|
Prof. Dr. Sinsi
|
Fehim-İ Arvâsî
Birçok müşkil meselelerin halledildiği suâlli cevaplı sohbet, saatlerce devâm etti Bu sırada Seyyid Fehim hazretleri, yanındaki Hacı Ömer Efendiden tütün çubuğunu doldurmasını ve yakmasını istedi Hacı Ömer Efendinin hazırladığı çubuktan birkaç nefes çekip yerine koydu Reîsü'l-ulemâ, Seyyid Fehim hazretlerinden müsâde isteyip; "Birkaç nefes de ben çekebilir miyim?" dedi Seyyid Fehim hazretleri müsâde ettikten sonra birkaç nefes deReîsü'l-ulemâ çekti Fakat bu sırada salondaki âlimler arasında fısıltılar başladı İki âlim gelerek Reîsü'l-ulemâ'ya; "Efendim tütün içmenin kesin haram olduğuna dâir dört fetvâ vermiştiniz Şimdi içiyorsunuz, hikmeti nedir?" diye sordular Reîsü'l-ulemâ cevâben; "Yemin ederim ki bizim ilmimiz bu zâtın ilmi yanında denizde bir damla gibidir Verâ ve takvâmız da bu zâtın verâ ve takvâsı yanında yok gibidir Bu zâta uyarak bugünden sonra tütün içeceğim Demek ki yanılmışım Haram değilmiş Haram ve günah olsaydı, bu zât ağzına koyar mıydı? Siz serbestsiniz Benden haram olduğunu duyan herkese haram olmadığını duyurunuz " dedi
Şöhret sâhibi olmaktan kaçınan Seyyid Fehim hazretleri bir an evvel Mısır'dan ayrılmak istedi Ancak âlimlerin ve Seyyid Ubeydullah Efendinin ısrarlı istekleri üzerine Mısır âlimlerinin ve halkının müşkil meselelerini halletmek üzere bir müddet daha kaldı Orada bulunduğu süre içinde ilim meclislerinde ve sohbetlerinde İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı Daha sonra Mısır'dan ayrılarak hac ibâdetini yerine getirmek üzere yanındakilerle birlikte Mekke-i mükerremeye gitti Mekke-i mükerremede bulunduğu sırada pek çok âlim ve velî ile görüşüp sohbette bulundu Şâfiî mezhebi fıkhına dâir İânetü't-Tâlibîn adlı kitabı te'lif eden Şeyh Seyyid Ebû Bekr (rahmetullahi aleyh) birçok müşkil meselelerini Seyyid Fehim hazretlerine sorup cevâbını aldı Seyyid Ebû Bekr; "Bu mübârek beldede bulunduğunuz müddetçe teşrif edin, sizden istifâde edelim " dedi Bir gün Hacı Ömer Efendiye gizlice; "Belki Mısır Reîsü'l-ulemâsı bu zâtın derecesinde olabilir Ondan başka yeryüzünde bu zât gibi bir âlim bulunduğuna inanmam " dedi Hacı Ömer Efendi Mısır Reîsü'l-ulemâsı ile olan görüşmeyi anlatınca, Seyyid Ebû Bekr; "Allahü teâlâ ona uzun ömür vermekle bizi nîmetlendirsin Onun ilminden doğruluğundan, takvâsından ve himmetinden bizleri nasîblendirsin " diye duâ etti
Seyyid Fehim hazretleri Mekke'de bulunduğu sırada İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunlarından Ahmed Saîd'in oğlu Muhammed Mazhâr Müceddîdî ile görüştü Bu sebeple oğullarının birinin ismini Mazhar koydu
Hac vazîfesini îfâ ettikten sonra Medîne-i münevvereye giden Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretleri, sevgiliPeygamberimizin mübârek kabrini ziyâret edip, feyzlerine kavuştu Sonra tekrar Arvas'a dönüp irşada devâm etti
Hayâtında cemâatsiz namaz kılmadı On iki yaşından beri gece teheccüd namazını kaçırmamıştır Talebelerinden Molla Abdülhakîm veya Molla Şâbân bulundukları zaman onlara uyar, bulunmadıkları zaman kendisi imâm olurdu Mihrâba geçip tekbir aldığında elektrik cereyânı gibi kalplere tesir ederdi Ramazân-ı şerîfte teravih namazını hatimle kılarlar, yâni her rekatte bir sayfa Kur'ân-ı kerîm okunurdu Terâvih ve duâ biter sahur sofrası hazırlanırdı Sahurdan sonra sabah ezânı okunur, namazdan sonra, zikir ve murâkabe ile meşgûl olunurdu Güneş yükseldikten sonra kuşluk, namazı kılınır, kaylûle vaktinde iki saat kadar uyurlardı
Seyyid Fehim hazretlerinin sohbet ve hizmetinde bulunanlar, kendilerini dünyâdan uzaklaşmış görürlerdi Arapça, Farsça, Türkçe ile diğer mahalli dilleri bilirdi Her dildeki mahâreti emsâlinden üstündü Arapça konuştuğu zaman Mısır Câmiü'l-Ezherinde yetiştiği sanılırdı Maddî ve mânevî bütün ilimlerde derin âlim, fesâhat ve belâgatları hârikaydı Seyyid Abdülhakîm hazretleri onun vasıflarını şu şekilde anlatırdı: "O, her ilimde bir okyanustu Derinliğine kimse inemedi Ancak oğlu ve halifesi Seyyid Muhammed Emin azıcık anlıyordu Hattâ Şeyh Sa'dî Şîrâzî'nin Gülistan'ından bir beyt okudular ve îzâh buyurdular Bir mikdârını anlayabildim Seyyid Muhammed Emin de bir mikdar daha anladı Sonra o da anlayamadı Hülâsa hakîkat ve inceliklerini kimse hakkıyla idrâk edemedi
Seyyid Fehim hazretleri insanlara İslâmiyeti anlattığı gibi, cin tâifesine de anlatırdı Cinlerden dört binden fazla talebesi vardı
Seyyid Fehim hazretleri bir gece rüyâsında Resûlullah efendimizi gördü Resûlullah efendimiz ona; "Abdülhakîm'in terbiyesini sana ısmarladım " buyurdu Bu emir üzerine Abdülhakîm Efendinin terbiyesine daha çok ihtimâm gösterip, onu tasavvuftaki vilâyet-i Ahmediyye derecesine ulaştırdı
Seyyid Fehim hazretlerinin önde gelen talebesi Seyyid Abdülhakîm Efendi, onun sohbetlerinden çok istifâde etmişti Bir gece benzeri olmayan bir sohbet oldu Seyyid Abdülhakîm bu sohbette dinlediklerini kendisi için yeterli görerek; "Bu sohbet bana yeter, alabileceğim her şeyi bu gece aldım " diye düşündü Sabah olunca üstâdı kendisinden ibriğini istedi Abdülhakîm Efendi ibriği bir elma ağacının altında bulunan hocasına götürdü Bu sırada hazret-i Seyyid; "Abdülhakîm! Bu ağaç ne ağacıdır?" diye sordu "Elma ağacıdır efendim " diye cevap alınca; "Bu ağacın bir gövdesi, dalları, dallarında da meyveleri vardır Şimdi bir elmanın içindeki çekirdeği yiyen bir kurt, ben bütün elmayı ve elma ağacını yedim, onda olanları aldım dese, doğru olur mu?" buyurdu Böylece Seyyid Abdülhakîm Efendiye akşamki düşüncelerinin yanlış olduğunu bildirip, daha çok gayret etmesi gerektiğini işâret buyurdu
Hazret-i Seyyid talebelerinin en üstünü olan Seyyid Abdülhakîm Efendiye hilâfetnâme vermeden beş yıl önce, kardeşlerine yazdığı mektupta buyurdu ki:
"Sevdiğim, kıymetli Seyyid İbrâhim ve Seyyid Tâhâ Allahü teâlâ ikinize de selâmet versin Size çok duâ ettikten ve selâm eyledikten sonra, bildiğiniz gibi kardeşiniz Seyyid Molla Abdülhakîm geçen sonbaharda buraya gelmiş, ders okumaya başlamıştı Bu fakir de onun dersini gâyet dikkatle ve tahkik ederek anlattım O da gerek derste, gerek kendi çalışmalarında öylece dikkat ve tahkik eyledi İlimden başka bir şeye bakmasına vakit bırakmadım Şimdi, zamânımızdaki usûle göre kitapları bitirdi Bu fakir, âlet ilimlerini, fıkıh ve hadîs ilimlerini okutmak için, üstadlarımdan nasıl mezun olduysam, onu da öyle mezun eyledim Sizler artık ona kardeş gözüyle bakmayınız İlmin şerefini gözetmek için ona karşı çok tevâzû gösteriniz Bunları sizin iyiliğiniz ve yükselmeniz için yazıyorum Bundan başka ilme tevâzû göstermek, Allahü teâlâya tevâzû etmek demektir Bu kısa yazımdan çok şeyler anlayınız! Esseyyid Fehim "
Hazret-i Seyyid Abdülhakîm Efendiye 1882 (H 1300) senesinde zâhirî ilimlerde icâzet, diploma verdiği gibi, 1888 (H 1305) senesinde tasavvufta Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye ve Kübreviyye yollarından hilâfet de verdi İnsanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmakla vazîfelendirdi Seyyid Abdülhakîm'e yazdığı bir mektupta buyurdu ki: "Sevgili oğlum, gözümün nûru Seyyid Molla Abdülhakîm! Size, sonsuz duâlarımı bildirdikten sonra arz edeyim ki, uzun zamandan beri, sizden haber almadığım için, gönlüm çok üzülüyor Allahü teâlâ her gizli şeyleri bilir O şâhiddir ki, kalbim hemen her zaman seninledir diyebilirim Beni bu üzüntüden kurtarmak için, görünür görünmez hallerinizi sık sık bildirmelisiniz! Böylece sevgi bağları oynatılmış olur Eğer o, gözümün nûru buradaki fakirlerden soracak olursa, Allahü teâlâya hamd ve şükürler olsun! Bedenimizin ve etrâfımızın râhatı ve selâmeti günden güne artmaktadır Hak teâlâ, biz fakirlerin ve bütün kardeşlerimizin kalplerine selâmet ihsân buyursun! Âmin Şeyh Abdülhamîd'e ve Şeyh Hasan'a ve Seyyid İbrâhim'e bu fakîrin duâlarını bildiriniz! Tâhâ Efendiye ve Mazhar Efendiye duâ ederim Her kime uygun görürseniz, bu fakîrin duâlarını bildirmek için, vekilimsiniz Bundan başka, Nehri'de olanların, doğru eğri hepsinin hallerini yazınız Ayrıca, Nastûrîlerin taşkınlık yaptıklarını, dört yüz müslüman öldürdüklerini işittik Bunların neler yaptıklarını ve ne için yaptıklarını da bildirmenizi istiyorum Vesselâm Duâcınız günâhkâr Seyyid Fehim "
Ömrünü İslâmiyeti öğrenmek ve öğretmekle geçiren Seyyid Fehim hazretleri vefâtından altı ay öncesinden îtibâren sefer hazırlığına başlamıştı Sohbetlerinde her zamankinden daha çok ölümden bahsediyordu Şimdi medfûn bulunduğu kabr-i şerîfin yerine bakarak, Arvas kabristanına defnedilenlerin îmanlı olduğu takdirde bütün günâhlarının affedileceğini beyân buyururlardı
Ömrünün son günlerine doğru rahatsızlığı fazlalaştı Bir Cumâ günü hasta haliyle câmiye gitti O gün halîfesi ve oğlu Seyyid Muhammed Emin Efendi beliğ ve hazîn bir hutbe okudu Câminin arkasındaki çeşmeye kadar saflar bağlamış olan cemâat bu hutbenin tesiriyle mahzûn olup, ağladı Seyyid Fehim hazretleri Cumâ namazını oturarak kıldı Sonra da Seyyid Abdülhakîm Efendi, Seyyid Muhammed Emîn Efendi, Halîfe Derviş ve Halîfe Ali adlı dört halîfesini huzûruna dâvet buyurarak vasiyetlerini şöyle bildirdi:
"  Muhammed Emin yerime ikâme edilmiştir Yâni benim vazîfemi yürütecektir İnce kalplidir Bize karşı sevgisi çok kuvvetli olduğu için benden sonra fazla yaşayacağını zannetmiyorum Ondan sonra Seyyid Abdülhakîm mutlak olarak yerime ikâme buyrulmuştur Kendisi, Arvas'ta olsun, Başkale'de olsun, İstanbul'da olsun ona itâat ediniz Onun rızâsı benim rızâmdır Ona muhâlefet bana muhâlefettir " buyurarak SeyyidAbdülhakîm Efendinin zamanla İstanbul'a geleceğini işâret etti Dört halîfesinden başka bâzı talebelerinin de bulunduğu sırada vasiyetine devâm ederek buyurdu ki:
"Kitaplarımı Arvas Kütüphânesine vakfettim Benim bildiğim kimseye borcum yoktur İhtiyâten îlân edin Şâyet alacaklılar çıkarsa, ne kadar iddiâ ederlerse, Muhammed Emin tereddütsüz versin İlmin ve Nakşibendiyye yolunun yayılmasına ihtimâm gösteriniz Seyyidim ve senedim Seyyid Büzürk (Seyyid Tâhâ-yı Hakkârî) hazretlerinin, her sene asgarî bir defâ Van'a gidip halkı irşâd için fakîre olan emirlerini yerine getiriniz Hüseyin'in annesinin genç olmasına rağmen çocuklarını bırakıp gideceğine kâni değilim Bununla berâber himâye etmek lâzımdır " buyurdu O sırada on yaşında olan Hüseyin Efendi orada oynuyordu Bir ara; "Can fedâ babacığım Misâfir çoktur Dışarıda hep sizi bekliyorlar Niye yatıyorsunuz Kalkın misâfire bakın " deyince, çocuğun sözlerine tebessüm ederek; "Bu çocuk sâlihtir " buyurdu
Vasiyetine devâm ederek; "Benden sonra çok fitne çıkacak, kadınlardan hayâ perdesi kalkıp, çarşı pazarlarda dolaşacaklar İslâm, Abdülhamîd Hanla kâimdir " buyurdu Bir ara Seyyid Abdülhakîm Efendiye dönerek; "Cenâb-ı Hak sizi muhâfaza edecektir " buyurdu ve İbrâhim aleyhisselâmın ateşte yanmadığı kıssasını anlattı "Nakşibendiyye yolunun yayılması için elimden geldiğince, kıl kadar ayrılmamak üzere hizmet ettim İnşâallah mes'ûl değilim Tam tedkîk etmeden fetvâ vermeyiniz Ruhsatlarla yetinmeyiniz İmkân oldukça azîmetleri esas kabûl ediniz " buyurduktan sonra bir müddet kimseyi yanlarına kabûl buyurmadılar Allahü teâlâyı anmakla ve ibâdetle meşgûl oldular Bir ara karpuz istediler Fakat o mevsimde Müküs'de karpuz yoktu Çatak'a gidip getirdiler Fakat karpuzu yemeden vefât ettiler
Fehim-iArvâsî hazretlerinin hastalığını duyanlar uzak yakın her taraftan gelip ziyâret ettiler Tedâvî için doktorlar getirdiler Vefât ettiği günün ikindi namazını oturarak kılan Seyyid Fehim hazretlerinin mübârek vücudları secdeden mübârek başını kaldırmayacak derecede zayıflamıştı Oğlu Seyyid Muhammed Emin Efendinin yardımıyla başını secdeden kaldırabiliyordu Bu sırada hüzün ve üzüntü Arvas ve etrâfını kaplamış, evin etrâfında yüzlerce seveni ve talebesi onun iyileşmesi haberini bekliyordu O sırada renk renk, çeşit çeşit kuşlar geldiler, havada sıra sıra durarak herkesin hissettiği şekilde hüzünlerini izhâr ettiler Yüzbinlerce kuş, Arvas üzerinde şemsiye gibi gölge ettiler O arada gaybdan bir ses; "Yâ eyyetühennefsü'l-mutmeinneh  " âyet-i kerîmesini sonuna kadar okudu Secdeden başını kaldırıp "Er-Refîku'l-a'lâ " dedikten sonra sesli bir kelime-i tevhidden sonra 1895 (H 1313) senesi Şevval ayının on beşinci Salı günü rûhunu teslim etti Vefât haberi duyulunca, başta sevenleri olmak üzere bütün halk ve yabânî hayvanlar bile üzüldüler
Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretleri, teçhiz ve tekfinden sonra sevenlerinin gözyaşları arasında Arvas kabristanında daha önceden işâret ettiği yerde defnedildi
|