|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslâm Dünya Görüşü-Amelî Ve Ahlâkî Prensipleri
Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere İslâm sâir sistemlerden fersah fersah farklı olduğu ortaya çıkmaktadır İslâm içinde bir insan köle de olsa hakları kullanmakta ve borçları âdeta tam bir hukûkî şahsiyeti hâizdir Buna misal olarak:
İslâm orduları Hazret-i Ömer devrinde İran istikâmetinde giderken İslâm ordusunda köle sıfatıyla mevcûd olan bir nefer, kalenin muhâsara edilmesi sırasında kale mensublarının kendisiyle temâsa geçmesiyle emân vermiş, bundan haberi olmayan İslâm orduları kumandanı kaleyi muhâsara ve ateşe devâm ederken karşı taraf:
“–Biz emân aldık, niye bu emâna riâyet etmezsiniz?” dedi
Araştırıldığında kölenin emân verdiği ortaya çıkmış ve buna riâyet edilmiştir
Bundan dolayı İslâmiyet bunu fiilen ortadan kaldırmamış, ağır şartlar getirmek ve köle âzâdını teşvik etmenin yanında ilerde yeni kâideler yâni harp esirlerinin zuhûru sebebiyle bunu düzenlemiştir Bu tanzîm edişte iki unsur ehemmiyet taşır Biri kadınlara, diğeri erkeklere âit temel görüş vardır
Erkekler fidye-i necât şartına bağlanmıştır Kurtuluş fidyesini getiren bir harb esîri serbest bırakılır Ama lâ-dînî hukukta böyle evvelden belli, esâretten kurtulma şartı yoktu Alanla satanın anlaşmasına bağlıdır Esirin insan hakları söz konusu değildir
Esir kadınlar câriye hükmündedir Bu kadınları câriye addedip haremine almasının hikmeti onları ortada bırakıp umûmun ahlâkının bozulmasına sebep olmaktan cemiyeti korumak içindir
İngiltere, Fransa, Almanya’ya girdi Almanya yakılıp yıkıldı Taş üstünde taş kalmadı İkinci cihan harbinde on altı milyon insan öldü Ölenlerin çoğu erkektir Kadın nüfûsu fazlalaşmış böylece dengeler bozuldu Kadınlar açlık ve korumasızlık sebebiyle Almanya’da az sayıda kalan erkeklere hücûm etmişlerdir Netice olarak da ahlaksızlık başgöstermiştir
Cenâb-ı Hak erkek nefsiyle kadın nefsini farklı yaratmıştır `Bir erkek uzaktan bakmakla tahrik olur, kadın olmaz Cenâb-ı Hak, kadının nefsini daha geç uyanır kılmıştır Kadının örtünmesi, erkeğin örtünmemesinin hikmeti budur
İslâm realist bir sistem olduğundan insan realitesini (kadın-erkek) dikkate alarak koyduğu kâideler arasında bir de insanın sadece cinsî ihtiyâcını değil, kadın fizikî yapı olarak hayat mücâdelesi için değil, çocuk terbiye etmesi için tanzim edilmiştir Hayat mücâdelesinde âciz bir durumda olan kadının âile geçiminde şeriat yönünden bir mesûliyeti yoktur Âile geçiminde mesûliyet erkeğe âittir
Hayat mücâdelesi karşısında kadın, fiilî ve fizikî olarak zayıf ve erkeğin himâyesine muhtaçtır Tahrîk edilmedikçe cinsî ihtiyâcı doğmadığı için kadında evlenmek, zâtî ihtiyâcı bakımından birinci derecede geçim şartına bağlıdır
Erkekte cinsî ihtiyâcı tatmin için birinci derecede evlenme bir sebep olduğu halde kadında evlenme için birinci derecede sebep mutlu bir âile ortamı kurup geçimini temin etmektir Allâh kadını çocuk büyütmek istîdâdında yarattığı için psikolojisinde çocuk büyütmek, sevmek, tatmin arzusu vardır Evveliyetle geçim kadın için önemlidir Almanlar bunu anlayamamışlardır Kadının birinci derecede ihtiyâcının cinsel tatmin olduğunu sanmışlardır Almanya’da kadının fuhşa sürüklenmesi açlık sebebiyle, geçim derdiyle olmuştur Halbuki İslâm aç kalmış, sokakta kalmış kadının fuhşa sürüklenmesini, ahlâk yapısını bozmasını nefsâniyete bağlamaz Kadının fuhşa sürüklenmesini açlık ve geçim derdiyle olduğundan İslâm hukûku, câriyenin satılmasını câiz görmüştür Çünkü onu satın alabilecek insan zengindir dolayısıyla onun karnını doyurabilir demektir İslâmiyet cemiyeti korumak için kadının zâtî ve aslî ihtiyâcı cinsî tatminden önce fiilî geçim olduğu için onu satın alacak kimse için onun geçimini sağlayabileceğini kabul eder Evli bir karı kocayı düşünün Eşlerden biri cinsî iktidâra sahip değilse bu bir boşanma sebebidir Ancak bir câriyeyi satın alan şahıs iktidarsız olsa da o câriyeyi âzâd etmeye mecbur değildir İşte bunun mânâsı şeriatın bu konuyu tanzimde asıl mânânın cinsî ihtiyâcı tatmin etmek olmayıp kadının geçim yönünden muhâfaza altına alınmasıdır Bu yüzden buna cevaz verilmiştir İşte parayı verip câriyeyi satın alan kişi bir karîne olarak zımnen o câriyeyi de geçindirebilir demektir Bu da birinci ihtiyaçları geçim olan kadınların sokağa düşüp fuhuş bataklığına saplanmalarını önler Böylece cemiyette ortada kalan câriyenin açlık nedeniyle fuhuş yapmasından korunarak tahrip olması engellenir
Gerçekçi bir sistem olarak İslâm, insanlar arasında devamlı harpler olabileceğini düşünerek böyle bir nizâmnâme vaz‘ etmiştir Bunda hem ferdin hem de cemiyetin menfaati söz konusudur
Adamın hareminde beş yüz tane câriye olması hepsiyle münasebette bulunduğu anlamına gelmez Sâhibi yanına gelmediği taktirde, ona elini sürmediği taktirde böyle bir ihtiyâcı doğmayacaktır Sâhibi yüzünü görmese de midesi acıkmaya devâm edecektir Bu nükteler insan realitesinden doğuyor İnsan realitelerinden teşekkül eden cemiyet realitesinden doğuyor Şeriat, meşrû âileler için koyduğu dört kadın şartını câriyeler için sınırlandırmamıştır Kesene güveniyorsan al onlar da sokaktan kurtulsun diyor Kadının açlık sebebiyle ahlâk yapısının bozulmasını engelliyor Böylece cemiyeti koruyor
Ancak sahibi bir câriye ile beraber olup ondan bir çocuk sahibi olursa, şeriatte aynen nikahlı kadının haklarına sahip olur Arada sâdece psikolojik fark oluyor Bu da isim farkıdır Erkek dört kadınla evlenip çocuk sahibi olursa çocukların analarından halîle diye bahsedilirken câriyenin çocuğundan bahisle, çocuğun anasından memlûke diye bahsedilmektedir Ama çocuk meşrû evlât seviyesindedir Bu çocuk da diğer halîleden doğmuş çocuklar gibi mîrâsa sahiptir Meşrû kadın 1/8 hisse alırken câriye çocuk doğurup meşrû kadın seviyesine yükselmedikçe bu hisseyi alamaz Zâten o geçimi temin edilmek şartıyla alınmıştır
O mal hükmündedir Sâhibi ölürse bir para karşılığında bir başkasına satılabilir, veyâ bizzat sahibi tarafından hediye edilebilir Binâenaleyh şeriat onu mîrâsa dâhil etmek için yâni Halîle’nin haklarına kavuşmasını çocuk doğurma şartına bağlamıştır Bütün bunlar gösteriyor ki İslâm’da câriye müessesesinin olması, insan hürriyetine değer verilmediğini göstermez Bunlar harp esireleridir Dolayısıyla dünyânın her tarafında esir insanlar hür insanların haklarına sahip olmadıkları halde İslâm hukûku kılı kırk yararcasına bunu tanzim etmiştir Ona zulmedilemez, ağır işlerde çalıştırılamaz Bu hem kadın, hem de erkek esir için böyledir
Böyle bir durumda İslâm kölelik müessesesini, câriyeliği kaldırmadı, iddiâlarında bulunmak hatadır İslâm hukûku ferdi cemiyete, cemiyeti de ferde tercih etmeden bir orta yol nizâmıdır Mâdem böyle bir durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır (harpler devâm ettiği müddetçe) öyleyse bunun bir şekilde tanzim edilmesi gerekmektedir Sâir sistemler gâlibe hadsiz hesapsız haklar tanımıştır İsterse esirini öldürür İslâm’da bu hak yoktur Müslüman olmaya da zorlayamaz Yediğinden yedirecek, giydiğinden giydirecektir Bir tek şart vardır ki bu hanımı için de geçerlidir Kadınlığını kocasına arz etmekten ictinâb edemez Onun dışındaki mükellefiyetler ancak ricâyla yerine getirilebilir İslâmiyet bu müesseseyi tâdil etmiştir İslâm bir uygulamayı ya iptal, ya ibkâ, ya da tâdil eder Tekâmülcü bir metodun tabiî neticesi olarak mâhiyetini değiştirmiş, ismini ibkâ etmiş ama muhtevâyı değiştirmiştir
İslâm’dan evvel Arap cemiyeti köleye câriyeye istediğini yapabilirdi Bugünkü Avrupa toplumu gibi Hayatın tamamını tanzim etme iddiâsında olan İslâm bir realite olan bu müesseseye bir tanzim getirmemiş olsaydı bu onun için bir nakîse olurdu Kulun Allâh ile ilişkisi bile fıkhın içindedir Hayâtın bir parçası olan her şey İslâm’da hukûkun içindedir İslâmiyet bu müesseseyi tâdil etmiştir
İslâmiyet hürriyete bu kadar önem verirken neden bir müslümanın dinden çıkmasına izin vermez?
Çünkü dinden çıkma ya cehâletten doğar ya da kasıttan doğar Cehâletten doğarsa diğer müslümanlar bu şahsa acırlar Çünkü kendileri ebedî saâdete îmân etmişlerdir Bundan kimsenin mahrum kalmasını istemezler İslâm’dan dönmenin cezâsı katildir Ama bu hemen uygulanmaz Cehâletten bunu yapmışsa iknâ sadedinde kendisine bir âlim veya hey’et gönderilir Hangi konuda cehli varsa o ortadan kaldırılmaya çalışılır İknâ edilemezse yâni onun sorularına şüphelerine cevâp verilemediği taktirde öldürülemez Yok her şey îzâh edilir, sırf inadından kasıtlı olarak bunu yaptığı anlaşılırsa ancak o zaman katli vâciptir İslâm’ı kötülemek niyetiyle böyle yapıyorsa bu niyette olanlara da kapıyı kapamak demektir Hırsızın kolunun kesilmesi, hırsızlık yapmak isteyenlere ders olsun, ibret-i müessire teşkil etsin diyedir
Bunun tarihteki meşhur misâli Şeyh Bedreddin-i Simavî’dir Serez Çarşısı’nda asılmıştır Bu şahıs Çelebi Mehmed zamanında zuhûr etmiştir Haramları helâl sayan İbâhiyye’dendir Büyük mutasavvıflardan, büyük âlimlerden ders görmüştür Bazı mutasavvıflar onun bu hâlini mâzur görmek istemişlerse de yaydığı fikirler ve yazdığı eserler kendisinin Eflâtun gibi komünist olduğu, kadınların, malların eşit olduğu şeklinde bir görüşe sahib olduğu rivâyet edilmektedir
Şeyh Bedreddin, tehlike savuşturulduktan sonra Edirne Sarayı’nda âlimlerce mübâreze netîcesinde ilzâm olunmuş ve hüküm kendisine verdirilmiştir Yâni düşüncelerinin İslâm’a aykırı olduğu, irtidâd ettiği ve İslâm’ın hak olduğu kendisine ikrâr edilmiş ve bu düşüncelerinde ısrar ediyor musun, diye sorulmuştur O da ediyorum, demiştir
Halbuki benzeri bir vak’a olarak Satabey Sevi mesih olduğu iddiâsıyla Edirne sarayında mahkeme edilmiş İslâm âlimleri tarafından yalancı ve sahtekâr olduğu ispat edilince ölümden kurtulmak için de olsa zâhiren kelime-i şehâdeti getirerek idam edilmekten kurtulduğu halde bu şahıs, küfründe inâd etmiştir Biz buna küfr-i inâdî diyoruz Kendisine “o zaman sen kendi hakkında hükmü kendin ver denilmiştir O da mürtedin hükmü katildir, diyerek ifâde vermiştir O zaman devrin şeyhülislâmı, kanı helâl malı haram fetvâsını vermiş ve Serez çarşısında asılmıştır
İslâm’dan dönme hürriyeti mevcûd olmaması Müslümanların İslâm’ı mutlak hakîkatle buğletmelerinden insanın fıtratına ve tabiatına uygun bir din olduğunu kabûl etmelerinden ve akl-ı selîm sâhibi bir insanın onu kabûl etmeyi bildiği taktirde vicdânen mecbûr olmasından burada bilgi yanlışlığından dolayı İslâm’dan ayrılıyorsa ve iknâ yoluna gidilmesi bu yapılamadığı taktirde kendisine cezâ verilmediği gibi yapıldığı taktirde de husûsî bir maksada bağlı olarak sırf İslâm’ı kötülemek için bunu yaptığı kanaatiyle böyle yapmak isteyenlere ibret-i müessire teşkil edip idam edilir Mefhût olunamadığı takdirde yâni cevap veremez bir vaziyette İslâm’ın üstünlüğü, hak olduğu, fıtrî olduğu, her akl-ı selîm sahibinin de kendi menfaatini koruyacağı bunun da fıtrî olduğu konusunda iknâ edilemez ise bu takdirde kendisine süre tanınır
Bir çocuk elini sobaya değdirdiği zaman eli yanınca bir daha oraya yaklaşmaz Gittiği yolun âkıbetini bilmemekten insanlar bâtıl yola giderler Bu demek değildir ki bütün bâtıl yolda bulunanlara gel İslâm haktır bunu kabûl et, diye bir oturalım, hepsini bir ilim hey’eti içine alalım Buna fiilen imkân olmadığı halde nâdiren zuhûr eden vak’a ancak İslâm’dan inhirâf olabilir, irtidâd olabilir İrtidâd hâdisesi karşısında İslâm’ın koyduğu kâide kendisine bir ilim hey’eti tarafından hakîkatin îzâh edilip ilzâm olunma şartına bağlıdır Hattâ düşünmesi için mühlet de verilir Üç defâya kadar bu mühlet verilir Bu mühlete ve iknâ edilmesine rağmen eğer hakîkati kabûl etmiyorsa husûsî bir maksad tâkib ettiğine hükm edilir İslâm’ın bu sûretle kötülenmesi engellenmek ve böylece başkalarının da zuhûrunu imkânsız kılmak için ibret-i müessire teşkil etmek üzere îdâm edilir
Merî hukûkun insanlara verdiği hürriyet ile İslâm’ın verdiği hürriyet mukâyese edildiği zaman İslâm muhaliflerinin korkularının çocukça bir vehimden ibâret olduğu görülür Çünkü İslâm insanı Allâh’ın yeryüzündeki halîfesi mevkiine yükseltir İnsanı, sadece mümini değil Ama cebir koşmanın câiz olmadığı prensibini getiren her türlü inanışında, yaşayışında âmme intizâmı dışında hiçbir külfet getirmeyen bir sistem olduğu halde lâ-dînî hukuk kendi temel prensipleri Avrupa’ya tâbiiyyet olduğundan bırakın muhtevâyı şekilde bile insanları kendi prensiplerine uymaya icbâr ederler İslâm, onu insanların hür irâdelerine ve maslahata havâle eder İslâmî idârenin temel müessesesi ve zirvesi hilâfet olduğu halde hilâfetin teessüsü için bile şekil emretmeyen bir din, hiçbir sûrette insanları şekille bağlamaz Lâ-dînî görüş sahipleri gibi yalnız ibâdetlerde şekil vardır Ona da müslüman olup olmamakta hür olan insan isterse müslüman olmaz ve uymaz İslâm, müslümanım deyip de İslâm’a muhalif yaşamaya izin vermez İşte İslâm, bu hürriyeti vermez ve bu da İslâmiyet için bir nakîse, bir eksiklik değildir Çünkü samimiyetsizliğe kapıyı kapamaktadır Müslüman olup olmamakta hür bırakan din, müslüman olduktan sonra riyâkârâne bir sûrette İslâm dışı bir hayat sürmeye engel olur İslâm hukûkunun cezâyî müeyyideler ihtivâ eden faslı fıkhın ukûbâtı-dır Ukûbât, İslâm kâidelerinin ihlâl hâdisesinin cezâlarını tâdâd eden bir fıkıh bö-lümüdür Gayr-i müslime müslüman olmadı diye şu cezâ verilir diye ukûbâtta bir kâide yoktur Müslümansın ve Ramazan’da sigara içer, içki içersen, zinâ edersen cezâsı vardır
İslâm dini hiç kimseyi muhakeme etmeden cezalandırmaz Allâh’ı inkâr eden, irtidâd eden adamı dahi İslâm muhâkeme ediyor Bedreddin-i Simâvî buna bir misaldir Muhâkemesiz insanları kurşuna dizmek İslâm değildir
Hürriyeti bu ölçüde tebcîl etmiş olan İslâm’da kölelik ve esâret meselesinin devâm etmiş olmasından dolayı kınamak uygun olmadığı böylece ortaya çıkmış oluyor
İnsan tabiatına ve beşerî cemiyetlerin husûsiyetlerine göre harp insanların arasında mütemâdiyen olacağı için bunun tanzim edilmesi İslâm’ın hayâtî tezâhürlerinin hepsini tanzim etmek gibi umûmî ve temel prensibinin icâbı olarak tanzim edilmiştir Bunun tanzim edilmiş olması hak ve hürriyetlere ehemmiyet vermemek mânâsına gelmez İkincisi İslâm’dan dönme hürriyetinin adem-i mevcûdiyeti, İslâm’da hürriyet olmadığı mânâsına gelmeyip İslâm’dan dönme hürriyetinin adem-i mevcûdiyeti kendisinin ilzâm ve iknâ olunma şartına bağlandığından bu şart, yerine getirildiği taktirde inad edenin, kasdî hareket ettiği İslâm’ı kötüleme şartına bağlı olarak hareket ettiği düşüncesinden dolayı ve İslâm’ı kötü göstermek husûsundaki bir suiistimale kapıları kapamak içindir
Üçüncüsü İslâm geldiği zaman hak ve hürriyetlerde bir daralma olacaktır zannı İslâm olduğunu söylediği halde İslâm dışı bir hayat sürmeyi arzû eden insanların ben müslümanım demekle müslüman olunduğu zannından doğmakta ve açıkça şirk-i hafî içinde oldukları halde izâle ve ifâde etmemelerinden doğma bir yanlış anlaşılmadır Yoksa İslâm geldiği zaman hürriyetler daralmaz, bilakis daha da genişler Ancak onların istediği hürriyet İslâm cemiyetinde müslümanlar için değil gayr-i müslimler için vardır İslâm hürriyeti içinde müslümanla gayr-i müslim tefrîki vardır Bu da birinci, ikinci sınıf vatandaşlık mânâsına gelmez Aynen kadın erkek arasındaki gibi
Kadın erkek eşittir diyen nizamlar realiteyi inkâr etmektedirler Kadın erkek hiçbir zaman eşit değildir ve eşit olmasına da imkan yoktur Ancak mükellefiyetlerle muâfiyetler dengesi kadında başka, erkekte başka türlü teessüs ettirilmiştir Kadının ve erkeğin tab‘ına göre Yaradılışına göre, Allâh’ın onu yaratmadaki murâd-ı ilâhiyyesine göre bir tab‘ı bir fizikî ve psikolojik yapısı vardır Bu fizikî ve psikolojik yapının gereğine göre de onun hakkında kâideler vardır Kadının da Allâh’ın onu yaratmaktaki murâd-ı ilâhiyyesine göre bir fizikî ve psikolojik yapısı vardır Bu fizikî ve psikolojik yapının îcâbına göre onun haklı kıldığı kâidelerle kadının hayatı tanzim edilir
İslâm cemiyetinde müslüman ve gayr-i müslim hukûku arasındaki fark birini aşağılatmak, diğerini yükseltmekten ziyâde gayr-i müslime müslümanların devletine ihânet edeceği, ruhunun ısınmayabileceği gerçeğini kabul ederek ona âmme hizmetlerini yaptırmaz Müslim aleyhine şâhitlik yaptırmaz Bunun gibi taktikler vardır İcâbında ihânet edebileceği için askerlik yaptırılmaz Çünkü o îmânın adamı değildir Ama bu mahrûmiyetlerin karşılığına onlara da birtakım nâiliyetler koyar, bunu böyle dengeler İslâm îtidâl dinidir Ne kapitalist sistemdeki gibi ne de komünist sistemdeki gibi ferdi cemiyete, cemiyeti ferde fedâ etmediği gibi ifrad tefride de sürüklenmemiştir
İslâm, kadın-erkek, müslim-gayr-i müslim arasındaki tanzîmi yaparak cemiyette birini diğerine fedâ etmeyen umûmun selâmetini dikkate alan ve o selâmetin gerektirdiği külfetler ve nîmetler tevziini yapan bir sistemdir Böyle bir sistemi insanoğlu akılla bulamazdı Cenâb-ı Allâh, bir mevhibe-yi ilâhiye olarak bize bu nîmeti ihsân etti
Müslüman anne-babadan devraldıkları bu mukaddes mîrası Müslümanlar, îmân ettiği nizâmın kemâlini kavramak için gayret sarf etmeli bu gayretten mütehallî kalmamalıdırlar
|