Yalnız Mesajı Göster

Mîr Muhammed Numân

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mîr Muhammed Numân




Yine bir gün rüyâda, pâdişâhların cülûs veya tebrik günlerinde yaptıkları gibi, bir meydana büyük bir çadır kurulduğunu gördüm Bütün insanların yaşadığı memleketler o çadırın altında kalıyordu Dünyâdaki pâdişâhlar, hâkimler, memleketin idâresini yürüten âmirler ve devlet erkânı hep orada bulunuyorlardı Köyler, şehirler, çarşılar, yollar, ölüm, hayat, fakirlik, zenginlik, efendilik, hizmetçilik hep orada Bütün o erkân, iş yapmak için, çadırın tepesindeki deliğe bakıyorlar ve ardından ikinci bakışları dünyâya ve dünyâdakilere oluyordu İş yapanlardan herbirine oradan bir iş buyuruluyordu Hatırımdan, "Ben de yukarı bakayım, orada ne vardır ki, bütün bu erkân oradan emir alıp, iş yapıyorlar" diye geçti Başımı kaldırınca, çadırın orta direğinin en üst noktasında bir pencere olduğunu ve hazret-i İmâm orada oturup, mübârek yüzünü o pencereye koyarak, işaret ettiğini gördüm Bütün dünyâdaki devlet erkânı, yapacakları işleri onun o işaretlerinden anlıyor, birbirine uyan ve uymayan işleri, hep o bir işâretten çıkarıp yapıyorlardı

Yine bir gün sabah namazından sonra câmide oturmuş murâkabe ile meşgûl oluyorduk Hocam ile karşı karşıya oturmuştuk Bir ara başımı meşgûliyetimden kaldırdım Hazret-i İmâm'ın yerinde Resûlullah efendimizin oturduğunu gördüm Üzerimi bir heybet kapladı Hemen başımı önüme eğdim Bir müddet sonra, tekrar başımı kaldırdım Hazret-i İmâmın da Server-i kâinâtın yanında oturduğunu gördüm Tekrar murâkabe için başımı eğdim Bir an sonra yine başımı kaldırdım Gördüm ki, Resûlullah efendimizin yerinde hazret-i İmâm, hazret-i İmâm'ın yerinde de, Resûlullah efendimiz oturuyor Tekrar murâkabeye koyuldum Bir zaman sonra başımı kaldırınca, iki yerde de Resûlullah efendimizi gördüm Biraz sonra ikisini de hazret-i İmâm buldum Sonra da hazret-i İmâmın yalnız oturduğunu gördüm Bu gördüklerim baş gözü ile olmuştur, rüyâ ve vaka hâli değildir

Hazret-i İmâm'ın Mektûbât isimli üç cild, değer biçilmez eserinde, Mîr Muhammed Numân hazretlerine yazılmış mektuplar vardır Bunlardan bazıları şöyledir:

"Üstâdım Hâce Muhammed Bâkî-billah'tan işittim Buyurdu ki, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî yazıyor ki: "Kerâmet ve hârikaları çok görülen evliyâ, son nefeslerinde, bunları gösterdiklerine pişmân olmuştur Keşke hiç kerâmetimiz görülmeseydi demişlerdir" Evliyânın üstünlüğü, hârikaların görülmesi ile ölçülseydi, bunların görünmesine pişmân olmak yersiz olurdu

Suâl: Vilayette, hârika görünmesi şart olmayınca, hakîki velî ile, yalancı şeyhler birbirinden nasıl ayrılır?

Cevap: Bu dünyâda evliyânın belli olması lâzım değildir Doğru ile yalancının karışması lâzımdır Bu dünyâda hak ile bâtılın, doğru ile yanlışın karışması lâzımdır Velînin, kendi vilâyetini bilmesi de şart değildir Kendi vilâyetini bilmeyen evliyâ çok idi Bunları, başkaları nasıl tanıyabilir? Tanımalarına lüzum da yoktur Evet, peygamberlerin (aleyhimüsselâm) hârikalar göstermesi lâzımdır Böylece, nebî, nebî olmayandan ayrılır Çünkü, nebînin peygamberliğini tanımak herkese lâzımdır Evliyâ, insanları, kendi peygamberinin dînine çağırdığı için, peygamberinin mûcizeleri kendilerine yetişirEvliyâ, eğer dinden başka bir şeye çağırmış olsaydı, o zaman, hârikalar göstermesi elbette lâzım olurdu Dîne çağırdığı için hârika göstermesi hiç lâzım değildir Din âlimleri, herkesi, kitaplarda yazılan emirleri yapmaya çağırıyor Evliyâ, hem buna çağırıyor, hem de dînin bâtınına dâvet ediyor Önce, dîne çağırıyor SonraAllahü teâlânın ismini zikretmeyi gösteriyor Her zaman, aralıksız zikr-i ilâhi ile olmayı ehemmiyetle istiyorlar Böylece vücûdu zikr kaplayıp, kalbde Allahü teâlâdan başka bir şey bulundurulmaz Her şey öyle unutulur ki, insan kendini ne kadar zorlasa, Allahü teâlâdan başka bir şey hatırlayamaz Bu iki türlü dâvet için, evliyânın hârikalar göstermesine niçin lüzum olsun? İrşâd etmek, bu iki dâveti yapmak demektir

Hârikanın, kerâmetin burada hiç yeri yoktur Şunu da söyleyelim ki, uyanık bir talebe, tasavvuf yolunda ilerlerken, üstâdının nice hârikalarını, kerâmetlerini hisseder O bilinmez yolda, her an, onun mededine baş vurup, hep yardımına kavuşur Evet, başkaları için hârikalar göstermesi lâzım değildir Fakat, talebesine her an kerâmet göstermekte, hârikalar, üst üste gelmektedir Talebesi, üstâdının hârikalarını hissetmez olur mu ki, ölü olan kalbine hayat vermektedir Onu, müşâhedelere keşiflere kavuşturmaktadır Câhiller, ölüyü diriltip, mezârdan çıkarmayı, büyük kerâmet sanır Büyükler ise, ölü kalpleri diriltmeye, hasta rûhları tedâvî etmeye ehemmiyet verir Sofiyye-i âliyyenin büyüklerinden, HâceMuhammedPârisâ: "İnsanların çoğu ölüleri dirilteni büyük bildiğinden, Allahü teâlâya yakın olanlar, bunu yapmak istemeyip ölü rûhları diriltmişler, talebenin ölü kalplerini diriltmeye çalışmışlardır Doğrusu da, kalpleri, rûhları diriltmek yanında, ölüleri diriltmenin hiç kıymeti yoktur Hattâ abes, yâni faydasız şeyle vakit öldürmek olur Çünkü, ölüyü diriltmek ona birkaç günlük ömür kazandırır Kalplerin diriltilmesi ise sonsuz hayâta kavuşturur Allahü teâlâya yakın olanların vücûdları kerâmettir İnsanları Allahü teâlâya dâvet etmeleri, Hak teâlânın rahmetlerinden bir rahmettir Ölü kalpleri diriltmesi, hârikaların en büyüğüdür İnsanların selâmeti, onların varlığı iledir Mahlûkların en kıymetlisi onlardır Allahü teâlâ, onlar ile rahmet yağdırıyor Onlar sebebi ile rızk gönderiyor Onların sözleri devâdır Acıyarak bir bakışları şifâdır Onlar, celîs-i ilâhîdir, Allahü teâlâ ile berâber olandır Allahü teâlânın lütufları, ihsânları, onların bulunduğu yerden eksik olmaz Yanlarında bulunanlar kötü olmaz Onları tanıyanlar mahrûm kalmaz" buyuruyor

O büyükleri, yalancılardan ayıran farkların en açığı; her sözlerinin, hareketlerinin dîne uygun olması, yanlarında bulunanların kalplerinde,Allahü teâlânın korkusu ve sevgisi hâsıl olmasıdır ve başka şeylerden soğumalarıdır Evliyâ ile münâsebeti olanlarda, bu alâmetler görülür Münâsebetleri olmayanlar, zâten herşeyden mahrûmdur Fârisî beyit tercümesi:

İyiliğe elverişli olmayan kimse,
Faydalanamaz, Pegamberi de görse

(2 cild, 92 mektup)

Allahü teâlâya hamd olsun ve O'nun seçtiği kimselere selâmlar olsun! Kıymetli seyyid kardeşim! Dikkatle dinleyiniz! İyi düşünceli olan kardeşlerimizin dertlerden kurtulmamız için, her çâreye baş vurduklarını, hiçbirinin fayda vermediğini haber aldım "Allahü teâlânın yarattıklarında, gönderdiklerinde hayır, iyilik vardır" hadîs-i şerîfi meşhûrdur İnsan olduğumuz için, başımıza gelenlerden, bir aralık üzülmüştük İçimiz sıkılmıştı Birkaç gün sonra, Allahü teâlânın lütfu ile, üzüntü ve sıkıntılar gitti, hiç kalmadı Onların yerine sevinç, genişlik geldi Bizimle uğraşanlar, Allahü teâlânın istediğini istemekte ve yapmaktadırlar Böyle olunca, sıkılmanın, üzülmenin yersiz olduğu, Allahü teâlâyı seviyorum diyenin böyle olmaması gerektiği anlaşıldı Çünkü sevene, sevgilinin gönderdiği acıların da, O'ndan gelen iyilikler gibi sevgili ve tatlı olması lâzımdır Sevgilinin iyilikleri tatlı geldiği gibi, O'nun acıtması da tatlı gelmelidir Hattâ, O'ndan gelen acılarda, tatlılardan daha çok lezzet bulmalıdır Çünkü acılar, sıkıntılar nefse tatlı gelmez Nefis, böyle şeyleri istemez Her bakımdan güzel olan, her şeyi güzel olan Allahü teâlâ, bu kulunu incitmek dileyince, O'nun irâdesi, isteği, bu kula elbette güzel gelmelidir Daha doğrusu, bundan zevk almalıdır Bizimle uğraşanların diledikleri, istedikleri, Allahü teâlânın dilediğine uygun olduğu için ve bunların dilekleri, O sevgilinin dilediğini gösterdiği için, bunların diledikleri ve yaptıkları da, elbette güzeldir ve tatlı gelmektedir Sevgilinin işini gösteren bir kimsenin işi de, sevene sevgilinin işi gibi, sevimli ve tatlı gelir Bunun için bu kimse de, sevene sevgili olur Şaşılacak şeydir ki bu kimsenin vereceği acılar, sıkıntılar, ne kadar çok olursa, sevenin gözüne o kadar çok tatlı görünür Çünkü, onun verdiği sıkıntılar, sevgilinin düşman gibi olduğunu göstermektedir Bu yolda aklı gidenlerin işlerine akıl ermez Demek ki, o kimseye karşılık yapmak, onu kötü bilmek, sevgiliyi sevmeye uymaz Çünkü o kimse, sevgilinin işlerini gösteren bir ayna gibidir Bizimle uğraşanlar, incitenler, başkalarından daha sevimli görünüyorlar Kardeşlerimize, dostlarımıza söyleyiniz! Bizim için üzülmesinler, sıkılmasınlar Bizi incitenleri kötü bilmesinler Onlara kötülük yapmasınlar! Bunların yaptıklarına sevinseler, yeridir Evet, duâ etmekle emr olunduk Allahü teâlâ, duâ edenleri, O'na boyun bükenleri ve yalvaranları, sızlayanları sever Böyle yapmak, O'na tatlı gelir Belâların, sıkıntıların gitmesi için duâ ediniz! Af ve âfiyet için yalvarınız!

O kimsenin incitmesi, sevgiliyi düşman gibi göstermektedir dedim Evet çünkü, sevgilinin düşmanlığı, düşmanlar içindir Dostlarına düşmanlığı, görünüştedir Bu ise, merhametini, acımasını bildirmektedir Böyle düşman görünmesinin, sevene nice faydaları vardır ki, anlatılmakla bitmez Bundan başka, dostlarına düşmanlık gibi görünen işler yapması, bunlara inanmayanları harâb etmekte, onların belâlarına sebeb olmaktadır Muhyiddîn-i Arabî, "Ârifin niyeti, maksadı olmaz" buyuruyor Yâni Allahü teâlâyı tanıyan kimse, belâdan kurtulmak için, bir şeye başvurmaz demektir Bu sözün ne demek olduğunu iyi anlamalıdır Çünkü, dert ve belâların, sevgiliden geldiğini, O'nun dileği olduğunu bildirmektedir Dostun gönderdiği şeyden ayrılmak ister mi ve o şeyin geri gitmesini özler mi? Evet duâ ederek, gitmesini söyler Fakat, duâ etmeğe emrolunduğu için, bu emre uymaktadır Yoksa, gitmesini hiç istemez O'ndan gelen her şeyi de sever, hepsi kendine tatlı gelir Doğru yolda bulunanlara, Allahü teâlâ selâmet versin! Âmîn (3 cild, 15 mektup)

RÜYÂNIN BEREKETİ

Mîr Muhammed Numân anlattı:

Bir gece rüyâda hocam İmâm-ı Rabbânî'yi gördüm Bir yerden mübârek dergâhına gelmişim Kapıda bekliyorum İçerden çıkıp beni ayakta, başı önüne eğik, muhtaç hâlde görünce memnun oldu Çok teveccüh edip, beni kucakladı ve yanındakilere; "Mîr, yoldan geldi Harâreti vardır Meyve suyu getiriniz" buyurdu Önüme beyaz bir kâse getirdiler Hazret-i İmâm; "Mîr, bu kâseyi al ve hepsini iç ve ondan hiç kimseye bir damla verme!" buyurdu O meyve suyunu tamâmen içtim Bundan sonra mübârek hocam yüzünü kıbleye dönüp ellerini kaldırdı ve; "Ey Allah'ım! Muhammed Resûlullah'a mahsus olan nisbeti Mîr'e nasîb eyle!" diyerek, duâ etti ve ellerini mübârek yüzüne sürdü Sonra yine ellerini kaldırıp; "Yâ Rabbî, bana mahsus olan nisbeti de Mîr'e ihsân eyle" dedi Uyanınca, rüyâmı hazret-i İmâm'a arz ile tâbirini istirhâm ettim Cevap vermediler Huzurlarından ayrıldım Bir müddet sonra şu mektubu bana gönderdiler:

"Bir gün sabah namazından sonra eshâbımla oturuyordum Gayr-i ihtiyârî size teveccüh eyledim Hissettiğim zulmet ve bulanıklıkların giderilmesine gayret ettim Böylece sizin kemâl hâliniz ayın on dördü gibi oldu Hidâyet güneşine verilen her şey o dolunaya aksetti Hattâ kemâl cihetinden fark kalmadı Ancak bundan sonra zarfı genişletmek ve genişlediği kadar onu doldurmak kaldı Uzun zaman bu mânânın temsîlî sûretini, doğruluğunu gösteren bir yakînin hâsıl olması için, nazarımda tuttum Bunun için Allahü teâlâya hamd ve şükürler olsun Bu nîmete kavuşmanız gördüğünüz ve tâbirini çok istediğiniz o rüyâ sebebiyledir Allahü teâlâya hamd ve senâlar olsun ki, borcunuz tamâmen ödendi ve vâd edilen şey gerçekleşti Verilen söz yerine geldi Temennimiz, kavuştuğunuz bu kemâle, insanları da kavuşturmanız ve o memleketin köyünü, sahrâsını mübârek vücûdunuzla aydınlatmanızdır"

ETİN ÜZERİNDEKİ KURT

Mîr Muhammed Numân hazretleri, bir gün dervişlerden bir grupla, kendisini sevenlerden birinin evine dâvet edildi Mîr, ev sâhibini huzûruna çağırıp; "İkrâmda ifrâta, aşırılığa gitmemesini söyledi ve sakın yemeklerde şüpheli bir şey bulunmasın" buyurdu O da elden geldiği kadar ihtiyâtlı hareket etti Ama hazret-i Mîr'in yanında kalabalık bir cemâat bulunduğundan, pekçok keçi ve koyun kestiler Âniden, kesilen bu hayvanların birinin eti üzerinde sayısız kurtlar peydâ oldu Öyle ki, bir anda etten kemiğe geçtiler Hazret-i Mîr'e getirdiler; "Bunun için çok dikkat edin demiştik Keçi, helâlden değildir Allahü teâlâ kurtlarla bunu bize gösteriyor Siz yine de araştırın" buyurdu Araştırdılar Anlaşıldı ki, bu keçi, hayvan zekâtı toplama memuru arkadaşının zulmen alıp, kendisine gönderdiği ve ev sâhibinin bundan hiç haberi olmadığı bir hayvandı

1) Hadarât-ül-Kuds; s299
2) Zübdet-ül-Makâmât; s326
3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49 baskı) s1120
4) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 2 cild, 92 ve 3 cild, 15 mektup
5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c16, s45

Alıntı Yaparak Cevapla