Yalnız Mesajı Göster

Mîr Muhammed Numân

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mîr Muhammed Numân




MÎR MUHAMMED NUMÂN

Hindistan'ın büyük velîlerinden Seyyid olup, 1569 (H977) senesinde Semerkand'da doğdu Hindistan'a gelip, Hâce Bâkî-billah hazretlerinin sohbeti ile şereflendi

Hocasının vefâtına kadar Delhi'de hizmetinde bulundu Hâce Bâkî-billah'ın, vefâtında, İmâm-ı Rabbânî Delhi'yi teşrif etmişti Merhamet buyurup, Seyyid Mîr Muhammed Numân'ı Serhend'e götürdü Mîr Muhammed, uzun seneler İmâm-ı Rabbânî'ye hizmet etti ve sohbetinde bulundu Sonra talebe yetiştirmesi için Burhânpûr'a gönderildi 1650 (H1060) senesinde Agra şehrinde vefât etti

Mîr-i Büzürk diye bilinen babası Mîr Şemseddîn Bedahşânî, asâleti, fazîleti, ilmi, takvâsı, huzûru ve safâsı ile Bedahşan veMâverâünnehr'in meşhûrlarındandı Tefsîr ve benzeri Arabî ilimlerde asrının bir tânesiydi Doğduğu ve kaldığı yer, Bedahşan beldelerinden olan Keşm beldesidir Kabri Kâbil'dedir

Mîr Muhammed Numân şöyle anlattı: "Azîz babam, dünyâya gelen her oğlunun ismini Muhammed aleyhisselâm ismi ile birlikte olacak diye karar vermiş Çocuklarına: Celaleddîn Muhammed, Sa'deddîn Muhammed veZiyâeddîn Muhammed gibi adlar vermiş Bunlar benim kardeşlerimdi Ben annemin karnında üç-dört aylık idim Babam, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe Numân bin Sâbit hazretlerini rüyâda görmüş ve; "Bir oğlun dünyâya gelecek, ona benim ismimi, yâni Numân ismini ver" buyurmuş Babam, banaMuhammedNumân ismini koymuş 1569 (H977) da Semerkand'da dünyâya gelmişim Ben çocukken, bâzı garip hâller beni kaplar, beni benden alır, kendimden geçer dünyâyı unuturdum Büluğa erince, Belh şehrinde Emîr AbdullahBelhî Işkî'nin huzûrunda, işâret ve müjdeleri ile ona talebe oldum ve tövbe ettim"

Mîr Muhammed Numân bundan sonra Hindistan'a gitti Dînimizin emirlerine uyma isteğinin çokluğundan vaktin velîlerinin hizmet ve sohbetlerinde bulunduHerbirinden vazifeler aldı, meşgûl oldu Şeyh Saîd Habeşî ile de müsâfeha ile şereflendi Nerede bir derviş duysa, onun sohbetine gider, onu cân ve gönülden sever, talebe olmayı arzu ederdi Nihâyet hazret-i Hâce Muhammed Bâkî'nin sohbetleriyle şereflendi O büyük velî, Mîr Muhammed'e nihâyetsiz lütuflarda bulundu Onu kendi silsile dizisine ve talebeleri arasına aldı Şâh-ı Nakşîbend hazretlerinin yoluna uygun zikr ve murâkabe ile şereflendirdi Mîr Muhammed işini bırakıp, dünyâyı terk etti Kalabalık âilesini alıp, tam bir tevekkülle Bâkî-billah'ın huzûruna geldi

Mîr Muhammed Numân'ı, Fîrûzâbâd Câmiinin altında ikâmet ettirmeyi düşündüler Bu câminin altında odalar vardı Bu odalarda asırlarca kimse oturmamıştı Rutûbetten nefes bile zor alınırdı Hazret-i Hâce'nin emri üzerine, çoluk-çocuğu ile oraya yerleştiler Mîr Muhammed Numân'ın hâller sâhibi ve sâlihadan olan kız kardeşi orada oturmaktan hastalandı Hazret-i Hâce'nin temiz anneleri, Mîr'i ziyârete geldi Oranın fenâ kokusundan bir saat orada oturamadı Bu hâli gören anneleri, oğulları hazret-i Hâce'ye dönüp; "Ey oğlum, üstâdım ve gözümün nûru! Sizin bu sevenleriniz burada ölmesinler!" dedi Hazret-i Hâce; "Anneciğim, bunlar, bu gibi işler kalblerine ağır gelip, incinme düşüncesiyle buraya gelmediler Allahü teâlânın rızâsını kazanmak için geldiler Mâdem ki onların oradan çıkarılmasını istiyorsunuz Öyle ise yeni eve taşıyalım" dedi Sonradan Mîr Muhammed Numân; "Velîlikte hangi makamlara kavuşmuş isem, hepsi de Fîrûzâbâd Câmiinin altında ihsân edildi" buyurdu

Mîr Muhammed Numân buyurdu ki: "Birkaç gün dînin emirlerine uygun olmayan, sekr hâlleri beni kapladı Ne kadar uğraştıysam bu hâllerden kurtulamadım Nihâyet hazret-i Hâce Bâkî-billah'a hâlimi arz etmeyi düşündüm Câmiye geldiğim zaman onlar da bana baktılar Bu bakışlarının bereketi ile kalkmasını istediğim hâller, benden tamâmen kalktı"

Hazret-i Hâce'nin talebelerinden olan bir vâli, hocasına ricâ edip; "Duydum ki, dergâhınızdaki fakir talebelerden bir kısmı aç kalıyormuş Emrederseniz her gün hepsinin ihtiyâcını ben göreyim" dedi Hazret-i Hâce eshâbından bâzıları için buna izin verdiler Bu esnâda biri arz etti ki: "Mir Muhammed Numân da çok fakir ve ailesi kalabalıktır" Hazret-i Hâce onun ihtiyâcının karşılanmasına râzı olmadılar ve; "Bunlar bizim bedenimizin parçalarıdır" buyurdu Yâni vücûdumuzun parçasını bu gibi işlere yaklaştırmayız Mîr Muhammed Numân buyurdu ki: "O günlerde çok fakir ve parasız olduğum hâlde, bu lütuflarını duyunca kendimden geçtim"

Bâkî-billah hazretleri vefât edinceye kadar, Mîr Muhammed Numân'ı en güzel şekilde yetiştirip, olgunlaştırdı Velâyette yüksek makamlara ulaştırdı Sonra da en önde gelen talebelerinden İmâm-ı Rabbânî hazretlerine havâle eylediMîr Muhammed bunu şöyle anlattı: Hazret-i Hâce'nin vefâtlarından önceki günlerde, bir gece uyumayıp hizmet eyledim Bana baktılar Bu bakışlarının tesiriyle bir hâle tutuldum Her ne yaparsam; "Acabâ Allahü teâlânın rızâsına uygun mudur, değil midir?" diye düşünceye dalardım Öyle oldu ki, bir adım atsam; "Acabâ rızâsına uygun mu, değil mi?" derdim Döndüğüm zaman da, şu düşüncelere gark olurdum ki; "Bu vakit onlara teslim ve rızâ vaktidir Ve o kıymeti takdir olunmayan deryâdan, bu kalbi susamışın kalbine bir yudum su sunmak zamânıdır"

Hazret-i Hâce, hazret-i İmâm'a (yâni İmâm-ı Rabbânî hazretlerine) talebe yetiştirme icâzeti verdikleri ve bütün eshâbını onlara ısmarladıkları zaman, her talebesini ayrı ayrı çağırıp vedâ etti Sonra hazret-i İmâm'ın huzûruna gönderdi Hazret-i İmâm'ı, talebelerin terbiyesine vekil eylediler Talebelerine de, onların huzûrunda bizi tâzim etmeyiniz, hattâ bize teveccüh eylemeyiniz" buyurdu Bana da; "Ahmed-i Fârûk'a hizmeti kendi saâdetin, kurtuluşun bil, her emrini yerine getir" buyurdu Üstâdımın büyüklüğünü düşünüp, bu sözleri bana ağır geldi ve; "Kalbimin aynası, ancak sizin yüksek kalbinizin parlak nûruna karşı duruyor Onlar ne kadar büyük olsa da bu böyledir" diye arz ettim Kızarak buyurdular ki: "Meyân Şeyh Ahmed, bizim gibi binlerce yıldızı örten, göstermeyen bir güneştir Geçmiş evliyânın en büyüklerindendir" Bundan sonra inanarak, isteyerek ve severek hazret-i İmâm'ın hizmetine ve huzûruna kavuşmayı arzu eyledim

Hazret-i Hâce vefât edince, İmâm-ı Rabbânî tâziye için Delhi'yi şereflendirdiler Mîr Muhammed Numân, kalbinin kırıklığını, garipliğini, miskinliğini, nasîbsizliğini, istidâtsızlığını ve hazret-i Hâce'nin, kendisini İmâm'a havâle ettiğini hatırlatan bir mektup yazdı Mektupta; "Merhametinize kavuşmak için, Peygamberlerin efendisinin hânedânına mensûb olmaktan başka vesîlem yoktur Peygamberlerin efendisinin sadakası olarak bana acıyın" diye arz etti Hazret-i İmâm bu mektubu okuyunca, kalbine bir incelik geldi Buyurdu ki: "Mîr, ümidsiz olmasın İnşâallahü teâlâ daha iyi olacak" Yine buyurdu: "Hâce'nin eshâbı arasında, Mîr'in bize husûsî bir bağlılığı vardır" İmâm-ı Rabbânî hazretleri Serhend'e giderken, Mîr'i de yardım ve terbiyelerine alıp, yanlarında götürdüler

Mîr Muhammed Numân, senelerce hazret-i İmâm'ın sohbetinde bulundu Bir defâsında İmâm-ı Rabbânî hasta oldu İmâm-ı Rabbânî hazretleri; "Eğer ölürsem, emâneti ehli olan birine bırakmak lâzım" diye düşündüler O zaman bu ağır yükü yüklenebilecek, büyük oğulları Hâce Muhammed Sâdık ve hazret-i Mîr Muhammed Numân'dan başkası bulunmadığından, bu emâneti onlara ısmarlamak istedi Bunun için de bâzı makamları, bu iki azîzin istidâdlarına göre, onların kalblerine akıttılar Sonra oğullarının ve sevdiklerinin yalvarmaları ile Allahü teâlâya yaptığı duânın hemen akabinde sıhhate kavuştular

Bundan sonra Mîr Muhammed Nûmân'a olan yardımları ve onu ilerletme vesîleleri her gün arttı Dâimâ husûsî lütuf ve ihsânlarda bulunup, onun hâllerini yükseklere çıkardı 1609 (H1018) yıllarında hilâfet verdiler Dînin yayılması için Burhânpûr'a gönderdiler İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin bizzat el yazıları ile yazdıkları hilâfetnâmeleri şudur:

"Allahü teâlâya hamd ederim Resûlüne ve O'nun keremli ehl-i beytine ve Eshâbına salâtü selâm ederim Velîlerin yolunda ilerleyip, ârif-i billah olan sâlih ve olgun kardeşim Seyyid Mîr Muhammed Numân (Allahü teâlâ onu ve bizi dâimâ rızâsında bulundursun) bu fakîrin vâsıtası ile, Nakşibendiyye büyüklerinin yoluna girdi ve yükseldi Talebeye faydalı olacak hâle gelince, bu yolun tâlimi, öğretilmesi için kendisine icâzet izin verdim İcâzetin şartı; dînin emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak, büyüklerimizin yolunda gitmekte sabır ve sebât etmektir Allahü teâlânın yolunda gidenlere ve Peygamber efendimize uyanlara selâm olsun"

Mîr Muhammed Numân hazretleri iki defâ Burhânpûr'a gittiler Bu şehirde, ilim ve söz sâhibi Muhammed Fadl ve Şeyh Îsâ gibi büyükler vardı Mîr'in çalışmaları netice vermeyip, Nakşibendî yolu bu beldede revaç bulmadı Hazret-i İmâm'ın huzûruna geldi ve hakîkatı anlattıHazret-i İmâm, üçüncü defâ aynı şehirde insanlara dînimizin emir ve yasaklarını tebliğ etmelerini emredip, "Bu son şekil, inşâallah, eskilere benzemez" buyurdular

Hazret-i Mîr emre uyarak tekrar Burhânpûr'a gitti Bu defa büyük kabûl gördü Sohbetine giden fakîr olsun, zengin olsun, gâfil veya huzur sâhibi olsun, sohbet ve tasarrufunun tesirinden kendinden geçerdi Hattâ bunların o hâllerini görenler aynı hâle düşerdi Bu büyük velînin sohbetlerinin tesirleri o hâle ve dereceye ulaştı Hattâ o şehirdeki büyük âlimlerin talebelerinden çoğu gelip, talebeleri arasına girdi Çoğu fâsıklar, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyan tam bir mümin oldu Çok ayıklar, muhabbet şarâbı ile kendinden geçtiler

Mîr Muhammed Numân, hazret-i İmâm'ın eshâbı arasında, İmâm'a aşk ve muhabbet ile bağlananların en önde geleniydi Bu yüzden Hindistan'daki şöhret ve hizmeti güneş gibi açıktır Kendisine bağlananlar o kadar çok oldu ki, bazı düşmanlar vaktin sultânına; "Sizin saltanatınız, hudud şehriniz Burhânpûr'da sona erer Çünkü orada hazret-i Mîr dedikleri bir derviş vardır ve yüz bin Özbek talebesi süvari hâlde emrindedir Sultan tesir altında kalıp, hazret-i Mîr'i Burhânpûr'dan çağırdı ve; "Size niçin hazret-i Mîr diyorlar" dedi O da; "Ben seyyidim Seyyide Mîr derler Hazret demelerinden râzı değilim, emrediniz demesinler" buyurdu "Yüz bin mürîdin varmış!" dedi Hazret-i Mîr, tebessüm etti Sultan, orada olanlara; "Bakın, ben onunla konuşuyorum, o ise gülüyor Bu dervişin böbürlenmesini anlıyorsunuz değil mi?" dedi Mîr'i seven ve hürmet eden MehâbetHan oradaydı Sultânın sözüne katılmış görünerek; "Onun üstâdı, memleketleri halîfelerine taksim etmiştir Bunu Burhânpûr'a verdi Bunun oradaki makam ve mertebesi o derecededir ki, bizim ve sizin gibilerin orada varlığı hissedilmez" dedi Sultan, Mehâbet Hanın da bu dervişe düşman olduğunu sanıp; "Onu sana bıraktım" dedi MehâbetHan, Mîr Muhammed Numân hazretlerini kendi evine götürdü, yakınlık ve muhabbet gösterdi Çeşitli ziyâfetler ikrâm eyledi Söz sâhibi kimseler ve diğerleri, karınca ve çekirgeler gibi hazret-i Mîr'in ziyâretine geldilerÇok adaklar yapıp, yerine getirdiler Sultan bunu işitince, Mehâbet Hana kızdı O da; "Pâdişâhım, bu derviş beş vakit namaz kılar, başka hiçbir şey yapmaz" diye arz etti Pâdişâh, Mîr'in Burhânpûr'da kalmayıp başşehir Ekberâbâd'da bulunmayı kabûl ederse onu bırakalım dedi Mîr hazretleri kabûl etti ve Ekberâbâd'da oturmaya râzı oldu Orada tâliblere ders vermeye başladı

Mîr Muhammed şöyle anlatır: Yine bir gün Resûlullah efendimizi rüyâda gördüm Hazret-i Ebû Bekr de yanındaydı Buyurdular ki: "Ey Ebû Bekr! Oğlum Muhammed Numân'a de ki; "Şeyh Ahmed'in makbûlü benim makbûlümdür Şeyh Ahmed'in merdûdu (reddettiği) benim de merdûdumdur Benim merdûdum da Allahü teâlânın merdûdudur" Bu müjdeyi işitince, son derece sevinip; "Elhamdülillah ki, ben hazret-i İmâm'ın makbûlüyüm O hâlde Allahü teâlânın da makbûlü oluyorum" diye içimden geçirdiğimde, Resûlullah efendimiz hazret-i Sıddîk-ı ekber'e buyurdular ki; "Oğlum Muhammed Numân'a de ki; Onun makbûlü olan, Şeyh Ahmed'in de makbûlüdür, benim de, Allahü teâlânın da makbûlüdür Onun merdûdu, Şeyh Ahmed'in, benim ve Allahü teâlânın merdûdumuzdur"



Alıntı Yaparak Cevapla