|
Prof. Dr. Sinsi
|
Tabiinin Büyükleri
Ata İbn Rebah (R A )
Şu üç kişinin dışında, itimle, Allah´ın rızasını arayan hiç kimse görmedim Ata, Tavus ve Mücahid [1]
Şimdi hicretin 97 senesi, zilhicce ayının son on günündeyiz  Beyt-i Atik, her taraftan, kimisi yaya, kimisi binitli, kimisi yaşlı, kimisi genç, kimisi erkek, kimisi kadın, kimisi siyah, kimisi beyaz, kimisi Arap, kimisi Acem, kimisi efendi, kimisi köle Allah´ın evine ziyarete gelen kimselerle kaynaşıyor  
Onların hepsi insanların meliki (hükümranı) olan Allah´a huşu içinde, emrine boyun eğerek ve umut içinde gelmişlerdi
İşte müslümanların halifesi yeryüzünün hükümdarlarının en bü*yüğü Süleyman İbn Abdulmelik[2] yalın ayak, başıaçık ihramli bir hal*de Beyt-i Atik´i tavaf etmektedir  
Onun hali, Allah rızası konusunda, kardeşleri sayılan halkının ha*line benzemekteydi  
Arkasında da iki oğlu vardı
Oğulları ay parçası ve gonca gül gibiydiler
Tavafını bitirince hemen maiyetindekilerden birine:
«? Nerde arkadaşınız?» dedi O adam:
«? İşte orda namaz kılıyor» deyip Mescid-i Haram´ın batı köşe*sini gösterdi
Halife, arkasında duran iki oğluyla birlikte işaret edilen yere doğ*ru yöneldi  
Muhafızları halifeye yol açmak ve onu sıkışıklıktan kurtarmak için peşinden gitmeye niyetlendiler, ama halife:
«Bu makam idarecilerle, idare edilenlerin eşit olduğu yerdir»
Bu makamda birisinin diğerine üstünlüğü ancak kabul edilmek ve takva iledir
Nice saçı başı dağınık ve toz toprak içinde olan kişiler Allah´ı huzuruna geldiler de Allah hükümdarları kabul etmediği halde onları kabul etti
Daha sonra o adamın yanma gitti ve onun hâlâ namazda oldu ğrjnu gördü
Halk onun arkasına, sağına ve soluna oturmuş vaziyetteydiler  
Onların en gerisine de o oturdu  
Kureyşli iki delikanlı müminlerin emirinin onun için geldiği ve namazını bitirmesini beklemek üzere halkla birlikte oturduğu bu ada*mı düşünmeye başladılar
Gördüler ki o, siyah yüzlü, kıvırcık saçlı ve yassı burunlu, yaslı bir Habeşliydi Oturduğu zaman siyah bir karga gibi görünüyordu ´
Adam namazını biti ´nce, Halife´nin bulunduğu tarafa döndü ve Süleyman İbn Abdulmelik onu selâmladı, o da Halife´nin selâmına karşılık verdi
Bu arada Halife ona yönelip tek tek hac ibadetinin yapılış şekil*lerini sormaya, o da her soruya cevap vermeye başladı
Sözüne ilâve yapmayı gerektirmeyecek şekilde açık konuşuyor-du
Söylediği her sözü Resûlüllah´a (s a v ) nisbet ediyordu Halife sorularını bitirince, Allah senden razı olsun deyip oğul*larına:
Kalkın, kalkın  Üçüncü sa´y bitti, kalanlara devam edelim, dedî
Safa ile Merve arasındaki sa´ylarına devam ederlerken iki delikanlı birisinin şöyle seslendiğini duydular
«Ey müslümanlar!
İnsanlara bu makamda ancak Ata İbn Rebah fetva verebilir  O bulunmazsa, Abdullah İbn Ebî Nuceyh» Çocuklardan birisi babasına dönüp:, Müminlerin emirinin görevlendirdiği kimse halka Ata İbn Rebah ve arkadaşından başka hiç kimseden fetva soramıyacaklarını nasıl emrediyordu
Sonra Halife´ye aldırjş etmeyen ve ona gerekli saygıyı göster*meyen bu adamdan fetva sormaya geldik!
Süleyman oğluna:
«Yavrum! Kendisini ve onun önünde bizim düşüklüğümüzü gör*düğün bu adam; Mescid-i Haram´da fetva sahibi olan- Ata İbn Ebî Re-bah´tır
O, bu büyük makamda Abdullah İbn Abbas´ın varisidir» Ondan sonra şöyle diyordu: «Yavrularım! İlim öğreniniz Düşük, olan ilimle yükselir Alçak olan onunla şeref sahibi olur Köleler onunla hüküm*darların derecesine yükselir  »
Süleyman İbn Abdülmeiik, ilim hakkında oğluna söylediklerinde mübalâğa etmiyordu
Ata İbn Ebî Rebah, küçüklüğünde Mekkeli bir kadının kölesiydi
Ancak Aziz ve Celîl olan Allah habeşli köleye, çocukluğundan itibaren ayaklarını ilim yoluna koymayı lütfetmişti
O vaktini üçe ayırmıştı:
Bir kısmını sahibesine ayırmıştı ki en güzel şekilde ona hizmet ediyor, en mükemmel şekilde ona olan borcunu ödüyordu
Bir kısmını Rabbine ayırmıştı ki en temiz ve en ihlasiı ibadeti yapıyordu
Bir kısmını da ilim tahsiline ayırmıştı ki, Resûlüllah´ın (s a v ) as*habının hayatta kalanlarına gider ve onun gür ve temiz kaynaklarından devamlı alırdı  
Ebu Hureyre, Abdullah İbn Ömer, Abdullah İbn Abbas, Abdullah Îbnu´z-Zübeyr ve diğer sahabîlerden aldı, Öyle ki göğsü, ilim fıkıh ve Resûlüllah´tan (s a v ) rivayet edilen hadislerle doldu
Mekkeîi hanımefendi, kölesinin kendini Allah´a sattığını  Haya*tını ilim tahsiline vakfettiğini görünce  onun üzerindeki-hakkından vazgeçip belki Allah onu İslâm´a ve müsfümanlara faydalı kılar diye Allah rızası için kölesini azat etti
O günden itibaren Ata İbn Ebî Rebah Beyt-i Haram´i kendine ma*kam yaptı  
Onu kendisine sığınak  İçinde tahsil yaptığı okul, içinde takva ve ibadetle Allah´a yaklaştığı namazgah yaptı,
Hatta tarihçiler şöyle demişlerdir: «Mescid yirmi yıla yakm Ata İbn Ebî Rebah´ın yatağı olmuştur  »
Yüce tabiî Ata İbn Rebah ilimdeki mertebesine ulaşınca bütün takdirlerin üstüne çıktı 
Çağdaşlarından pek az kişinin ulaştığı bir mertebeye yükseldi 
Rivayet edilmiştir ki; Abdullah İbn Ömer umre yapmak için Mek*ke´ye gelmişti  
Halk soru sormak ve fetva istemek üzere ona geldi Bunun üze*rine Abdullah şöyle dedi:
«Ey Mekkeliler! Ben size şaşıyorum 
Aranızda Ata îbn Ebî Rebah varken, bana sormak için soruları bi*riktiriyorsunuz?! »
Ata İbn Ebî Rebah, dinde ve ilimde ulaştığı dereceye şu iki özel*likle kavuşmuştu:
Birincisi, nefsine karşı tam bir otorite kurmasıydı, faydasız şey-ferden zevk almaya hiçbir yol bırakmamıştı  
İkincisi, vaktine karşı tam bir otorite kurmasıydı Onu lüzumsuz söz ve işlerde harcamazdı 
Muhammed İbn Suka [3] bir grup ziyaretçisine şöyle anlattı:
«Bana faydalı olduğu gibi, belki size de faydalı olacak bir sözü söyleyeyim mi?»
Onlar: «Tabîî, söyle,» dediler
O şöyle dedi:
«Ata İbn Ebî Rebah, bir gün bana şu nasihati yaptı:
Ey kardeşimin oğlu! Bizden öncekiler, lüzumsuz konuşmayı sev*mezlerdi»
Ben de dedim ki:
«Onlara göre lüzumsuz konuşmak neydi?»
O şöyle dedi:
«Onlar Allah´ın kitabının dışında her sözün okunmasını ve anlaşıl*masını  
Resûlüllah´ın (s a v ) hadisinden başka her sözün rivayet edilip anlaşılmasını yahut bir emr-i maruftan ve nehy-i ani´l-münkerden baş*ka veya kendisiyle Allah Te´âlâ´ya yaklaşılan ilimden başka ya da sana mutlaka lâzım olan ihtiyacını ve geçimini konuşmandan başka her sö*zü lüzumsuz saymışlardır  
Daha sonra gözlerini bana dikip: «Oysa, yaptıklarınızı bilen de*ğerli yazıcılar sizi gözetlemekte  [4]
«Herbirinizin sağında ve solunda iki meleğin oturmakta olduğu*nu, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptettiğini» [5]inkâr mı ediyorsunuz» dedi
Arkasından da şunları söyledi: «Bizden birisi, günün başlangıcın*da yazdığı sayfası kendisine açılıp da içinde daha çok dinle ve dün*yayla ilgisi olmayan şeyleri bulursa utanmayacak mı?»
Allah Ta´âlâ, Ata İbn Ebî Rebah´ın ilmiyle halktan birçok kimseyi faydalandırmıştır:
Onlardan bir kısmı ilimde mütehassıs olanlardır Bir kısmı çeşitli sanatları meslek olarak seçenlerdir Diğerleri de bunların dışında kalanlardır  
İmam Ebu Hanife en-Numan kendisi hakkında şunları anlatmış*tır:
«Mekke´de hac ibadetinin yapılış usullerinden beş konuda yanıl dım Bunları bana bir berber öğretti  Bu şöyle oldu: İhramdan çık*mak için traş olmak istedim ve bir berbere gidip şöyle dedim:
? Başımı kaça traş edeceksin? Berber:
? Allah seni doğru yoldan ayırmasın
İbadette şart koşulmaz [pazarlık yapılmaz), otur ve gönlünden na kopuyorsa onu ver, dedi
Utana utana oturdum
Ancak kıbleye karşı değil de yan olarak oturdum
Berber, kıbleye karşı durmamı işaret etti İşaret ettiğini yaptım
Daha çok utandım
Daha sonra, traş etmesi için başımı ona sol taraftan verdim
Bana:
? Sağ tarafını çevir, dedi Ben de çevirdim
Şaşkın ve sessiz bir şekilde ona bakarken, o başımı traş etmeye başladı ve bana:
? Niçin sessiz duruyorsun? Tekbir getirsene  dedi
Gitmek için ayağa kalkıncaya kadar tekbir getirdim
? Nereye gitmek istiyorsun? dedi
? Hayvanımın yanına gitmek istiyorum, dedim
? İki rekat namaz kıl, ondan sonra istediğin yere git, dedi
İki rekat namaz kıldım ve şöyle düşündüm:
İlim sahibi olan böyle birisine berberlik yakışmaz
Bunun üzerine ona
? İbadet konusunda bana söylediklerini nereden öğrendin? de*dim Bana şöyle cevap verdi:
? Allah iyiliğini versin
Ata İbn Ebî Rebah´ın böyle yaptığını gördüm ve ondan böylece al*dım Halka da böyle yapmalarını söylüyorum
Dünya Ata İbn Ebî Rebah´a güldü ama o dünyadan şiddetle yüz çevirdi Ona hiç meyletmedi  Bütün ömrünü fiyatı beş dirhemi geç*meyen bir gömlekle geçirdi
Halifeler onu sohbetlerine çağırdılar ama o, dini için dünyasından korktuğu için onların davetlerine icabet etmedi Fakat buna rağmen bunda müslümanlar için bir fayda, İslâm için bir hayır görüyorsa on*ların yanına gidiyordu
Osman İbn Ata el-Horasanî´nin anlattığı bu konuda bir örnektir:
«? Babamla birlikte Hişam İbn Abdulmelik´i aramaya çıktık Şam´*ın yakınına geldiğimizde, siyah bir eşeğe binmiş, sırtında, kaba doku-mah bir gömlek ve eski bir cübbe, başında kötü bir sarık bulunan özen-gisi tahtadan olan bir ihtiyarla karşılaştık Onun bu haline güldüm ve babama:
? Bu kim baba? dedim, O da:
? Sus, bu Hicaz fakihlerinin efendisi Ata İbn Ebî Rebah´tır, diye cevap verdi
O bize yaklaşınca, babam katırından, o da eşeğinden İnip kucak*laştılar ve birbirlerine soru sormaya başladılar Daha sonra hayvanla*rına binip Hişam İbn Abdulmelik´in sarayının kapısında duruncaya ka*dar birlikte gittiler
Kendilerine müsaade edilmeden oradakiler oturmadıîar Babam dışarı çıktığında sordum:
? Yaptıklarınızı ve onları bana anlatır mısın? dedim Babam:
? «Hişam, Ata İbn Ebî Rebah´m kapıda olduğunu öğrenince hemen içeri girmesine izin verdi Vallahi ben ancak onun sebebiyle içeri
girmiştim,
Hişam onu görünce:
Hoş geldin, hoş geldin  
Buraya  Buraya  dedi Ona devamlı:
Buraya  Buraya  diyordu
Nihayet onu, yanına, kendi minderinin üzerine oturttu ve dizini onun dizinin dibine koydu  
Oturanlar halkın eşrafındandı Sohbet ediyorlardı ama sohbetle*rini kestiler  
Daha sonra Hişam ona:
? Ey Ebu Muhammed (Ata) ihtiyacın nedir? dedi
O da şöyle cevap verdi:
? Ey Emirulmüminin, Haremeynin halkı (Mekke ile Medine´nin halkı], Allah´ın halkı ve onun elçisinin komşuları demektir Onların er*zak ve maaşlarını sen dağıtıyorsun, değil mi?  
Hişam:
? Evet  
Kâtip! Mekke ile Medine halkının maaşlarını ve bir yıllık yiye*ceklerini yaz, dedi
Daha sonra da:
Başka bir ihtiyacın var mı, Ebu Muhammed? dedi
Cevabı şöyle oldu:
« Evet, Emirülmüminin, Hicazlılar ve Necîdliier Arapların aslı v İslâm´ın liderleridirler Sen onlar için sadakaların arta kalanlarını ka*bul etmiyeceksin  
Hişam emretti:
Kâtip! Onlar için sadakalarının artıklarının kabul edilmiyeceği-
Bundan başka bir ihtiyacın var mı Ebu Muhammed? dedi
O da:
Evet, var, ey müminlerin emiri!
Sınırlardaki nöbetçi erler düşmanlarınıza karşı durup müslüman-lara kötülük yapmak isteyen kimseleri öldürüyorlar Sen onlara yiye*ceklerini hemen göndereceksin  Çünkü onlar ölürlerse sınırlar or*tadan kalkar, kaybolur  dedi
Hişam:
Evet, kâtip! Onlara yiyeceklerinin gönderilmesini yaz
? Başka bir ihtiyacın var mı? dedi
Ata İbn Rebah:
«Evet, ehl-i zimmetinize [6] güçlerinin yetmiyeceği şeyleri yük*lüyorsunuz Onlardan aldığınız haraçlar, sizin için düşmanınıza kaı destektir» dedi
Hişam:
«Katip! Ehl-i zimmete güçlerinin yetmiyeceği şeylerin yüklen*memesini yaz»
Ebu Muhammedi Başka bir ihtiyacın var mı?» dedi,
Atâ:
Evet  Emirulmüminin! Nefsin konusunda Allah´tan kork
Tek başına yaratıldığını  
Tek başına öleceğini  
Mahşerde tek başına diriltileceğim  
Tek basma hesaba çekileceğini  Yanında gördüğün ve tanıdığın kimselerden hiç birinin olmayacağını bil  
Hişam ağlayarak kendini yere attı  Ata kalktı, ben de kalktım
Kapıya vardığımızda, içinde ne olduğunu bilmediğim bir keseyle bir adanı onun peşinden geldi ve ona şöyle dedi:
Müminlerin emîri sana şunu gönderdi  
Ata da şu cevabı verdi: ? Ne yazık ki bunu kabul edemem  «Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbine aittir», [7]
Vallahi o, Halife´nin yanma girdikten sonra, çıkıncaya kadar bir damla su bile içmemişti  
Ata İbn Ebi Rebah uzun bir ömür sürmüş, yüz yaşma kadar yaşa*mıştı  
O uzun ömrü ilim ve amelle^ Allah´a itaat ve takva ile doldur*muştu  
İnsanların sahip olduğu şeylerden uzak durmak, Allah´ın katında olanlara rağbet etmek suretiyle o uzun ömrü temiz bir şekilde ge*çirmişti  
Ölüm ona geldiğinde, onun dünyalık yüklerini hafif, ahiretle ilgili azıklarını fazia olarak bulmuştu  
Bunlardan başka onun yetmiş tane haccı vardı J Bu yetmiş hacc esnasında yetmiş defa Arafat´ta durmuştu Hem de Allah Te´âlâ´dan rızasını ve cenneti isteyerek  Öfkesinden ve Cehennemden ona sığınarak  [8]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Seleme İbn Kuheyl?
[2] Süleyman İbn Abdulmelik, Emevî halifelerinin en büyüklerinden biri Halifeliği kendi çocuklarına vermeyip Zahid halife Ömer ibn Abdulaziz´e devretmiştir
[3] Muhammed ibn Suka: Küfe alim ve abidierinden biri
[4] İnfitar sûresi, 10-12
[5] Kaf sûresi, 17-18
[6] Ehl-i zimmet: Müslümanların, kendilerini korumak üzere anlaştığı Yahudi, Hris-îiyon ve benzeri kimseler
[7] Şuara suresi, 109
[8] Ata İbn Rebah hakkında fazla bilgi edinmek için şu eserlere bakınız
1 İbn So´d, et-Tabakatu´l-Kübra, il/386 ,
2 Ebu Nuaym, Hılyetu´l-evliya, 111/310
3 İbnu´l-Cevzî, Sıfetu´s-Safve U/211
4 Gureru´l-Hasais, s 117
5 İbn Hallikan, Vefeyatu´l-a´yan, 111/261
6 Tabakatu´ş-Şîrazî, Varak 17
7 Nuketu´l-Hemeyan, s 199
8 Mizanu´l-İ´tİdal, ît/197
9 Tezkiratu´l-Huffaz, 1/92
10 Tehzîbu´t-Tehzib, VII/199
11 Nezhetu´l-Havatir, I/85
Dr Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/124-133
haznevi net
|