Yalnız Mesajı Göster

Nizâmeddîn Evliyâ

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Nizâmeddîn Evliyâ




Sultan Celâleddîn Hilcî, Nizâmeddîn Evliyâ'nın âşıklarındandı Sık sık Nizâmeddîn Evliyâ'ya hediyeler gönderirdi Sultânın en büyük arzusu, bizzat onunla görüşmekti Fakat bunu bir türlü başaramadı Şâir ve Nizâmeddîn Evliyâ'nın talebesi Emîr Hüsrev, sarayda sultânın maiyetindeydi Sultan bir defâsında onun yardımıyla Nizâmeddîn Evliyâ'nın huzûruna girmek istedi Fakat Emîr Hüsrev, hocasından izinsiz, bu işi yapmak istemedi Nizâmeddîn Evliyâ, sultânla görüşmek istemedi ve o ara Acuzan'a gitti Sultan bunu haber alınca, çok üzüldü ve Emîr Hüsrev'den bir açıklama istedi Emîr Hüsrev şöyle dedi: "Zât-ı şâhânenizin memnuniyetsizliği, benim hayâtımın tehlikeye girmesi demek olduğunu biliyorum Yine hocamın memnuniyetsizliğinin, îmânımın tehlikeye düşmesi demek olduğunu da biliyorum Emir Hüsrev'in bu cevâbı, sultânın çok hoşuna gitti ve meselenin üzerine daha fazla gitmedi

SultanCelâleddîn Hilcî'yi öldürerek tahta çıkanAlâeddîn Hilcî, din bilgisi az olmasına rağmen, zekî ve becerikli bir idâreciydi Saray erkânından bâzıları, yeni sultânı Nizâmeddîn Evliyâ'ya karşı yanlış yola sevk etmeye çalıştılar Onlar, sultâna; "Nizâmeddîn Evliyâ'nın tesiri hergün hızla artıyor Böyle giderse, bir gün sizin makâmınıza el koyar" dediler Fakat, zekî ve akıllı Sultân Alâeddîn, acele karar vermeyi istemedi Sultan, Nizâmeddîn Evliyâ'ya; "Sultanlığımda halli îcâbeden zor meseleler ortaya çıktığı zaman, zât-ı âlinizle müşâvere etmek istiyorum" diye bir pusula yazdı Nizâmeddîn Evliyâ, bu pusulayı okuduğuna pişmân oldu ve cevap olarak şöyle yazdı: "Yolumuzun mukaddes an'aneleri sebebiyle ve böyle bir müşâvere, dînî vazifelerimin îfâsını güçleştireceğinden, teklifinize rızâ gösterecek bir hâli kendimde göremiyorum Ne kendimi memleketin siyâsî hâdiselerine karıştırmak, ne de ilâhî gâyeye hizmetten başka bir şey yapmak istiyorum" Bu açık cevap, Sultan Alâeddîn'i memnun etti ve zihnindeki bütün yanlış anlama ve şüpheleri yok etti Bilakis, o büyüğe karşı içinde bir aşk ve bağlılık hâsıl oldu

Sultân Alâeddîn'in, Nizâmeddîn Evliyâ'ya karşı beslediği sevginin çok arttığını gören Kara Beğ, sultâna; "Zât-ı âlileriniz, ona karşı bu kadar hürmet ve muhabbet beslediği hâlde, henüz onunla görüşmemiş olmanız hayret vericidir" dedi Buna karşılık sultân; "Ey KaraBeğ! Bizim işimiz sultanlıktır Biz, baştan ayağa kadar günâha batmışız Bu yüzden o büyükten utanıyorum O büyük zâtla nasıl görüşebilirim?" dedi ve arkasından, oğulları Hızır Hân ve Şâdi Hân ile Nizâmeddîn Evliyâ'ya iki yüz bin gümüş para gönderdi ve talebeliğe kabûl edilmesini ricâ etti Bu muazzam para, fakirlere ve ihtiyaç sâhiplerine dağıtıldı Sonra Nizâmeddîn Evliyâ'nın huzûrunda bulunmak husûsunda ısrâr edince, Nizâmeddîn Evliyâ; "Sultânın buraya gelmesine lüzum yok Ben devamlı onun muvaffakiyeti için duâ ediyorum Fakat buna rağmen hâlâ buraya gelmekte ısrâr ederse, bu fakirin evinde iki kapı vardır Sultan birinden girerse, biz diğerinden çıkarız" buyurdu

SultanAlâeddîn'in yerine, kardeşlerini öldürerek geçen Kutbeddîn Hilcî, Nizâmeddîn Evliyâ'ya aptalca bir kin beslemeye başladı Bu kin, daha sonra açık bir düşmanlığa dönüştü O zaman Nizâmeddîn Evliyâ'nın dergâhında günlük masraf; fakir, dul kadınlara, yetimlere ve muhtaç kimselere verilen sadakalar hâriç, iki bin gümüştü Bu durumu kıskanan bâzı kişiler, sultâna; "Nizâmeddîn Evliyâ, bu sadaka olarak dağıttığı ve harcadığı servetini, onu sık sık ziyâret eden şehzâdelerden ve devletin resmî vazifelilerinden topluyor" diye şikâyette bulundular Ayrıca sultânı, herkesin Nizâmeddîn Evliyâ'yı ziyâret etmemesi için bir emir çıkarmak üzere iknâ ettiler Bu durumu duyan Nizâmeddîn Evliyâ, dergâhındaki harcamalarını iki katına çıkardı ve buradan istifâde edenlerin sayısı on binden, on altı bine yükseldi Bu yüzden sultânın çıkardığı emrin bir zararı olmadı Sultan bu durumu işittiği zaman; "Yanılmışım! Şeyh, Allah'tan destek alıyor" demekten kendini alamadı Bu kerâmete rağmen, sultânın, Nizâmeddîn Evliyâ'ya düşmanlığı devâm etti Bir gün sultan, onu huzûruna çağırdı Buna cevap olarak, Nizâmeddîn Evliyâ şöyle dedi: "Ben, sûfî bir kişiyim, dergâhımdan dışarı çıkmam Daha da önemlisi her sûfî silsilesinin kendine mahsus değişmeyen an'aneleri vardır Bizim büyüklerimizden hiçbiri saraya gitmemişler ve herhangi bir sultânın maiyetinde bulunmamışlardır Bu bakımdan, sultânın arzusunu yerine getiremeyeceğim Lütfen beni kendi hâlime bırakınız"

Mağrur sultan, bu cevapla tatmin olmadı ve Nizâmeddîn Evliyâ'nın her hafta iki defâ huzûruna gelmesi için yeni emirler gönderdi Bunun üzerine Nizâmeddîn Evliyâ, sultânın hocası olan Ziyâeddîn Rûmî'ye haber göndererek, talebesini, "Hiçbir dînin, velîlere ve mâsum talebelerine zulmedilmesine izin vermeyeceği" husûsunda îkâz etmesini istedi Fakat bu haber Ziyâeddîn Rûmî'ye ulaşmadan, o vefât etti Sultan, Ziyâeddîn Rûmî'nin dergâhında "Fâtiha" merâsimi için bütün saray erkânı ile birlikte bulunuyordu Nizâmeddîn Evliyâ da birkaç talebesi ile bu merâsime katıldı Dergâha girer girmez, orada bulunanların hepsi, ona saygı göstermek için ayağa kalktılar Nizâmeddîn Evliyâ, sultana selâm verdiğinde, sultan selâmı almadı Kendisinden fazla Nizâmeddîn Evliyâ'ya saygı gösterilmesine çok kızdı ve merâsimden sonra bir karar alarak, bunu emir olarak Nizâmeddîn Evliyâ'ya gönderdi Bu emire göre; Nizâmeddîn Evliyâ'nın da, diğer bütün saray erkânı ve devlet görevlileri gibi, her ayın ilk günü, "Selâm" için sultânın dîvânında bulunması isteniyordu Bu emir, Nizâmeddîn Evliyâ'ya; Şeyh İmâmüddîn Tûsî, Şeyh Vahideddîn Kondûzî, Mevlânâ Burhâneddîn ve başka âlimlerden kurulu bir heyetle gönderildi Onlar, Nizâmeddîn Evliyâ'nın huzûrunda, sultânın isteklerine râzı olarak bu ihtilâfa son vermesini, bunun yapılmamasının, hem halk, hem de saltanat için tehlikeli neticelere sebebiyet vereceğini, yalvararak istirhâm ettiklerinde, Nizâmeddîn Evliyâ; "Bakalım, Allahü teâlânın bu iş için izni ne olacak" diye cevap verdi ve onların yanından ayrılmalarını istedi Heyet sultânın yanına dönünce, ona; "Nizâmeddîn Evliyâ istenen târihte huzûrda olacak" dediler Fakat birkaç gün sonra Nizâmeddîn Evliyâ talebelerinin yanında; "Önce gelen büyüklerimizin âdetlerine aykırı düşen hiçbir şey yapmıyacağım Selâm alayına katılmayacağım" dedi Bu durum gerginliği artırdı ve talebeleri de dehşete düşürdü Kısa görüşlü sultan, büyüklerin maneviyât gücünün ve onların duâsının red olunmayacağının farkında değildi Hâlbuki Nizâmeddîn Evliyâ, hakîkatin yanında olduğundan emindiHakîkat, ama bugün, ama daha sonra dünyânın geçici üstünlüklerine karşı şerefli bir şekilde gâlib gelecekti Bu sebebten o, inanç ve sadâkatiyle tam bir sükûnet ve huzur içerisindeydi Ayın yirmi dokuzuncu gecesi, mağrur SultanKutbeddîn, sarayında uyurken en güvenilir adamlarından olanHüsrev Hân tarafından başı kesilerek öldürüldü Fârisi beyt tercemesi:

Zavallı korkak kedi niçin yerinde oturmuyorsun
Gücünü aslana karşı deneyip cezâya lâyık oluyorsun

Kutbeddîn Hilcî'nin yerine geçen Hüsrev Hânın ömrü çok kısa oldu Hazînede bulunan paraları ulemâ ve dervişlere dağıttı Nizâmeddîn Evliyâ'ya da beş yüz bin gümüş para gönderdi Her zaman olduğu gibi, o büyük zât, bütün bu parayı fakirlere dağıttı Mültan vâlisi Gıyâseddîn Tuğlak, sultanın öldürülmesinden sonra hemen ordusuylaDehli'ye gelerek, Hüsrev Hânı öldürüp sultan oldu Gıyâseddîn Tuğlak, hazîneye bakıp hiçbir şey olmadığını görünce, daha önceki sultanın dağıttığı bütün paraları geri istedi Herkes paraları sultâna gönderdiSâdece Nizâmeddîn Evliyâ, kendisine gönderilen paraları, yeni sultâna vermedi ve buyurdu ki: "O paralar, Allahü teâlânın malıydı Allahü teâlâ yolunda gitti" Bu cevap sultânın hoşuna gitmedi ve geri alma yollarını araştırdı

Nizâmeddîn Evliyâ'nın büyüklüğünü kıskanan, Sultân Kutbeddîn'in acı sonundan mesûl olan saray erkânı, bir kere daha Sultan Gıyâseddîn Tuğlak'ı o büyüğe karşı kışkırtarak, eski yaptıklarını denediler Ona olmayacak şeyleri söylediler Sultâna bağlı âlimler ile Nizâmeddîn Evliyâ arasında münâzara olması kararlaştırıldı Yapılan münâzarada Nizâmeddîn Evliyâ'nın naklettiği hadîs-i şerîfleri diğer âlimler kabûl etmedi Bir kırgınlık oldu Dergâhına geri dönen Nizâmeddîn Evliyâ, üzgün bir şekilde talebelerine şöyle dedi: "Dehli âlimlerinin ve saray adamlarının, içi, bize karşı kıskançlık ve düşmanlıkla kaynıyor Münâzarada bana karşı açıkca saldırmalarından bu anlaşılıyor Ayrıca onlar, yüce Peygamberimizin hadîs-i şerîflerini dinlemeyi de reddettiler Bunun gibi îtirâzı gayri kâbil olan şeylerle münâkaşa etmeye, ancak Peygamber efendimizin hadîsine inanmıyanlar cesâret edebilirler Sultânın yanında bunlar, hadîslerin en sahîhini bile kabûl etmeyi reddederek mağrûr bir edâ ile konuştular Resûl-i ekremin sahîh hadîslerini kabûl etmeyen bir âlimi ne görmüş, ne de duymuştum İçinde, böyle mağrûrâne ve yanlış yollara sürükleyen münâzaraların yapıldığı şehir, nasıl parlak vaziyette kalabilir? Onun tuğlaları bir gün yıkılıp birbirine çarparsa şaşmamak gerekir Sultan ve ona bağlı âlimler, hakkı söylemeyen kâdılar, bu şekilde Peygamber efendimizin hadîsine göre hareket etmeyecekleri işitildikten sonra, alelâde halk, Allah ve Peygambere olan îmânlarını nasıl sağlam bir şekilde muhâfaza edebilir? Bu şekildeki âlim ve dînî liderlerindeki inanç noksanlığı sebebiyle, Allahü teâlânın cezâsının; kıtlık, salgın hastalık ve sürgün şeklinde bu şehre gelmesinden korkarım" Bir süre sonra, Dehli'de büyük bir kıtlık oldu Arkasından, salgın hastalık yayıldı Halk çok zorluk çekti Sultan ve yardakçılarının hepsi, bu hastalık ve kıtlıkta öldüler

Nizâmeddîn Evliyâ, otuz sene devamlı mücâhede yaptı Ömrü boyunca oruç tuttu Günde yaklaşık iki yüz, üç yüz rekat namaz kılardı Her gün sabah namazından sonra, talebelerine vâz ve nasîhatte bulunurdu Öğle namazından sonra, kısa bir süre sünnet olan kaylûle yapardı Kaylûleden sonra, ikinci defâ bir meclis kurulurdu Bu mecliste tâliblere en nâzik ve ince dînî meseleleri açıklar ve en sahîh dînî kitaplardan nakiller yapardıNizâmeddîn Evliyâ'nın ifâde tarzı çok tatlı idi ve gönülleri cezbederdi İkindi namazı ile akşam namazı arasında kısa bir süre dinlenirdi Akşam namazından sonra iftar ederdiYatsı namazından sonra odasına çekilirdi Bundan sonra yanına ancak talebesi Emîr Hüsrev girebilirdi Onun ayrılmasından sonra,odasının kapısını kapatır, gecenin geri kalan bütün zamânındaAllahü teâlâya ibâdet ederdi Sahur vakti, hizmetleri gören talebesi içeriye biraz yiyecek getirirdi O, yemekten birkaç lokma aldıktan sonra, bu yemeğin fakirlere dağıtılmasını emrederdi

Nizâmeddîn Evliyâ, genelde bir parça arpa ekmeği ile, biraz sebze çorbası yerlerdi Bâzan çok mikdarda pirinç pilavı da alırlardı Yemeklerini hazır olanlarla birlikte yerler, kendileri çok az yemelerine rağmen, âdâb-ı muâşerete riâyet ve diğerlerine refâkat etmek için, yemeye devâm ediyormuş gibi görünürlerdi Böylece, sofrada bulunanlar yemeğe devâm ederlerdi Yemek yerken, sık sık fakirlerin hâlini düşünür ve onların durumuna ağlamaya başlardı Onun mutfağında, fakir, zengin, herkes için lezzetli yemeklerin her çeşidi hazırlanırdı Fakat kendisi aslâ bunlardan yemezdi Akşam namazından sonra talebelerinden bâzıları, her gün ona çeşitli yiyecekler gönderirlerdi Fakat Nizâmeddîn Evliyâ, bunların hepsini fakirlere dağıttırırdı

Nizâmeddîn Evliyâ'nın hayırseverliği çok ve mükemmeldi Bu da hocasının duâsı bereketiyle idi Hocası Ferîdeddîn-i Genc-i Şeker, bir gün Nizâmeddîn Evliyâ'ya şöyle duâ etmişti: "Ey Nizâmeddîn! Bugün sevdiğimiz sebze yemeğini çok güzel pişirmişsin Tuzu da uygun olmuş Allahü teâlâ, dergâhında çok tuz harcamaya seni muvaffak kılsın" Allahü teâlânın ihsânıyla ve bu duânın bereketiyle, tenceresi devâmlı kaynadı ve binlerce fakir, hergün onun mutfağından yemek yedi Kendisine gelen bütün hediyeleri, hergün güneş batmadan önce muhakkak fakirlere dağıtırdı Cuma namazına gitmeden önce, Nizâmeddîn Evliyâ, dergâhın ve mutfağın her köşesine, hiç bir şeyin kalmadığı ve hepsinin sadaka olarak verildiğinden emin olmak için bakardı Yolcular, misâfirler ve onun dergâhına gelen her çeşit insan, tam bir misâfirperverlikle karşılanır ve ihtiyaçları giderilirdi

Nizâmeddîn Evliyâ hazretleri, dergâhında yapılan sohbet meclislerinden sonra, fakirlere dağıtılmak üzere, şehre yiyecek ve para gönderirdi

Bir gün Kıyaspur köyünde yangın çıktı Evlerin yandığını gören Nizâmeddîn Evliyâ, dayanamayarak ağladıYangın söndürüldükten sonra, talebelerine; "Gidin yanan bütün evleri sayın Her eve iki tepsi yemek, iki testi su ve iki gümüş dağıtın ve kayıplarından dolayı duydukları acılarını teselli edin" dedi

Bir tüccar, Mültan yakınlarında eşkıyâlar tarafından soyuldu Bu tüccar, Behâeddîn Zekeriyyâ Sühreverdî'nin oğlu Sadreddîn'in tavsiyesi üzerine, yardım istemek için Nizâmeddîn Evliyâ'nın dergâhına geldi Durumunu anlattı Nizâmeddîn Evliyâ talebelerine, sabahtan kuşluk vaktine kadar gelen hediyelerin hepsinin tüccara verilmesini söyledi O gün, o müddet zarfında 12000 gümüş para geldi ve hepsi tüccara verildi

Bir gün Nizâmeddîn Evliyâ, akşam namazından sonra, tam orucunu açacağı sırada bir derviş geldi Nizâmeddîn Evliyâ'nın önünde serili sofra bezi üzerinde birkaç kuru ekmek parçası vardı Zîrâ, o gün onlardan başka yiyecek olarak bir şey yoktu Fakat gelen derviş, Nizâmeddîn Evliyâ'nın orucunu açıp, yemeğini yediğini ve şu anda da gördüğü kuru ekmeklerin kaldığını zannetti Kötü bir şey düşünmeden, bütün bu ekmek parçalarını toplayıp gitti Nizâmeddîn Evliyâ, sâdece gülümsedi ve kendi kendine: "Hâlâ Allahü teâlâya bağlılığımızda bâzı ciddî kusûrlarımız var Bu eksiklerin giderilmesi için bizim biraz daha aç kalmamız isteniyor" buyurdu

Nizâmeddîn Evliyâ, çok kanâatkâr idi Sultânlardan veya şehzâdelerden biri hediye gönderdiği zaman; "Ah! Bunlar, bu fakîri harâb etmek istiyorlar" derdiBir defâsında, ona bağlı olan devlet erkânından bir kişi, ona iki bahçe, bir mikdâr arâzi ve başka şeyler vermek istedi Fakat o, tebessüm ederek; "Eğer bunları kabûl etsem, halk; "Nizâmeddîn Evliyâ bahçelerine gidiyor ve orada eğleniyor" diyecek Hayır, bu bana yakışmaz Bizim yolumuzun büyükleri, böle şeyleri aslâ kabûl etmediler Ben onların âdetlerine sarılmalıyım" dedi



Alıntı Yaparak Cevapla