Yanmak, Yakmak Ve Aşk
YANMASI VE YAKMASI OLMAYAN BİR SEVGİNİN
AŞK OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR
"Musa ÖZDAĞ"
Zahirde kısa lâkin bir büyük deryadır, bu söz aslında
Şerh etmeye yetmez, binler kitap yazılsa hakkında
Her kelimesinden fışkırır dile gelmez yüklü hakikat
İnsan-ı kâmilsen, sen bunları gönül terazisinde tart
Mânâsı nedir yanmanın, yakmanın, sevgi denen kelâmın
Var mıdır “budur” diye tarifini yapacak olan aşkın
Yandım dersin neredeyse, her cümleye, her söze başlarken
Bazen sıcak bir cismi tutarken, bazen ateşe değerken
Evlâdı hasta bir anne “içim yandı” der sıkıntısından
Yakını vefat eden de böyle söyler ciğer yangısından
Kaybetse değerli malını bir adam “ah, yandım anam” der
Sebebsiz içi yanan “hayırdır” diyerek bir haber bekler
Heyecandan yanar da kalpler, gözler uzun yolları gözler
Görünen her yolcuyu beklediği sevgili zanneder
Ukbâ korkusundan yanınca içimiz, hepimiz inleriz
Ne olacak son nefesimiz diye büyük korku çekeriz
Hakiki mânâda yanmanın şerhine hiçbir kelâm yetmez
Zira o, elle tutulmaz, zahir gözle görülmez
Nice teşbihlerle türlü mecazlar kullansan bu uğurda
İnsansın, aczini ifade edeceksin yine sonunda
Bütün bu sıkıntıların bilinciyle ben de âcizâne
Kerem ve lütuf umarak çalışacağım bu sözü şerhe
Muhabbet menbaı Efendimiz ve âşıkları hatrına
Yardım etsin Mevlâm, niyeti için bu âpâciz kuluna
Zira “niyet hayır âkıbet hayır” dedim işin başında
Utandırmasın Rabbim, kendine sığınanı, her anında
Bismillah diyerek başlayalım yanmak sözünün şerhine
Hak, veladet nasip etsin hem dilime hem de kalemime
Yanmak, bir mum gibi yana yana eriyerek yok olmaktır
Eridiğini gizleyip düşen her damlayla azalmaktır
Mumun gözyaşlarıdır dökülenler, uzaktan göremezsin
Aynı derdi çekmiyorsan, erimeyi tarif edemezsin
Su akıyor sanır, mumun yanışını gören, ateş demez
Eli değmedikçe o hararetin derecesini bilmez
Kızgın lav gibidir her bir parçası hatta her bir zerresi
Gelse bir araya yine meydana getirirler o şem’i
Bu hali görenler der ki mum eriyip yok olmamaktadır
Yanan her bir damlayla yenilenerek, kendin bulmaktadır
Yanmak, ney gibi Hazreti Ali’den sırrı alıp dolmaktır
Yemyeşil gelip dünyaya, ulvî aşktan sararıp solmaktır
Yanmak, zamanı gelince derd-i ilâhiden ney olmaktır
Sessiz sessiz inleyerek gizlice
Derdini kimselere diyemeyip dilin sakıt olmaktır
Söylenecek sözün kalmayıp halin ortaya konmasıdır
Ellerin hiçbirşeyi tutamaz olur yanma son hadde erince
Gönül yarinden gayrıyı istemez olur Cemali görünce
Gözlerin O’nu görür baktığı her yerde hatta bakmadığında bile
Kulağın her sesi dinler O’ndan gelecek muştu ümidiyle
Gariptir yüreğin ama yine de âlemin en mutlusu sensindir
Sana bu garipliği verenin her an bilincindesindir
Mümkün olsa bin ömür ağlasam dersin dizlerinin dibinde
Her damla gözyaşı vuslata bir vesiledir muhabbet ehlince
Nasıl yanmam dersin bu büyük güzelliğin zevkine varınca
Seni yaratanı düşünüp yanmamak mümkün müdür asla
Semanın her katında, dağların doruk noktasında, yerin her karışında,
Mevla’nın bin bir çeşit cilvesi çıkıverir karşına
Bir bebeğin ağlayışında, bir çocuğun yakarışında, her bir yaprağın sallanışında
Duymuyorsan ettikleri zikr-i ilâhiyi yazıktır sana
Cennet gönlünde cehennem gönlünde yok mudur haberin
Ötelerde arıyorsan yarini sana derim ki çok gafilsin
Temizle ellerini, gözlerini O’ndan başka neye değmişse
Yıka gönlünü dahi özünü gayrıya meyil vermişse
|