|
Prof. Dr. Sinsi
|
Fehim-İ Arvâsî
Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretlerinin Arvas'ta bulunan kabri, sevenleri tarafından ziyâret edilmekte ve bereketlerinden faydalanılmaktadır Vesîle edilerek yapılan duâlar kabûl olmaktadır Çocuğu olmayanlar çocuğa sâhib olmakta, hasta olanlar şifâya kavuşmaktadırlar Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Karkar Deresi köyünden çocukları olmayan karı-koca Arvas'a gelip Seyyid Fehim hazretlerinin kabrini ziyâret ettiler Çocukları olması için, Seyyid Fehim hazretlerinin rûhâniyetini vesîle ederek duâ ettiler Sonra ikiz çocukları oldu 1980 senesi sonbaharında tekrar Arvas'a gelen karı-koca kabr-i şerîfi ziyâret ettikten sonra üç defâ ikiz çocuklarının olduğunu bildirdiler Hasta olup şifâ bulanlar da anlatılmaktadır
Seyyid FehimArvâsî hazretlerinin vazîfesini bir müddet oğlu ve halîfesi Seyyid Muhammed Emîn Efendi devâm ettirdi Onun vefâtından sonra da mutlak halîfesi Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri devâm ettirdi
Hazret-i Seyyidin, Güster Hanım, Emetullah, Nâhiye ve Esmâ hanım isimlerinde kızlarından başka on oğlu vardır
1- Seyyid Muhammed Reşîd Efendi: Genç yaşta Gevaş'ın Tıgnız köyünde vefât etti Kabri Zeve köyü kabristanında SultanZübeyr hazretlerinin türbesi yanındadır
2- Seyyid Muhammed Emin Efendi: 1867 (H 1284) senesinde Arvas'ta doğdu Babasının halîfelerindendir 1900 (H 1317) senesinde, hac dönüşünde Tûr-i Sinâ'da vefât etti
3- Seyyid MuhammedMazhar Efendi: Genç yaşta vefât etmiştir Kabri Arvas'tadır
4- Seyyid Muhammed Mâsûm Efendi: 1879 (H 1296)da Arvas'ta doğdu 1942'de yine Arvas'ta vefât etti Kabri, babasının bitişiğindedir
5- Seyyid MuhammedSıddîk Efendi: 1879 (H 1296) senesinde Arvas'ta doğdu 1916 (H 1334) senesinde Gürpınar'da dere kenarında abdest alırken ermenilerce şehîd edildi Kabri, Van'ın Gürpınar ilçesine bağlı Mejıngir (Yukarı Kaymaz) köyünde olup, ziyâret edilmektedir Seyyid Abdülhakim Efendinin halîfesi idi
6- Seyyid HasanMedenî Efendi: Van müftüsüyken Hicaz'a gidip, yirmi sene Medîne-i münevverede kaldı 1968 (H 1388) senesi Berât gecesinde vefât etti Cennetü'l-Bakî' kabristanında defnedildi
7- Seyyid Hüseyin Efendi: 1887 (H 1304) senesinde doğdu 1962 (H 1382) senesinde vefât edip, Gevaş'ın Hacı Zive köyünde büyük birâderi MollaMuhammed Reşid'in yanında defnedildi
8- Seyyid Muhammed Sâlih Efendi: 1949 (H 1369) senesinde hacca gidip, Medîne-i münevverede vefât etti Cennetü'l-Bakî'de defnolundu
9- Seyyid Nizâmeddîn Efendi: Van'da Akköprü kabristanında medfundur
10- Seyyid Şemseddîn: Küçük yaşta vefât etmiş olup, Arvas'ta medfûndur
Seyyid FehimArvâsî hazretlerinin oğullarından ve kızlarından meydana gelen torunlarıyla nesli devâm etmektedir
EFENDİMİZ SÜSLENMEYE BAŞLAMIŞ
Seyyid Fehim hazretlerinin ilim tahsîline ara verdiği günlerdeydi Bir bayram günü Şırnak'ta îmâl edilen meşhûr tiftik yününden yapılmış bir elbise giymişti Kendi güzelliğiyle, elbisenin hoşluğu birbirine eklenmiş, fevkalâde bir güzellikle dikkatleri üzerine çekiyordu Arvas'a yakın bir köyde oturan, akıllı ve olgun, Arvâsîlere çok bağlı Şeyhu diye anılan bir zât, Arvas Câmiinin karşısındaki damda duruyordu Onu görünce; "Bir zamanlar Arvas'tan meşhur âlimler çıkardı Şimdi ise güzel ve yakışıklı gençler çıkıyor Ah, "çok yazık" diye inledi Bu sözü işiten Seyyid Fehim; "Bu sözü niçin söyledin?" diye sorunca; "Hiç, içimden öyle geldi " dedi Seyyid Fehim; "Bu sözü söylemenizin bir sebebi vardır muhakkak, söyleyiniz " dedi Şeyhu; "Medrese âlimsiz, müderrissiz kaldı Biz inşâallah filan efendimiz yetişir diyorduk Şimdi bakıyorum da, o efendimiz giyinmeye, süslenmeye başlamış " cevâbını verdi Bu sözlerin kendisine söylendiğini anlayan Seyyid Fehim hemen eve gidip güzel elbiselerini çıkardı Kitaplarını çantasına yerleştirip gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra yeniden ilim tahsîline çıktı
GECE EVDEN NİÇİN AYRILDILAR?
Seyyid Fehim hazretleri her sene Van'a gelişinde bir müddet kalırdı Âşıkları toplanır, feyz alırlardı Genellikle kendisini çok seven mahkeme başkâtibi Ahmed Beyin evinde misâfir olurdu Bir seneAhmed Bey hacca gitmişti Van'a bir gelişinde yine onun evinde kaldı Bir gece yarısı yakınlarından birini çağırdı ve; "Arkadaşlarını uyandır! Şimdi buradan çıkıp, falan eve gideceğiz " buyurdu O kimse; "Efendim gece yarısı gitmek ayıp olur Yarın gitsek olmaz mı?" dedi "Hayır şimdi gideceğiz Hem Ahmed Beyin oğullarına da haber ver " buyurdu Durumu öğrenen Ahmed Beyin oğulları gelip yalvardılar "Efendim bir kusur yaptıksa af buyurun Bizden ayrılmayın Babamız işitirse üzülür Biz ona ne cevap vereceğiz, lutfediniz, ihsân ediniz! Kabahatimizi bağışlayınız " dediler Çok göz yaşı döktüler Seyyid Fehim hazretleri; "Hayır sizden çok râzıyım, bize her hizmeti fazlası ile yapıyorsunuz Sizlere duâ etmekteyim Fakat şimdi gitmemiz lâzım " buyurdu Ahmed Beyin oğulları; "Emir buyurduğunuz gibi olsun " dediler Gece yarısı sevdiklerinden bir başkasının evine gittiler
Ertesi gün oğlu Muhammed Emin Efendi, Ahmed Beyin oğullarının pekçok üzüldüklerini söyledi ve; "Babacığım o evde sabaha kadar kalsaydık ne olurdu?" diye sorunca, Seyyid Fehim hazretleri; "Oğlum! Şimdi kimseye söyleme Bu geceAhmed Bey Mekke-i mükerremede vefât etti Ev yetim evi oldu Mal mîrâsçılara kaldı Evvelce her şeyi kullanıyor, yiyip içiyorduk Çünkü Ahmed Beyin seve seve helâl edeceğini biliyordum Şimdi ise tanışmadığımız mîrâsçılarının hakkı olduğundan bir şeyi kullanmak câiz olmaz Kul hakkından kaçınmak için acele ayrıldım " buyurdu Bir ay sonra hacılar döndü Herkes geldi Ahmed Bey gelmedi "Bir gece yarısı Mekke'de vefât etti " dediler Hesâb ettiler, Seyyid Fehim hazretlerinin evden ayrıldığı geceye rastlıyordu Onun kerâmeti olduğunu anladılar
SOFU BABA'NIN AŞKI
Seyyid Fehîm her sene, Van'a gidip bir defâ
Güzel sohbetleriyle, nûr saçardı etrafa
Mevsim yaz olduğundan, hava bir sıcaktı ki,
İnsanlar harâretten, kavruluyordu sanki
Gençten bir kimse vardı, hem de Fehîm isminde,
Yaşardı o zamanlar, günah işler içinde
Bu genç, dağdan bir tabak, kar temin edip bir gün,
Getirip huzûruna, arz etti o büyüğün
Seyyid Fehîm o gence, buyurdu: "İsmin nedir?"
O gâyet sıkılarak, dedi: "İsmim Fehîm'dir "
Bir makbûl olmuştu ki, getirdiği soğuk kar,
Şefkatle etti ona, bir teveccüh ve nazar
Bu, öyle bir teveccüh, öyle nazardı ki hem,
Kalbi, Seyyid Fehîm'in, aşkıyla doldu o dem
Öyle bir muhabbetle, bağlandı ki o zâta,
Onun muhabbetiyle yanar oldu âdetâ
Sonradan Seyyid Fehîm, Arvas'a etti avdet,
O sene kış mevsimi, şiddetli geçti gâyet
Ve lâkin yanıyordu, o aşkla onun gönlü,
Onun ayrılığına, yoktu hiç tahammülü
En son dayanamayıp, dedi ki: "Anneciğim,
Heybemi hazır et ki, Arvas'a gideceğim "
Dedi: "Gitme evladım, bir baksana şu kışa,
Çıkarsan yem olursun, dağlarda kurda kuşa "
Lâkin o, kararını, vermiş idi pek kat'i,
Zîrâ onun aşkından, kalmamıştı tâkati
Heybesini alarak, düştü Arvas yoluna,
Ona kavuşmak için, bir mâni yoktu ona
Her an ölüm saçarken, aç kurtlar, soğuk ve kar
O, dağ dere demeyip, gidiyordu bir karar
Zîrâ onu götüren, bir sevgiydi, bir aşktı
Çünkü Seyyid Fehîm'e, varıp kavuşacaktı
Bir dağın tepesinde, tam bu aşkla giderken,
Baktı ki karşısına, bir adam çıktı birden
Ve sordu ki: "Nereye, gidiyorsun ey Fehîm?
Eğer arzû edersen, sana yardım edeyim "
Lâkin o, cevap bile, vermiyerek hiç ona,
Yine aynı aşk ile, devam etti yoluna
Çünkü Seyyid Fehîm'le, berâberdi o zâten,
Ve onun aşkı ile, gidiyordu esâsen
Ve bir akşam, Arvas'ta, ezân okundu, fakat,
Namaz için mihrâba, geçmedi o büyük zât
Herkes merak ederken, niçin beklediğini,
Seyyid Fehîm bildirdi, bu işin hikmetini
Buyurdu: "Bir yolcumuz, geliyor, yolda şu an,
Hem de donmak üzere, neredeyse soğuktan "
Biraz sonra genç Fehîm, bir kardan adam gibi,
Kavuştu ma'şûkuna, dinlemeyip kar tipi
Buyurdu ki: "Ey Fehîm, o yolda rast geldiğin,
Hızır'dı, niçin ondan, bir yardım istemedin?"
Dedi ki: "Beraberdim, o anda sizin ile,
Çok kolay geliyordum, sizin himmetinizle
Siz de geliyordunuz, o yolda yanım sıra,
Sizinle beraberken, bakar mıyım Hızır'a
Ben sizin aşkınızla, dağları aşıyordum
Her adımda daha çok, size yaklaşıyordum "
Sofu Baba derler ki, ona Van civârında,
Ziyâret etmektedir, sevenler, mezarında
ŞEYHİN SENİ ÖLDÜRTMEZ
Van'ın Gürpınar Muhammed Pîrân aşîretinden Ali isminde bir zât gelerek Seyyid Fehim hazretlerine talebe oldu Bir yolculuk sırasında vaktiyle hasmı olan bir kimse yolunu kesti Ali ismindeki zâtı öldürmek üzere silâhına sarıldı Nişan aldığı sırada Ali ismindeki zât; "Beni öldürme! Hazret-i Şeyhe (Seyyid Fehim) talebe oldum Bütün dünyâ düşüncelerinden sıyrıldım " diyerek, hasmını iknâ etmeye çalıştı Fakat silâhlı kimse onu dinlemeyip silâhının tetiğine bastı Beş tane fişeği vardı Hepsini attı fakat hiç ses duyulmadığı gibi, Ali Efendiye de herhangi bir şey olmadı Silâhlı kimse, fişek yuvasına baktı, fişekleri göremedi Olanlar karşısında şaşırıp kaldı "Şeyhin seni öldürtmez " diyerek ayrılıp gitti
Ali Efendi bir müddet sonra Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretlerini ziyâret etmek üzere Arvas'a gitti Ziyâret esnâsında Seyyid Fehim hazretleri ona; "Köyün tepesinde çok korktunuz mu?" diye sordu Ali Efendi; "Evet efendim " dedi Seyyid Fehim hazretleri oturduğu postun altından beş adet fişeği çıkararak Ali Efendiye verdi ve; "Kul hakkıdır Üzerimizde kalmasın " buyurup fişekleri sâhibine vermeyi emretti Ali Efendi bu fişekleri sâhibine götürüp verdi Hâdise sırasında zâten hayret içinde kalmış olan silâhlı kimse, yaptıklarına pişman oldu Tövbe edip, Arvas'a gitti ve Seyyid Fehim hazretlerine talebe oldu
KIR O ŞİŞELERİ
Necâti Bey isminde, var idi ki bir kişi,
Vaktiyle Adliye'de, müfettişlikti işi
İşte bu Necâti Bey, vazîfeyle bir sene,
Bir Arefe gününde, gitti "Müks" ilçesine,
Kendisi anlatır ki: Müks'e vardığımda ben,
Bayram namazı için, câmiye gittik hemen
Kaymakam ve ilçenin, bâzı mühim zâtları,
Baktım, namazdan sonra, çıkardılar atları
Tahmîn ettim, bir yere, gidiliyordu derhâl,
"Bir yere yolculuk mu, var?" diye ettim suâl
Dediler: "Bayramlarda, şudur ki âdetimiz,
Namazı müteâkip, Arvas'a gideriz biz
Orada Seyyid Fehîm, diye var bir evliyâ,
Onu ziyâret edip, alırız hayır duâ "
Dedim ki: "Vaziyetim, değilse de pek iyi,
Beni dahî götürün, göreyim o velîyi "
"Olur" deyip bana da, hazırladılar bir at,
Yola düştük ise de, bir hoş oldum ben fakat
Çünkü benim aslında, din ile yoktu ilgim,
İslâmî husûslarda, yok idi hiç bir bilgim
Ayrıca da mâlesef, mübtelâydım içkiye,
Şimdiyse gidiyorduk, bir evliyâ kişiye
Vaktâ ki sınırından, duhûl ettik Arvas'ın,
Sanki başka bir âlem, zuhur etti ansızın
Ömrümde hiç böyle şey, görmemiştim doğrusu,
Girince sardı bizi, sanki "Cennet koku"su
Alışkın olduğumdan, içkiye ve lâkin ben,
Heybeme"iki şişe", koymuştum ihtiyâten
Zîrâ mübtelâ idim, içmeden edemezdim,
İçmediğim zamanlar, kararırdı gözlerim
Varınca biraz sonra, Arvas kabristanına,
Sakladım şişeleri, taşların arasına
Kimseye sezdirmeden, yapmıştım ben bu işi,
Yol arkadaşlarımdan, görmedi hiç bir kişi
Orada "Fâtiha"lar, okuyarak mevtâya,
Sonra gittik hepimiz, o büyük evliyâya
Huzûruna girip de, görür görmez o zâtı,
Düşündüm ki "Var bunda, sanki melek sıfatı
Önce görmüş olduğum, insanlardan değildir,
Bu çok büyük bir insan, bu mürşid-i kâmildir,"
Kendisine gönülden teslîm oldum bin aşkla,
Ellerine sarılıp, öptüm bir iştiyâkla
Büyük bir arzû ile, arz ettim ki: "Efendim,
Bu tasavvuf yoluna, ben de girmek isterim "
Gülerek buyurdu ki: "Bu, böyle olmaz fakat,
Olur mu bir arada, şişe ile bu hayat?
Gidip kabristandaki, kır o iki şişeyi,
Ondan sonra gel bizden, talep eyle bu şeyi "
"Peki efendim" deyip, birini kırıp attım,
Her ihtimâle karşı, öbürünü bıraktım
Huzûruna gelince, buyurdu: "Ey müfettiş,
Git, öbür şişeyi de, kır gel ki, bitsin bu iş "
"Peki" dedim ve gidip, kırdım öbürünü de,
Gelip tövbe eyledim, o büyüğün önünde
Çok memleket dolaştım, çok âlim gördüm, fakat,
Görmedim hiç bir yerde, onun gibi büyük zât
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49 Baskı) s 1077,1142
2) Eshâb-ı Kirâm (14 Baskı); s 158-162
3) İslâm Meşhûrları Ansiklopedisi; c 2, s 771-817
|