiliği için yapıyorum "
SAĞIR, KÖR, DİLSİZ VE TOPAL HANIM!
İmâm-ı A'zam'ın babası Sâbit, daha bekar iken temiz ahlâklı, takvâ ve verâ sâhibiydi Zühdü, salahı ve ilmi pekçoktu Yüzünde bir nur vardı Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu Suda bir elma gördü Elmayı alıp, abdestten sonra elinde olmayarak dişledi Fakat tükrüğünde kan gördü Kendi kendine; "Şimdiye kadar bana böyle bir hal olmamıştı Buna sebep ısırdığım elma olmalı " dedi ve buna pişman oldu Elma sâhibini bulup helallaşmak için dere boyunca gitti Nihâyet ısırdığı elmanın ağacını buldu Ağacın sâhibini aradı Onun cömerd ve ihsân sâhibi biri olduğunu öğrendi Oradakiler; "Çok cömert ve ihsân sâhibidir Elma ağacındaki bütün elmaları alsan, alma demez Bir tane elmadan ne çıkar " dediler Sâbit aramalardan sonra, bahçenin sâhibini buldu ve; "Ya elmanın parasını al, yahut helâl et " dedi Bahçe sâhibi onun haramlardan ve şüphelilerden sakınma husûsundaki gayretini görüp, hareketinin doğru olup olmadığını kontrol etmek istedi Sâbit'e; "Helâl etmem için ne vereceksin?" diye sordu Sâbit; "Altın istersen altın, gümüş istersen gümüş " dedi Bahçe sâhibi; "Ben altın, gümüş istemem Kıyâmet gününde senden dâvâcı olmamamı istiyorsan, bir teklifim var Onu kabûl edersen hakkımı helâl ederim " dedi Sâbit; "Teklifin nedir?" diye sordu Bahçe sâhibi; "Benim bir kızım var; gözleri görmez, kulakları duymaz, dili söylemez, ayakları yürümez Bunu sana nikâh etmek istiyorum Kabûl edersen elmayı sana helâl ederim Yoksa, yarın kıyâmet günü Allahü teâlânın huzûrunda seni mahcûb ederim " dedi Sâbit kendi kendine; "Ey dîninde sâbit olan Sâbit! Kıyâmette tehlike ve sıkıntılara mâruz kalmaktansa buna dünyâda katlanmak daha iyidir " deyip kabûl etti Bahçe sâhibi, teklifinin kabûl edildiğini görünce, böyle bir kimseye kızını vereceği için çok sevindi Nikâhı yapıldı Gece olunca Sâbit üzüntü ile nikâhlısının bulunduğu odaya girdi Orada, gâyet süslü, güzel, sağlam, görür, işitir, konuşur, yürür bir hanımla karşılaştı Hanım efendi kalkıp Sâbit'i karşıladı Saygı dolu ifâdelerle konuştu Sâbit kendi kendine; "Yâ Rabbî! Bu ne iştir Hayal mi yoksa rüyâ mı?" dedi Hanımın kendi nikâhlısı olduğundan şüphelenip odadan geri çıkmak istedi Hanımı; "Niye çıkıyorsun ey Allahü teâlânın sevgili kulu? Senin helâlin benim!" dedi Sâbit ona; "Baban seni bana kötüledi Kördür, sağırdır, dilsizdir, kötürümdür " diye târif etti Sen ise ne güzel yürüyorsun ve ne iyi konuşuyorsun Niçin böyle söyledi Şaştım doğrusu Muhakkak bunda bir hikmet vardır " dedi Nikâhlısı kız; "Bu bir sırdır, izin ver açıklayayım Babamın sözünde yalan yoktur Dînini kayıran ve seven bir insandır Seneler oluyor bu evden dışarı çıkmış değilim Şimdiye kadar hiçbir yabancı, yüzümü görmedi Ben de bir yabancı yüz görmedim Bu sebeple gözlerim harama kördür Kulağım bir yabancı sözü duymamış ve günâh işlememiştir Bunun için günâha karşı sağırdır Ayaklarım günah yerlerine gitmez, bunun için kötürümüm Dilimden hiç kötü söz, günâha sebeb olan bir kelime çıkmadı Onun için dilsizim Babamın sözlerindeki hikmet budur " dedi
Bu sözleri duyan Sâbit bin Zûtâ Allahü teâlâya şükretti ve; "Yâ Rabbî! Sen her şeye gücü yetensin " dedi Haramlardan ve şüphelilerden sakınma ve iffet esasları üzerine kurulan bu evlilikten; ilim, irfân ve takvâ sâhibi olacak olan Nûmân isminde bir çocuk dünyâya geldi
ALLAH'A ŞÜKRETMEK
İmâm-ı A'zam hazretleri, Allahü teâlâdan çok korkardı Bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Mümin, Allahü teâlâdan korktuğu kadar hiç bir şeyden korkmaz Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya fecî bir kazâ veya belâya uğrarsa, gizli veya âşikâr; "Yâ Rabbî, bana bu belâyı neden verdin?" diye şikâyetçi olmaz Bilâkis hastalığa, belâya ve kazâya rağmen, Allahü teâlâyı zikir ve şükreder
Mümin, Allahü teâlânın kendisini devamlı murâkabe ettiğini bilir Kimsenin bulunmadığı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka Allahü teâlânın onu kontrol ettiğine inanır
KAPTANSIZ GEMİ OLUR MU?
Bir defâsında dünyâya kadîm, yâni dünyânın bir yaratıcısı yoktur diyen dehrîlerden bir grup, İmâm-ı A'zamEbû Hanîfe'yi öldürmek üzere geldiler Bu topluluk, İmâm-ı A'zam'la bir konuda münâkaşa edelim ve onu yenip öyle öldürelim dediler Ebû Hanîfe'nin yanına gelince onlara; "İçerisinde ağır ve çok kıymetli yük yükletilmiş, engin dalgalı bir denizde kaptansız bir geminin bulunmasına ne dersiniz?" diye sordu O topluluk; "Böyle şey olur mu?" dediler Ebû Hanîfe; "Her mevsim, hattâ her gün, şekli, hâli, işleri değişen, her gün bir başka şekilde görünen intizâmı akıllara hayret veren bu dünyânın hâkim bir yaratıcısı ve çok tedbirli bir sâhibi olmadığına nasıl hükmedersiniz?" buyurdu Gelenler, aldıkları iknâ edici cevap karşısında düşündüklerine ve yaptıklarına pişman olup, tövbe ettiler Dünyâyı Allahü teâlânın yarattığına inandılar ve kılıçlarını kınlarına sokup oradan ayrıldılar
O PARAYI SANA HEDİYE ETMİŞTİM
İmâm-ı A'zam bir gün yolda giderken onu gören bir adam, yüzünü ondan saklayıp başka bir yola saptı Hemen o adamı çağırıp, neden yolunu değiştirdiğini sordu Adam cevâbında, size on bin akçe borcum var Uzun zaman oldu ödeyemedim ve çok sıkıldım, utandım dedi İmâm-ı A'zam; "Sübhânallah, ben o parayı sana hediye etmiştim Beni görüp sıkıldığın ve utandığın için hakkını helâl et!" dedi Bir defâsında ortağına, sattığı mallar içinde kusurlu bir elbise olduğunu söyleyip, bunu satarken özrünü göstermesini tenbih etti Fakat ortağı bu elbiseyi satarken elbisenin kusurunu söylemeyi unuttu Satın alan kimseyi de tanımıyordu İmâm-ı A'zam durumu öğrenince o mallardan alınan doksan bin akçeyi sadaka olarak dağıttı Çünkü o elbisenin parası da bütün elbiselerin parasına karışmıştı Müşteri fakir veya ahbabından olursa onlardan kâr almaz, malı aldığı fiyata verirdi
ÂLİMLERİN KANI ZEHİRDİR
İmâm-ı A'zam talebeleri arasında bulunduğu bir sırada vücûdunu bir akrep soktu ve yere düştü Talebeleri akrebi öldürmek isteyince; "Onu öldürmeyiniz, kendimi onunla tecrübe etmek istiyorum, bakalım haklarında hadîs-i şerîfte; "Âlimlerin kanı zehirdir " buyrulan âlimlere dâhil miyim?" dedi Talebeleri akrebe baktılar, kıvrandı, büzüldü ve hemen öldü
1) Menâkıblar (Kerderi, Mekkî, Zehebi, İbn-i Abdilber)
2) Hayrâtü'l-Hisân
3) Tabakât-us-Seniyye (Temîmî)
4) Vefeyâtü'l-A'yân
5) El-Cevâhirü'l-Mudiyye; s 26
6) Miftâhu's-Seâde; c 2, s 63
7) Tezkiretü'l-Evliyâ; s 129
8) İbn-i Âbidîn; c 1, s 48-53
9) Brockelman; Gal 1, s 169,171, Sup 1, s 284-287
10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49 Baskı) s 1069
11) Eshâb-ı Kirâm; (6 Baskı) s 325
12) FâideliBilgiler; (3 Baskı) s 42,156
13) Rehber Ansiklopedisi; c 8, s 127-136
14) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c 2, s 236
|