Yalnız Mesajı Göster

Dirilttiğimiz Oranda Dirileceğimiz Mekânlar

Eski 08-02-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dirilttiğimiz Oranda Dirileceğimiz Mekânlar




Mescidlerden yola çıkılarak, oradan İslâm'ın öğrenilip yaşanması, hâkim olması halka halka yayılarak toplumu hükmü altına alması gerektiği halde; bugünkü mescidler, aslî görevlerinin çoğunu yerine getirmemektedir Tâğutlar ve onların rejimleri, çeşitli baskı ve dayatmalarıyla İslâm dünyasındaki mescidlerin çoğunu mahkûm etmiş, hapishaneye çevirmiştir

Câmiler, müslümanların her çeşit ibâdet, buluşma ve görüşme, önemli meselelerini müzâkere etme, dinin emir veya tavsiye ettiği birtakım hizmetleri gerçekleştirmek üzere faâliyetlerde bulunma yerleridir Bu kutsal mekânları laik devletin kontrol altına alması ve işlevlerini de yalnızca namaz ibâdetinden ibaret kılması; dine, sünnete, hukuka aykırıdır Câmilerde yapılan vaazların ve hutbelerin devlet tarafından kontrolü, hele devlet tarafından hazırlanıp papağan yerine konanların eline tutuşturulması, kesinlikle din özgürlüğüne müdâhale anlamı taşır

Câmiler ilk kuruluşundaki örnek uygulamaya göre birden fazla iş ve ihtiyaç için kullanılırdı Câminin fonksiyonları bölümünde bu konu yeterince ifade edildi Eğer biri çıkar da "bunlar tarîhîdir, o günkü ihtiyaç ve imkânsızlıklara bağlıdır, bugün bu işler için ayrı mekânlar ve kurumlar vardır" diyecek olursa, kendisine şu cevap verilir: Bunlar doğru olabilir, ancak, bu tarihî uygulama iki şeye kesin delildir: 1- Câmiler yalnızca namaz kılmak için değildir 2- Müslümanların din işleri, dünya işlerinden ayrı değildir; din ile dünya iç içedir Kur'an ve Sünnet, hem din hayatını hem de dünya hayatını düzenlemek, yönlendirmek, yönetmek için gönderilmiştir

İyi niyetli halk tarafından büyük fedâkârlıklarla yapılan câmilere Diyânet hemen el koyar Maksat, orada kendisinin anlattığı devletin dininden farklı bir dinin anlatılmasına, yaşanmasına engel olmaktır Câmiler, Diyanet eliyle devlet dairesi haline gelmiştir; İmamlar da namaz kıldırma memuru İşgal edilen bu mekânlar, mü'minler için zararlı mıdır (Dırar mescidi midir), tartışılmalı ama, devlet için öylesine faydalı yerlerdir ki, devlet bu yerlerin kendi kontrolünde olmak şartıyla sayılarının artmasından memnun bile oluyor Haftada bir gün, o kadar insana Cuma günü anlatacağı mesajları neden fırsat bilmesin? O kadar insan zorla toplanmaya çalışılsa bu kadar başarılı olunmaz

Bu konuda Abdurrahman Dilipak’a kulak verelim: “Şimdi modern din adamı adına, Kemalist imam görüntüsü altında İslâm’a ve müslümanlara karşı bir tehdit odağı oluşturulmak isteniyor İslâm’da din adamı, ruhban sınıfı yok, ama bu düzen içinde bunlar var Bu tip insanlar, sadece Cuma namazında imama ihtiyaç duyuyor olsa gerekir Ömürleri boyunca İslâm’a ve müslümanlara saldırdıktan sonra, bir maaş karşılığı susturulmuş imamların öncülüğünde, ne olur ne olmaz, yarın âhirette belki lâzım olur diye, biraz da -hâşâ- Allah’ı kandırmak istercesine müslümanların kendileri hakkında iyi şahitlik yapmasını isterler Müslüman mezarlığına gömülmek, garip bir tutkudur onlar için Bu iş için, fazla baş ağrıtmayan, ölülerin arkasından kırkıncı günlerinde şen şakrak mevlitler okuyacak bir aydın imama ihtiyaçları vardır

Câmilerimizin sosyal mimarisini kaybettik Câmi, eski hali ile hayatı kuşatan bir mekândı İbâdet, bizim dinimizde kapsamlı bir kavramdır Günümüzdeki şekliyle câmiler, dinin hapsedildiği, ya da hapsedilmek istendiği hapishaneler gibidir İmamlar da bu hapishanelerin gardiyanları Kimileri, buraya gelen insanları avlayarak onları din adına uyuşturarak kendi çıkarları yönünde kullanmak istemektedirler Ucuz bir oy deposu, ucuz bir fedâiler mangası!

Câmiler, şimdi sadece beş vakit namazın cemaatle kılındığı mescidlerdir Câmi günlük hayattaki ekonomik, sosyal, kültürel fonksiyonunu büyük ölçüde yitirdi Câmiler birbirinin dertleri ile dertlenmeyen, hatta birbirini tanımayan yaşlı insanların gelip gittikleri bir yer haline getirilmek istenmektedir Cemaat imamın, imam cemaatin jurnalcisi olacaktır! Ne müthiş bir komplo Namaz dışında câmilerin kapısına artık kilit vuruluyor Câmi, müslümanların meşveret yeri olmaktan çıktı Hutbeler ve vaazlar sivil karakterli, dinin özünden alınan ilhamlarla günün problemlerine çözüm getiren şeyler değil Çoğu câmide okunan hutbe ve vaazları bir başka şekli ile bir kilise papazının ya da budist bir râhibin vaazlarında duyabilirsiniz On emir”den ibaret ya da hıristiyanlaştırılmış, sadece kişisel ahlâka indirgenmiş bir din

Câmi, ilk zamanlarda siyasî, sosyal, kültürel bir merkezdi Giderek İslâmî yapı içinde mimarî bir üslûp kazanarak kurumlaştı Şifâhâneleri, aş evleri, medresesi, öğrencilerin ve gariplerin barınacağı bir yer, buluşma ve müşâvere yeri, kütüphanesi ve vakfiyeleri ile hayatın en can alıcı noktalarında yer alırdı Câmi her şeydi Bugün ise, bütün bu boyutlarından yalıtılmış, tek boyutlu soluk bir renktir sadece Şükürler olsun ki, bu durum giderek pozitif yönde değişmekte, câmi yeniden aslî yapısına doğru bir evrim süreci içinde bulunmaktadır

Câminin siyasî merkezlerin güdümünde rûhâniyetini yitirmesiyle, müslümanlar câmi dışında bizzat hayatın içinde örgütlenmeye, câminin fonksiyonunu kendi evlerine, işlerine, sosyal hayatlarına, kültür dünyalarına taşıma gayretine girmişlerdir Şunda kuşku yok ki, câmilerin biraz daha dejenere edilmesi ile, bu dejenerasyona teslim olan mekânlar ve kişiler İslâm toplumundan tecrit edilecek ve dırar mescidi kavramı yeniden uyanacaktır

İmamlara bunca maaşı niye veriyorlar dersiniz? Çok sevdikleri için, dine imana hizmet olsun diye mi? Yoo, onlara maaş verenler, onların ellerine kendi bildirilerini tutuşturup okutmak için Bunda da çok başarılı değiller Ama yine de güçlü bir oto sansür, oto kontrol mekanizması var

İmamlık bir meslektir artık İmam-Hatip okulları Meslek liseleri değil mi? Bir İmam-Hatip öğretmenine soruyorsunuz: “Hangi derse giriyorsunuz?” Cevap veriyor: “Meslek dersleri öğretmeniyim” Sormak gerek: “Müslümanlık ne zamandan beri meslek oldu, ya da din?! O kardeşimize kızmamak gerek Bu işin raconu böyle Resmî yazışmalarda İmam-Hatip Lisesi bir meslek okulu; ama sıra maaş ödemeye gelince, normal lise statüsünde ödüyorlar Ne kurtarsak kâr hesabı Tam iki yüzlü bir politika İmam-Hatip Liselerinde kız öğrencilerin başlarını örtmeleri resmen yasak Tabii, Heybeliada papaz okulu talebelerine güçleri yetmez, hınçlarını bizimkilerden alıyorlar Niye örgütlediler İmam-Hatip okullarını? Aydın din adamı yetiştirmek için Ölülerini yıkayıp Allah önünde kendileri hakkında yalancı şahitlik yapsınlar diye Ama, olmadı Tutmadı

Sanırım câmide bizim görevimiz kısa sûreleri çabuk çabuk okuyarak işimizi bitirip câmiden ayrılmak olmamalı İmamların görevi namaz kıldırmakla bitmiyor, eğer arkalarında cemaat var ise Şöyle yapmamız gerekirdi: Özellikle câmilerin anlamı da burada gizlidir İmamlar, bilen insanlar olarak Kur’an’dan öyle âyetler seçerek okumalılar ki, müslümanlar o günün çokça konuşulup tartışılan meselesini Kur’anî gözle görüp anlayabilsinler Hz Peygamber zamanında bu, temelde böyle idi Çünkü âyetler, olaylar üzerine nâzil oluyor, Peygamberimiz onu okuyor ve sonra onu açıklıyordu Biz de bugün yeniden olayların üzerine sanki Kur’an yeniden nâzil oluyormuş gibi namazda onları okumalıyız

Evet, evet Namazda okumamız gereken âyetler, o günün üzerinde tartıştığımız, konuştuğumuz ya da sorumluluk alanımıza giren şeyler olmalı Müslümanlar bunu evrensel bir bildirinin ardından, yaklaşık iki milyar müslümanın mânevî huzuru ile Allah’ın evinde ve O’nun önünde namaz öncesi, sonrası okuyup açıklamalıdır Böylece namaz, müslümanın sorumluluklarını kuşandığı bir mekân olacak Müslümanlar günde beş defa Allah’ın evinden mânevî nitelikli dünyevî görevlerle ve bilgilerle donanmış olarak bir cemaat bilinci ile ayrılmış olacaklardır Cemaat olmanın anlamı da budur Katılan, karşı çıkan, konuşan ve sorumluluk yüklenen bir insan

Tartışıp durduğumuz şey fâiz mi, zulüm mü, başörtüsü mü, haksızlıklar mı? Küfür mü, ahlâksızlık mı? Kur’an’ın hükmünü okur imam efendi ve namazdan sonra da oturur konuşuruz Allah’ın hükmü üzerinde Sorun ve çözüm yolları üzerinde düşünür, görüşlerimizi koyarız Tartışmayız; ittifak etmişsek birlikte, ihtilâf etmişsek meşrû zeminde birbirimizi mâzur görerek herkes Allah'a vereceği hesabına göre sorumluluklarımızı kuşanırız Ve namaz; donanma, namazlar arası zamanlar eylem vaktidir bizim için Ve ibâdetimiz süreklidir Sorumluluk şuuru ile hareket eden bir insan, âdeta bütün zaman namazdadır Kıyamdadır, rükûdadır ve secdededir Her yer mesciddir onun için

İşte öyle olmasın diye, “câmilerde dünya kelâmı edilmez” diyorlar Oysa din bu dünya içindir Ve bizim dinimiz dünyayı ve hayatı kuşatır

Din ıstılahında imam “devlet başkanı” demektir Din ve dünyayı ayrı düşünen inanç sonucu devletin başındakilere değil de sadece câmide namaz kıldıranlara bu isim münhasır olmuştur Halbuki imam “otorite” demektir Devletin başı, hem idarî işlerde, hem de dinin diğer sahalarında en üst makamdaki zat demektir Cumâ’yı o, ya da onun vekili kıldırır Onun adına hutbe okunur Böyle iken bugün imam, beşinci sınıf devlet memuru sayılmaktadır

İmam ve müezzine “din görevlisi” demek çok sakıncalıdır Dinimizin bu şekilde görevlendirdiği birileri yoktur İslâm’da kim daha ehil ise, o kişi müslümanların önüne geçer, imam olur ve namaz kıldırır Namaz dışında da bu kimseler, cemaatin her türlü işinde istişâre edeceği, sözünü dinleyeceği selâhiyetli kimselerdir İmam, devletin memuru statüsünde değil; halkın ve cemaatin içerisinde ilmiyle, ahlâkıyla, irfânıyla sivrilmiş örnek alınacak şahıs demektir Aynı zamanda o Peygamber’in vekilidir/olmalıdır Mihrap, Peygamberin hakkıdır Hz Peygamber’den sonra ise O’nun vekillerine emânet edilmiştir İmam olan şahısların bu sorumluluğu takdir edebilecek ve taşıyabilecek kabiliyet ve kapasitede olmaları gerektiği gibi, cemaatin de imamı, Peygamber’in vekili mevkiinde görüp ona itaat ve saygıyı elden bırakmaması gerekmektedir İmamı, sadece namaz için görevlendirilmiş bir “namaz kıldırma memuru” gibi görmek din ile devlet, din ile dünya işlerini birbirinden ayrı gören laik bir anlayışın ürünüdür Bu anlayış ile namazın gerçek mânâsına erebilmek, hiç de mümkün olmayacaktır

Mihrâbın ve bu mevkînin hakkını verebilecek gerçek imamlar yetiştirmek, bu ümmetin boynuna borçtur Ümmetin kurtuluşu, ancak, ehil âlimler ve imamların yetiştirilmesiyle gerçekleşecektir Cenâze ve mevlit peşinden koşmayan, nikâh ve hatim paralarına tenezzül etmeyen ehl-i Kur’an, hamele-i Kur’an imam ve müezzinler tasavvur ettiğimiz takdirde ve bunun tedbirlerini aldığımız zaman din ve dindara bakış da bugünkü halinden çok farklı olacaktır

Namaz kılanların imamlığa geçecek kişiyi seçmeleri haklarıdır Mescit ehli, devamlı namaz kıldıracak kişiyi kendileri seçer Eğer ihtilâf ederlerse, çoğunluğun seçtiği namazı kıldırır



Alıntı Yaparak Cevapla