Konu
:
Harem'in Derin Dünyasi
Yalnız Mesajı Göster
Harem'in Derin Dünyasi
08-02-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Harem'in Derin Dünyasi
Bir Osmanlı Padişahı bunu asla kabul edemezdi
Çünkü geri ödeyip ödeyemeyeceğinden emin değildi borç alacağı parayı
Üzülerek kabul edemeyeceğini söyledi
Ama eşi yine ısrarcı hatta inatçı çıktı
Bunu borç olarak değil sadece kendisinin devlete olan borcunu ödemek için veriyordu
“Bu devlete benim borcum yok mu sanıyorsunuz? Onu geri isteyen kim?”
AREM'İN DERİN DÜNYASI[/url]
Son günlerde kocası II
Abdülhamid’in kaygılı ve sıkıntılı olduğu gözünden kaçmamıştı Fatma Pesend Sultan’ın
Hükümdar daha az konuşuyor daha az gülüyor daha az yiyordu
Dudağını bükerek ‘Var bu işin içinde bir şey ama
’ diye geçirdi derinlerinden
Yegâne kızının babası gözü gibi baktığı hünkâr hazretlerinin başı her zaman yeterince dertteydi ya bu seferki daha bir farklı olmalıydı
İyi ama neydi Sultan II
Abdülhamid’i bunca geren olay? Öğrenmeye kararlıydı Fatma Pesend Sultan; lakin nasıl öğrenecek konuya nereden giriş yapacaktı?
Müsait bir vaktini kollamaya başladı o günden sonra
Geç vakit Mâbeyn’den yani daireden dönüşünü bekledi Hünkâr’ın
Yorgun argın Harem dairesine girdiğinde onu güler yüzle karşılamaya çıktı
Ancak kendisini fark ettiremedi
Kocası yemeğini alelacele yedikten sonra bu kez haremdeki çalışma odasına geçmiş ve orada yalnız başına kalmıştı
Kâhyası kahvesini söylemeye çıkmış oda bir an için boşalmıştı
Huzura girmek için müsaade istedi Fatma Sultan
Müsaade hemen gelmişti
İşte masasında oturmuş yine dalgın yine düşüncelere yelken açmıştı kocası
Onu daldığı kuyudan çıkarmak istemedi ya bu haline de uzun süre dayanamadı
Kendisini fark ettirmek için önündeki uzun masayı hafifçe tıklattı
Çalışma masasındaki dalgın fesli baş onu ancak o zaman fark etti
Sakallı çehre onu görünce elinde olmadan gülümsedi
“Geliniz buraya” dedi kendisine
Halini hatırını sordu yine “siz”li hitaplarla
Kimseye “sen” diye hitap ettiğini duyan olmamıştı daha
Evlatlarına dahi “siz” diye hitap eder ve “sizli” konuşmaya teşvik ederdi etrafını
Bunun insan ilişkilerine bir ciddiyet bir vakar kattığını düşünürdü
“Geliniz buraya” sözü Fatma Pesend Sultan’ı uçurmuştu adeta kocasının yanına
Biraz sonra kapının çalındığı duyuldu; kahvesi gelmişti
İki fincan vardı zarif tepside bir de ağzından buhar tüten cezve
Hizmetkâr ilk fincanı kahveyle doldurup saygıyla kenara çekildi efendisinin içmesini beklemeye durdu
Biraz sonra fincanın boşaldığını anlayınca bu defa temiz fincana doldurdu ikinci kahveyi
İlk yudumu çekerken Abdülhamid Han göz ucuyla hizmetkâra baktı
Kaşıyla kendilerini yalnız bırakmasını işaret etti ona
Çekildi saygıyla hizmetkâr
Artık baş başa idiler
Padişah bir arzusu olup olmadığını sordu genç eşinden
“Sağlığınızı dilerim haşmetmeâb” diyebildi Fatma Sultan
Dili dolaşmamıştı sevindi buna
“Lakin
nasıl söylesem?” dedi “son günlerde sizi daha ziyade endişeli görüyorum
Sanki sizi üzen bir şeyler var
Öğrenmemizde mahzur yoksa
Lütfen merakımı mazur görünüz
”
Önce bir şey olmadığını söyleyerek onu geçiştirmeye çalıştı Abdülhamid Han
Ancak eşinin ısrarları karşısında anlatmak zorunda kaldı olan bitenleri bir bir
1901 yılında İstanbul’dayız
Soğuk bir Kasım ayında
Fransızlar Osmanlı Devleti’nin vaktiyle Lorando ve Tübini adlı iki bankerden aldığı ve bir türlü ödeyemediği 500 bin altın tutarındaki borca karşılık Osmanlı hakimiyetindeki Midilli adasının postanesini işgal etmişlerdi
Borç ödenene kadar da adadan çıkmayacaklardı
İşin garibi bu borcu tam çeyrek asır önce daha kendisi tahta çıkmadan evvel amcası Abdülaziz’i tahttan indirmek için Mithat Paşa ile Serasker Hüseyin Avni Paşa almıştı
Ve Sultan Abdülaziz’i öldürmeye kadar giden bu sefil darbenin finasmanı için kullanılan parayı ödemek içinden gelmemişti bir türlü Abdülhamid Han’ın
Ama işte borç kapıya dayanmıştı
Ödemesi gerekiyordu ama nasıl?
Meğer bunun içinmiş bütün o üzüntülü geceleri
Hay Allah!
Devlet ya Fransa’yla savaşı göze alacak ya da borcunu kuzu kuzu ödeyecekti
Hazinede yeterli para yoktu ve işin kötüsü bu haksız işgalle Devlet-i Aliye cümle alemin diline düşmüştü
Osmanlı’nın parası suyunu çekmiş deniliyordu kulislerde
Kredi musluklarının kapanması ve zar zor döndürülen hazine çarkının tamamen durması an meselesiydi
Fatma Pesend Sultan işin ucunun paraya dayandığını anlayınca biraz rahatlamıştı
Söze “Biz bir aile değil miyiz?” diye başladı
Devam etti sonra: “Ailelerde dertler de saadetler kadar ortak değil midir?”
Hünkâr eşinin lafı nereye getireceğini anlamıştı sanki
Konuşmasını kesmek istedi ama Fatma Sultan üsteledi: “Babamdan biraz miras kalmıştı
Onları satıp sıkıntınıza sebep olan paranın hiç değilse bir kısmını ben ödemek istiyorum
”
Bir Osmanlı Padişahı bunu asla kabul edemezdi
Çünkü geri ödeyip ödeyemeyeceğinden emin değildi borç alacağı parayı
Üzülerek kabul edemeyeceğini söyledi
Ama eşi yine ısrarcı hatta inatçı çıktı
Bunu borç olarak değil sadece kendisinin devlete olan borcunu ödemek için veriyordu
“Bu devlete benim borcum yok mu sanıyorsunuz? Onu geri isteyen kim?”
Padişah ziyadesiyle duygulanmıştı ama yine de kabul etmek istemiyor şahsi bir parayı devlet işine karıştırmak istemiyordu
“Bakınız Pesend Sultan” dedi “çok gençsiniz! Önünde uzun yıllar var
Benim fazla miras bırakacak durumda olmadığımı biliyor olmalısınız
Hayatın bin bir cilvesi vardır
” Sanki 7-8 yıl sonra olacakları tahmin ediyormuş gibi “Yarın neler olacağını biliyor muyuz? Alamam bu parayı” dedi
Laf geleceğe dönünce Fatma Pesend Sultan iyice coşmuştu
Kendi malı devletin değil miydi sanki? Saraya girerken varlığını devlete adamaya gelmemiş miydi? “Tutalım ki” dedi “her şeyimizi kaybettik
Ben razıyım her şeye yine de
”
Sultan Abdülhamid bir yandan vatan toprağı olan Midilli’yi düşündü öbür yandan eşinin bu asil fedakârlığını
Bir avuç da olsa vatan toprağını kurtarmak her şeyden önemli değil miydi?
Naçar eşi Fatma Sultan’ın teklifini kabul etmek zorundaydı
Etti de
Genç kadının ertesi günü baba evine yollanıp büyük bir meşin çanta ile geri döndüğü görüldü
Bir yandan da Dışişleri’nde Fransızlarla pazarlıklar başlamış gecikme faizleriyle birlikte 750 bin altına yükselen borç 502 bin altına kadar düşürülmüş sonuçta büyük kısmı Fatma Sultan’dan gelen paralar sayesinde bir vatan parçası daha kurtarılmıştı
İşte böyle aziz okur!
Harem bir zevk ve safa yerinden ibaret değil vatan toprağını kendi varlığının önünde tutan kadınların da yaşadığı bir sosyal birimdi
Fatma Pesend Sultan’ın babasından miras kalan bütün mal varlığını vatanı uğruna gözünü kırpmadan bağışlaması bunun soylu bir örneği değil mi?•
Yazar:Mustafa Armağan
__________________
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul