|
Prof. Dr. Sinsi
|
Allah İle Dostluk
Dostluğunu Kuranlar
“Onlar ki, ayakta iken, otururken, yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde derinlemesine düşünürler ” (Al-i İmran: 3/191)
“Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır…” (Nur: 24/37)
“İman edip te Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek mü’minler onlardır Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır ” (Enfal: 8/74)
“Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler Allah takva sahiplerini pek iyi bilir ” (Tevbe: 9/44)
“Onlar ki namazlarında huşu içindedirler ”
“Ve onlar ki namazlarına devam ederler ” (Mü’minun: 23/9)
Dostluğunu Kuramayanlar
“Allah’ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun ” (Zümer: 39/22)
“Hac ibadetlerinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın ” (Bakara: 2/200)
“Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katında bir yardımcı yolla” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz” (Nisa: 4/75)
“(Ey mü’minler) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla cihad edin ” (Tevbe: 9/41)
“…Bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler ” (Meryem: 19/59)
“Namazı dosdoğru kılın ve Allah’tan korkun O, huzurunuza varıp toplanacağınız Allah’tır ” (En’am: 6/72)
Örnekleri çoğaltmak mümkün  Hemen hemen her ibadet konularında; Önce; uyarı sonra sırasıyla emir ve tehdit  
Yukarıdaki şemadan da görüldüğü gibi, dostluğu yakalayamayanların ibadetleri zoraki, ya da lütfen! dir Haliyle de lezzet alınmayan bir ibadet dostluğa zarar verecektir 
Dostluğunu kuramayanlar tehdit ve emir ayetlerine muhatap olurlar
7 Eşyayı Tanımama
Allah ile kurulacak dostluğun önündeki engellerden biri de dünya malının maddi değerini bilememedir Her ne kadar dünya malı nefse sevimli de kılınmış olsa dünya malının çirkin tarafını görecek bir bakış açısı mutlaka vardır
İşte o bakış açısını yakalayamamak demek eşyayı değerinden fazla sevmek demektir  Eşyayı değerinden fazla sevmek demek eşyayı biriktirmek ve onlarla oyalanmak demektir  
Eşyayla oyalanmak demek de Allah’ın şu sözlerine muhatap olmak demektir;
‘Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyuncular (işi, eğlencesi) olarak yaratmadık ’ (Enbiya: 21/16)
Ve arkasından bir tehdit;
‘Kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için (öyle yaparlar) O halde bir süre daha faydalanın; fakat yakında hakikati bileceksiniz! (Nahl: 16/55)
a Peki Nedir Eşyanın Gerçek Değeri?
Sevdiği bir oyuncakla oynayan küçük bir çocuğun elindeki oyuncağı alın, ona dünyanın en pahalı bilgisayarını verin, bakalım kabul edecek mi?
Etmez! Çünkü çocuğun gözünde elindeki oyuncak çok kıymetli  Onunla eğleniyor  Ve mutlu oluyor  Oyuncağın maddi değerini anlayamaz 
Anlayabilmesi için büyümesi lazım  Çocuk büyüdükçe oyuncağın maddi ve manevi değeri sıfıra kadar iner  
Bizler de büyüdüğümüzde dünya malının ne kadar da değersiz olduğunu anlarız demiyorum  Yeterince büyümüşüz  
Diyorum ki; Dünya malının tamamı, bizlere verilen birer emanet ve Allah için harcandığında pirim elde edilen (cennet) bir   
Haliyle de bizlere (emaneten) verilen her eşyaya emanet olarak baktığımızda sahiplenme duygusunu yitirip;
– Madem Allah (c c ) bu malları bana geri iade etme şartıyla vermiş;
Madem her iade edişimde bire 700 verecek o halde bana ait olmayan şeyi ben niye yanımda bekletip vebal altına gireyim ki diye düşünecek
Bu düşünceden şu soru çıkar;
– Vermiş olduğun mallardan ne kadarını kendi adıma kullanabilirim Allah’ım!
Cevap çok net ve anlaşılır;
‘  Sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar “İhtiyaçtan fazlasını” de  ’ (Bakara: 2/219)
Allah’ın, dünyayı sevmemesi, dünya malının imtihan malzemesi ve doğru yerde harcandığında pirim vermesi, malın, biriktirilmesi sonucu ciddi tehditlere maruz kalınması ve dünya malının kimseye kalmayıp öteki aleme taşınmaması dünya malının değersizliğini gösterir 
8 Yapılan Dualara İcabetin Olmaması Ya Da Gecikmesi
Aceleci ve sabırsız yaratılan insanoğlu bazı emellerine kavuşamayınca Allah’ın;
‘  Bana dua edin, kabul edeyim  ’ (Mü’min: 40/60)
vaadine güvenerek dua eder  
Takdiri ilahi, yapılan bir duaya cevap bazen gecikir  Yaptığı duaya sıcağı sıcağına cevap gelmeyince;
– ‘Herhale Allah’ın sevgili kulu değilim ki dualarımı kabul etmiyor’ diyerek dua eyleminden vazgeçer  Belki de yaptığı duaya pişman olur  Ve tek taraflı kırılganlık (kulun Allah’a olan kırgınlığı) diğer amellere de yansır  Allah’ın huzurunda durmak (Namaz, vs ) ya da Allah’ı zikretmek amelleri tad vermemeye başlar  
Ya cahillik ederek yapmış olduğu dua (talep)nın güzergahını değiştirir (Allah’tan kabirlere) ya da ümitsizliğe düşerek;
– ‘Bu kadar günahımdan sonra ben olsam, ben de duaları kabul etmem’ der ve;
Allah’ın Tevvab, Gafur ve Rahmet sıfatlarını isim ve sıfatlardan çıkarmış olur  Ki bu akideye zarar verir  
Allah ile dostluğunu kuranlar yapmış olduğu dualar gecikse de dua ve yalvarmalarından vaz geçmezler  
Çünkü bilirler ki;
‘  Allah asla sözünden dönmez’ (Al-i İmran: 3/9)
Yine bilirler ki yapılan dualar illaki karşılık görür;
Resulullah (s a v ):
“Sizden her birinizin duasına acele etmediği takdirde icabet olunur  ” buyurmuşlardır
Yapmış oldukları dualara icabet edilmemesini şöyle yorumlarlar;
– Allah’ım! Sana dua ederek; dua edilecek tek mercinin sen olduğunu ve bizlerin de aciz ve sana muhtaç olduğumuzu ispat etmiş oluyoruz  
Dualarımıza hemen cevap vermeyebilirsin  Çünkü bizler üzerinde her türlü tasarruf yetkisine sahipsin  Cevabın gecikmesiyle sana kırılacak değiliz  Yalvarıp yakarmalarımızla sürekli seninle diyalog halinde olmuş olacağız  Böylelikle hem ‘sabır’ ecrini alacağız hem de sabrederken sürekli seninle beraber olma şerefine nail olmuş olacağız;
‘  Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir ’ (Bakara: 2/153)
Yapılan duaların karşılığının gecikmesi Allah’ın kulunu işitmemesi (haşa!) ya da kuluna karşı kırgınlığından değildir! Duaların gecikmesi dua edenin hayrına olabilir Çünkü insan, yapmış olduğu duanın kendisi için hayır mı şer mi olduğunu bilemez  O yüzden her halukârda kaderine razı olur  
Görüldüğü gibi Allah ile dostluğunu kurmak isteyenler, yaptığı duaların karşılığının gecikmesiyle pes etmez, belki de sabır ve duaya devamla dostluklarını perçinlerler  
Dua ve icabet ikilisi yeterince kavranmadığında dostluk zarar görür
9 Ümitsizlik Mikrobu
Daha çok, Allah’ın; Et-Tevvab, Er-Rahman, Er-Rahim, El-Mucib, El-Kahhar, El-Kadir, El-Muntakim, El-Afuv isim ve sıfatlarının yeterince anlaşılamamasından doğan bir virüs olan ümitsizlik; hem akideye zarar verir hem de dostluğa  
Yapmış olduğu günahları gözlerinde iyice büyütüp devleştiren bir insan, Allah’ın şu sözünü işitmediğinde, ümitsizliği ne büyük boyuttadır!;
‘De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan! kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir ’
‘Size azab gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O’na teslim olun, sonra size yardım edilmez ’ (Zümer/53-54)
Allah’tan ümidini kesenler haklı olarak ibadet yapma ihtiyacı hissetmezler  Çünkü öyle bir Allah’a inanmışlardır ki; en ufak bir hatayı kesinlikle affetmez  Madem af edilmeyeceğim, ben olsam ben de ibadet etmem  
Ümitsizlik mikrobu hem ibadetlerden soğutur hem de sosyal hayattan 
10 Geçim Tasası Ve Gelecek Endişesi
Allah’ın Er-Rezzak sıfatına ve kadere yeterince iman etmeyenler dünyada ekmek (rızık) peşinden koşarak geleceklerini temin altına almak isterler  
Zenginliğin sınırının olmaması ve ekonominin düzensiz olması vakitlerinin büyük bir bölümünü işgal eder  ‘Bugün var, yarın yokuz!’ demelerine rağmen olmayan torunlarının oturacağı evi ve yapacağı işi düşünürler  
Böylelikle dost olmaya çalıştıklarına! Pek de vakit ayıramazlar  
Allah’ın;
‘Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir  ’ (Hûd: 11/6)
ilahi uyarısına rağmen,
– ‘Allah, çok çalışana verir’ mantığından hareketle aç kalmamak ve geçiminden sorumlu olanlar için gecesini gündüzüne katarak çalışırlar  
Bilmezler ki, Allah, çalışana değil;
‘  Allah dilediğine hesapsız rızık verir ’ (Bakara: 2/212)
Allah’ın Er-Rezzak sıfatına olan güvensizlik bir taraftan ikram eden elin görülmemesine, diğer taraftan gelecekten endişe duyulmasına sebep olur  
Böyle olunca da Allah’ın imtihanı gereği maldan eksiltme sorusu geldiğinde suçlanan Allah olacağı için akide de güme gider, dostluk da  
Allah’a dost olanlar, adlarına yazılı olan rızkın artıp eksilmeyeceğini bildikleri için varlıkta da, yoklukta da rahattırlar  Onların, ‘yarın’ endişesi de olmaz  Hele de mal biriktirmeyi hiç sevmezler  Ve, rızık endişelerinden dolayı mal biriktirilen için;
– ‘Yoksa Allah’a güvenmiyor musunuz?’
– ‘Biriktirmiş olduğunuz malların tekrar geri alınmayacağına nasıl emin olabiliyorsunuz?’
– ‘Bağırsağınızdaki tenyanın rızkını unutmayan Allah, sizi mi unutacak!’ derler  
‘Yarın’ endişesi taşımayan Allah dostları yoklukta sabır ecrine, varlıkta infak ecrine talip olmaya hazır oldukları için günün her saatinde Allah ile aralarında su sızmaz  
Dillerinde zikir, ceplerinde infak, hayallerinde kendisine bir an önce kavuşmak eksik olmaz  
Bu eminliği geçim sıkıntısını problem yapanlarda göremezsiniz
|