Yalnız Mesajı Göster

Osmanlı Padişahlarının Son Anları

Eski 08-02-2012   #10
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlı Padişahlarının Son Anları





YAVUZ SULTAN SELİM HAN GÂZİ


Vezirler Pâdisah'ı Rodos'un fethine tesvik ediyorlardı " Benim muradım bir kisver (memleket, ülke) almaktır kaç aylık tedarik gördünüz diye sorduğunda Pirî Paşa: "Dört aylık" diye cevap verir O “Siz beni, bir hırsız kalesi almaya tergib edersiz" der Bununla beraber bu sefer için, bunun kifayet etmeyeceğini söyleyerek fikrini açıklamak suretiyle kale muhasaralarından hoşlanmadığını, meydan muharebelerinin sonuçlarının daha büyük ve meşakkatlerinin daha az olduğunu söyleyerek âdeta keramet sahibi gibi " Bizim şimdiden gerü sefer-i ahiretten gayri seferümüz yoktur" demişti Hoca Sa'düddin'in ifadesiyle "bu gûna tedâbir-i vâhiye ile ben sefer itmem ve kimse sözü ile yola gitmem ve bi'l-cümle bize sefer yok, meğer sefer-i âhiret" demek suretiyle, artik maddî ve dünyevî seferler için değil, manevî ve âhiret yolculuğuna hazırlanıp Allah’ına kavuşmak üzere olduğunu, etrafındakilere bildirmek ister gibiydi

Sultan Selim, Vezir-i A'zam'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye gönderdikten sonra kendisi de Ağustos 1520'de (2 Saban 926) Edirne'ye doğru yola çıkar Rahatsızdı Zira iki omuzunun sağ tarafına yakın kısmında bir çıban çıkmıştı Halk arasında yanıkara olarak isimlendirilen bu çıban, "Şirpençe" ismiyle bilinmektedir

Hoca Sa'düddin, Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında tafsilatlı bilgiler vermekle beraber biz, olayı günümüzün ifadesiyle kısaca nakl etmek istiyoruz: Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'la saray bahçesine inmiş, dönüşünde yokuşu çıkarken Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söyleyince Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş ve fakat bir şey bulamamış, ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edilince o zaman Hasan Can, sultanın düğmelerini çözüp sırtında henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görür Bunu Sultan Selim'e söyleyince o, çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: "Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasip merhem koyalım" deyince Sultan Selim "Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim" cevabini vermişti O geceyi ızdırab içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş Fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka işe yaramamıştı Bunun üzerine Hasan Can'a "Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik" deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can "neredeyse aklım başımdan gidiyordu" diyecektir Bütün bu sıkıntılara rağmen Padişah, Edirne seferi daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926'da çadıra çıkar

Sultan Selim'in hastalığı yüzünden yollarda ağır gidiliyor ve bazı menzillerde fazla kalınıyordu Yavuz, Çorlu'da kırk gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edildi Yara büyüyüp açılmıştı Pâdişah, hareket edemeyecek kadar takatsiz düşmüştü İki aya yakın ( Lütfi Pasa, 284'te 47 gün) devam eden tedaviden ve adeta kendisinden ümidini kesince Edirne'de bulunan Vezir-i a'zam Pirî Mehmed Paşa ile vezir Mustafa Paşa’yı ve Rumeli beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtarak vasiyetini yapar Daha sonra da Pirî Paşa ile yalnız görüşür

Son demlerini yaşadığını anladığından acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber gönderdi Oğlu gelmeden 21 Eylül 1520 (8 Şevval 926) Cuma günü aksamı 51 yaşında iken Çorlu karargâhının bulunduğu Sırt köyünde vefat etti Vefatından önce yanında bulunan musahibi Hasan Can'a, yatakta bulunuşunu kast ederek "Hasan Can ne haldür?" demis, o da "Sultanım! Cenâb -ı Hakk'a tevecüh edüp Allah'la olacak zamandur" deyince Yavuz: "Ya bizi bunca zamandan berü kimün ile bilürdün? Cenâb-ı Hakk'a teveccühümüzde kusur mu fehm ettün?" cevabını vermişti Bunun üzerine Hasan Can: "Hâşâ ki, bir zaman zikr-i Rahman'dan gufûl müşahede etmiş olam Lâkin bu, gayr-i ezmâna benzemedüğü cihetten ihtiyaten cesâret eyledüm" demişti Bunun üzerine Sultan: " Sûre-i Yâsin tilâvet eyle" diyerek kendisi de Hasan Can'la birlikte okumus Aynı sûreyi ikinci defa okuyup "Selâmun kavlen" diye devam eden 58 âyeti okuyunca teslim-i ruh eyler(27) Türbesi, Sultan Selim Camii’nin kıble duvarının önünde, Haliç’e nâzır bir tepededir Sandukasının başucunda vasiyeti üzere, büyük âlim İbni Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamurlu kaftanı asılıdır(28)

27-[Linki sadece üyelerimiz Görebilir Üye olmak için tıklayınız] ayrıca bkz Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, Ötüken Neşriyat, c1, s232-233
28-http://iktibasnet/metinphp?seri=1366

Alıntı Yaparak Cevapla