|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslâm Dünya Görüşü-Amelî Ve Ahlâkî Prensipleri
F- HÜRRİYET PRENSİBİ
İslâm dışı güçlerin İslâm’a yönelik esaslı îtirazlarından biri “İslâm, köleliği kaldırmamakla insanlar arasında sınıf farklılığına yol açmıştır, hürriyet ve adâleti belli sınıflara tahsîs etmiştir Dolayısıyla İslâm, insan hürriyetine lâyıkıyla ehemmiyet veren bir dünyâ görüşü değildir ” şeklindedir Meselenin özünü gereğince idrâk edemeyen bazı İslâm münevverleri dahî bu akıntıya kapılmışlardır
İslâm’ın metodu bilinmedikçe bu meselenin izah edilmesi pek mümkün görünmemektedir Çünkü hakîkaten İslâmiyet köleliği tanzîm etmiş, ilgâ etmemiştir İnsana ve onun hürriyetine bu kadar değer veren, onu yeryüzünde Allâh’ın halîfesi kabul eden bir sistem olan İslâm’ın hürriyete ne denli önem verdiğini şöyle misallendirebiliriz:
Bir parkta terkedilmiş bir çocuk bulunsa, çocuğun âid olduğu âile de bilinmese ve deliller de mülzam yâni ilâve bir vâzıhlık taşımadığı takdirde çocuğun bakımını; biri müslüman ama köle âile; diğeri de gayr-i müslim fakat hür bir aile üstlenmek istese; hürriyet şartından dolayı kadı çocuğu -Müslüman aileye verdiği taktirde çocuğun müslüman olma ihtimali daha fazla olmasına rağmen- gayr-i müslime verir Çünkü hür olan bir kimsenin çocuğunun hür olması mutlaktır, muhakkaktır Bu kadar hürriyete ehemmiyet veren bir din köleliği neden kaldırmamıştır, diye îtirâz edenler vardır
İslâm’ın köleliği kaldırmadığı hükmü îzâha muhtaçtır Zîrâ bunu ânî değil tedricî yapmıştır Bu onun metodundan kaynaklanır İslâm sosyal hayâta bakış ve sosyal hayâtı tanzim îtibâriyle tâkip ettiği metodda inkılâp veya ihtilâle değil tekâmüle ağırlık veren bir sistem olduğu ve sosyal hayatta da kölelik hayli yer ettiği için hemen kaldırmayı uygun görmemiştir Tekâmül prensibiyle hareket ettiği için köleliği kaldırırken tedricîliği ölçü alır Bunun da târihî, siyâsî, ictimâî sebepleri vardır
Yalnız kölelik müessesini ele alarak “İslâm bunu hadbehad kaldırmamıştır Köleliği kabul eden bir din hürriyet taraftarı olamaz ” demek İslâm hakkında erken verilmiş bir peşin hüküm olur Nitekim bunun böyle olmadığını, araştıran ve onun metodunu anlamaya çalışan herkes takdîr eder
İslâm’da bir konuda hürriyet tahdîd edilmiştir Bir müslümanın din değiştirme hürriyeti yoktur Mâdem ki İslâm, her türlü hürriyeti tervîc ve terğîb ediyor, özendiriyor “Neden İslâm olduktan sonra irtidad edip din seçme hürriyetini tanımıyor?” denilebilir Kölelik mes’elesiyle birlikte bu meselenin de hürriyet prensibi dolayısıyla îzâhı gerekir “İslâmiyet geldiği zaman İslâm muhaliflerine göre insanlar hürriyetlerini kaybedecekler onların iddiâsına göre vatandaş olan yâni hak ve hürriyetlere sahip olan haklarını kullanmakta ve borçlarını edâda ehil bir hukuk sujesi kabul edilen insanlar kul tâifesine indirileceklerdir” deniliyor
Lâkin evvelâ köleliği muhâfaza etmiş, kabul etmiş ve devamını sağlamış şeklindeki görüş hatalıdır Köleliği ibkâ etmemiş, kaldırılışını tedrîcen gerçekleştirmiştir Bu müesseyi ictimâî bir herc ü merce meydan vermeden gönüllü ortadan kaldıracak bir yol açmıştır İslâm’dan sonra bir köleye sâhip olmak külfet hâline getirilmiş, asırlarca mevcûdiyetiyle bir yer kazanmış olan bir müesseseyi cebrî olmadan fiilen gönüllü olarak kaldırma yolunu açmıştır
Bir köle efendisine ağır bir külfeti getirir Efendinin yediğinden yiyecek, giydiğinden giyecek, yâni efendisinin hayat standartlarına sâhip olacak, buna mukâbil de kendisine eziyet edilemeyecek, normalden fazla çalıştırılmayacaktır Bugünkü işçilikten çok daha ileri bir statüdür bu Hiçbir işçi aynı sosyal imkanlara -patronuyla- sahip olması kapitalist sistemde dahi kâbil-i imkân-ı tasavvur değildir bu Bunun mânâsı evlat edinme yoktur Fiilen evlât durumuna getirir İnsan emeğine ihtiyacı olan köle barındırır Yâni bunlar bir nevî işçidirler Bu şartlar köle bulundurmayı külfet hâline getiren ve insanları kölelikten kurtulmaya iten bir müessirdir Diğer taraftan köle azad etmeye teşvik edici kâideler de konulmuştur Meselâ bir İslâmî mânâda hatâdan kurtulmak şu kadar köle âzâd etmekle mümkündür, diye fıkhî kâideler vardır Bu tür kâideler de köle âzâd etmeye teşviktir
Peygamberimiz -sallallahü aleyhi ve sellem- Bedir Harbi’nden sonra esirlerden on müslümana okuma yazma öğretmek mukâbilinde Fidye-i necât almadan âzâd etmiştir
Acaba İslâm hadbehad tamamen iptal etseydi ne olurdu?
Mâdemki milletler arasında harp vardır ve kıyâmete kadar da devam edecektir, bu gibi hürriyetini kaybetmiş insanlara âit kâidelere ihtiyaç vardır Bunu kaldırmak yerine kâidelerinin bilinmesi ve köle hukûkunun tanzim edilmesi gerekmiştir Harp esirleri içinde köleliğe âit bir takım kurallar konulmuştur Bugün köleliği kerih bir kelime gördüğümüzden böyle düşünüyorsunuz Harp esirinin statüsü kölelik statüsüdür Binâenaleyh kıyâmete kadar esir insanların adları köle olsun olmasın tâbî olacakları statülerin belirlenmesi lâzımdı İşte İslâmiyet’in köle müessesesini ismen reddetmiş olsaydı bile muhtevâ olarak harp esirleri için yâni hürriyetini kaybetmiş insanlar hakkında birtakım kâideler koyması lâzım gelirdi Kabahat bu müessesenin ismini muhâfaza etmekten ileri geliyorsa bugün İslâmiyet’in köleye tanıdığı hakları işçisine bile tanımayan sistemlerin sırf bu müessesenin ismini muhâfaza etmekten dolayı İslâmiyet’i ithâma hakları yoktur
Nitekim asırlardan beri harp esirlerine gâlibin mağlûba her istediğini yapabilmesi lâdînî hukuklarda tanzîm edilmiştir Biz köleyi esir olarak düşünelim Mâdemki kıyâmete dek bu müessese harpler olacağından var olacak, gâlibin mağlûba her istediğini yapmak hakkıdır
İslâm’ın tekâmül, prensibiyle hareket ettiğini îzâh sadedinde şunlar söylenebilir
İnkılapçılar tamâmen yeni ve kendilerine mahsus bir görüşü getirip kendinden evvel ne mevcud ise hepsini reddetme mantığıyla hareket ederler Onların mantığı filozoflara benzer Enbiyâ ile filozoflar arasında da böyle bir fark vardır Enbiyâ-yı izâm hazerâtı birbirlerini te’yîd ede gelmişlerdir Hiçbir peygamberin tebliğâtında kendinden önceki peygamberi ve onun güttüğü dâvâyı red yoktur Onu tasdîk ve kabûl ile birlikte insanların mürûr-i zamân ile onun tebliğâtını tahrîf etmiş olmalarından dolayı Cenâb-ı Hakk’ın aynı nizâmı yeniden tebliğ ettiğini ve eski şeriatı yenilemek üzere ona bulaştırılmış olan hurâfeleri, onun üzerinde vâkî olmuş olan tahrîbât ve tahrîfâtı düzeltmek için geldiğini bütün enbiyâ îlân ve ifâde eder Bundan dolayı biz peygamberler arasında bir fark görmeyiz “Lâ nüferriku beyne ahadin min rusulih” Âmentü’nün şartlarından birisi bütün peygamberlere îmândır Hepsinin hak olduğuna belli bir zaman parçasının peygamberlere tahsis edildiğine ve her peygamberin kendi devrinde İslâm’ı dâvâ ettiğine ve ona îmân edenlerin de müslüman olduğuna îmân ediyoruz Bir müslüman Hazreti Îsâ’yı peygamber kabul etmese kâfir olur Hazreti Peygamberi kabul etmemesiyle arasında bir fark yoktur Çünkü bunların hepsi haktır, sadıktır Belli bir vazîfeyle ama aynı vazîfeyle gelmişlerdir Fark, beşeriyyetin kaydettiği tekâmüle bağlı olarak ahkâm-ı ictimâiyyede, sosyal kânun ve kâidelerdedir Sosyal kânun ve kâidelerdeki tekâmülün beşeriyyetin istîdât ve istitâatına göre Cenâb-ı Hakk’ın azar azar onların hazmedebileceği şekilde bir gelişmeye, fiilinde irâdî olarak gelişmeye tâbî kılması olarak -kendinde tekâmül değil- îzah edebiliriz
Binâenaleyh enbiyânın îtikatta, akâidde tebliğ ettiği hep aynıdır Değişiklik ahkâm-ı ictimâiyyededir Bu bakımdan peygamberler arasında bir fark yoktur
Filozoflar arasında -aklî felsefede- bir birini red ile ibkâ vardır Bunun ardındaki mantık tekâmül mantığıdır Filozoflar gibi din kendinden öncekini reddedip ihtilâl yapmak yerine bir cemiyeti toptan ve yeniden tanzim iddiâsıyla kendisi sâdece bir mantık getirir Bir umûmî ve temel görüş getirir Bu görüşe uyan bir şey varsa onu ibkâ eder, uymayan mutlak ters bir şey varsa onu iptâl eder Uyma ihtimâli olanı da tâdîl eder Yâni üç şey Bunun için (tekâmül mantığıyla) İslâm bazı müesseseleri iptal, bazılarını ibkâ, bazılarını da tâdîl etmiştir
İslâm da kölelik müessesini tervîç etmiş, insanları buna teşvîk etmiş değildir Toplum gerçeğini görmüş ânî olarak kaldırılmasının da cemiyet hayatında bir karışıklığa yol açmaması için külliyen kaldırmamış ancak sü-i istimalini önlemek için de bir takım kurallara bağlayarak tanzîm etmiştir Böylece kölelik hukukunu en güzel hâle sokmuştur
İslam 23 yılda insanları mükemmele taşımıştır Bu tedrîcilik onun metodudur İslam’da en büyük hürriyet, kulun Rabbine köle olmasıdır En kötü kölelik de kullara kul olmaktır
Devletlere baktığımızda milletleri idare edenlerin kölesi olduğunu görürsünüz Zulüm işlerler  Maşadırlar, âlettirler
Rabbine köle olursan kula köle olmazsın Çünkü onların menfaati, kaprisleri, ihtirasları kulları köle olmaya sevk ediyor Kölelik bir insanın kendi gibi bir insanı esareti altına alması, kendi gibi birini bir eşya parçası gibi kullanmasıdır
Cahiliye devrinde köleyi alıp testere ile ikiye biçseler kimse buna karşı çıkamazdı Kölenin kaderiydi bu Ona merhamet yoktu Hatta Nöron ilk Hıristiyanları arenalarda aslanlara parçalatıyordu ve bunu kendisinin en tabiî hakkı sayıyordu
İslâm, köleyle efendiyi birbirine yaklaştırıyor, fakat köleliği kaldırmıyor Çünkü harpler kıyâmete kadar devam ediyor Esirlik mevzubahistir Ama İslâm bunları kurtarmanın gayretindedir
Meselâ bir insan hata işledi ve araba kullanırken sehven bir adam öldürdü Bu durumda ilk önce keffâret olarak bir köle âzâd edecektir İkinci olarak o adamın âilesine muayyen miktarda gümüş, deve mukâbili anlaşarak tazminde bulunacaktır
Hacda bir hata olduysa ilk olarak keffaret yolu köle âzâdıdır İslâm’da hadislerde sevabının büyüklüğü anlatılırken şu kadar köle âzâd etmektir Buyurularak köle azad etmenin büyük sevab olduğu ısrarla vurgulanmış ve köle azad etmeye teşvîk edilmiştir
İslâm, kölenin hukukunu geliştirir Bir köle Hazreti Ömer zamanında hırsızlık yaptı Hazret-i Ömer onu yanına çağırdı Köle:
“–Efendim hakkımı vermedi, ben rızkımı temin edemiyorum” dedi
Hazreti Ömer kölenin sahibini çağırdı ve:
“–Bu adama hakkını bir daha vermez, rızkını temin etmezsen o da bir daha hırsızlık yaparsa sana hadd uygularım bileğini keserim ” dedi
İslâm köle sahibine “Yediğinden yedir, içtiğinden içir, giydiğinden giydir, oruçluyken fazla yük yükleme onun ihtiyaçlarını karşılamaya mecbursun ” der Âzâd etmeği bir mümin için daha iyi bir kurtuluş yolu olarak gösterir Öyle hak getiriyor ki, köleyi terk etmek köle sahibi olmaktan daha hayırlı hale geliyor Çünkü köle sahibi olmak köle olmak anlamına geliyor Eskiden zenginler Ramazanda köle pazarına gider köle âzâd ederlerdi Allah kulun kula köle olmasını istemiyor Harbin getirdiği zarûrette de bütün insânî hakları temin ederek kölenin ahzını defediyor Kölelik bu devirde, kulun kula, paraya, nefsine mahkûmiyetiyle hâlâ ve tüm şiddetiyle mevcûddur
Abdülhamid’in zamanında 150 saray câriyesi olduğunun bunların 149’unun evlendirildiğinin arşivlerde tespiti yapılmıştır Birinin tesbîti yapılamamış onun da hasta olma ihtimali söz konusudur
İslam’da kölelik-esâret hukukunun teşekkülünde ilk örnek Bedir savaşında bir sahabiye verilen ve ancak 10 çocuğa okuma yazma öğretmek mukabilinde hürriyetine kavuşacağı bildirilen Mekke’li bir müşrik misafir olduğu evdeki durumu şöyle anlatıyor:
“–Ev halkı fakirdi Ancak açlıklarını giderecek hurma ile idâre ediyorlardı Çok zaman sıcak yemekleri bile yoktu Sadece bana sıcak yemek getiriyorlardı Ben buna çok üzüldüm, “Böyle yapmayın bana hurmayı verin, siz yemeğinizi yiyin ” dedim Onlar:
“–Hayır bize Rasûlullâh böyle buyurdu ” dediler
Vahşi, Hazret-i Hamza’yı öldürdüğünde hürriyetini elde eder fakat yalnız kalır Meclislerden uzak tutulurdu yani onu cemiyet hayatına hür olarak almak istemediler Onu hür bir şahsiyet olarak tanımadılar İşte bu müşriklerin hürriyet anlayışıydı Halbuki Mekke’de elden ele gezen câriyeler hicretle Medîne’ye geçerler sâlihâ-yı nisvândan olurlardı Hazret-i Hacer de câriye idi İslâm, rûha bakmaktadır
|