|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlı'da Kadın Şairler
B-YENİLEŞME DÖNEMİ
1839'da gerçekleşen Tanzimat hamlesi, sosyal hayattaki yirmi yıllık bir uyum ve düalizm devresinden sonra 1860'da, ilk özel gazete Tercüman-ı Ahval'in yayın hayatına girmesi ile izlerini edebiyatta da göstermeye başlar Bu tarih edebiyatımızda Batı doğrultusunda biçimsel ve zihinsel yenileşmenin başlangıcı sayılır Kadın şairler (tümüyle kadın edipler) üzerindeki izleri bakımından Yenileşme dönemini kendi içinde, Tanzimat yılları (1860'dan II Meşrutiyete kadar) ve Meşrutiyet sonrası (Meşrutiyetten Cumhuriyete kadar) olmak üzere ikiye ayırmak gerekir
Tanzimat Yılları
Tanzimat yılları bir yandan eskiyi bünyesinde sürdürmeye devam ederken, bir yandan da sosyal ve edebî anlamda yeniliğe geçişin temsilcisi kadınlar kültür semalarında kendilerini göstermeye başlamışlardır Yeniliğin ilk ismi Nigâr binti Osman ilk eseri Efsus I'i 1887'nin Temmuzunda yayımladığı sıralarda Mahşah, Leylâ (Saz), Fıtnat (Trabzonlu) gibi kadın şairler geleneksel çizgide şiir yazmaya devam etmektedirler Öyle ki henüz dergilerde açık kadın imzalarıyla karşılaşmak bile mümkün değildir İlk kadın mecmuası olan Terakkî-i Muhadderat ile arkadan gelen Vakit 'yahut- Mürebbî-i Muhadderat, Aile, İnsaniyet gibi kadın mecmualarında açık kadın imzaları yoktur Bunların bir kısmında sadece 'Lisan-âşina bir Hanım' ya da 'Mektepli bir Kız' gibi rumuzlarla ya da Belkıs, Hayriye, Âdile gibi kimlik tesbitini mümkün kılmayan tek isimlerle karşılaşırız Kimliği belirlenebilen ilk imzalar olarak, geleneksel çizgide eser veren Leylâ (Saz) ve Fıtnat (Trabzonlu) Hanımlardan söz edilebilir
Batı ölçeğine göre gerçekleştirilmesi telkin edilen hayat bu dönemde kadın ediplerin, edebî kimlikleri kadar sosyal bir oluşun uzuvları olarak da dikkat çekmesine zemin hazırlar Tanzimat yıllarında sosyal hayattaki değişimin, kadınlara yazma ve yazdıklarını yayımlama hususunda nisbî bir cesaret verdiği fark edilir Fakat dönem, kadın imzalarına karşı güvensizdir Üstelik sayısı henüz çok az olan kadın şairlerin de cesur davranabildiklerinden söz etmek mümkün değildir Öyle ki ilk kadın romancımız Fatma Aliye, George Ohnet'den Volenté'yi Meram adıyla dilimize çevirirken (1890) imzasını açık olarak koyamaz da, 'Bir Hanım' olarak görünmeyi tercih eder eserinin altında Sonraki yazılarında da bir süre 'Bir Hanım' ya da 'Mütercime-i Meram' olarak kalacaktır Ahmed Midhat, Fatma Aliye Hanımın romanı Muhazarat'ın (1892) başında bu doğrultuda bir açıklama yapmak ihtiyacını hisseder Yine, romanı Udi'yi (1899) Ahmed Midhat'in yazdığı zannedilir Keza, Makbule Leman imzasının da bir erkeğin, hatta Muallim Naci'nin, müstearı olduğu düşünülür Abdülhak Mihrünnisa'nın Hazine-i Evrak'da yayımlanan bir manzumesini okuyan Ahmet Rasim, bu şiiri bir kadının söylediğine inanmak istemez Nigâr Hanımın Efsus'unu bir kadının yazdığına çok az sayıda kişi inanır
Fakat dönem kadın imzalarına karşı güvensiz, kadınlar ürkek ve çekingen olsalar da Tanzimat yıllarından başlayarak, edebî ve sosyal hüviyetleri az ya da çok iç içe geçmiş öncü kadınlarla karşılaşmaya başlarız Yeniliğin roman ve tefekkür sahasındaki en kuvvetli temsilcisi Fatma Aliye Hanımdır Onun bir romancı olarak tebarüz etmiş kız kardeşi Emine Semiye Hanım ile kısacık ömrüne on iki de şiir sığdırmış bulunan Makbule Leman Hanımlar da yeniliğe geçişin ilk önemli isimleridir Fakat şiir ve sosyal yaşantı ölçeğinde yenileşmenin en dikkate değer ismi olarak Nigâr Hanımın çok özel ve müstesna bir yeri vardır
Nigâr Hanım:
Tanzimat döneminde yaşamış olmakla birlikte şiirlerinde yenileşmenin etkisini taşımayan Leylâ ve Fıtnat Hanım gibi kadın şairlerden sonra yeniliğin ilk temsilcisi olarak Nigâr Hanımdan[2] söz etmek gerekir 1862 yılında İstanbul'da doğan Nigâr Hanım, Macar Osman Paşanın kızıdır Örtünme çağına kadar mahalle mektebinde ve bir Rum okulunda okumuş, sonra özel hocalardan ders alarak, Doğu ve Batı bilgilerini içeren kuvvetli bir eğitim görmüştür Çok iyi derecede piyano çalan, sekiz lisan bilen Nigâr Hanım bir mühtedi olan babasının ikliminde Batılı bir sanat zevki ve yaşam çeşnisine açık olarak yetişmiştir Erken yaşta evlenmiş, fakat mutlu olamayarak eşinden ayrılmıştır İlk zamanlar geleneksel çizgide değerlendirilebilirse de, önceleri Ekrem'in sonraları Servet-i Fünuncuların etkisi altında ve Fransız edebiyatını orijinalinden takip edebilmiş olmasının da avantajıyla, yenilik özelliği taşıyan şiirler vermeye başlamıştır
Nigâr Hanım, döneminde sosyal hayattaki değişimin kadın ölçeğindeki en önemli temsilcisidir Sadece şiiri değil; giyim-kuşamı, konuşması, davranışları, tesis ettiği edebî salonu ile de etik ve estetik bir mitin sahibesidir Şiirleri ve yaşantısıyla kadın şairler üzerinde etkili olmuş, onlara yazma ve yazdıklarını yayımlama cesareti vermiştir Dahası, kadınlar kadar erkek şairler üzerinde de etki yaratmış, hissî bir edebiyatın sirayetine katkıda bulunmuştur II Abdülhamid tarafından bir Şefkat Nişanı ile ödüllendirilen Nigâr Hanım bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete'nin baş yazarıdır
Ferdiyetçi bir muhteva taşıyan şiirinde Balkan Harbi ve I Cihan Harbinden sonra milli duyguların ağırlık kazandığı fark edilir Dil ve vezin bakımından zaman zaman çözük, fakat hakim vasfı samimiyeti olan bir şiiri vardır Sağlığında Efsus (I-I; 1887, 1890), Nîran (1896), Aks-i Sedâ (1899), Safahât-ı Kalb (1901), Elhân-ı Vatan (1916) adlı eserleri yayımlanan Nigâr Hanımın ölümünden sonra Tesir-i Aşk (1978) adlı tiyatro eseri basılmış olup döneminde oynanan (1912) fakat basılmayan Gırive adlı bir oyunu da mevcuttur Yirmi cilt kadar olduğu bilinen günlüklerinin on üçü Aşiyan müzesinde muhafaza edilmektedir Bu muazzam eser bizde Batı tarzında günlük edebiyatının da ilk örneğidir Yaşantısı, eserleri, hissedişi ile ilklere imzasını atan fakat birinci sınıf bir şair olamayan Nigâr Hanım Meşrutiyet sonrasında değişen edebî beğeniye ayak uyduramayarak geri planda kalmış, 1918 yılında İstanbul'da ölmüştür
Nigâr Hanıma gelinceye kadar kadın şairlerde az veya çok ölçüde fakat daima hissedilen erkek söylemi Nigâr Hanım ile etkisini kaybetmiştir O, samimi kadın duygularını terennüm eden ilk şairimizdir Türk 'kadın' şiirinin Nigâr Hanımla başladığından söz etmek abartı değildir
Makbule Leman:
Yenileşme döneminin Nigâr Hanımla birlikte burç isimlerinden biri olan Makbule Leman[3] 1865 yılında İstanbul'da doğmuştur V Murad sarayında Kahvecibaşı İbrahim Efendinin kızıdır Bir görüşe göre Rüşdiyede okumuş, sonra özel dersler alarak yetişmiştir Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete'nin baş yazarı olan Makbule Leman, II Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirilmiştir Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirmiştir Kısacık ömrüne şiirlerinin yanı sıra denemeler, hikâyeler de sığdıran Makbule Leman'ın sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on ikidir Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirilmiş, ölümünden (1898) sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla bir arada ikinci kez bastırılmıştır
Abdülhak Mihrünnisa:
Abdülhak Hamid Tarhan'ın en küçük kardeşi olan Abdülhak Mihrünnisa 1864 yılında İstanbul'da doğmuştur Evlilik hayatında mutlu olamayarak boşanmıştır Dağınık halde çeşitli dergilerde ve mecmualarda kalan şiirlerinde kuvvetle ağabeyi Hamid etkisinde kaldığı görülmektedir 1943 yılında ölmüştür
|