Yalnız Mesajı Göster

Fehim-İ Arvâsî

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Fehim-İ Arvâsî




Seyyid Fehim hazretleri Van'a geldiği zaman umûmiyetle mahkeme başkâtibi Ahmed Beyin evinde misâfir olurdu Bir geceAhmed Beyin evinden çıkıp (Hacı Bekir kışlası diye hizmet gören bir askerî kışla yaptıran) Hacı Bekir isminde Van'ın ileri gelenlerinden birinin evine misâfir oldu Birkaç gün Hacı Bekir'in evinde kaldı Hacı Bekir, Allahü teâlânın emriyle kızı Gülizâr Hanımı, Seyyid Fehim hazretlerine nikahladı Bir sohbet sırasındaSeyyid Fehim hazretlerine dedi ki: "Şeyhim size burada bir ev yaptırmam lâzım oldu" Seyyid Fehim hazretleri; "Ey Hacı Bekir! Bir şeyi noksan söylediniz Yanında bir de câmi yaptırın" buyurdu Hacı Bekir Ağa bu söz üzerine yaptırdığı evin yanına Şâbâniye Câmiini yaptırdı Sonraları Seyyid Fehim hazretleri, Van'a teşriflerinde kayınpederinin yaptırdığı bu evde kalırdı İnsanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını Şâbâniye Câmiinde anlattı Her sene iki üç ay Van'da kaldığı müddet içinde pekçok kimsenin hidâyete kavuşmasına vesîle oldu Sonra bu câminin yanına bir de medrese yaptırıldı

Seyyid Fehim hazretlerinin ders verdiği ve vâz ettiği Şâbâniye Külliyesi, Arvas'a benzeyen ilim ve irfân yuvası bir makamdı Bu medresede çok âlim ve velî yetişmişti Sofu Baba orada yetişen zâtlardandı Sonraki devirlerde de ilim ve irfân kaynağı olmaya devâm eden bu medreseden, Seyyid Abdülhakîm hazretlerinin oğlu Ahmed Mekkî Efendi ve kardeşi oğlu Cemâl Efendiler de yetişti Bu mekanlar şimdi harâbe halde bulunmaktadır

İlim, fazîlet ve güzel ahlâkta zamânının bir tânesi olan Seyyid Fehim hazretleri, İslâmiyetin emirlerine ve sevgili Peygamberimizin sünnet-i seniyyesine titizlikle uyardı Onu sevenler namazlarını mutlaka câmide cemâatle kılarlardı Onun en büyük kerâmeti, İslâmiyetin emir ve yasaklarına tam uyması, kendisinden sonra vazîfesini devâm ettirecek olan Seyid Abdülhakîm gibi âlim ve velî bir zâtı yetiştirmesiydi Bunlardan başka pekçok kerâmetleri görülmüştür

Seyyid Fehim hazretleri bir defâsında talebeleriyle Van Gölü kıyısında giderken, göldeki Ahtamar Adasında bulunan Ermeni kilisesinden bir papaz çıkarak su üstünde yürümeye başlar Talebeler bunu görünce, bâzılarının hatırına; "Allah'ın düşmanı dediğimiz papaz, su üzerinde yürüyor da, evliyânın büyüğü, Allahü teâlânın sevdiği, seçtiği kulu bildiğimiz, Seyyid hazretleri acabâ neden yürümez ve kıyıdan dolaşır" diye gelir Seyyid Fehim, bu düşünceyi anlayıp, mübârek ayaklarındaki nalınları ellerine alıp, birbirine çarpar Nalınları çarptıkça papaz suya batar Boğazına kadar gelince, bir daha çarpar Papaz, batar ve boğulur Sonra, böyle düşünen talebesine dönerek; "O, sihir yaparak, su üstünde gidiyor, böylece sizin îmânınızı bozmak istiyordu Nalınları çarpınca sihri bozulup battı Müslümanlar sihir yapmaz Allahü teâlâdan kerâmet istemekten de hayâ ederler" buyurdu Kerâmeti ile papazın sihrini bozdu Bu kerâmet, Abdurrahmân Arvâsî hazretleriyle ilgili olarak da anlatılmaktadır

İstanbul'da, Kağıthâne'de sabun fabrikası olan Rıfat Beyin babası Abdülvehhâb Efendi 1963'te vefât etti Vefâtından birkaç sene evvel dedi ki: "Erzurum'da medrese tahsîlini bitirmiştim Daha okumak istedim Aradığım büyük âlimin Bitlis'te Abdülcelîl Efendi olduğunu söylediler Bitlis'e gittim Kendisini aradım Van'a gitti, yakında gelir, bekle dediler Sabredemedim, Van'a gittim Sorduğumda; "Müks şeyhi Seyyid Fehim hazretleri Van'a geldi ŞâbâniyeCâmiinde, onun yanındadır" dediler Oraya gittim Hem de büyük âlim Abdülcelîl Efendi, kürsüye çıkmış, herkes onu dinleyip istifâde etmektedir, diye düşünüyordum Câmiye girdim Herkes başını eğmiş, edeple oturuyordu Karşıda nûr gibi, tatlı bakışlı bir zât vardı Herkes buna karşı saygı ile dönmüştü Abdülcelîl Efendi, her hâlde karşıdaki heybetli, tesirli zâttır, diyordum Fakat, soracak kimse yoktu Herkes, boynunu bükmüş önüne bakıyordu Ansızın, önüme bir genç geldi "Ne arıyorsunuz?" dedi "Abdülcelîl Efendi hazretlerini arıyorum" dedim "İşte budur" diyerek, en geri sırada boynunu bükmüş edeple oturan birini gösterdi "İstersen sen de otur" dedi "Karşıda oturan kimdir?" dedim "Seyyid Fehim hazretleridir" dedi Nice zaman sonra, bu gencin, Seyyid Abdülhakîm Efendi olduğunu anladım Biraz sonra ezan okundu Sünnetler kılındı Seyyid Fehim hazretleri imâm oldu Safları düzelttik İmâmla birlikte tekbir getirirken, bütün cemâat, elektrik çarpan kimse gibi titremeye başladık Şimdi altmış sene oluyor İmâmın o tekbir sesi hâtırıma geldikçe, titriyorum Kalbimde, o gün olduğu gibi, bir hal oluyor"

Endis köyünden Hacı Abdullah ismine bir kimse hacca gitmişti Hac ibâdeti esnâsında cebindeki paralarını kaybetti Üç ay müddetle müslümanların yardımıyla idâre etti Bir gün, içinde bulunduğu sıkıntılı hâli düşünerek Mekke-i mükerremenin sokaklarında yürürken, birden meyve ağaçları, çiçekleri, akan suları ve ortasında çok güzel ve süslü bir câmi bulunan bir makam gördü Câminin kapısında güzel simâlı bir zât oturuyordu Kendi kendine düşündü "Yâ Rabbî! Mekke-i mükerremede böyle bağ, bahçe ve akan sular yoktur Bu gördüğüm hayal midir, rüyâ mıdır?" deyip, câminin kapısında duran zâta gitti Selâm verdi O zât selâmını aldı ve; "Merhaba, hoş geldin, sefâ geldin ey hacı!" dedi Hacı Abdullah Efendi hayretini o zâta bildirdi O zât; "Burası mânevî bir makamdır Evliyâya mahsustur Cumâ günü ikindi namazlarını bu mübârek mâbedde kılarlar" dedi Hacı Abdullah Efendi; "İmâmları kimdir?" diye sordu O zât; "Herhalde tanırsınız Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretleridir" diye cevap verdi

Hacı Abdullah Efendi bu söze çok sevindi Bahçenin bir kenarına çekilip Seyyid Fehim hazretlerinin gelmesini bekledi Orada durduğu müddet içinde evliyâ-yı kirâm tek tek, grup grup geldiler Câmi tamâmen doldu Hepsinden sonra Seyyid Fehim hazretleri büyük bir vekâr ve nâzik bir tavırla geldi Abdullah Efendi koşup saygıyla ellerini öptü Sıkıntılı hâlini arz etti Seyyid Fehim hazretleri; "Hayâtımda bu sırrı ifşâ etmemek şartıyla sâdât-ı kirâmın (bu yolun büyüklerinin) himmet ve bereketleriyle îcâbına bakarız Eğer sırrı ifşâ ederseniz, gözlerinizden mahrum olursunuz" buyurdu Câmiye girince bütün velîler ayağa kalkıp onu saygıyla karşıladılar Seyyid Fehim hazretleri mihrâba geçerek ikindi namazını kıldırdı Sonra güzel sohbetler oldu Îzâhı mümkün olmayan bir muhabbet, vecd ve şevk hâli hâsıl oldu Evliyâullah câmiden geldikleri gibi ayrıldılar En son Seyyid Fehim hazretleri câmiden çıktılar Hacı Abdullah Efendi tekrar eteklerine yapışıp hâlini arzetti Seyyid Fehim hazretleri; "Merak etme İnşâallah şimdi memleketine gidersin Paran yoktu, nasıl geldin diyenlere bir tüccar yardım etti geldim, dersin Tekrar ediyorum bu sırrı ifşâ etme" buyurdu ve; "Gözlerini kapa!" diye emretti

Hacı Abdullah Efendi gözlerini kapadı Rüyâda gibi uçtuğunu hissediyordu Nihâyet köyünün dışındaki bir çeşmenin başında oturduğunu gördü Yavaş yavaş köye indi Köylüleri ve akrabâları onu karşıladılar "Hoş geldiniz, haccınız mübârek olsun" dediler Evine gidince, köylü, cemâat hâlinde gelip, onun hac intibâlarını sordular Bu arada; "Paranızı kaybettiğinizi, Mekke-i mükerremede perişan olduğunuzu işittik Para temin edip, yarın Arvas'a gidecek, Seyyid Fehim hazretlerine arz edip, onların emredecekleri bir vâsıtayla gönderecektik Elhamdülillah siz geldiniz Size yardım eden zâttan Allahü teâlâ râzı olsun" dediler

Hacı Abdullah Efendi o geceyi evinde geçirdikten sonra ertesi gün kalkıp Arvas'a gitti Seyyid Fehim hazretlerinin huzûruna vardı Yanlarında birkaç talebesi vardı Selâm verip ellerini öptü Seyyid Fehim hazretleri; "Bu sene hacca gittiğinizi duydum Ne zaman geldiniz?" buyurdu Abdullah Efendi; "Dün geldim?" diye arzedince; "Niye bu kadar geç kaldınız, üç ayı geçti" diye sordu "Paramı kaybettim, Mekke'de parasız kaldım Sonra bir tüccar yardım etti, geldim" dedi Seyyid Fehim hazretleri; "Allah râzı olsun Dün eve geldiğinize göre, niye bugün buraya geldiniz Müslümanlar sizi ziyârete gelirler" buyurdu Abdullah Efendi; "Sizi temiz iken ziyâret etmek istedim efendim" dedi "Bu gece kal, sabahleyin durmadan evine git Sırrın ifşâsı, açıklaması hatâdır, hayâtımda ifşâ etme!" buyurdular Abdullah Efendi o gece orada kaldıktan sonra ertesi gün evine döndü Bu gördüklerini de Seyyid Fehîm-i Arvâsî hazretlerinin vefâtından yıllarca sonra anlattı

Diyarbakır'da adliye müfettişi Mustafa Necâti Bey isminde bir kimse vardı Vazifeli olarak Van'ın Müküs kazâsına gitti Bir bayram günü, bayram namazından sonra kaymakam ve kazânın ileri gelenleri Seyyid Fehim hazretlerini ziyârete gitmek üzere hazırlandılar Mustafa Necâti Bey de onlarla birlikte gitmek istedi Gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıktılar Yolculuk esnâsında güzel şeylerden bahsedildi Arvas'ın yakınındaki Kırmızı Köprüyü geçtikten sonra hepsi de ayrı bir mânevî havaya girdiler Mustafa Necâti Bey de o havadan etkilendi Fakat kendisi içki içtiği için heybesinde iki şişe içki vardı Arvas kabristanının altındaki taşlıkta bu şişeleri kimseden habersiz, bir yere sakladı Arvas'a varıp, Seyyid Fehim hazretlerini ziyâret ettiler Hepsi sırasıyla saygıyla elini öptüler Mustafa Necâti Bey de ellerini öpüp, tasavvuf yolunda talebesi olmak istediğini bildirdi Seyyid Fehim hazretleri ona; "Şişe ile tarîkat bir arada olmaz Git şişeleri kır, dök gel, öyle kabûl edelim" buyurdu Mustafa Necâti Bey şişeleri oraya koyduğunu kimsenin görmediğini düşündü Fakat Allahü teâlâ velî kullarına kerâmetle bildirir diye düşünerek gitti Şişelerden birini kırdı, diğerini de sıkışırsam kullanırım dedi Seyyid Fehim hazretlerinin huzûruna gelince; "Git öbürünü de kır gel!" buyurdular Mustafa Necâti Bey bu durum keyfî değil, zarûrîdir O şişeyi oraya isteyerek bırakmadım Zarûrî kalırsam içerim, diye bıraktım" dedi Seyyid Fehim hazretleri; "Haramda zarûret olmaz" buyurdular Mustafa Necâti Bey gidip o şişeyi de kırdı Sonra ellerini öptü ve talebeleri arasına girdi Bundan sonra içki alışkanlığı kalmadı Mustafa Necâti Bey, Seyyid Fehim hazretleri hakkında; "Türkiye'yi hemen hemen tamâmen, Arabistan'ın bir kısmını gezdim Her yerde meşâyıhtan pek çok kimseyle karşılaştım Bu zât gibi olgun bir ferd görmedim Peygamber efendimizi ve Eshâb-ı kirâmı temsil ediyordu Onlardaki ilim, hilim, yumuşaklık, vakar, letâfet ve heybeti hiç kimsede görmedim" diye anlatır ve ağlardı

Seyyid Tâhâ hazretlerinin oğlu Seyyid Ubeydullah Efendi hacca gitmek istiyordu Van'a geldi Kendi kendine; "Arabistan'da babam Tâhâ-yı Hakkârî hazretlerini tanıyanlar çoktur İlim sohbetleri olur Yanımda büyük bir âlimin bulunması zarûrîdir Buna lâyık ancak babamın halîfesi Seyyid Fehim hazretleridir" diye düşünerek onları berâber götürmek üzere Van'a dâvet etti Seyyid Fehim hazretleri Van'a gelince; "Üstâdım birlikte hacca gidelim" dedi Seyyid Fehim hazretleri özür beyân edip; "Mâlî ve bedenî durumum müsâid değildir" buyurdu Seyyid Ubeydullah Efendi; "Mal ve para işi bana âittir Bedenî durumunuzla ilgili olarak Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Dîvân'ına bakalım, ne çıkacak" dedi Dîvân'ın bâzı sayfalarını açtıkları zaman Medîne-i münevvere ile ilgili beytler çıktı Bunun üzerine karar verip birlikte hac yolculuğuna çıktılar İstanbul'a geçip, Fâtih'teki Reşâdiye Oteline indiler Onların İstanbul'a geldiklerini haber alan zamânın padişâhı Sultan İkinci Abdülhamîd Han, kendilerini saraya dâvet etti Sarayda misâfir edip, ikrâm ve ihsânlarda bulundu

Kendisi velî olan, âlim ve velîlere çok hürmet eden Sultan İkinci Abdülhamîd Han, Seyyid Fehim hazretlerinin sohbetlerinde bulunup, duâsını aldı On iki gün kadar İstanbul'da misâfir ettikten sonra, Haydarpaşa'ya kadar merâsimle, törenle uğurladı

Seyyid Fehim hazretleri ve Seyyid Ubeydullah Efendi vapurla Mısır'a gittiler Oradaki âlim ve velîler ile görüşüp sohbette bulundular O devrin önemli ilim merkezlerinden olan Ezher Medresesinden yetişen âlimler, Seyyid Fehim hazretlerinin ilim ve fazîletteki üstünlüğünü kabûl ettiler

Seyyid Fehim hazretleri, hizmetlerinde bulunan Hacı Ömer Efendiyle birlikte Câmi-ül-Ezher Medresesine gittiler Bir odaya girdiler Bu odada oturan bir âlimin etrâfında çok sayıda kitaplar ve önünde bir kâğıt olduğu halde oturduğunu gördüler Âlim, kitaplara bakıyor fakat önündeki kâğıda bir şey yazamıyordu Seyyid Fehim hazretleri kâğıtta olan yazıyı bir defâda okuyup ezberledi Çünkü bir defâ okuduğu yazıyı ezberlemek onun husûsiyetlerindendi Âlim kimse başını kaldırıp; "Sizin okumanız var mıdır?" diye sordu Seyyid Fehim hazretleri ilimle bir mikdâr meşgûl olduğunu bildirdi Âlim; "Siz bu kâğıttaki yazının mânâsını bilir misiniz?" dedi "Evet" cevâbını alınca, hayret etti ve; "Hayret! Câmiü'l-Ezher Medresesi (Üniversitesi) bütün şûbeleri (fakülteleri) ile bir haftadan beri bu meselenin halli için tâtil edildi Reîsü'l-ulemâ başta olmak üzere bütün âlimler gece-gündüz çalışmaktadır Bu yazının mânâ ve mefhûmunu anlamaktan âciz kaldı" dediSeyyid Fehim hazretleri; "Basit bir meseledir" buyurunca, âlim daha çok hayret etti

Seyyid Fehim hazretleri anlaşılamayan meseleyi îzâh etmeye başladı Hayretler vâdisinde dolaşan âlim, saygıyla kalkıp elini öptükten sonra, hemen kâğıt kalem alıp Fehim-i Arvâsî hazretlerinin îzâhını yazdı Adresini alarak tekrar ellerini öptü ve ayrıldı Seyyid Fehim hazretleri de Hacı Ömer Efendiyle birlikte kirâladıkları eve döndü

Bir müddet sonra Câmiu'l-Ezher Medresesi Reîsü'l-ulemâsının (rektörü) gönderdiği dört âlim çıkageldi Reîsü'l-ulemâ tarafından Câmiü'l-Ezhere dâvet edildiğini ifâde ettiler Seyyid Fehim hazretleri dâveti kabûl buyurup, gitti Büyük bir salonda Reîsü'l-ulemâ başta olmak üzere beş yüze yakın âlim büyük bir saygı ile kendisini karşıladılar Seyyid Fehim hazretleriyle Reîsü'l-ulemâ yanyana oturdular Sohbet başladıReîsü'l-ulemâ, Seyyid Fehim hazretlerine; "Efendi hazretleri! Tam istenen şekilde açıkladığınız mesele, Câmiü'l-Ezherce müşkil ve mânâsı anlaşılamayan bir mesele hâline gelmişti Cenâb-ı Hakk'ın yardımıyla bu müşkilâttan bizleri kurtardınız Câmiü'l-Ezher size sonsuz şükrân borçludur" dedi



Alıntı Yaparak Cevapla