Yalnız Mesajı Göster

İl İl Türkiye Resimleri (Hatay)

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İl İl Türkiye Resimleri (Hatay)






Akdeniz'in doğu kıyılarında Toroslar'ın güney uzantısı Amanos ile Habib Neccar Dağları'nın önündeki Amik orasında kurulmuş olan Hatay ilinin merkezi Antakya (Antiocheia), Anadolu'nun en erken yerleşim merkezlerinden birisidir Kızıldeniz'den başlayan, Şeria ve Asi Nehir yataklarının çöküntüsü olan Amik Ovası'nı Lübnan Dağları'ndan çıkarak Akdeniz'e dökülen Asi Nehri ikiye bölmektedir İlin yüzey şekillerini dar kıyı ovaları, bunların gerisinde kıyıya paralel olarak uzanan dağlar ve doğu kesimini kaplayan Kahramanmaraş-Hatay çöküntü oluğu belirlemektedir İl topraklarını Amanos Dağları engebelendirir Güneybatı-kuzeybatı doğrultusunda uzanan ve düzenli bir sıradağ oluşturan Amanos Dağları'nın en yüksek noktası Mığırtepe'dir (2240) Diğer yükseltiler 2000 myi aşmamaktadır Amanos Dağları'nın 800-1000 m yükseklik kuşağında düz basamaklar biçiminde platolar bulunmaktadır
Hatay'ın en önemli akarsuyu Asi Irmağı'dır Asi Nehri il sınırları içerisine girdikten sonra Karaçay, Afrin Çayı ve Balıklı Gölü Kanalı'nın birleşmesi ile oluşan Küçük Asi Çayı kolunu alır Samandağı yakınlarında bi delta oluşturarak Akdeniz'e dökülür Asi ırmağı'nı Hüseyinli, Kavaslı ve Defne dereleri beslemektedir Ayrıca Amanos Dağları'nın batı yamaçlarından kaynaklanarak Akdeniz'e dökülen Deliçay, Mersin Çayı, Arsuz Çayı, Çoklu Deresi ve Gülcihan Çayı gibi küçük akarsuları da bulunmaktadır Amik Gölü ise ilin en büyük gölü idi

Asi, Afrin ve Karaçay vadi tabanlarının akarsuların taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucu oluşan Amik Ovası ilin en geniş en önemli düzlüğüdür Amik Gölü'nün kurutularak tarıma açılması ile Amik Ovası'nın alanı 900 km2 olmuştur Yüzölçümü 5570 km2 olan ilin toplam nüfusu 1197139'dur
Hatay, Akdeniz İkliminin etkisindedir Amanos Dağları iç ve kıyı kesimleri arasında bazı farklılıklara neden olmaktadır İlin alçak kesimlerinde ender olmakla birlikte kar yağmaktadır Bu kesimlerde yazları çok sıcak geçmektedir
İlin ekonomisi sanayii, tarım ve hayvancılığa dayalıdırYetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; domates, buğday, portakal, soğan, mandalina, pamuk, zeytin, patlıcan, sakız kabağı, üzüm, kavun, dolmalık biber, taze fasulye, yerfıstığı, soya fasulyesi, deri, yumurta, karides ve salatalıktır İlde bitkisel üretim geliştiğinden hayvancılık gerilemiştir
Sanayide ise demir-çelik, yapay gübre, dokuma, makine, yedek parça, un, bitkisel yağ, sabun, tuğla ve kiremit üretimi yapan fabrikaları bulunmaktadır Ayrıca il topraklarında dolomi ve manden suları da vardır

Eski adı Antiocheia olan ilin bu ismi, Helen dilinde "Antiochos'un Yurdu" anlamına gelen bir sözcüktür Bununla beraber Anadolu'da bu ismi taşıyan üç kent daha bulunmaktadır
Antiocheia'da yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar yörenin MÖ10000-4000 arasına tarihlenen Paleolitik Dönem yerleşim izlerini ortaya çıkarmıştır ProfDr Enver Bostancı ile ProfDrMuzaffer Şenyürek'in Samandağı Mağaracık Köyü yakınındaki Merdivenli Mağara'da yapmış olduğu kazılar Paleolitik Çağ kültür katlarını n ortaya çıkmasına neden olmuştur İşlenmiş uçlar (point), kazıyıcılar (racloir), deliciler, el baltaları ve yongalar Merdivenli Mağara'da bulunmuştur
Hatay'ın merkezi Antiocheia'nın 12 km Güneydoğusundaki Altınözü'nde de çakmaktaşı aletler ve el baltaları ele geçmiştir Çevredeki mağaralar paleolitik Çağ sonlarında da burada bazı yerleşmeler olduğunu göstermiştir Ne var ki bu mağaralardan bazılarını Romalılar taş ocağı olarak kullanmış ve Prehistorik kalıntıları tamamen yok etmiştir Hatay yöresinde Orta Paleolitik Çağa tarihlenen insan dişleri, memeli hayvan fosilleri de bulunmuştur Ayrıca Tıkalı, Kanal ve İncili Mağaralarında da aynı döneme tarihlenen yerleşim katları ve çeşitli buluntular da ortaya çıkarılmıştır Bunların arasında İncili Mağara'da ele geçen ve Üst Paleolitik Çağa tarihlenen Homo Sapiens Çevliki Yensis fozil kemiklerinin de antropoloji yönünden kendine özgü bir yeri vardırSeleucus dönemi keramiklerinin de aynı yerde bulunuşu yöredeki yaşamın sonraki yıllarda da sürdüğüne işaret etmektedir

Hatay'ın Amik Ovası'nda, özellikle Reyhanlı yakınlarında Neolitik (MÖ8000-5500), Kalkolitik (MÖ5500-3500) ve Tunç Çağı'na (MÖ3500-1000) tarihlenen bir takım yerleşim alanları ile karşılaşılmıştır Bunlar arasında en iyi bulguları, Antakya Reyhanlı Karayolu'nun 22kmdeki Tell Açana (Alallah) ile Tell Tayınat vermiştir British Museum adına Sir Leonard Woolley Tell Açana kazılarında 17 kültür katını peş peşe ortaya çıkarmıştır Kalkolitik Çağ'dan başlayarak MÖ1190'da sona eren bu yerleşim katlarında Girit, Miken Hitit kültürlerinin izleri görülen saraylar, tapınak ve savunma yapıları ile karşılaşılmıştırMÖ XVIIYüzyılda Hititlerin eline geçen yöre, onların çöküşünden bir süre sonra bağımsız kalmışsa da Asurluların egemenliğine girmiştir MÖ1800-1600) Babil'e bağımlı Yamhad Krallığı'nın egemenliğine giren yöredeki buluntular Hitit, Hurri-Mitanni ve Mısır etkisinin burada sürdüğünü açıkça göstermektedir
Amik Ovası yerleşimlerinde görülen saray mimarisi kalıntıları, Tunç Çağının siyasi yapı ve yaşayışı ile ilgili bazı bilgiler yanında, bu yerleşimlerin beylikler biçiminde örgütlendiğini de ortaya koymuştur İlk Tunç Çağı sonunda Amik ovasındaki beylikler Mezopotomya’dan gelen Akadların egemenliği altına girmiş, fakat bu egemenlik kısa sürmüştür Bundan sonraki dönemde kuzeyden gelen kavimlerinde etkisiyle başlayan kargaşa dönemi MÖ 1800 yıllarına kadar devam etmiştir MÖ 1800-1600 yılları arasında yöre, merkezi Halpa (Halep) olan Yamhad Krallığı’na bağlı bir beyliğin toprakları içinde yer almıştır Başkenti Alalah (Atçana) olan bu beylik iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Yamhad Krallığı’na bağlıydı Bir ara Yamhad Krallığı’nın merkezi Atçana’ya taşınmış ve Kral Hammurabi burada MÖ 1780-1750 dönemine tarihlenen ve kalıntıları bu günde görülen surlarla çevrili bir saray yaptırmıştır Hammuribi’nin yerini Babil Kralı Hammurabi’yle çağdaş olan ve hakimiyeti MÖ 1686 yılına kadar Yarim-Lim almıştır


Yarim-Lim döneminde Orta Anadolu’da ortaya çıkan Hitit krallığı, güçlenip birliği sağladıktan sonra güneye yönelmiş, Amik ovası üzerinden Yamhad krallığının üzerine yürümüştür MÖ 1620 yılında Hitit Kralı Hattuşil ölünce sefer sonuçlanmamamış, Onun yerini alan oğlu Murşil, Yamhad Krallığı üzerine yeniden seferler düzenlemiş, Atçana ve çevresindeki yerleşim yerleri ile Halpa şehrini ele geçirerek, şehri yakıp yıkmıştırArdından seferine devam ederek Babil’i ele geçirmiş, çok sayıda esirle Hattuşaş’a dönmüştür Bundan sonra Antakya ve çevresi Murşil’in ölümüne kadar Hitit egemenliği altında kalmıştır Onun ölümünden sonra yöredeki prenslikler Hitit egemenliğine baş kaldırmışlarsa da Prens İlim-İlimma’nın başında bulunduğu Atçana Beyliği ile diğer kentler MÖ 1490’larda Mısır egemenliğini kabul ederek Firavun Tutmasis III’e bağlanmışlardır
MÖ 15 yüzyıl ortalarında Yamhad Krallığı Hitit egemenliği altına girdi II Hattuşil döneminde Yamhad Krallığı ve diğer yöre devletleri bir süre bağımsız kalabildilerse de, I Şuppiluliuma bu yöreleri tekrar ele geçirmiştir Daha sonra Şuppiluliuma ikinci bir sefer daha düzenleyerek bölgeleki Hitit egemenliğini kesinleştirmiş ve bu durum MÖ XIII yüzyıla kadar devam etmiştir XIIIyüzyılda Kral Tukulti-Ninurta zamanında Asurlular Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirmiştir MÖ 1200’lü yıllarda Hitit devleti zayıflayınca Güney Anadolu’da Fırat kıyıları ile Konya arasındaki bölgede çok sayıda yeni küçük devletler ortaya çıkmıştır Etnik kökenleri, dilleri ve gelenekleri farklı olan bu devletçikler uzun süre siyasi bir birlik kuramamışlardır

1200'de Yunanistan'dan Anadolu'ya yönelik Dor göçü bu bölgeye kadar uzanmıştır Bu göçmen grubu Batı Anadolu ve Kıbrıs'ta belirli aralıklarla konakladıktan sonra Amik Ovası'na ulaşmışlardır Ancak yeni gelenlerin yöredeki kültürlere büyük zararları olmuş yeni gelenlerin baskısına karşı koyamayan Hititler Kuzey Suriye'ye çekilerek küçük devletler kurmuşlardır Bu arada Arami'ler de Kuzey Suriye'ye gelerek Hititlerle karışmışlardır Böylece Kuzey Suriye'de öncekilerden çok farklı bir kültür meydana gelmiştir
Büyük İskender, (MÖ356-323) MÖ333'te Darius'u İsos'ta yenmesiyle birlikte Anadolu'daki Pers egemenliğine son vermiştir Makedonya'dan Hindistan'a kadar uzanan İskender İmparatorluğu'nun zamanında Hatay yöresinde Bottias ve İopolis isimli iki küçük Yunan kolonisi bulunuyordu MÖ 334-333 yıllarında Anadolu’yu baştan başa aşıp, Gülek Boğazından Çukurova’ya geçen Büyük İskender Akdeniz’in kuzeydoğu ucunda, bir sahil kasabası olan Myriandros’ta (bugünkü İskenderun) kamp kurmuştur Bu sırada bölgede bulunan Pers İmparatoru III Dareios da Amanos dağlarını aşıp bu günkü Dörtyol’un bulunduğu ovaya inmiş, Pinaros çayı (Deliçay) kıyısında savaş düzeni almıştır Bunun üzerine İskender Dörtyol ovasına geri dönmüş ve iki ordu, İssos’ta savaşa başlamış ve İskender Pers ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır (333) Bundan sonra İskender kazandığı zaferin anısına Myriandros’ın adını “Alexandria” olarak değiştirmiş, Amanos dağlarını aşarak Amik ovasından geçip yoluna devam etmiştir


İskender’in MÖ 323 yılında ölümü imparatorluğunun generalleri arasında paylaşılmasına neden olmuşturBunlardan Seleukos I Nicador Suriye ve çevresindeki Hatay yöresini de kapsamına alan topraklarda Seleucus devletini kurmuştur MÖ 312 yılında I Antigonos’u yenen Seleukos, Asur ülkesi ile İran’daki satrapları kendisine bağlamış, Dicle kıyısındaki Seleukeia kentini merkez yapmıştır MÖ 307 yılında Antigonos, bugünkü Antakya’nın kuzeyinde Akdeniz sahilinden doğuya uzanan yol üzerinde, Asi Nehri kenarında bir şehir kurmuş ve bu şehre “Antigonia” adını vermiştir Seleukos Nikator, MÖ 23 Nisan 300 tarihinde Akdeniz kıyısında Seleukia (bugünkü Samandağ-Çevlik) kentini kurmuş ve başkenti buraya taşımıştır Seleukeia’da şehir surları içinde bir de liman inşa ettirmiştir Daha sonra I Seleukos Antigonia’yı yıktırıp, daha güneyde, dağ eteğinde (Antakya’nın bugünkü yerinde) yeni bir şehir yapılmasını istemiş ve şehrin temeli MÖ 22 Mayıs 300 tarihinde atılmış, yapımı tamamlanınca da devlet merkezi buraya nakledilmiştir Seleukos şehre babasının (ya da oğlunun) anısına “Antiokheia” adını vermiştir

Başkent Antiocheia hızla gelişerek önemli bir merkez olmuştur ISeleukos döneminde su kanalları yapılarak Defne (Harbiye) çağlayanlarından Antakya’ya su getirilerek, şehirde su depoları ve dağıtım şebekeleri yapılmıştır Bu çalışmalar sonraki krallar zamanında da devam ettirilmiştir


Antiocheia'da MÖ64'te yeni bir dönem başlamıştırGeneral Pompeus'un Roma İmparatorluğu topraklarına kattığı Antiocheia kısa sürede gelişmiş, nüfusu 500000'e ulaşmış ve şehir ekonomik, siyasi ve kültürel bir kimlik kazanmıştır Bunun sonucu olarak da Roma ve İskenderiye'den sonra Roma İmparatorluğu'nun üçüncü büyük kenti olmuş ve Doğunun Altın Şehri ismi buraya yakıştırılmıştır
Antiocheia'da MÖ195'te başlayan ve MSVIyüzyıla kadar süren olimpiyat oyunlarına benzer spor yarışmaları düzenlenmiştir Bu oyunlar İmparator Claudius zamanında olimpiyat adıyla kurumlaşmıştır Roma İmparatoru Octavioanus (MÖ63-MS14) Marcus Ulpius Traianus (MS98-117), Tiberius (MS14-MS37) Antiocheia'ya yakın ilgi göstermişlerdir Antoninus Pius (138-161) uzun süre burada yaşamıştır Roma iç savaşlarında Antiocheialılar CJulius Caesar'dan (MÖ12/13-MÖ44) yana olmuştur Bundan hoşlanan JCaesar Antiocheia'da dokuz gün kalmış, halka verilen imtiyazları yenilemiş, yukarı mahallelere su getirmiş ve bir de tiyatro yaptırmıştır CJulius Caesar'ın ölümünden sonra Partlar kente girmişse de Romalılar yeniden yöreye egemen olmuşlardır Bu dönemde hipodrom, sirk ve tiyatrolar onarılmış, yeni devlet binaları yapılmıştır İmparator Tiberius zamanında Habib-ül Neccar Dağı'ndan aşağıya inen sularla kent kuşatılmıştır İstanbul'dan sonra en uzun surlar olarak nitelenen Antiocheia surları 12 km uzunluğa ulaşmaktaydı Ne yazık ki, bunlardan günümüze pek azı gelebilmiştir

Asi nehri ağzında bulunan ve eski çağlardan beri kullanılan El Mina, yöredeki kentlerin ticari bağlantısını sağlayan önemli bir limandır Bu limandan IV Yüzyıla kadar küçük gemiler nehir yoluyla Antakya’ya kadar gelebiliyorlardı Seleukeia Pieria limanı hizmete girince deniz ticaretinin ağırlığı bu limana kaymış ve El Mina önemini yitirmiştir Burası aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun Doğu Akdeniz’deki en önemli askeri üssü konumundaydı Judea Kralı Herot kenti güneyden kuzeye doğru kesen, granitten bir yol yaptırmış, İmparator Octavianus Augustus da (MÖ23-MS14) yolu kuzey kapısına kadar uzatmıştır İmparator Tiberius bu yola revaklar eklemiş, kenti tunç ve altın yaldızlı heykellerle süslemiştir Bu dönemde altın ve tunçtan yapılmış Tyche heykeli Antiocheia'nın sembolü olmuştur Tyche heykelinin en güzel yapıtı Eutühides tarafından yapılmış olup, Roma Vatikan Müzesi'ndedir
Roma kaynaklarından ve bazı kalıntılardan kentte oldukça ileri düzeyde bir hamam sisteminin geliştirildiği öğrenilmektedir Bu konuda yapılan araştırmalar kentte gerçek isimleri bilinmediğinden A, C, E olarak tanımlanan hamamlar bulunuyordu Ayrıca Apolausis hamamı da onlara eklenmektedir Bunlardan C hamamının her iki eksenine göre simetrik, E hamamının da ikisi simetrik olmak üzere üç büyük nişli caldiriumu (sıcaklık) vardı Geç Roma Çağı'nda İtalya'da görülen yol kavşaklarına yerleştirilen anıt tipindeki tetrapilonlardan birisi de İmparator Caligula Cermanicus (MS31-41) yıllarında yapıldığı sanılmaktadır

Antiocheia'nın 9 km doğusundaki Daphne (Harbiye) Romalıların sayfiye yeri idi Romalı kumandan ve zenginlerin villalarının mozaikleri kentin önemini, zenginliğini bir kat daha gözler önüne sermektedir Buradaki Apollon, Artemis, Herakles ve İsis tapınaklarının isimleri kaynaklarda geçerse de onlarla ilgili hiç bir kalıntı günümüze ulaşamamıştır Âsi Nehri üzerindeki İmparator Diocletianus'un (MS245-316) yaptırmış olduğu üç gözlü köprü ne yazık ki, 1970'den sonra yeni bir köprünün yapılabilmesi için yıktırılmıştır
300'lü yıllarda İmparator Vespasianus (MS17-79) zamanında Samandağ'da sel sularını önlemek amacıyla 138 m uzunluğu, 6mgenişliği ve 7 m yüksekliği olan bir tünelin yapımına başlanmıştır Sonraki yıllarda İmparator Titus Vespaianus Augustos (MS39-81) tarafından tamamlanmıştır
Antiocheia (Antakya) Hıristiyanlığın başlangıç ve yayılma dönemlerinde önemli bir dini merkez konumuna gelmiştir Hzİsa'nın çarmıha gerilişinden sonra havarileri Hıristiyanlığı yaymaya çalışmış, bu nedenle de Anadolu ile Yunanistan'a sık sık gitmişler, Roma'ya kadar uzanmışlardır

Hıristiyanlıktan önce Antiocheia'da Gentil denilen bir cemaat yaşıyor, Sinagoglarda Eski Ahid'in MÖ270'de yapılmış çevirileri okunuyordu Gentiller Yahudilerin yüksek ahlâki ve ruhanî Tanrı kavramı ile inanların ahlâk yasalarının etkisinde kalmışlardı Aziz Paulos ile Aziz Barnabas bu cemaate vaaz vermeye başlamadan önce Samiriye'de aynı adetleri benimsemiş bir topluluk yaşıyordu Özellikle Aziz Petrus'u tanımak ve ondan vaaz dinlemek amacıyla (Caesarea'da (Kayseri) bir araya gelen Romalı yüzbaşı Cornelius ile yakınları vaftiz olarak yeni dini kabul etmişlerdi Bu arada Aziz Petrus da görmüş olduğu bir rüyanın etkisinde kalarak onları ziyarete gelmiştir Bundan sonra Roma İmparatorluğu'nun Filistin'deki bir kenti olan Judae'daki kilise vecd halini Kutsal Ruhun vaftizi olarak kabul etmişti Bu arada Antiocheia'da Hıristiyan dinini kabul edenler arasında şiddetli bir tartışma gelişmiş, tartışmanın ana noktasını "Musa'nın adetine göre sünnet olmayanların" durumu oluşturmuştur Aziz Paulos ile Aziz Barnabas'ın ılımlı görüşlerine Judae'dan gelenler karşı çıkmışlardır Bu tartışmayı sonuca bağlayabilmek için Aziz Paulos ile Aziz Barnabas Kudüs'e giderek konuya açıklık kazandırmaya çalışmışlardır Anadolu'daki bazı mucizeler bu toplantıda dile getirilmiş ve sünnetin üzerinde fazla durulmaması, yalnızca Kutsal Ruh'un kabul edilmesi öğütlenmiştir Bu kararın ardından Aziz Yahuda, Aziz Silas, Aziz Paulus ve Aziz Barnabas'ın Anadolu'ya gönderilmeleri kararlaştırılmıştır Ayrıca Azizler Antiocheia, Suriye ve Kilikya'daki Gentillerin Hıristiyanlığı kabul ettiklerini bildiren mektubu teslim etmekle de görevlendirilmişlerdir Bundan sonra da Aziz Paulus ile Aziz Barnabas Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Antiocheia'dan yolculuklarına başlamışlardır
MS252-300 yıllarında Antiocheia'da on kilise toplantısı yapılmış, ayrıca Anadolu Patriği'nin de merkezi olmuştur Kutsal Kitap'ın MSIVyüzyıl sonunda Hieronymus tarafından yapılan Latince çevirisi olan Vulgata'yı hazırlayan Aziz Jerome, Antiocheia'da İsa'nın hayalini gördüğünü söylemiştir

Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye ayrılmasından sonra Antiocheia Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Bizans) sınırları içerisinde kalmıştır Roma döneminde başlayan Arap akınları Bizans döneminde de sürmüş ve yöreyi tehdit etmiştir Buna rağmen Antiocheia önemini korumuş Bizans'ın İran'a yaptığı seferlerde de üs olarak kullanılmıştır İmparator Iustinianus (527-565) Arap akınlarına önlem olarak kenti eskisinden daha küçük surlarla çevirmiş, yollarını taş döşeli olarak yenilemiş, tiyatro, hamam ve su yolları yaptırmıştır Bizanslılardan arta kalan dört sur kapısından yalnızca Demir Kapı (Halep kapısı) günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir Antiocheia bu yıllarda doğal afetlerden büyük zarar görmüş; MS 35,37 ve 41-45 arası, 115, 341, 365, 396, 458, 526, 528 ve 531-534 arası, 532, 551, 557, 588, 589 depremleri kenti baştan başa yıkmıştır Bunlardan en şiddetli ve en çok can kaybına yol açanı, 29 Mayıs 526 tarihinde meydana gelen depremdir Bu depremde 250000 kişi ölmüş ve Antakya ile birlikte Daphne ve Seleukia Pieria de yerle bir olmuştur 528 yılında meydana gelen deprem de de en az önceki kadar şiddetli ise de can kaybı diğerlerine göre daha az olmuştur 526 ve 528 depremlerinden sonra yeniden kurulan yeni Antiocheia'da 542 yılında bir veba salgını yaşanmıştır



Alıntı Yaparak Cevapla