|
Prof. Dr. Sinsi
|
Dünya Yaşamı:
(c) Şintoizm dini
Şintoizm Japonya’nın resmi devlet dinidir 1868’de
yapılan devrimden sonra Budizm’den ayrılarak gerçek
niteliğine kavuşmuştur Bu dinin ilginç yönü Tanrı çokluğu
ve ruhların kutsal sayıldıklarıdır 800’ün üzerindeki ruh ve
tanrılar topluluğunun başında güneş tanrıçası Amaterasu
bulunur Tanrıça gök ülkesini idare eder Dünyanın idaresi
ise tanrılar meclisi elindedir
Şintoistlere göre dünya, birbiri üzerine kurulmuş üç
tabakadan oluşur Bunlar, yeraltı, yer üstü ve göktür Üst
tabakada Tanrılar oturur İlâhlar kendiliğinden meydana
çıkmıştır
Şintoistler, hükümdarlara bir kutsiyet vermek için
onları Tanrılarla birleştirip yüceltmişlerdir Bütün Tanrılar,
önem ve kudret bakımından eşit ise de, bunların üstünde bir
tek tanrıça vardır O da güneş tanrıçası Amaterasu’dur
Japonlar imparatorlarını güneş tanrıçasının oğlu olarak
kabul edip onları gözle görülür “Tanrı’dır”, derler İkinci
dünya Savaşı sonrası Japonya’yı işgal eden Amerikalıların
baskısıyla, 1946 yılından itibaren imparatorun tanrının oğlu
olduğu iddiasından vazgeçmişlerdir
Tanrılara ibadet, dua okumakla, pirinç ve pirinç
şarabı sunmakla olur İbadetler evlerde veya kümbet denen
mabetlerde yapılır Dua etmeden önce Şintoist ellerini
çırparak Tanrının dikkatini kendi üzerine çekmeye çalışır
Dua ettiği salondaki perdenin arkasında, kapalı bir kese
içerisinde Tanrıyı temsil eden ayna, yastık, silah, kılıç ve
iplik gibi semboller bulunur Şintoizm’in en büyük rahibi
imparatordur Her tapınağın ayrı bir Tanrısı bulunur Ölen
bir kimsenin ruhunun yeraltı dünyasına gittiğine inanılır
Ancak kişi saygın birisi ise, ruhu yer üstünde kalıp gizli
olarak yaşamaya devam eder Şintoizm’de, iyilik ve
kötülüklerin karşılığını görme inancı yoktur Bugünkü
görüşe göre ölen her Şintoist ilah sayılır (18)
Dünya üzerindeki din ve inanış çeşitliliğinin nedeni
ne olabilir? Hz Âdem’le başlayan tevhit inancı neden
zaman zaman kesintiye uğrayıp yerini putperestliğe veya
hayali varlıklara bırakmıştır? Yüce Rabb’imiz böyle
gelişmeye ,neden müsaade etmiştir? Bu ve buna benzer
soruların yanıtını, insanın yaratılış biçiminde aramalıyız
İnsan, diğer yaratıklardan farklı özelliklere sahiptir Akıl,
zekâ, irade gücü, beş duyu organı, nefis ile donatılıp ruhla
desteklenmiştir Bu nimetlere karşı, kendisine sorumluluk
görevi yüklenmiştir Sorunluluğunu yerine getirirken de
imtihan geçirmektedir Yani doğru olanı, nefsin itirazına
karşın aklını kullanarak seçip iradesiyle uygulamaya
koyabilmesidir İşte Yüce Rabbim, kimin davranışının daha
güzel olduğunu ve kurallara uygunluğunu belirlemek üzere
sağladığı imkân, verdiği olanaklarla bizleri denemektedir
Kişilere dünya yaşamında, inançlı-imansız ayrımı yapmadan
her türlü nimetler, olanaklar verilmekte İyilik yapmak
isteyen iyilik yapar; kötülük yapmak isteyen de kötülük
yapar; herkes içinden geldiği gibi davranır Bunlar birer
imtihan konusu olması nedeniyle Allah müdahale etmeyip
bizleri seçiminde serbest bırakmıştır Sonuç, kıyamet
sonrası hesap gününde yargılanıp belirlenecek akıbete
ulaşılacaktır
Konuya bu düşüncelerle yaklaşıldığında; doğru
yolun seçiminde insana yeterli kabiliyet ve beceri
kazandırılmış, yol haritası olarak görevlendirdiği
peygamberlerle de kurallar dizisi ilâhi kitaplar verilip alt
yapı tamamlandıktan sonra hareket tarzımız serbest
bırakılmıştır Ayrıca, kurallara uymayan geçmişteki bazı
kavimlerin nasıl cezalandırıldığı da ibret alınsın diye
örnekleriyle zamanımıza kadar aktarılmıştır Artık böyle bir
oluşumdan sonra bize düşen görev aklı kullanıp doğru olanı
seçerek uygulamak olacaktır
Bugünkü ortamda kıtalar üzerine yayılmış bölge
ülkelerini incelediğimizde, birçoklarının sanayi ve ticarette
kalkınmış, dev teknoloji ile dünya ticaretinde büyük pazar
payına sahip olmuş, geliştirdiği iletim teknolojisini, eğitim
ve sağlık hizmetlerini üstün seviyede halkının refahı için
yaygınlaştırmış, insan haklarına saygınlığı artırmış,
kurdukları devlet düzeni ile herkese eşit adalet dağıtmış,
yine herkese aş-iş olanakları sağlayıp toplumsal kalkınmayı
kendilerine görev kabul etmiş bir zihniyetin temsilcisi olan
insanlar, neden hâlâ çok tanrılı dini inançlara bağlı
kalmaktalar! Hayranlıkla izlenen o teknoloji sahibi kişiler
için akılsız denemez Onlar hem akıllı ve hem de aklını
doğru yolda kullanabilme becerisine sahip kişiler Öyleyse
peki, neden inanç yönünde atalarının mirası üzerinden hiç
sapmadan bağlılıklarını devam ettirmektedirler?
Genelde biz insanlar birçok konuda birbirimize
benzeriz Bu benzerlik veya ortak yönümüz nedeniyle
toplumlar arsında ilişkiler kurulup devam ettirilir Günümüz
Türkiye’sinde halkımızın yaşam tarzına bir göz atınca o
soruların yanıtını da bulabiliriz:
Ailede evlilik bağının orta halkası denince, dünya
tatlısı bebek gelir akla Anne-baba sevgisiyle büyüyen
bebek, kısa zamanda konuşup yürüyen çocuk olur Belirli
yaşa gelince de, anne-baba çocuklarının sağlıklı ve bilgili
olabilmesi yönünden bütün olanaklarını çekinmeden feda
eder Temel öğretim-orta öğretim-yüksek öğretim diyerek
gündüzünü gecesine katarak öğrenimini tamamlayan genç
de, önce meslek, sonra evlilik derken yeni bir hayata başlar
İki önemli amacı vardır; bir meslekte yükselip üst
makamlara çıkma ve daha çok kazanç elde etme; evlenip
ülkeye sağlıklı ve bilgili çocuk yetiştirme Bu amaç
doğrultusunda hedefe ulaşabilmek üzere hep koşuşmakla
geçer günleri Bu tür günlük uğraşılar öylesine benliğini
sarar ve aklı baskı altında tutar ki, ondan başkasını düşünme
fırsatı bırakmaz Şuur altında yerleşir ve sabahtan gece
uyuma anına kadar işini, eşini, çocuğunu, geçim yollarını,
kişiler arsındaki ilişkileri, alış-verişlerini düşünmekten,
bırak inanca bağlı görevleri, kendisini yaratıp yaşatan
Allah’ı bile hatırına getirmez Şimdi bu kişiye sorulsa: -
Hangi dindensin? – İslâm, diyecektir – İslâm dininde olan
insanlara ne ad verilir? – Müslüman – Bir kişinin
Müslüman sayılabilmesi için ne gerekir? – Kelime-i
şahadet, (yani tanıklık ederim ki, Allah’tan başka Tanrı
yoktur, yine tanıklık ederim ki Hz Muhammed (s ) Allah’ın
kulu ve Resulü’dür ) demek gerekir
Peki, her Müslüman’ın yapmakla sorumlu
bulunduğu en önemli görevi nelerdir? – Namaz kılmak, oruç
tutmak, zekât vermek, hac etmek, kelime-i şahadet
getirmek
- Bunları sana kim öğretti? – Öğrencilik döneminde
ders olarak okudum –Peki, günlük yaşamda bu kuralları
yerine getirebiliyor musun veya hangilerini yerine
getirebiliyorsun? Hayır, hiçbirini  
İşte, Türkiye nüfusunun %99’unu oluşturan
Müslüman din kardeşlerimizin büyük bir bölümü
söyleşideki kadar dinle ilgili bilgi ve uygulamaya sahip
kişiler Bunlar için önemli olan, meslek ve iş sahibi olup bol
kazanç elde etmek, eş-dost sohbetlerini gazino ve diskotek
kültürüyle zenginleştirmek, evlilik ve araba sevdasıyla
heyecanlı, hızlı bir hayat yaşamak veya turistik seyahatlerle
gününü gün etmektir Her gece yatağına yorgun beyin ve
bedenle dönen bu kişilerin ne ilâhi görevleri yapabilecek
halleri, ne de Yaratanı düşünecek zamanları olacaktır Zaten
onlar için bu kavramların hiçbir önemi de yoktur En
yakınının cenaze namazı kılınırken cami dışından seyreder
Kendisini görev dışı görür Belki de içinden gericilikle
eleştirir namaz kılan Müslümanları
Şimdi gerçeklere dönelim; böyle bir görüş ve
davranış biçimine sahip kişinin Müslüman olup olmadığı
onun için ne anlam ifade eder İslâm’ın kurallarını
yaşamadıkça Müslüman olsa ne yazar, olmasa ne kaybeder!
Müslüman anne-babadan doğmuş olması dışında İslâm’la da
bir ilişkisi yok Bunun gibi teknoloji ve sanayide gelişmiş
ülkelerin, daha çok çalışıp, çok üretip bol kazanç elde etmek
amacına ulaşabilmek için gündüzüne gecesini ekleyen
halkının, eğitimli de olsa din faktörüne bakış açısı negatif
olacaktır Onlar için Tanrının tek veya çok oluşu bir değer
ifade etmez Aklını ve düşüncelerini bu konular üzerinde
yoğunlaştırıp zamanını boşa harcamak da istemezler Çünkü
onlar maddeleşip şeytan güdümündeki nefislerine tutsak
düşmüşlerdir Nereye kadar!  İnancımıza göre, tekrar
diriliş ve hesap verme gününe kadar tekrarlanıp gidecek bu
geçici dünya sevdası
Tüm insanlar, mukadder olup gelecekteki ebedi
hayatlarının belirlenmesi için bu dünyanın oyalamalı geçici
zevkleri ve uğraşılarıyla büyük bir imtihan geçirmekteler
İnsan ne kadar akıllı ve becerikli olsa da şeytanın
güdümündeki nefsi isteklere karşı iradesini kullanabilme
yeteneğine sahip değilse, yaşam kavgasında her zaman
yenik düşecek, zarar görecektir
|