|
Prof. Dr. Sinsi
|
Senûsî (Muhammed Bin Yûsuf)
Senûsî'nin sözlerini anlıyamadıkları için, az da olsa ona îtirâz edenler oldu ise de, çoğu vazgeçip tövbe etmişlerdir Senûsî ölüm hastalığında iken, daha önce kendisine îtirâzda bulunanlardan bir âlim gelerek özür diledi ve affını istedi O da o âlimi affedip, duâ etti Senûsî vefât edince, o âlim çok ağladı ve çok üzüldü O büyük zâtın yüksekliğini anlıyabilmekte çok geciktiğini düşünerek çok üzülür, ne zaman Senûsî'nin ismi geçse hemen ağlardı
Senûsî hazretleri, birbirine hasım olanların aralarını bulur, onları barıştırır, muhtaçların ihtiyaçlarını giderirdi Birisi kendisine bir iş havâle etse, onu geri çevirmez ve görmeye çalışırdı Bir defâsında, bir günde, hiç ara vermeden otuz mektup yazdı Bu kadar sıkıntıya girip, kedisini niçin yorduğu suâl edildiğinde; "Bir kimse benden bu işi yapmamı istedi Ben de onu kıramadım " buyurdu
Kul hakkına girmekten çok sakınırdı Yanına bir kimse gelse, ayrılıncaya kadar onunla ilgilenir, ilgisiz kalmazdı Kendisine bir iş havâle edilince, o işi yapma müddeti bitmeden evvel mutlaka o işi tamamlardı
Muhtâc olanlara çok sadaka verirdi Evinde bulunanlara da, her zaman ve bilhassa açlık ve kıtlık zamanlarında çok sadaka vermelerini sık sık tenbih ederdi "Cennet nîmetlerine kavuşmayı arzu edenler, bilhassa pahalılık ve kıtlık zamanlarında çok sadaka versinler " buyururdu
Her ân Allahü teâlâyı tefekkür ederdi "İnsanlarla birlikte gülüyor görünüp, kalbi Rabbinin korkusuyla ağlayan kaç kişi vardır " buyurarak, asıl maksadın Allahü teâlâdan gâfil olmamak, O'nu unutmamak olduğunu bildirirdi İşte bu hâl, âriflerin, evliyânın hâlidir
Senûsî, Allah korkusunun fazlalığı, devamlı murâkabe hâli ve her ân tefekkür etmesi sebebiyle, dünyâda sanki hapiste gibiydi Dâvûd aleyhisselâmın yaptığı gibi, bir gün oruçlu, bir gün oruçsuz olurdu Az bir yemek ile iftar ederdi Oruçlu olmadığı günlerde de yiyecek bir şey istemezdi Bâzan üç gün ve daha ziyâde, hiçbir şey yemeyip içmediği olurdu Kendisine bir yemek verilse yer, yoksa böyle devâm ederdi Yiyecek bir şeyler istemezdi Oruçlu olduğu bâzı günlerde; "Bugün oruçlu musunuz, yoksa oruçlu değil misiniz?" diye suâl edilince; "Ne oruçluyum Ne de oruçlu değilim " derdi Oruca niyetli olduğu için ve aynı zamanda kendisini hakîkî oruç tutanlardan saymadığı için böyle söylerdi "Oruçlu olup olmadığınızı bilemiyor musunuz?" diyenlere de cevap vermez, sâdece tebessüm ederdi
Senûsî hazretlerinin talebeleri derler ki: "Biz, ondan daha güzel huylu birini görmedik Kimseye kızıp sinirlenmediği gibi, yüksek sesle bile konuşmazdı Kendisine mahsus olan, onunla tanındığı bir elbisesi yoktu Gâyet sâde bir şekilde giyinirdi "
Senûsî hazretlerinin geceki hâlini, hanımı şöyle anlatır: "Gecenin ilk kısmında bir mikdâr uyuyup, sonra kalkar, yüzünü semâya dönerek kendi kendine sitem eder ve; "Hem Cehennem azâbından korkuyorsun, hem de Cennet'e gideceği kendisine haber verilmiş bir kimse gibi uyuyorsun Bu nasıl hâldir?" derdi Sonra da fecre, sabaha kadar ibâdet ve tâat ile meşgûl olurdu
Namaz kılmak ve Kur'ân-ı kerîm okumak niyetiyle hep mescidde kalmak ister, hiç çıkmak istemezdi Ölüm hastalığında mescide gidemez oldu Yatağından çıkamıyacak durumda olduğu zaman bile namazını terketmedi On gün hasta kaldı Hastalığı ağırlaştığında kızı; "Gidiyorsun ve beni terkediyorsun " deyince; "İnşâallahü teâlâ yakın zamanda Cennet'te buluşuruz " buyurdu Vefât ederken de buyurdu ki: "Hak sübhânehü ve teâlâ bizlere ve bizleri sevenlere, vefât ederken Kelime-i şehâdeti söylemeyi nasîb etsin O'ndan bunu dileriz " Bundan sonra vefât etti Vefâtından sonra etrâfa misk kokusu yayıldı ve insanlar bu güzel kokuyu hissettiler
Senûsî hazretlerinin pekçok kerâmetleri görülmüştür Talebelerine, kendisine muhabbeti olanlara; "Bir yerde daralıp, zor durumda kaldığınızda, bizden yardım isteyin Allahü teâlânın izni ile sizin o isteğiniz bize ulaşır ve bi-iznillâh yardım ederiz " buyurdu
Bir defâsında,Senûsî'yi sevenlerden bir zât, evini kilitleyip bir yere gitmişti Anahtarını kaybetti Her ne kadar aradı ise de bulamadı Evine gelip, elini kapalı kilidin üzerine koyarak; "Yâ Muhammed bin Yûsuf Senûsî bana yardım et Seni vesîle ederekAllahü teâlâdan yardım istiyorum " dedi Daha sözünü bitirmeden, kapalı kilit açılıverdi
Senûsî hazretlerinin âdeti şöyle idi ki, mescidinde sabah namazını kıldırdıktan sonra bir mikdâr zikir ile meşgûl olur, sonra talebelere ilim öğretirdi Sonra evinden çıkıp, sohbet için toplanmış olanlarla bir müddet sohbet eder, daha sonra da içeri girip duhâ namazını kılardı Sâdece duhâ namazında Kur'ân-ı kerîmden on hizb, elli sayfa okurdu Öğle namazı vaktine kadar kitap mütâlaa eder (okur), sonra namazı kıldırırdı Bâzan duhâ namazından sonra odasına girer, akşama kadar hiç çıkmazdı Yatsı namazından sonra bir müddet uyur, sonra kalkıp abdest alır, fecr vaktine kadar namaz kılmakla veya Allahü teâlâyı zikretmekle meşgûl olurdu
Senûsî hazretlerinin yazdığı kıymetli eserlerden bâzılarının isimleri şunlardır: Ümm-ül-Berâhîn (Akâid), Şerhu Ümm-ül-Berâhîn (Bu kitap, bir önce zikredilen kitabın şerhidir ), Tevhîdü Ehl-il-İrfân, Ikd-ül-Ferîd fî Halli Müşkilât-it-tevhîd, Akîdetü Ehl-it-Tevhîd, Umdetü Ehl-it-Tevhîd vet-Tesdîd fî ŞerhiAkîdetü Ehl-it-Tevhîd, Kitâb-ül-Hakâik, Menhec-üs-Sedîd, Nusret-ül-Fakîr, Mukarreb-ül-Müstevfî, Şerhû Esmâ-il-Hüsnâ, Şerh-ut-Tesbîh, Şerhu İsagûcî, Şerhu Müşkilât-il-Buhârî, Şerh-uş-Şâtıbiyyet-il-Kübrâ, Muhtasarı Ravd-ül-Unf, Şerhu Cevâhir-il-Ulûm, Tefsîr-ül-Kur'ân
Âlimlerden birinin bir yakını vefât etmişti O âlim zât, vefât eden bu yakınını rüyâsında görüp hâlini sordu O da şöyle cevap verdi: "Elhamdülillah, Cennet'e girdim Cennet'te, İbrâhim aleyhisselâmın, küçük çocuklara Senûsî'nin Akîde isimli kitabını okuttuğunu, o kitabı levhalara yazdıklarını ve sesli olarak (açıktan) okuduklarını gördüm " Bu yakınının söylediklerini hayretle dinleyen o âlim zâtın, Senûsî hazretlerine ve kitaplarına olan muhabbet ve îtimâdı daha da arttı
KORKULU HÂLLER
Talebelerinden birisi Senûsî hazretlerine; "Efendim! Niçin bu kadar çok korkulu hâlde bulunuyorsunuz? Devamlı Cehennem azâbından bahsediyorsunuz? Devamlı yüzünüz sararmış bir hâlde?" diye sordu Senûsî bu talebesine, bu suâle verdiği cevâbı kimseye anlatmaması şartıyla cevap verebileceğini söyledi Talebe de kabûl edip, hocasının sağlığında kimseye anlatmamak üzere söz verdi Bunun üzerine Senûsî hazretleri buyurdu ki: "Allahü teâlâ, beni Cehennem'e muttalî kıldı Cehennem'i ve içinde ne varsa hepsini gösterdi Cehennem'den Allahü teâlâya sığınırız İşte o zaman yüzümün rengi değişti Cehennem'in dehşetiyle bana mahzunluk çöktü O zamandan bu âna kadar yüzümün rengi değişmiş olarak duruyor Cehennem'i gören, ona muttalî olan kimsenin hâli nasıl olur? Onu görmüş olan kimse gülebilir mi? Doyuncaya kadar yemek yiyebilir mi? İşte bende bulunan ve senin suâl ettiğin hâlin sebebi budur " O talebe bundan sonra hocasına daha çok bağlandı ve yaşadığı müddetçe bunu kimseye anlatmadı
BİR MİKDÂR ET
Rivâyet edilir ki, sıcak bir yaz günü, bir kimse çarşıdan bir mikdâr et alıp evine götürürken, Senûsî hazretlerinin mescidinin yanından geçiyordu Bu sırada cemâat namaza durmak üzere idi İkâmet okunuyordu O kimse, burada namazı kılıp, ondan sonra gitmek istedi Sonra, etin kaybolma veya bozulma ihtimâli bulunduğunu düşünüp, tereddüt etti O kimse bu tereddüt içinde iken, namazın bir rekati kılındı Nihâyet o kimse cemâate uydu ve namazdan sonra eti alıp gitti Etin üzerindeki kanlar duruyordu ve hiçbir bozulma işâreti görülmemişti Eve gelince pişirmek istediler Tencereye koyup yatsı namazına kadar kaynattıkları hâlde, ette bir değişiklik görülmüyordu Hattâ üzerindeki kanlar bile aynen duruyordu Et, aynen Senûsî'nin mescidine girerken bıraktığı hâlde duruyor, hiç bir değişme olmuyordu O kimse bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, Senûsî'nin yanına geldi ve durumu anlattı O da buyurdu ki: "Yavrucuğum, benAllahü teâlâdan ümîd ediyorum ki, bana tâbî olup arkamda namaz kılanın etini ateşte yakmaz Bu et bu sebeble yanmıyor (pişmiyor) olabilir Lâkin sen bu hâli gizle Hiçkimseye anlatma " O daSenûsî hayatta iken bu hâdiseyi hiç kimseye anlatmadı
1) Ta'rif-ül-Halef; c 1, s 179
2) Mu'cem-ül-Müellifîn; c 12, s 132
3) Esmâ-ül-Müellifîn; c 2, s 216
4) El-A'lâm; c 7, s 154
5) Îzâh-ül-Meknûn; c 2, s 109, 448, 651
6) El-Bustân; s 237
7) Neyl-ül-İbtihâc; s 325
8) Keşf-üz-Zünûn; s 170,1157,1158, 1501, 1539,1626
9) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c 13, s 13
|