|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hizmet Ehli Özel Himaye Altındadır
Hizmet Edene Hürmet
“Hizmet edene hürmetle memuruz…” Bu söz bir hizmet adamı, Nurun ilk talebelerinden, ihlas abidesi, irade kahramanı Zübeyr Gündüzalp abiye aittir Zübeyr abi, nev-i şahsına münhasır bir insandı Hayatını din ve iman hizmetine adamıştı Mesuliyetini müdrik olarak bir hayat sürdü Onun hayatında laubâliliğe yer yoktu Asla abesle iştigal etmezdi
O, bir irade kahramanıydı Mesela, sabah namazlarından sonra asla uyumazdı Zaten Üstadı ziyarete gelenler olurdu ve onlarla ilgilenmesi gerekirdi Fakat bir gün sabah namazından sonra çok ağır bir uyku bastırdı Bir türlü uykusunu açamıyordu O günlerde geçici olarak İstanbul’da bulunuyorlardı Mevsim sonbahar veya kışa doğru idi Hava epey soğuktu Hemen Eminönü’ne indi Vapura bindi ve güverteye çıktı Soğuk havaya rağmen geminin önünde Üsküdar’a gitti ve geri geldi Bu arada şöyle söyleniyordu: “Ey nefis, sen misin gaflet arzulayan, sen misin olur olmaz vakitte sıcak döşeği dileyen İşte şimdi soğuğu iliklerine kadar tat da gör” Nefsinin rahat arzusuna karşı kendi kendine ceza veriyordu
O bir samimiyet abidesi idi Üstad birgün talebelerinden birine Zübeyr abiyi kastederek, “Bu aptal bu, bu saf bu Bu otuz lira maaşla memuriyeti bırakıp benim yanımda otuz kuruşa talime razı oldu” diye latife yapıyordu Yine bir gün bunu söylediği talebesine dönerek “Zübeyr var ya Zübeyr… Ben bu Zübeyrimi kâinatlara değişmem…” diyerek onun kıymetini ortaya koyuyordu
O bir edep abidesi idi Hayatını çok dikkatli yaşardı Asla boş söz, edepsiz tavır, nâhoş şaka kendisinden sadır olmazdı Bir ciddiyet abidesi idi Aynı zamanda mesuliyetini de müdrik idi Eğer kaldıkları yere çocuklar gelirse, oturuşuna dikkat eder, mehabetini takınır ve etrafındakilere “Çekiliyoruz, kameraya alınıyoruz Dikkatli olmamız lazım” derdi Çocukların, büyükleri sürekli gözetlediklerini ve onları taklide özendiklerini ima ederdi Dolayısıyla neslin tezkiyesi ve terbiyesi için hareketlere, oturup kalkmalara dikkat edilmesi gerektiğini düşünürdü
İşte, bu sahabe tabiatlı, Ebu Bekir edalı Nurun ilk kahramanlarından nadide fıtrat diyor ki, “hizmet edenlere hürmetle memuruz” Sözün masdarı yani kimin söylediği çok önemlidir Bu sözü, öncelikle kendi hayatını hizmete vakfederek, fedakarlığın en zirvesini gösteren birisi Nur hizmetinin temelinde gözyaşı, teri ve ruhu olan birisi söylüyor Demiyor veya düşünmüyor, “ben ilklerdenim, ben yıllarca Üstad’a en yakın olan kimseyim, yâver-i hâssım” “Hizmet eden başımızın tacıdır, hürmet ederiz, saygıda kusur etmeyiz” diyor Bunu yapmak bizim boynumuzun borcudur, diyor
Bu çok önemli bir mevzu “Ben hizmet ediyorum, hem de şurada ve bu olarak…” gibi mülahazaya girmeden, hizmet edenin kendisinden küçük büyük olduğuna bakmadan, onu hürmete layık görüyor Tıpkı ashâb gibi Onlar da, İslam’a ilk girenleri takdir, tebrik etme, hürmetle muamelede bulunmanın yanında, kim davaya omuz veriyorsa ona hürmet ediyorlardı Birisi yıllar sonra gözlerini hakikata açıyor, dün kılıç çektiklerine bugün “ben açığımı kapatmak için daha çok koşturma durumundayım” diye cihad meydanlarında koşturuyordu Diğerleri de ona sevgi, hürmet ve şefkat göstermede cimri davranmıyorlardı Kim hizmette önde ise, yani işin daha çok angaryasını çekiyorsa o daha çok seviliyor ve hürmet görüyordu
Bunun bir anlamı var Bu din yaşanacak ve anlatılacaktır Rabbin muradı budur Onun yaşanması farz-ı ayn, anlatılması farz-ı kifayedir Ancak, Üstad, zamanın başkalaştığını, asrın değiştiğini, şartların farklılaştığını ifade ederek, anlatmanın, tebliğin de farzlar üstü bir farz olduğunu söylüyor O halde, dine, Kur’an’a öyle veya böyle, yazarak, çizerek, okuyarak, anlatarak, göstererek yapılan her türlü hizmet bir manada Allah’ın bütün insanlardan istediği bir vazifedir Dinin ihya olması Rabbin rızasını celbedecek ise, onu temine çalışan herkes, yükün altına giren herkes diğer kardeşlerin yükünü de taşıyor, onların adına da bu işi yapmış oluyor demektir İşte, belki bu sebeple insan, hizmet edenlere karşı minnet duymalı Benim yapmam gereken işleri de yapıyor, benim yapamadığım işlerin üstesinden geliyor, diyerek hizmet edenleri bağrına basmalı, hürmette kusur etmemelidir Öte yandan hizmet edeni, ihlasla Hakk yolunda koşturanları, Allah da sever Ömrü boyunca, emrince hizmet edenleri zayi etmez O halde, Allah’ın sevdiği kulları sevmek ve hürmet etmek de mü’minin şiarıdır Sabah akşam “sevdir sevdiklerini, yerdir yerdiklerini, yar et erdirdiklerini” diye dua etmiyor muyuz
Evet, hizmet cümleden ‘âlâdır Ona gönül verenler de ‘âlâdır Zübeyr abi “hizmetin küçüğü büyüğü olmaz” derdi “Kardeşim, bana hizmet olarak, şu tuvaleti sabah akşam temizleyeceksin, deseler, bunu bir şeref kabul edeceğim ve yapacağım” derdi Ömrünün son demlerinde, kendi yaptıklarıyla yetinmezdi Kimi görse “ben de seninle hizmet edeceğim” derdi Bir gün biriyle oturup konuşurken, onun hizmetlerini sena ediyor, kendisini de yanında götürmesini istiyordu Kapıdan Nurların yazımıyla uğraşan bir abi girdi Onu görünce “Kardeşim, ben de seni bekliyordum, ben de bugünden sonra seninle yazma işlerinde bulunayım” dedi Biraz sonra, sağda solda konferans veren, Nurları anlatan bir abi girdi, bu sefer ona da “kardeşim beni de yanına al, beraber anlatalım” dedi Biraz sonra, mahkeme mahkeme dolaşıp Nur talebelerinin davalarını gören bir avukat abi girince, ona da “Kardeşim, sen çok büyük hizmetler ediyorsun, bundan sonra ben de seninle geleyim, çantanı taşıyayım, sana hizmet edeyim” dedi İçi hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyordu
Hizmet, Hakk’a hizmet olunca -Allah ihlas versin- tadına doyum olmuyor Bakın hizmet erlerinin hallerine Bugün de, hizmeti dünyanın dört bir yanına götüren hizmet aşıkları aynı ruh ve eda ile hareket etmeselerdi, Mevla onları muvaffak eyler miydi Yeryüzündeki “vüdd”, sevgi, saygı hürmet de gösteriyor ki, bu hizmetler Hakk katında makbuldür inşaallah
Bu vesile ile imana Kur’an’a hizmet eden bütün kahramanlara en derin hürmet ve muhabbetlerimi takdim eder, Kurban Bayramının hepimizin kurbiyetine vesile olmasını Rabbimden niyaz ederim
Ali Ünsal
|