|
Prof. Dr. Sinsi
|
Allah İle Dostluk
Allah Dostu Kavramının Yanlış Anlaşılması Nelere Mal Olur?
Allah dostu kavramını türbe altındakiler, ya da tarikat liderlerine, ya da sadece sahabelere hapsetmek demek şu demektir;
‘Ben kiiim Allah’a dost olmak kim?!’
‘Yeryüzünde Allah dostları varken benim ne duam kabul olur ne de bağışlanırım!
‘Allah’a dost olmak için kerametler, zikirler, uzun yıllar tarikatte bulunmalar, yaş sınırı vs   Allah, beni kendisine dost seçmesi için bayağı zaman ister! ’
‘O yüzden ben Allah dostu değilim, fakat Allah dostundan tövbe ya da dua alabilirim’ deyip Allah’tan tamamen uzaklaşmak demektir  
Yıllardır merak etmişimdir;
– Allah ile dostluk babadan oğula mı geçiyor?
– Onlar Allah dostuysa ben kimin dostuyum?
– Allah ile dost olmak için ne tür evraklar gerekiyor?
– Neden talebelerine Allah dostluğunu anlatmıyorlar?
– Neden, tarikatlarda bir tane Allah dostu oluyor?
– Allah’a dost olacak insanların sayısı sınırlı mı?
Maalesef en güzel kavram yanlış anlatıldı  ya da içi boşaltıldı  
Görüldüğü gibi Allah’a dost olmak kavramının yanlış anlaşılması dostluğa nasıl da darbe vuruyor?
KELİME-İ ŞEHADET
Doğru Yanlış
a) La ilahe illallah demek Allah a) La ilahe illallah diyen herkes
dışındaki tüm ilahları red etmek cennete girer
b) Tüm ilahları red etmek demek b) ‘Allah’tan başka yaratıcı
Allah’tan başka ibadet edilecek, yoktur’ demek
tapılacak, çekinilecek, korkulacak,
bel bağlanılacak, el açıp yalvarılacak,
dua ve yalvarışlara cevap verip gereğini
yerine getirecek, sığınılacak, yerde ve
gökte hüküm koyacak, mükafat ve ceza
verecek, sıkıntılara cevap verilecek bir
ilah yoktur demek
c) La ilahe illallah, dişlisi olmayan c) Bilmem kaç kere söylenirse
anahtar gibidir  Şartları yerine bilmem ne kadar sevap
gelince cennetin kapısını açar  getirir
Aksi halde hiçbir kapıyı açmaz!
Cehennemin kapısı dışında!
Kelime-i Şehadetin Yanlış Anlaşılmasının Allah İle Kurulacak Dostluğa Olan Etkisi
Hiçbir konuda kendisine eş koşulmasını istemeyen Allah-u Teala; içi dolu dolu olan kelime-i şehadeti dil ile ikrar amel ile de ispat edecek olan kulunu İslam dairesi içinde yargılar  Bu kavramı doğru anlayan bir şahıs, farkında olmadan ilahlık vasfını verdiği varlıkların tamamını red ederek Allah’ın dinine sıkı sıkı sarılır  
Kelime-i şehadet kavramını eksik anlayan ya da farklı manalar yükleyenler Allah’a has olan bir çok sıfatı farkında olmadan bazı kullara has kılarlar  Böylelikle de onları da ilah yerine koymuş olurlar  
Dilleri, red ederken, amelleri aynı görüşte olmazlar  Yani hem Akideden hem de Allah’a dost olmaktan olurlar  
İBADET
Doğru Değildir
a) Tek cümle ile, ibadet; a) Günün belli bir vaktini
Günün 24 saatini Allah’ın rızasını Allah’a ayırarak;
kazandıracak şekilde harcamak  – Namaz kılmak, hacca
Hem de ölünceye kadar: gitmek
‘De ki: Şüphesiz benim namazım, – Oruç tutmak, kelime-i
kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi zekat,sadaka vermek şehadet getirmek
Alemlerin Rabbi Allah içindir d) dua etmek, Kur’an okumak
‘Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar
Rabbine ibadet et’ (Hicr: 15/99)
İbadet Kavramının Yanlış Anlaşılmasının Allah İle Kurulacak Dostluğa Zararları
İbadet kavramını Cami’ye ya da vicdanlara hapsetmek dostluğa gelecek en büyük tehlikedir Çünkü Allah-u Teala günün her saniyesi anılmak ister  Ve kişinin tüm sosyal yaşantısına (emir, tavsiye ve yasaklarla) müdahale eder
Bu kavramın yanlış anlaşılması demek; Allah’a daha az vakit ayırmak demek, daha az ibadet yapıp vaktin büyük bir çoğunluğunu nefsin direktifleri doğrultusunda yaşamak demek  
Oysa ki ibadet;
Bir müslümanın bir müslümana olan tebessümü, yolda geçenlere zarar vermemesi için taş v b kenara çekmek, tefekkür etmek, iyilik etmek, kötülükten alıkoymak, ticaret, aile, komşu ve akraba hukukunu göstermek; Cihad etmek, infak etmek, sabretmek, şükretmek, v s  
Görüldüğü gibi ibadet kavramı hayatımızın her anını yakından ilgilendiriyor  
İbadet kavramını daraltanlar Allah ile dostluğa az vakit ayıranlar demektir  
PUT
Doğru
a) Put: İnsanların, Allah Tealaya a) Peygamber dönemindeki
yapmaları gereken saygı, sevgi ve müşriklerin taptıkları helva-
korkuyu, onun dışında herhangi dan ya da taştan yaptıkları
bir mahluku ma’bud kabul ederek heykellerdir
ona yönelmeleri hali
b) Puta tapıcılık sadece İslam öncesi b) İlkel toplumlarda demir-
arap toplumuna has bir olay değildir den ya da tahtadan yapıpta
taptıkları herhangi bir heykel
Çağımızda da putçuluk daha değişik görünümler altında varlığını sürdürmektedir Putçuluk, yalnızca sert bir taştan yapılmış heykel önünde eğilmek ve ona tazim göstermek olarak ele alınırsa, kuşkusuz büyük bir yanılgı içine düşülür Kaldı ki, müşrik Arap toplumunun elleriyle yaptıkları putlara gösterdikleri saygıyı bu çağda da görmek mümkündür Hatta bu tür putçuluk bu gün fazlasıyla hüküm sürmektedir Put, putlaştırmak isteyenlerin arkasına gizlendikleri birer işaret ve alametten başka bir şey değildir Yoksa putun mutlaka bir ağaçtan dikilmiş yahut bir taştan yontulmuş olması zaruri değildir Allah’ın dışında tapılan herşey puttur
“Allah’ı bırakıp da kendilerine kıyamete kadar cevap veremeyecek şeylere tapanlardan daha sapık kimdir” (el-Ahkaf: 46/5)
Allah tarafından gönderilmiş bir delil olmaksızın, O’ndan başkasına itaat eden, bir hükme sahip olduğuna inanan, O’ndan başkasına dua edip bir şey isteyen, Allah’a şirk koşmuştur Dolayısıyla putçuluğun şirkle ve küfürle yakından bağlantısı vardır Puta tapan bir kimse hem Allah’a şirk koşuyor, hem de küfre giriyor demektir
Göklerde ve yerde bütün otorite ve yetkilere sahip olan, ancak Allah’tır; yaratma O’na mahsustur; bütün nimetler O’nun kudret elindedir; bütün işler yalnızca O’na aittir; kuvvet ve çare O’nun hükmündedir; Göklerde ve yerde olan herşey ister istemez O’na itaat etmeye emrine boyun eğmeye mecburdur İşte bunun için O’ndan başka ilah yoktur Kur’an-ı Kerim, insanların ibadet ettikleri şeylerin Allah’ın kulu ve O’nun karşısında aciz olduklarını açıkladıktan sonra, insanları ve cinleri ibadet kelimesinin muhtelif manalarıyla yalnız Allah’a ibadete, sadece O’na kulluk etmeye, ancak O’na itaatte bulunmaya, kişinin O’ndan başkasını tanrı kabul etmemesine ve ibadetin hangi çeşidiyle olursa olsun O’ndan başkasına tapılmamasına çağırıyor:
‘Andolsun ki biz her ümmete, Allah’a kulluk edin, putlara tapmaktan kaçının diye bir elçi gönderdik ’ (Nahl: 16/36)
Görüldüğü gibi, Put; sadece insan eliyle yapılan heykeller değilmiş
Put Kavramının Anlaşılmasının Allah İle Kurulacak Dostluğa Etkileri
Ters yöne girdiğini bilemeyen bir sürücü yavaş da gitse, hızlı da gitse, doğru adresten uzaklaşır Ta ki yanlış yolda olduğunu öğreninceye kadar  
Adına Put demedikleri nice putlara tapan insanlar bir taraftan Allah’a yakın olmak için salih ameller işlerler, diğer taraftan farkında olmadan putlarına taparlar
İkinci bir mabudu kabul etmeyen Allah, o kişilerin tüm amellerini boşa çıkarır
Yani kayıp büyük olur
20 Aklı Vahiy Dışı Kullanmak
İnsan aklına güvenmeyen Allah-u Teala dönem dönem uyarıcılar göndererek rahmette bulunmuştur
Kullarına olan tavsiyeleri, emir ve yasakları, kısacası kullarından tüm beklentilerini bir kitap ve o kitabın yaşanırlığını ispat eden bir önder göndermiştir  Unutulmasın ki mevzu ne olursa olsun bir yerde kılavuz varsa o yerde aklın yanlış kullanma olasılığının yüksek olması vardır
İşte bu yüzden, akıl; her konuda vahye mürcaat etmek zorundadır  Çünkü Allah; her şeyin en iyisini insanlardan daha iyi bilir  
Aklını vahiy dışı kullanan bir insanda ‘mantık yürütme’ göze çarpar  Hayata ilahi pencereder değil de mantık penceresinden bakmaya çalışır
Allah’ın tüm tavsiye-emir ve yasakları insan mantığına uygun olmasına rağmen ilahi yardımın dokunmadığı bir mantık hata yapar  Mesela;
– Helvadan put yapar; acıkınca yer!
– Saman yiyen ineğe tapar!
– Konuşamayan, göremeyen ve işitemeyen bir ölüden medet bekler!
– Geçmişte kız çocuklarını diri diri gömen bir mantık, bin küsür sene sonra farklı bir şekilde cahillik yaparak bebeği daha doğmadan öldürür
– İlahi yardımın dokunmadığı bir mantık; Kışın ölen bitkilerin, bahar aylarında canlanması örneğine rağmen öldükten sonra dirilmeyi kavrayamaz
– Yine vahiy dışı kullanılan bir mantık (akıl); İbadet şekillerini kendisi belirleyerek;
– ‘Kalbin temiz olması yeter!’ der
– ‘Aileden herhangi birinin hacı ya da hoca olması vaziyeti kurtarır!’ diyerek komik duruma düşer
Kur’an’daki ayetlerin tamamını kabul edip de Peygamberi devre dışı bırakan mantık da vardır  Bunlar da değişik versiyonda hata yaparak;
– Bizi Kur’an bağlar! (Yani sadece Kur’an’dan sorumluyuz)
– Peygamber, sadece Allah’tan aldığı vahyi bizlere ulaştırdı; O kadar! derler
Akla şöyle bir soru gelebilir;
Neden vahiy dışı kullanılan akıl, mantıksız işler yapar?
Bana kalırsa bu sorumuzun cevabı şu ayette gizli;
‘Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar (Zuhruf: 43/36-37)
Yani dünyanın en zekisi de olsan, her alanda profesör de olsan, vahye müracaat etmediğin zaman şeytana müracaat edersin  Ve şeytan seni ilahi bakıştan alıkoyarak kendi tarafına çeker  Ve sen de hadiselere şeytanın cephesinden bakarsın  İşin daha da kötüsü yaptığını da doğru zannedersin  
Vallahi! Kim aklının kullanımını Kur’an ve sahih sünnete yatırım yapmazsa Allah ile dost olmayı unutsunlar!
Peki aklını vahye satanlar ne yaparlar?
Onlar tüm işlerinde Allah’a danışırlar  Allah’ın hoşnut olmadığı tüm amellere mantık yürütmeden şiddetle kaçınırlar  
‘Takıldıkları tüm konularda Allah ve Rasulüne müracaat ederler;’
“Ey iman edenler! Allah’a ittat edin Peygambere ve sizden olan ulul-emre (idarecilere) itaat edin Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- Onu Allah’a ve Rasulüne götürün Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir ” (Nisa: 4/59)
21 Ev ya da İşyerinin Bozuk Bir Çevrede Olması
Çevresinden çabuk etkilenebilme özelliği olan insanoğlu çok kısa bir zaman zarfından bulunduğu ortamdan etkilenerek ahlakı, karakteri ve inançları olumlu ya da olumsuz değişikliğe uğrar
Alış-veriş yapmasa da parfüm dükkanına girip çıkan bir insan bulunduğu ortamın kokusundan az da olsa nasiplenir  Bu sünnetullahtır  Yani Allah’ın kanunudur ve dünyanın her yerinde aynı kanun işler;
‘İyi bir ortamdan iyi, kötü bir ortamdan da kötü huylar edinebilirsin!’
Bunun için Allah-u Teala dost adaylarına şöyle bir tavsiyede bulunur;
‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun! (Tevbe: 9/119)
Günahlardan masum olan bir peygamber bile;
‘Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyilerin arasına kat ’ (Şuara: 26/83) diye dua ediyorsa çevrenin önemini siz düşünün!
Biraz uzunca da olsa başlığımızı aydınlatacak bir hadisle 4 bölüme son verelim:
Ebu Said (r a )’dan:
Resulullah (s a v ) buyurdu:
‘Sizden öncekilerin içinde doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı Yeryüzünün en bilgili insanını sordu, nihayet Ona:
’Falan yerde bir rahip var Git durumunu ona anlat!’ dediler Rahibe gidip 99 kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu
Rahip:
‘Hayır!’ deyince onu da öldürüp 100’e tamamladı
Yine yeryüzünün en bilgin insanını sordu Ona falan yerdedir, dediler Ona gidip 100 kişiyi öldürdüğünü, tevbe ettiğinde kabul edilip edilmeyeceğini sordu Alim:
‘Evet, kabul edilir Kimse buna mani olamaz Falan yere git, insanlar orada Allah’a ibadet ediyorlar, sen de onlara katıl ve ibadet et! Ayrıca ülkene de bir daha dönme! Çünkü senin ülken kötü bir ülkedir’ dedi
Bunun üzerine adam yola revan oldu Henüz o ülkeye varmadan yolun ortasında ölüm gelip ona yetişti Onun hakkında rahmet melekleri ile azap melekleri tartıştılar
Rahmet melekleri dediler ki:
‘Onun canını biz alacağız Çünkü bu adam tevbekâr olup tam bir ihlas içinde Allah’a ibadet edilen yere gidiyordu Suçsuzdur ’
Azap melekleri ise aksini iddia edip şöyle dediler:
‘O şimdiye kadar hiçbir hayır yapmamıştır Nasıl olur da iyi bir adam olabilir Bu nedenle onun ruhunu biz kabzedeceğiz ’
Derken adam kılığında bir melek çıkageldi Onu aralarında hakem tayin ettiler O şöyle dedi:
‘Siz iki ülke arasını ölçün Hangisi daha yakınsa bu adam oraya ait olur ’
İki ülke arasını ölçtüler ve adamın gitmek üzere olduğu ülkeye daha yakın olduğunu tesbit ettiler Bunun üzerine onun ruhunu rahmet melekleri aldı ”
|