|
Prof. Dr. Sinsi
|
İl İl Türkiye Resimleri (İzmir)
İl kapsamında bulunan antik kentlerin turizme de büyük katkısı olmaktadır Doğal ve tarihi zenginliklerin yanı sıra Foça, Çeşme, Urla ve Gümüldür’deki oteller, moteller ve tatil köyleri turizm yönünden önemli kuruluşlardır

İzmir yer altı kaynakları bakımından da zengindir Karşıyaka yöresinde altın ve gümüş; Ödemiş yöresinde antimon ve civa; Bayındır’da kurşun ve çinko; Seferihisar’da perlit, kurşun ve çinko; Karaburun’da civa; Tire yöresinde civa, grafit, mermer ve zımpara taşı; Torbalı’da demir ve mermer, Urla’da aspest; Foça Dikili ve Bergama’da perlit yatakları bulunmaktadır Ayrıca Türkiye’nin tuz gereksiniminin hemen hemen yarısını Çamaltı Tuzlası karşılamaktadır
İzmir yöresinin tarihi çok eski yıllara, Tunç Çağına (3500-1000) kadar inmektedir Antik Çağda Smyrna olarak isimlendirilen İzmir İonia Bölgesi’nin önemli kentlerinden birisi idi Smyrna-Samornia M Ö 3000 yıllarında Lelegler tarafından, bugünkü Bayraklı yakınında bulunan Tepekule mevkiinde kurulmuştur Smyrna sözcüğü daha çok bir Amazon Kraliçesinden kaynaklandığı sanılmaktadır M Ö 2000-1200 yılları arasında, Hitit Krallığı’nın etkisi altında kalan Smyrna, Hitit Devleti’nin M Ö 1200 yılında Frig akınlarıyla yıkılması sonucu M Ö XI Yüzyılda Yunanistan’dan Batı Anadolu kıyılarına göç eden Aiollar, daha sonra da İonlar bölgeye yerleşmişlerdir Yunanistan’dan gelen bu göçmen grubunun küçük bir bölümü Pagos Dağına, büyük bir bölümü de İzmir Körfezi ile Yamanlar Dağı arasındaki alana yayılmışlardır
VII yüzyılda Smyrna, Lydia’lıların saldırıları ile karşılaşmıştır Özellikle Kral Gyges, saldırıları Smyrna üzerine yöneltmişse de kenti ele geçirememiştir Kral Alyattes’in kenti yakıp yıkmasından sonra Smyrna, yaklaşık 300 yıl basit bir yerleşim alanı olmaktan ileri gidememiştir Lydia baskısından bunalan İonialılar Smyrna’yı bırakarak çevre köylerine dağılmışlar, tehlikenin geçmesinden sonra da yeniden memleketlerine dönmüşlerdir

M Ö V-IV yüzyıllarda Smyrna ile ilgili bilgilerimiz oldukça karanlıktır Büyük olasılıkla, diğer İon kentlerinde olduğu gibi burası da Pers egemenliğine girmiş ve tiranlar tarafından yönetilmiştir Büyük İskender’in Çanakkale yöresinde Pers kralı Darius’u yenmesinden sonra (M Ö 333) Anadolu’nun büyük bölümü Makedonyalıların egemenliğine girmiştir Böylece diğer İonia kentlerinde olduğu gibi Smyrna da Helenistik dönemde gelişmiş, nüfusu artmış ve zenginleşmiştir Bu arada kent Pegas Dağı (Kadifekale) eteklerinden ovaya doğru yayılmaya başlamıştır Büyük İskender bir bakıma Smyrna’nın da kurucusu sayılmıştır
Mitolojik bir öyküye göre; Pagos Dağında avlanmaya giden Büyük İskender, bir ağacın altında uyuya kalmıştır Orada gördüğü rüyada kendisine Smyrna’nın bu yere taşınması öğütlenmiştir Bunun üzerine Claros’daki Apollon kahinlerine danışmış ve şu cevabı almıştır:
“Kutsal Meles ötesinde Pagos’a yerleşmeye gidecek olan bu insanlar üç veya dört kez mutlu olacaklardır” Nitekim M S 244-249 yıllarında Philippus döneminde basılmış bir Roma sikkesinde Büyük İskender’in Pagos Dağında ağaç altında uyurken iki tanrıçanın rüyasına girmesi görülmektedir
Pausanias’dan öğrenildiğine göre; bu olaydan sonra Büyük İskender’in isteği üzerine kent Bayraklı’dan Kadifekale’ye taşınmış ve İmparatorun kumandanlarından Lysimakhos bununla görevlendirilmiştir Bundan ötürü de Smyrna’nın çevresinde Lysmakhos ismi ile tanınan surlar yapılmıştır
M Ö III yy başlarında Ephesos’luların tavsiyesiyle 13 üye olarak Panionion Birliğine kabul edilmiştir Helenistik dönemde bağımsızlığını sürdürmüş, Seleukosların yanında yer almıştır
Büyük İskender’in ölümünden sonra İmparatorluğu, generalleri arasında bölüşülmüş Smyrna da Seleukosların payına düşmüştür Pergamon Krallığının Seleukosları yenmesinden sonra da başta Smyrna olmak üzere, İonia onların yönetimine girmiştir Pergamon kralı III Attalos’un vasiyet uyarınca burası da Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır Tiberius, Hadrianus, Caracalla gibi Roma İmparatorları Smyrna’ya özel bir konum tanımış ve bazı yetkiler vermiştir M S 178 depreminde kent büyük zarar görmüşse de Marcus Aurelius’un maddi yardımlarıyla yeniden eski görkemine ulaşmıştır Onarılan yapılara yenileri de eklenmiştir
Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile Bizanslıların bir eyalet merkezi olan İzmir, M S 440 yıllarında Hun Hükümdarı Atilla’nın istilasına uğramıştır M S 695 yılından itibaren iki defa Arapların akınına uğramış, sonra yine Bizanslıların eline geçmiştir Bizans döneminde önemli bir piskoposluk merkezi olmuştur Aziz Yuhanna’nın Vahiy’inde geçen yedi cemaat arasında Smyrna’da sayılmaktadır Diğer cemaatler ise; Ephesos, Pergamon, Thyateria (Akhisar) ,Sardes, Philadelphia (Alaşehir) ve Laodikeia’dır Burada Aziz Policarp’ın da ismi geçmektedir İncil’in Mektuplar kısmında yazıldığı gibi Aziz Paulos burada oturan halka mektuplar yazmış ve onları Hıristiyanlığa davet etmiş, bir yandan da yeni dine inananlara karşı yöneltilen baskı ve zulümlere karşı onları uyarmıştır

Smyrna,M S V-VI yüzyıllarda daha da gelişmiştir M S 440 yıllarında Hun Hükümdarı Atilla’nın istilasına uğramıştır M S 695 yılından itibaren iki defa Arap akınlarına uğramış, sonra yine Bizanslıların eline geçmiştir 1081 yılında İzmir Selçuklular tarafından fethedilmiştir 1097 yılında Haçlıların Anadolu’da ilerlemesinden yararlanan Bizanslılar, İzmir de dahil olmak üzere Ege’de Türklerin elinde bulunan tüm yerleri işgal etmişlerdir Ancak M S VII yüzyıldan sonra baskınları artan Arap akınlarından ötürü siyasi ve ekonomik yönden gerilemiştir 1264’de Latinler liman bölgesine yerleşmiş, 1310’da da Aydınoğulları Beyliği’nin hükümdarı Mehmet Bey tarafından İzmir ele geçirilmiş, oğlu Umur Bey’e verilen İzmir’in Liman Kalesi, Haçlılar tarafından 28 Ekim 1334’de yeniden işgal edilmiştir 1402 yılına kadar Aydınoğulları Kadifekale’ye, Haçlılar da Liman Kalesi’ne hakim olmuşlardır Liman Kalesi 1402 yılında Timur tarafından ele geçirilmiş ve Aydınoğulları Beyliği’ne geri verilmiştir Bundan sonra İzmir’de 1426 yılına kadar Aydınoğlu Cüneyt Bey hakim olmuş, yöre 1426 yılından itibaren Osmanlı Devleti idaresine girmiştir
İzmir, 1472’de Venediklilerin saldırısına uğramıştır Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet, limandaki kaleyi yeniden yaptırmış ve XVII Yüzyıla kadar kent güven içerisinde kalmıştır XVII yüzyılın başlarında İzmir Celali Ayaklanmalarından etkilenmişse de isyanların bastırılmasından sonra, önemli bir liman ve ticaret merkezi, konumuna gelmiştir XVIII yüzyılda İzmir’de ilk dokuma fabrikası, XIX yüzyılda ilk kağıt fabrikası açılmıştır

Osmanlı döneminde Cezair-i Bahr-i Sefid eyaletine, sonra da Anadolu eyaletine bağlı olmuştur XIX yüzyılın sonlarına doğru ise Aydın vilayetinin merkezi konumunda idi I Dünya Savaşı’ndan sonra 15 mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgal etmesi, Kurtuluş Savaşı’nın başlamasına da neden olmuştur İzmir, 3 yıldan daha uzun bir süre Yunan işgalinde kalmış, 30 Ağustos Zaferi’nden sonra 9 Eylül 1922’de Türk ordusu İzmir’e girmiştir Yunanlılar kaçarlarken kenti yakmışlardır Cumhuriyetin ilanından sonra da İl konumuna getirilmiştir
İzmir yöresinde Bayraklı, Pergamon (Bergama), Phokaia (Foça); Erythrai, Teos, Ephesos, Claros, Pitane (Çandarlı, Neon Teikhos (Yeni Kale), Kyme , Kolophon (Değirmendere), Metropolis, Allionai, Lebedos (Gümüldür) gibi antik kentler bulunmaktadır Kadifekale’de Roma dönemi Agorası, Roma Yolu, Kızılçullu Su kemerleri, Yamanlar Dağında Tantalos Mezarı, Meryem Ana Kilisesi Antik Çağlardan kalan kalıntılardır Osmanlı döneminde Faik Paşa (XVI yüzyıl), Hisar, Hacı Hüseyin, Kestane Pazarı (1663), Ali Ağa (1672), Hatuniye (XVII yüzyıl), Çorakkapı, Başdurak (1774), Kemeraltı (1671), Konak (1754), Kurşunlu, Şadırvan, İkiçeşmelik ve Salepçioğlu Camileri; Kızlarağası, Mirkelamoğlu, Karaosmanoğlu Hanları; II Abdülhamid’in tahta çıkışının 25 yılı için 1901’de yapılan Konak’taki Saat Kulesi; Cumhuriyet Meydanındaki Atatürk Anıtı (1932) belli başlı eserleridir Ayrıca İzmir ve ilçelerinde Türk sivil mimarisini yansıtan örnekler bulunmaktadır
|