Yalnız Mesajı Göster

İslâm Dünya Görüşü-Amelî Ve Ahlâkî Prensipleri

Eski 08-02-2012   #10
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İslâm Dünya Görüşü-Amelî Ve Ahlâkî Prensipleri




G- FİİLÎ KISTAS PRENSİBİ


Yeryüzünde var olan pek çok dünyâ görüşü, kendi ikâme ettiği prensipleri tüm vecheleriyle ideal mânâda yaşayan birini göstermek veya ideallerinin zirve noktada muvaffak oluşunu pratik hayattan, fiilî hallerle misâllendirme tâlihinden uzaktırlar Bu tâlih yalnız İslâm dünyâ görüşüne mahsustur

Mü’minler için Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- apaçık bir kıstastır Bir insan tüccarsa, muallimse, aile reisiyse, Rasûlullâh ona hayatıyla fiilî bir ölçüdür Mekke fethinde muzaffer bir komutan olarak, Huneyn’de düşman saflarının ortasına kendisini atan bir mücâhid olarak, Uhud’da mağlûb bir komutan olarak, Taif’te zulme mâruz kalmış bir mübelliğ olarak, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir mümine kıstasdır Cenâb-ı Hak onu kıyamete kadar gelecek insanlara nümûne kıldığı için hayatın en alt tabakasından en üst mertebesine kadar her safhasından geçirmiştir Bir yetîm olarak dünyâya getirmiş, boykot yıllarında mahrûmiyetin son noktasını yaşatmış, zulmün envâını tattırmış, sonra ikbâl kapılarını açmış, “Peygamberlik” ve devlet reisliği gibi en kudretli mevkîye kadar hayatın hemen tüm mertebelerini yaşatmıştır Bu her tabakadan her hangi bir insanın kendisini onun hayâtına mürâcaat ederek ayarlayabilmesi ve aradığını onda bulabilmesi içindir

Mekke’nin fethinde herkesi afvetmesi afvın kemâl noktasında bir nümûnesidir Efendimizin sevgili amcaları Hazret-i Hamza’nın ciğerlerini çiğneyen Hind, Allâh Rasûlü’nün ardından:

“–Yâ Rasûlallâh! Bize ne var?” diye seslendiğinde, Allâh Rasûlü yüzünü baktığı taraftan çevirmeden:

“–Afv var” buyurdu

Benzeri görülmemiş bu fazîlet karşısında Hind şaşkınlıkla:

“–Yâ Rasûlallâh! Beni tanıdın mı?” diye sordu ve:

“–Sen Hind değil misin? Ben o çığlıkları unutur muyum hiç?” cevâbını aldı

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- efendimiz, Seyyid-i Şühedâ Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh-’ın cenâze namazını yedi defâ kıldı Uhud’da yetmiş şehid vardı Şehidler onar onar getirilir, namazları kılınır, Hamza -radıyallâhu anh- hâriç diğerleri defnedilir, Hazret-i Hamza’nın mübârek naaşı kalırdı Diğer şehidlerin cenâzeleri de onunla birlikte namazlarının kılınmasının akabinden defnedilirdi Böylece yedi defa namazı kılınmıştır

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın şehâdetinde Hind’in attığı sevinç çığlıklarını aradan geçen sekiz seneye rağmen aslâ unutamadı Zîrâ o fecî manzara ciğerine kadar işlemişti ama mâdem ki Hind de “Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedün Rasûlullâh” diyordu, işte bu kelimenin aşkına onu da afv ettiler

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ahlâk-ı hamîdesi ilâhî terbiye netîcesi verilmiş müstesnâ bir nîmettir O gönüller sultanı, zahirî hayâtı, bâtınî hayâtı, gönül hayâtı ve duygularıyla da bir kıstastır Tasavvuf ilmi Rasûlullâh’ın batınî vechesini, gönül ve duygu hayatını kıstas alma ameliyyesinin adıdır

İslâm dünya görüşü, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in davranışlarının nazariyyâtıdır Niche, mükemmel insanı, bizim tâbirimizle insân-ı kâmili beşer üstü diye bir varlık olarak tasavvur eder Ama anlattığı bu insân-ı kâmil için hayattan fiilî, muşahhas örnekler bulması mümkün değildir Hayâlî ve ütopik kalmaya mahkûmdur Halbuki İslâm’da, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her fazîletin fiilî örneğini vermiştir Sırf mücerred muhtevâya vâkıf olup da fiilî tatbîk örneğine mâlik olamayanların elinde kaideler asıl maksâdına ulaşamazlar

Allâh -celle celâlühû- Kur’ân-ı Kerim’de bize model olarak Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i gösteriyor “Rasûlullâh’da sizin için mükemmel bir örnek, numûne-i imtisâl vardır” buyuruyor İstîdâdımız nisbetinde onu taklîd ve takîb edip onun gibi olmaya çalışmamız gerekmektedir Bu emre imtisâlendir ki bu millet askerine Mehmetçik (Küçük Muhammed) adını vermiştir Her askerin umûmî adı Mehmetçiktir Hiç kimse bir Hazret-i Muhammed -aley-hissalâtü vesselâm- olamaz ama kendi istîdâd ve iktidarı kadar onu taklîd eden herkes kendi âleminde bir küçük Muhammed olur

İslâm’ı en mükemmel bir sûrette anlamak ve kavramanın yolu Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i tanımaktır

“–6666 ayet hülâsa edile edile bir kelimeye iner mi?” diye sorulsa denilebilir ki “Evet iner ve o da âdâb’tır” Âdâb İslâm’ın bütün kâidelerinin uygulanması sonucu tezâhür eden bir ahlâktır Âdab, edebler demektir Âdapsız bir din hamdır Bir ağac ormandan kesilip getirilse hiç kimse onu evinin baş köşesine koymaz Ancak mobilya olursa herkes evini onunla süslemek ister Çünkü mobilya terbiye edilip zarif hâle getirilmiştir İnsanın da, terbiye edilmesi elzem olup ancak bu şekilde cemiyete faydası dokunabilir Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’ın gönderilme hikmeti kendi beyanıyla âdaptır, insanları te’dîb etme vazîfesi vardır

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Eddebenî Rabbî feahsene te’dîbî” buyurmaktadır

Diğer bir hadîs-i şerîfte de: “Ben mekârim-i ahlâkı tamamlamak, kemâle erdirmek için gönderildim” buyurur

Rasûlullâh Efendimizin ahlâkı sorulduğunda Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ:

“–O’nun ahlâkı Kur’ân’dı, Kur’ân ahlâkıydı” buyurmuştur

Hadîs-i şerîfte “Tehallekû bi-ahlâkıllâh” «Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanı-nız» buyurulmuştur Ahlâk aynen felsefe gibi çeşitli nazariyelerin ortaya atılmış olduğu bir sahadır Filozoflar çeşitli ahlâk sistemleri içinde ahlâk felsefesi vaz‘ etmişlerdir Ancak onlar ahlâkî olan, doğru olan hareketler için, fiilî misaller veremezler ve bunların sistemleri mücerred kalmaya mahkumdur Çünkü onların fiilî kıstası yoktur

Ama İslâm ahlâkını Cenâb-ı Allâh Peygamberinin hayatıyla en basit bir fiilden devlet başkanlığına kadar bütün meselelerde misallendirmiştir Ona beşeriyyet muktezâsı bir hayat seyri takip ettirerek ondan fiilî misâller alınmasını ve o misallerin ölçü olarak kullanılmasını mümkün kılmıştır Bu incelik yalnız İslâm ahlâkına ait bir meziyettir İslâm ahlâkı dışında meselâ Neitzche (Niçe) bir ahlâk nizamı, felsefesi vaz‘ etmiş olan bir filozoftur O “Süper Human” dediği üstün insanı, ideal insanı tasvir etmiş ama bu ideal için hayattan fiilî misaller vererek onu fiilî kıstaslarla, örneklerle ortaya koyamamıştır

Bu bakımdan bizim için edep denildiği zaman ilk lazım olan şey Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i mânevî yönüyle tanımaktır Onun sahip olduğu edebi, inceliği, nezaketi, zerâfeti kavramaktır
Bugünkü cemiyet hayatında mâruz kaldığımız en büyük kayıplardan biri bu edeptir denilebilir Müslümanlar bugün neredeyse Ümmet-i Muhammed’den sayılmamıza imkan olmayacak derecede o edepten uzaklaşmıştır Evet onun hayatından alınacak derslerle insan, hayatını tanzim edebilmesi için onun hayatını lâyıkıyla öğrenmesi lazımdır İlk lâzime onun hayatına hakim olan edebi, incelikleri, nezaketi öğrenmektir


Alıntı Yaparak Cevapla