|
Prof. Dr. Sinsi
|
Şakîk-İ Belhî
ŞAKÎK-İ BELHÎ
Evliyânın büyüklerindendir Künyesi Ebû Ali olup, babasının ismi İbrâhim’dir İbrâhim Edhem’in talebesi, Hâtim-i Esâm’ın hocasıdır Dünyâya gönül bağlamayıp, haramlardan ve şüphelilerden şiddetle kaçardı Şüpheli korkusuyla mübahların da çoğuna yaklaşmadı Ticâretle uğraşırdı 790 (H 174) senesinde vefât etti
Şakîk-i Belhî’nin tövbe etmesine Türkistan’daki bir putperest sebeb oldu Ticâret için Türkistan’a gitti Merak edip bir puthaneye girdi Puta, isteklerini yana yakıla anlatan bir putpereste; “Seni ve her şeyi yoktan var eden, alîm ve kudretli bir yaratanın var Sana hiç bir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına Allahü teâlâya ibâdet et ” dedi Putperest, “Eğer söylediğin doğru ise, O, sana senin memleketinde rızk vermeye kâdirdir Mâdem öyledir, niçin tâ buralara kadar geldin?” dedi Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere daldı ve Belh şehrinin yolunu tuttu Yolda gelirken bir mecûsi ile yolculuk yaptı Mecûsi, Şakîk-i Belhî’nin tüccar olduğunu öğrenince; “Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen, kıyâmete kadar gitsen onu ele geçiremezsin Şâyet kısmetin olan bir rızk peşindeysen onun arkasında koşmana lüzum yoktur Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur ” dedi Bu söze Şakîk-i Belhî hayran kaldı Dünyâ’ya karşı meyli azaldı Artık âhiret için çalışacağına kendi kendine söz verdi Belh şehrine geldi Belh’de müthiş bir kıtlık vardı İnsanlar yiyecek bir şey bulamıyorlardı Bu yüzden kimsenin yüzü gülmüyordu Şakîk-i Belhî, çarşıda neşeli bir köleye; “Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neşene sebep nedir?” deyince, köle, “Niçin üzüleyim Benim efendim zengin bir kimsedir Beni aç, çıplak bırakmaz ki!” dedi Şakîk-i Belhî, bu söze şaştı ve; “Aman yâ Rabbi! Az bir dünyâlığı olan şu zenginin kölesi böyle neşeli Halbuki, sen bütün canlıların rızıklarına kefil oldun Biz niçin gam ve keder içinde olalım ” deyip dünyâ meşgûliyetlerinden elini çekti Samîmi bir tövbe ile âhirete yöneldi Allahü teâlâya olan tevekkülü son derece fazlalaştı İbrâhim Edhem hazretlerinin sohbetlerine başladı Ondan feyz alarak olgunlaştı
İbrâhim Edhem’le olan sohbetlerinden birini kendisi şöyle anlattı: “Hocam ile Mekke’de buluştum Bana Hızır aleyhisselâm ile olan karşılaşmasını anlattı Buyurdu ki: “Hızır ile bir defa görüştüm Bana yeşil bir kabın içinde, güzel kokulu sekbaç ismindeki ekşili bir yemekden verdi “Bunu ye, ey İbrâhim!” dedi Almadım Hızır bana; “Meleklerden duyduğuma göre, bir kimse verileni kabûl etmezse, bir şey verilmesini istediği yerden eli boş döner ” buyurdu ”
Şakîk-i Belhî gençliğinde gençlerin reisi idi Bir gün arkadaşlarıyla birlikte, mecûsilerin taptıkları ateşin bulunduğu tapınağa geldiler Arkadaşlarına, “Haydi içeri girelim Mecûsiler ne yapıyorlar, ateşe nasıl tapıyorlar, bakalım ” dedi İçeride güzel yüzlü bir gencin ateşe tapınmakta olduğunu gördüler Şakîk-i Belhî o gence, müslüman olmasını teklif etti O genç, Şakîk-i Belhî’nin yanına gelip ona bir tokat vurdu Şakîk-i Belhî ve arkadaşları buna bir mânâ veremeyip, dışarı çıktılar Şakîk-i Belhî; “Kendi kusurlarım sebebiyle bu mecûsi müslüman olmadı Sözüm tesir etmedi ” diyerek, tövbe ve istigfâr eyledi Hattâ, kusur ve günahlarının affı için ağladı, çok gözyaşı döktü Uzun yıllar ilim öğrendi Büyük âlimler arasına girdi Allahü teâlânın katında sevilen kimselerden oldu Aradan uzun yıllar geçmişti Bir gün talebeleriyle yine o mecûsilerin tapındığı yere geldiler Talebelerine; “Geliniz mecûsileri görelim de, onlar gibi olmadığımız için Allahü teâlâya şükredelim ” buyurdu İçeri girdiklerinde, ihtiyar bir mecûsinin ateşe tapınmakta olduğunu gördüler Şakîk-i Belhî ona; “Niçin müslüman olmuyorsun? Güzel simâlı bir ihtiyarsın ” deyince, ihtiyar; “Bana İslâmı anlat ” dedi Şakîk-i Belhî ona İslâmiyeti anlattı, o da müslüman oldu Berâberce dışarı çıktılar Giderken, Şakîk-i Belhî, yeni müslüman olan ihtiyara; “Filan târihte, mecûsilerin bu tapınağında bir genç vardı Şimdi ne hâldedir?” diye sordu İhtiyar; “İşte ben o gencim ” dedi Şakîk-i Belhî çok hayret etti ve; “Sana o zaman müslümanlığı anlattım, müslüman olmanı teklif ettim, kabûl etmedin Şimdi anlattım, hemen müslüman oldun Hikmeti nedir?” diye sordu İhtiyar bunu şöyle cevaplandırdı: “O zaman senin sözün bana tesir etmedi Şimdi ise o kadar temiz ve nurlusun ki, benim pislik ve zulmetimi giderip temizledin Allahü teâlâ da senin nûrunu arttırsın ” dedi Oradakiler “Âmin” dediler
Zengin zâtlardan birisi, Şakîk-i Belhî’ye dedi ki: “Ben senin ihtiyaçlarını, kendi malımdan karşılayayım ” Şakîk-i Belhî buyurdu ki: “Kabûl ediyorum, ama şu şartla, bana verdiklerinden dolayı hazinende noksanlaşma olursa, malların hırsızlar tarafından çalınıp telef olursa, -olur ya- bir gün bu niyetinden ayrılıp bana nafaka vermekten vazgeçersen, bende bir kabahat görüp vermekte olduğun nafakayı kesersen ve ömrün bitip ölürsen ve ben de nafakasız kalırsam ne olacak Bütün bunların olmıyacağına dair bana bir teminât verebilirsen teklifini kabûl edeyim Halbuki, benim rızkımı öyle bir zât veriyor ki, bütün mahlûkların rızıklarını verdiği halde hazinelerine zarar verme durumu yoktur Bu kadar günahlarımız olduğu ve en ince teferruatına kadar bütün yaptıklarımızı bildiği halde ihsânı ve merhameti o kadar boldur ki, kimsenin rızkını kesmiyor Sonra onun için ölüm diye bir şey yoktur Böyle bir zât rızkıma kefil olmuş iken başkasından bir şey beklemekliğim kulluğuma yakışır mı? Her türlü ayıb ve kusurlardan uzak böyle bir zâtı bırakıp da, kendim gibi âciz bir kula el açarsam Rabbim gücenmez mi ve böyle yapan kimselerin ne kadar zavallı ve akılsız oldukları meydanda değil midir?” Bunun üzerine o zengin kimse bir şey diyemedi
Bir gün, kendilerine nasîhat kâr etmeyen bir grub insanlara şöyle buyurdu: “Eğer çocuk iseniz mektebe, deli iseniz tımarhâneye, ölü iseniz kabristana gidin Ama müslüman iseniz müslüman olmanın şartlarını yerine getiriniz!”
Şakîk-i Belhî bir gün hocalarından Ebû Hâşim er-Rummânî’yi ziyâret etti Hocası Şakîk-i Belhî’nin cebini kabarık görünce ne olduğunu sordu Şakîk-i Belhî; “Dostlarımdan biri, orucunu bunlarla açmanı arzu ediyorum Lütfen kabûl et diye yiyecek bir şeyler verdi Çok ısrâr ettiği için ben de kabûl ettim ” dedi Bunun üzerine hocası; “Demek sen akşama kadar yaşıyabileceğini düşünebiliyorsun ” diyerek sitem etti
Şakîk-i Belhî, Mekke’ye gitti Orada pekçok kimse etrâfında toplanır, sohbetlerinden ve nasîhatlerinden istifâde ederlerdi Birisine dedi ki: “Geçimini nasıl temin ediyorsun Bir şey bulamazsan ne yapıyorsun?” O kimse dedi ki: “Bir şey bulursam şükrediyorum, bulamazsam sabrediyorum ” Şakîk-i Belhî; “Belh şehrinin köpekleri de böyledir Buldukları zaman, sevinirler Bulamazlarsa bekleyip sabrederler ” buyurdu O kimse dedi ki: “Peki bu hususta sizin yaptığınız nedir " Cevâbında; “Elimize bir şey geçerse, başkalarını kendimize tercih eder, başkalarına veririz Geçmezse şükrederiz ” Bunun üzerine o kimse Şakîk-i Belhî’ye sarıldı ve; “Vallahi sen büyük bir zâtsın ” dedi Hacdan dönüp Bağdât’a geldiğinde vâz vermeye başladı Hep, Allahü teâlâya tevekkül etmenin lüzumunu anlatırdı Birisi gelip, kendisine; “Hacca gitmek istiyorum ” deyince, o kimseye; “Yol harçlığın nedir?” diye sordu O kimse; “Allahü teâlânın benim için takdir ettiği rızkın mutlaka bana ulaşacağını, bu rızkı başkalarının alamıyacağını, Allahü teâlânın takdirinin her zaman benimle berâber olduğunu, hangi halde ve durumda bulunursam bulunayım, Allahü teâlânın benim durumumu benden daha iyi bilmekte olduğunu bilirim ” dedi Bunun üzerine Şakîk-i Belhî; “Çok güzel, ne güzel yol harçlığın var Tevekkül böyle olmalı Güle güle git kardeşim Yolun açık olsun ” buyurdu
Şakîk-i Belhî, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe’yi çok medheder şöyle buyururdu: “İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe bu zamanda insanların en verâ sâhibi (haram ve şüphelilerden sakınanı), en âlimi, en çok ibâdet edeni, en cömert olanı, dînin emirlerine uymakta en ihtiyatlı davrananı, Allahü teâlânın dîninde, kendi görüşü ile bir şey söylemekden en çok sakınanı idi Bir meseleyi açıklıyacağı zaman, bütün talebelerini toplar, hepsi bu meselenin dîne uygun olduğunda ittifak edince; “Bu meseleyi filan bölüme yazınız ” derdi ”
Şakîk-i Belhî’nin bir gün yanına bir ihtiyar gelip, Allah’a tövbe etmek istediğini bildirdi Ona buyurdu ki: “İyi ama, keşke tövbe etmek için bu zamâna kadar beklemeseydin ” O kimse: “Öyle ama, yine de ölmeden önce geldiğim için erken gelmiş sayılırım ” dedi Şakîk-i Belhî; “Hoş geldin ve ne iyi ettin ” buyurdu Bunun üzerine o kimse tövbe etti ve tövbesinden vazgeçmedi
Buyurdular ki:
“Bir musîbet geldiğinde feryâd ü figân eden kimse, Allahü teâlâya karşı gelmiş olur Ağlayıp, sızlamak, belâ ve musîbeti geri çevirmediği gibi, insanın sabredenlere verilen sevâb ve mükâfâttan da mahrum olmasına sebeb olur ”
“Bir kimsenin yanında mübârek bir zâtın iyilik ve güzel hâlleri anlatılır da, o kimse bundan zevk duymaz ve o mübârek zâta karşı kalbinde muhabbet hâsıl olmazsa, bilsin ki kendisi kötü kimsedir ”
“Sıkıntının mükâfâtını bilen, ondan kurtulmağa heves etmez ”
“Şeytanı en çok kızdıran iki şey, onun vesvesesine aldırmamak ve Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir” (Allahü teâlânın yarattıkları hakkındaki tefekkür makbûldür )
“Bir kusuru ve ayıbı var diye bir kimseyi kötüleyen, hakâret eden kimse, kendi kendini helâk etmiş demektir İnsanlar, bir kimse hakkında; “Bundan bize zarar gelmez bu emin bir kimsedir ” derlerse, o kimse bütün insanların zarar ve kötülüklerinden emindir Kim müslümanların aleyhinde konuşur, onları gıybet eder, onlara iftira ederse, aralarında söz taşıyıp koğuculuk yaparak müslümanları birbirine düşürürse, müslümanların hakkını gözetmez, onların kalblerini kırar, incitirse ve onları kendinden aşağı görürse, o kimse şeytanın hizmetçisi olmuş olur, dünyâda fakir olur, âhirette iflâs etmiş vaziyette hakir ve zelîl olur ”
“Rızkı hususunda Allahü teâlâya tevekkül eden kimsenin güzel huyları fazlalaşır, cömert olur ve ibâdetlerinde vesvese bulunmaz ”
“Allahü teâlânın azâbından korkmanın alâmeti haramları terk etmektir Allahü teâlânın rahmetinden ümidli olmanın alâmeti de çok ibâdet etmektir ”
“İleride tövbe ederim diye günaha devam edenler, daha yaşarız ümidiyle, tövbeyi geciktirenler, hattâ, Allahü teâlânın azâbını düşünmeyip, rahmetini ümid ederek tövbe etmeyenler, çok büyük gaflet ve felâket içindedirler ”
|