Yalnız Mesajı Göster

Dirilttiğimiz Oranda Dirileceğimiz Mekânlar

Eski 08-02-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dirilttiğimiz Oranda Dirileceğimiz Mekânlar




Mü’minlerin imamı/lideri, ancak mü’minlerden olur Herhangi bir kâfirin mü’minlere yönetici olma hakkı yoktur “Allah kâfirlere mü’minler üzerine asla velâyet hakkı tanımamıştır (4/nisâ, 141) Ümmetin ekserisi, müslüman olduğu halde fâsık veya zâlim olan birisinin de imam ve yönetici olma hakkına sahip olmadığı görüşündedir Bu anlayış, Kur’an’da “imam” ve “itaat” kavramıyla ilgili âyetler değerlendirildiğinde tercih etmek zorunda olduğumuz bir tavırdır Kur’an’da kâfirlerin, ancak kâfirlere imam olduğu, kendisine uyanları ateşe/cehenneme ulaştıracağı ifade edilir (28/Kasas, 41; 17/İsrâ, 71) Fâsık ve zâlimlerin de, ancak kendileri gibi imamları olacaktır Çünkü insanlar nasıl iseler, öyle idarecilere/imamlara müstahak olacak ve o şekilde yönetileceklerdir

İslâm kültüründe ve tarihimizde "imam", sıfatının devlet başkanına verilen ad olduğu, devlet başkanlarının aynı zamanda imamlık yaptığını biliyoruz Şimdi, fıkra ve karikatür kahramanı, gerici, yobaz gibi damgalara aday, toplumda ağırlığı olmayan biri konumunda İlköğretim yaşlarındaki çocuklara sorun bakalım, içlerinden hiç, “ben, büyüyünce imam olacağım!” diyen çıkacak mı?

“Müftü” fetva veren demektir Bugün fetva için müftülere danışan var mı, hiç sanmam Onlar personel işlerine bakan müdür/âmir konumundalar, resmi formaliteleri yerine getirmeye, biraz da devlet ile vatandaşı kaynaştırmaya çalışan insanlar olarak gözükmektedir Diyanet teşkilâtı, çok boyutlu kanayan ve kokuşan bir yara ve ameliyatsız çözümü mümkün olmayan bir yapı

Hutbe konuları (spor, milli bayramlar, ağaç yetiştirme, veremle savaş, trafik vb devletin ihtiyaç duyduğu durumlarda hangi konu gerekiyorsa) Ve lânetlik suçun bazı câmilerde işlenmediğini kimse iddia edemez: Hakkı gizlemek, hatta çarpıtmak, hakla bâtılı karıştırmak; yani dilsiz şeytanlık

Cuma, bayram ve teravih namazları öncesi yapılan vaazlar, canlılığını yitirdi Her iki anlamda “canlı” değil öğüt ve nasihatler Meslek anlayışıyla ve görev icabı yapılması yönüyle canlı ve heyecanlı, diriltici içerik ve üslûp tutturulamadığı gibi; çoğu câmide canlı bir konuşmacı yok kürsülerde, sayılı birkaç câmide bir vâizin konuşması, kablo ile sadece ses olarak diğer câmilere ulaşıyor; telefon dinler gibi, uzaktan kumandalı şekilde vaazlar icrâ ediliyor Böylece bir taşla çok kuş vurulduğu düşünülüyor ama, vaazlar da kuşa benzetiliyor Resmî yetkililer, birkaç resmî vâizi seçerek, onları kontrol altında tutarak yönlendirmeyi daha kolay görüyor olmalı Yarın imamlar da vâizler gibi cansız ve sanal olursa şaşırmayın Bir câmiden, hatta sadece Ankara’dan tek bir merkezden imam tekbir getirir, bulunduğu câmide sesi elektronik aygıtlarla duyan cemaat, o komuta uyarak rükûya ve secdeye gidebilir “Olmaz, olmaz!” demeyin; burası Türkiye; olmaz olmaz! Bunun ilk adımı olarak, bazı şehirlerde uygulanan ve kısa zamanda bütün câmilerde tatbik edilecek olan bir ilçe veya şehirdeki tüm câmi minârelerinden canlı okunan ezanların yerine, tek bir yerden okunup kablo ile diğer minarelere gönderilen ezan seslerini hepiniz bilirsiniz

İslâm hâkimiyetinde her yer, üzerinde namaz kılınabilecek temizlikte olacağı, yani mescide benzeyeceği gibi, küfrün egemenliğindeki günümüzde de her yer tapınaklara benziyor Müzikholler, stadlar, borsalar, bankalar, nice kurumlar, kanallar, sokaklar, çarşılar mâbed değil de nedir? Oradaki insanlar, ibâdet halinde değiller mi dersiniz? Günümüz insanı, çok kıbleli, çok mâbedli, çok imamlı (önderli) ve çok dinli Câmi, hayatımızın merkezi ve her şeyimiz câmiye uygun olmadıkça bu problemler azalmayacak, aksine gittikçe artacaktır Halbuki; “Minâreler süngü, kubbeler miğfer; / Câmiler kışla, mü’minler asker!” olmalı

Câmilerimizle ilgili büyük problemlerimize rağmen, müslüman gençlerin câmileri terk etmeye haklarının olmadığı kanaati taşıyoruz Şuurlu genç müslümanlarla câmi arasındaki ilişki, bebekle anne arasındaki bağ gibidir İkisinin birbirinden koparılması her ikisinin de perişan olmasına sebep olacaktır; biri diğeri olmadan sağlıklı şekilde yaşayamaz Câmiler, tevhidî düşünen gençler olmaksızın mânen harap olacağı/olduğu gibi; câmilerden koparılan gençler de öksüz kalacak, temel ihtiyacı olan "mescid anası"nın sütünden, onun kucaklayan ilgi, sevgi ve şefkatinden mahrum olacaktır

Medine İslâm devleti ile başlayan mescid/câmi, cemaatleşme ve devletleşmede önemli roller üstlenmiştir Gelecekteki İslâm inkılâbı, câmilerin yeniden kazanılması ile, halkın inancını bilmesi, ona sahip çıkması ve liyâkatini yükseltmesi ile mümkün olacaktır Câmilerini kazanamayan insanların neyi kazanabilecekleri sorgulanmalıdır Câmilerine sahip çıkamayan insanların hangi değerlerine sahiplik yapabilecekleri düşünülmelidir İslâm’ı sosyal ve siyasal hayata hâkim kılma mücâdelesinde, İslâmî değişim ve dönüşüm projesi için en doğal müttefiklerimiz olan veya olması gereken imam ve cemaatle uzlaşamıyor, mesajımızı onlara ulaştıramıyor, onlarla anlaşacak bir yol bulamıyorsak, böyle bir anlayış, câmi ve cemaatten önce kendi tavrımızın sorgulamasını gerektirmektedir Unutmayalım ki İslâm, hemen her peygamber döneminde, garip ve kültürsüz kabul edilen müstaz’aflar tarafından kabul gördü İslâm, câmilerden etrafa halka halka yayıldı Önce câmilerimizi kurtaralım, o câmiler bizi kurtaracaktır

Öyleyse haydi câmilere! Câmileri diriltmek ve câmide dirilmek için

1- Abdurrahman Dilipak, Bu Din Benim Dinim Değil, İşaret/Ferşat Y s 33-35, 48-49
2- Bkz Hasan Turâbî, Namaz, Risale Y s 141-148 Câmi, müslümanların cem’ olup toplandığı, namazda okudukları âyetleri Peygamberî bir metotla sorumluluğa dönüştürme mekânıdır” (1) (Tirmizî)

Alıntı Yaparak Cevapla