Yalnız Mesajı Göster

Niyet Halis Olunca!

Eski 08-01-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Niyet Halis Olunca!




Niyet halis olunca!


Boş zamanlarınızda veya hafta sonlarında bir fırsatını bulunca, kendinizi hemen bir piknik yerine atmayın her zaman Ara sıra da olsa, tarihî mekânlarımızı gezin Böylece bir nebze de olsa geçmişimizle beraber olursunuz Bu ziyaretlerden alacağınız lezzet, ruhî rahatlık inanın piknik yerlerindeki rahatlığınızdan az olmayacaktır Ben zaman zaman böyle yapıyorum, çok da iyi oluyor, size de tavsiye ederim

Geçen hafta yine böyle yaptım, Topkapı'ya gittim İstanbullu olanlar bilir; Topkapı'da, eski Trakya garajının arkasında, E-5'in kenarında "Takkeci Camii" var 1591 senesinde yaptırılan bu camide, bugün antikacıların değer biçemediği, üzüm salkımlı, lâleli ve envaiçeşit çiçek desenli çinileri ve duvar süslemelerindeki harikulâde sanatı görünce insanın gözleri parlıyor Cami hemen hemen herşeyi ile orijinalliğini koruyor

Kıymetli şeyin düşmanı da çok oluyor Çinilerin bir kısmının söküldüğünü ve bazı süslerinin üzerine boya yapılmış olduğunu görünce de içiniz sızlıyor Cami görevlilerinden dinlediğime göre, pişmemiş tavuğun başına bile gelmemiş bu caminin başına gelenler Önce altın arayıcıları tarafından bahçesi delik deşik edilmiş Sonra zaten bakımsızlıktan çökmek üzere olan camiye fırsatını bulan girmiş; kimi çatıdaki tonlarca kurşunu, kimi sökebildiği kadar çiniyi, kimi de şamdanları, kısacası kim ne bulduysa alıp götürmüş Şimdi birçok Avrupa müzelerinde bu eşsiz çiniler sergilenmekte Yetkilileri uyarıyorum, âcilen koruma altına alınmazsa, kısa zamanda caminin duvarlarındaki çinilerin yerinde, hatta caminin yerinde yeller esecek

Caminin bu eşsiz tarihî özelliği yanında, yapılışı da çok enteresan; enteresan olduğu kadar da ibretli Bu yapılış hikâyesi, sebeplere yapışarak yapılan tevekkülün, Allaha sığınmanın, Ona samimî olarak yapılan niyazın insanı nelere kavuşturacağını bir kere daha ortaya koyuyor İnsan yeter ki istemesini bilsin, yeter ki isteğinin verileceğinden şüphe etmesin Fakat bu kolay bir hâdise değildir Çok az insana nasip olur böyle temiz kalblilik

Şimdi gelelim caminin yapılış hikâyesine:

Topkapı'da mütevazı bir hayat süren Takkeci İbrahim Çavuş, ördüğü takkeleri satıp zar zor geçinen kalbi tertemiz bir gönül eri Bütün derdi, bir cami inşa edip, Allahü teâlânın rızasına erişebilmek

Hep bunun hayali ile yaşıyor, her konuşmasında hep bunu dile getiriyor Fakat kimse inanmıyor Alaylı bir şekilde hangi parayla cami yaptıracağını soran kimselere ise Takkeci İbrahim daima şu cevabı veriyor: "İhtimaldir padişahım, belki derya tutuşa!"

Gel zaman git zaman, İbrahim Ağa bir mübarek gece ibâdetle meşgul olurken uykuya yenik düşer Fakat bir süre sonra kan ter içinde uyanır

Rüyasında nur yüzlü mübarek bir zat der ki: "Bağdat'a git, orada iki salkım üzüm rızkın var, onu ye ve dön!"

Hemen o gün Bağdat'a gitmek üzere yola koyulur Hikmetini, üzümü bulup bulamayacağını düşünmez bile Aylar süren, bin bir türlü zahmetli yolculuktan sonra nihayet Bağdat'a varır ve bir hana yerleşir Yorgun, bitkin ama ümidinden birşey kaybetmiş değildir

Heybesindeki kurumuş ekmeği çıkarıp yemek için, hancıdan biraz su ister Bu sırada çardaktaki asma ve asmadaki dökülmekte olan yapraklar arasındaki iki salkım üzüm gözüne takılır Hancı su ile beraber kendisine acıyıp asmadaki iki salkım üzümü kopararak ekmeğine katık yapması için önüne koyar

İki salkım üzüm bitince, uzun yolculuğun yorgunluğunun bir anda üzerinden kalktığını hisseder Emri yerine getirmenin verdiği gönül rahatlığı ile geriye dönebilirdi artık

Bu sırada hancı yanına gelip nereden gelip nereye gittiğini sorar Takkeci İbrahim de saf bir şekilde anlatır rüyasını Daha rüyası bitmeden hancı basar kahkahayı:

- Be akılsız adam, bir rüyaya bağlanıp bunca zahmete girilir, bunca masraf yapılır mı? Bana kaç defadır rüyamda; "İstanbul'da Topkapı'daTakkeci İbrahim Çavuş'un evinin bahçesindeki kuyunun yanındaki büyük taşın altında bir küp altın gömülüdür, git altınları al" derler Ben de, "Bu rüyadır" derim, hiç üstünde durmam Sen ise iki salkım üzüm yemek için İstanbul'dan Bağdat'a gelmişsin Allah akıl, fikir versin!

Takkeci İbrahim Çavuş mesajını almıştır artık Hemen İstanbul'a döner ve bahçesindeki altın dolu küpü çıkarır topraktan Kendi kendine de, "İşte derya tutuştu!" diye mırıldanır

Bugün hâlâ "Takkeci Camii" olarak anılan tarihî şaheseri inşa eder Mütevazı kabri de caminin kıble istikametinde müezzin evinin bahçesindedir

Söyleyin şimdi, pikniği mi, yoksa böyle bir ziyareti mi tercih edersiniz?


Alıntı Yaparak Cevapla