|
Prof. Dr. Sinsi
|
İl İl Türkiye Resimleri (Gaziantep)
Tamamı tamamına 70 çeşmesi var Fakat onlara hiç de gereksinme duyulmaz Her eve hayat ırmağı denginde sular akmaktadır Her ev, bağı, bahçesi, fıskiyeli havuzları, cennet ırmağı suları ile çeşit çeşit servi, çınar, söğüt, kavak ve diğer meyve ağaçları ile donatılmış irem bağını andırır Bağları, bostanları, gül bahçeleri geniş örgüden kafese alınmış çok verimli olmakla Ayıntab ucuz ve şirin bir şehirdir 1648’de gördüğümüz şehir bu kez nice mahalle, han, cami ve dükkan kazanarak büyük bir gelişme göstermiş, Tanrıya şükürler olsun ki bu gelişmesini sürdürmektedir Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı’dır İki tane de imareti (aşevi) var : Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi’dir Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IV Murad’ın silahtarı Mustafa Paşa’ya bağışlanmıştır Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir Yer yer ( suk-i sultanisi ) açık artırmayla satış yerleri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar

Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur Kale çok sağlamdır Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslûpla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz Kalenin batı kapısı, yedi katlı demirden bir kapıdır Kapı aralıklarından çeşitli savaş araç ve gereçleri, silahlar, demir açma kafesleri, saçma topları vardır Kale silah ve askerlerle donatılmış, baca benzeri nefesliklerle havadar bir oturma yeridir Çoğunlukla, halkı Havrani kürk, çuha ferace, elvan boğası, kavukla küllah üstüne beyaz sarık sararlar Yörede kafir hiç yoktur Güzel kadınları pek çoktur Hepsi de sarı çizme giyer, başlarına sivri gümüş taç takınır, beyaz çarşafa bürünürler Nazik, arlı, edepli, çarşıya çıkmaları ayıp sayılan hatunları vardır Üzüm şerbet içen, tatlı dilli, garip, dost, bilgili, anlayışlı, halim selim insanları vardır Kahvelerinde hoş söyleşilerle insanları kendilerine çekerler, hatta özendirirler Bu söyleşilerini bağ ve bahçelerdeki yeme ve içmelerle daha da renklendirdiler Şehrin defterde yazılı öşür veren 70 000 bağı vardır 9 346 000 kökten oluşmakla pek ünlüdür Şehri çevreleyen dağlar tümüyle bağdır Halkı çok sağlıklıdır, şehrin yeme, içme dışındaki yönlerini de överler

Buranın alemi bezeyen kırk çeşit üzümü, binlerce tulum pekmezi, bademli ve şamfıstıklı tatlı (köftürü) sucuğu, pestili vardır ki, Arab’a, Acem’e ve Hindistan’a kadar gönderilir Tüm halkı tatlı yediğinden tatlı dillidir Yöre nar, incir, dut, şeftali, zerdali, kayısı, beyaz ekmek ve yoğurduyla dünyaca ün kazanmıştır Yine elvan boğası, Ayıntap eğer, yay ve gedelesiyle ünlü bir kenttir Cennet bağlarına örnek öyle bahçeleri var ki, yalancı ve ölümlü dünyaya özgü "İrem"ler sayılırlar Bunların içinde, en bakımlısı, en zengin ve donanmışı Musulluoğlu bahçesidir Kısacası bu şehri anlatmaya, ne dil ne de kalem yeter Dünya yüzünden geniş bir ili, göz alıcı büyük yapıları her yerden aranan eşyası, birçok mezraları, bolluk ve verimliliği, bitimsiz yiyecek ve içecek pınarları ve ırmaklarıyla burası "Şehr-i Ayıntab-ı Cihan" dır ”
XVII yüzyılda Kilis çevresinde Canpolatoğlu ailesinden vali ve paşalar Osmanlı Devletine karşı zaman zaman ayaklanmışlar, bunlardan Hüseyin Paşa ile Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrı bir devlet kurmak istemişlerdir Ancak, Antep halkı Osmanlı Devleti’nin yanında yer almıştır XIX yüzyılın ortalarında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki bir orduyu Güney Anadolu’ya göndererek, yöreyi ele geçirmek istemiş, halk buna da karşı çıkarak direnmiştir Bu savaşlarda Osmanlı Ordusu, Antep halkına yardım edememiş, üstelik Nizip’te Mısır Kuvvetlerine yenilmiştir Antep halkının direnişini anlatan Şer’i Mahkeme Sicilleri, destanları ve hikayeleri, 8 yıl savaşlarının 1920 yılında Fransızlara karşı yapılan savunmadan çok daha zor şartlar içinde geçtiğini göstermektedir Bu savaşlarda Osmanlı Kültürünü savunan medrese çevresi tarafsız davranırken, Türk Kültürüne bağlı halk kitleleri Mısır Ordusuna karşı çıkmış ve onları Güney Anadolu’dan çekilmeye mecbur etmişlerdi

I Dünya Savaşı’nda, Halep’te bulunan İngilizler, Mondros Mütarekesinin 7 maddesine dayanarak 15 Ocak 1919’da Antep’i işgal etmişler, Antep’liler bu işgali, mütareke hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle protesto etmişlerdir İngilizler kışı geçirmek ve hayvanlara yem temin etmek amacıyla Antep’ i işgal ettiklerini açıklamışlarsa da, bir ay sonra Maraş ve Urfa’yı da işgal etmişlerdir Ermenilerin desteğini alan, yörede onlarla birlikte halka eziyet eden İngilizler Ekim 1919 sonunda, Antep’i Fransızlara bırakmışlardır 29 Ekim’de Antep’e gelen Fransız-Ermeni Alayı Komutanı Kolonel (Albay) Saint Mari, İngilizlerden Antep’in işgal idaresini teslim aldı ve 5 Kasım 1919’da tamamı Ermeni gönüllülerinden kurulu Fransız Birlikleri Antep’e girmiştir Bunun üzerine Antep’te Cemiyet-i İslamiye, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmuş ve teşkilatlanmıştır Fransız işgalinin yerli Ermenilerle birlikte şiddete karşılık Antep’li milisler direnişe başlamışlardır Gaziantep savunması, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde vatan, millet sevgisinden ve hür yaşama aşkından başka silahları olmayan Gazianteplilerin kahramanlık destanıdır

20 Ekim 1921’de Ankara İtilafnamesi ile Fransızlar Antep’i terk etmeyi resmen kabullenmişlerdir 25 Aralık 1921’de Ankara’ya bağlı kuvvetler, Gaziantep’e girmişlerdir Her yıl 25 Aralık Gaziantep’in kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır
Cumhuriyetin ilanından sonra kente, TBMM Tarafından Gazi unvanı verilmiş, 1924’de de il olmuştur
Gaziantep’te bulunan tarihi eserler arasında; Zeugma, Dülük, Kargamış, Rumkale, Sakçagözü, Tilmen Höyük gibi antik kentler, Gaziantep kalesi (VI yüzyıl), Kilis Kalesi, Tilbaşar Kalesi, Revanda Kalesi, Ömeriye Camisi, Boyacı (Kadı Kemalettin) Canisi, Eyuboğlu Camisi, Esenbek Camisi, Ali Nacar (Annacar) Camisi, Ali Dola (Alâ’üd-Devle) Camisi (1479-1515), Tahtalı Cami, Tunuslu Ferruh Ağa Camisi (XVI yüzyıl), Handaliye Camisi, Alay Bey Camisi (XVI yüzyıl), Hacı Nasır Camisi, Şeyh Fethullah Camisi, Bostancı Camisi (XVI yüzyıl), Bekir Bey Camisi (XVII yüzyıl), Ahmet Çelebi Camisi (XVII yüzyıl), Şirvani Camisi (İki Şerefeli), Arapoğlu Hacı Ömer Mehmet Camisi (Ömer Şeyh Camisi) (1698), Kozanlı Camisi, Ayşe Bacı Camisi (XVIII yüzyıl), Hüseyin Paşa Camisi (Çıkrıkçı Cami) (XVIII yüzyıl), Karagöz Camisi, Mehmet Nuri Paşa Camisi,

Ramazaniye Medresesi (1713), Şıra Hanı, Tuz Hanı, Paşa Hanı (Lala Mustafa Paşa Hanı) Mecidiye Hanı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, Belediye Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni Yüzükçü Hanı, Tütün Hanı, Hacı Ömer Hanı, Büdeyri Hanı, Millet Hanı ve Yeni Han, Zincirli Bedesten (XVIII yüzyıl), Eski Hamam, Kervan Hamamı, Paşa Hamamı, Şıh Hamamı, Pazar Hamamı, Naip Hamamı, Tabak Hamamı, Hüseyin Paşa (Çıkrıkçı) Hamamı (1747), Hüseyin Paşa Çeşmesi, Debbağhane Köprüsü (1259), Şahin Bey Anıtı bulunmaktadır Çabur Mağarası, Akpınar, Başpınar, Kalaylıpınar, Karpuzatan, Kavaklık mesire yerleri de ilin doğal güzellikleri arasındadır Ayrıca Gaziantep’te Türk sivil mimari ve yöresel mimarinin en güzel örnekleri bulunmaktadır
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Fırat ve Dicle nehirleri havzasında sulamaya ve enerji üretimine yönelik Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Siirt illerini kapsamaktadır GAP, fiziksel alt yapı olarak 13 büyük projeden oluşmakta, 15 baraj ve 18 hidroelektrik santralini içermektedir Projede yer üstü sularından Fırat ve Dicle nehirleri ile bunlara dışarıdan katılan kollar bulunmaktadır

1970’lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980’lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1 7 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir
1976’da uygulanmasına başlanan projenin bir bölümü de Gaziantep sınırları içerisinde uygulanmıştır Projenin uygulanması sırasında yapılan kurtarma kazılarına rağmen Zeugma antik kentinin 1/3’ü Birecik Baraj Gölü’nün altında kalmıştır
|