Yalnız Mesajı Göster

Sabır, Şükür, Tövbe Ve Diğer Salih Amel

Eski 08-02-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Sabır, Şükür, Tövbe Ve Diğer Salih Amel




(c) Tövbe Etmek


Yaratılış gereği olarak hiç kusur işlememek
meleklerin özelliği, hiç iyilik yapmamak da şeytanların
görevidir Kötülük işledikten sonra pişman olup iyiliğe
yönelmek de insanlara özgü özelliktir Demek ki, insanda
davranış biçimi yönünden iki ayrı haslet bulunur: Biri
kötülük işleyebilme dürtüsü, diğeri iyilik yapabilme
melekesi Diğer bir ifadeyle insan, melek ile şeytan arasında
üçüncü özel bir varlık, olmuş olur
Bu özel yaratılış gereği olarak insan, bilerek veya
bilmeyerek kötü davranışta bulunabilir Diğer bir ifadeyle
günah işleyebilir Hiç günah işlememek pek kolay olmayan
ve irade gücünü zorlayan; ancak eğitimle ulaşılabilen üstün
bir meziyettir Yani peygamberler ve gerçek Müminlere
özgü yaşam biçimidir İnsan yaşam süresince öyle olaylarla
karşılaşır ki, istemeyerek de olsa günah işleyebilir Çünkü
bu özellik insan oğlunun mayasında mevcuttur Peki, “ biz
böyle devamlı günah işlersek ahirette hesabını nasıl verecek,

cezadan nasıl kurtulacağız” gibi akla gelen soruya nasıl
cevap vereceğiz? Yaratan Allah, bunun alternatifini de
yaratıp bizleri uygulamaya çağırmıştır O’nun emrine
uyarsak ahirette sınavı kolayca verip cezadan kendimizi
kurtarırız Nasıl mı? Her günah işledikten sonra pişman olup
Allah’a tövbe etmek suretiyle Nitekim Hz
Peygamberimiz bir hadisinde: “
Eğer sizler günah
işlemeseydiniz, yemin ederim ki, Allah, yerinize günah
işleyen, sonra da tövbe edip bağış dileyen ve bağışlanan
bir kavim getirirdi” buyurmuştur (Müslim, Tövbe:11)

Tövbe nedir ve nasıl yapılır? Tövbe kişinin, dinin
günah sayıp çirkin gördüğü bir davranışı yapınca, akabinde
pişman olup af dilemek üzere Allah’a yakarışta bulunması
ve bir daha böyle günah sayılan işleri yapmayacağına dair
iradesinde beliren arzuyu ortaya koymasıdır Burada iki
özellik ön plana çıkar: Birisi, pişmanlık duygusu Kişi, bir
anlık gaflet sonucu iyice düşünmeden şeytanın isteğine
kapılıp kötülük işler Hemen yaptığı hareketin doğru
olmadığını, günaha girdiğini hatırlayıp pişman olur;
kalbinde sıkıntı ve üzüntü belirir Diğeri, hemen Yaratan’ına
sığınıp “Allah’ım! Bir hata ettim, pişman oldum, beni af et”
diye dua etmesidir
İnsanın, kendi acizliğini kabul edip Allah’a sığınarak
O’na dua etmesi nedir? İbadet! İşte bu nedenle diyoruz ki,

tövbe etmek; namaz, oruç, zekât, hac gibi bir ibadettir
Usulüne uygun yapıldığında Müslüman’a sevap kazandırır
Sonra tövbe yapmak, Müslüman’ın içinden gelen bir duygu
ötesinde Allah’ın biz kullarına emridir Bu nedenle tövbe,
Allah’ın emri olduğu için yapılır Nitekim Yüce Rabb’im:

Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra tövbe edip O’na
yönelin Kuşkusuz Rabbin çok merhametli ve çok
sevendir”(Hud Sur/90)“Şunu iyi bilin ki, Allah hem çok
tövbe edenleri sever, hem de çok temizlenenleri sever
(Bakara Sur/222) “Ey müminler! Nasuh tövbe ile Allah’a
tövbe edin” (Tahrim Sur/8) buyurmuştur Nasuh, içtenlik
anlamında kullanılmıştır Yani yapılacak tövbe içten gelen
yalvarma duygusu içerisinde olacak; işlenen günaha
pişmanlık duyulacak ve aynı hatayı tekrar yapmama
konusunda iradesini güçlendirecek kararlıkta olacaktır
Yoksa dilinin söylediğini kalbi tasdik etmiyorsa, bu yapılan
tövbe değil, kişinin kendi kendini aldatması olur Nasuh
tövbeye, Hz Peygamber döneminde cereyan eden tarihi
bir olayı örnek verelim:
Medine’nin dış bölgesinde yerleşik “Beni Kurayza”
adındaki Yahudi kolonisi, barış içerisinde yaşamak isteğiyle
Hz Peygamberle bir anlaşma yapmışlardı Ancak, “Hendek
Savaşı” esnasında Kureyş ordusuna yardım yapmaları
anlaşmanın bozulmasına neden oldu Savaş sonrası, henüz

cenk elbiselerini üzerlerinden çıkarmadan Cebrail gelip
Allah’ın emrini Hz Peygambere duyurdu İslâm ordusu
bu defa Beni Kurayza topraklarına yönelip kalelerini kuşattı
Yahudiler işin vahametini anlayıp bir arabulucu olarak
kendi müttefiki bulunan Evs kabilesinden Ebu Lübabe ile
görüşmek istedikleri haberini gönderdiler Hz Peygamber
teklifi uygun karşıladı ve Ebu Lübabe’yi kendilerine
gönderdi Ebu Lübabe oraya vardığında, ağlaşan kadın ve
çocuklarla karşılaştı Bu manzara onun hain düşmana karşı
olan kinini yumuşattı Adamlar, Muhammed’e teslim olup
olmama konusunda düşüncesini sorunca o,”Evet” dedi ve
elini boğazına dokundurarak, teslimiyetten ölümü ima etti
Bu davranış onun görevine aykırı idi Hem teslim olmayıp
kuşatmayı uzatabilirlerdi, hem de Allah ve Resulü’ne ait
kararı kendisi vermiş olması idi Anında hata işlediğinin
farkına vardı, fakat iş işten geçmişti Suçluluk duygusu
içinde yanlarından ayrılırken gözlerinden akan yaşlar
sakalını dahi ıslatmıştı Kendisini bekleyen Evs’lilerle
karşılaşmamak için kalenin arka kapısından çıkıp
Medine’ye doğru hızlıca yürüdü Doğruca Mescide gitti;
kendisini Mescidin direklerinden birine bağlattı ve şöyle
dedi:”Allah yaptığım şeyi affedinceye kadar burada bağlı
kalacağım”Peygamber onun gelip haber getirmesini
bekliyordu Neler olduğunu duyunca şöyle dedi:”Eğer bana

gelseydi, bağışlanması için Allah’a dua ederdim
Ebu Lübabe 15 gün kadar direğe bağlı kaldı Namaz
vakti ve diğer ihtiyaçları gidermek üzere kızı gelip bağını
çözüyor ve ihtiyaç sonrası tekrar bağlıyordu Daha sonra bir
sabah Peygamberimiz, Ebu Lübabe’nin affedildiği
müjdesini verdi Muhterem eşi Ummi Seleme, Mescide
açılan kapının önünde durdu ve:”Ey Ebu Lübabe, müjdeler
olsun, Allah sana merhamet etti!” diye bağırdı O esnada
Mescitte bulunanlar Ebu Lübabe’nin bağını çözmek
istediler Fakat Ebu Lübabe’e ,” Hz Peygamber gelip bağı
çözmedikçe kimseye açtırmam,”dedi Daha sonra bağı Hz
Peygamber tarafından çözüldü Ebu Lübabe ,bir anlık
gaflet sonucu farkında olmadan yaptığı davranışa büyük bir
pişmanlık duymuş , bununla da yetinmeyerek kendisini
direğe bağlatarak cezalandırmıştıAllah tarafından
affedildiğini öğrendikten sonra, yine de yaptığının kefareti
olarak mal varlığının üçte birini sadaka olarak dağıttı(30)
Usulüne uygun tövbe nasıl yapılmalıdır? Tövbenin
makbul olabilmesi için nasıl bir girişimde bulunulmalıdır:
-Önce muhtaçlara maddi bir sadaka verilmeli,
-Sonra aptes almalı ve tövbeye Hz Peygamberimize
(s) salâvat okuyarak başlamalı,
-Mübarek zamanlarda (Ramazan ayında, kandil
gecelerinde,

-Cuma gününde, her gün seher vaktinde, vakit
namazlarının arkasında) yapılmalı,
-Kutsal mekânlarda (Kâbe, Medine’deki Mescid-i
Nebevi, Mescid-i Aksa ve diğer camilerde) yapılmalı
Ancak tövbe yapmak için mübarek zaman ve mekânları
beklemek doğru bir hareket tarzı olmayacaktır Pişmanlık
duygusu zamanla kaybolabilir Bu nedenle kötülük
işlendikten hemen sonra, hata anlaşıldığında tez elden tövbe
yapılıp bağışlanmasını Allah’tan isteyecektir Yine bu
konuda Hz Peygamberimizin (s):
“Kötülüğün arkasından
hemen iyilik yap ki, onu gidersinbuyruğuna uyulması da
gerekir Bu tavsiye aynı zamanda Allah’ın da emridir:


Şüphesiz iyilikler, kötülükleri yok eder” (Hud Sur/114)

İyilik, sadaka vermek, ihtiyacı olanlara hizmet etmek, maddi
ve manevi yardımda bulunmak, borç para vermek, yol
göstermek, akıl soranları bilgilendirmek gibi, insanlara
yararlı hizmetler anlaşılmalıdır Yine Allah için yapılan
ibadetler de bu kapsamda değerlendirilmelidir
Bunun ötesinde önemli olan diğer bir koşul da,
yapılan hatadan dolayı pişmanlık duymak ve bir daha aynı
hatayı işlememeye dair Allah’a söz vermesidir Yoksa aynı
hatayı tekrar tekrar işle ve her defasında tövbe et O zaman
kişiye demezler mi sen kimi aldatıyorsun! Böyle bir tövbe
amacı dışına çıkmış olmaz mı? Bilinçli akıl sahibi kişi bu

soruya “Evet” der
Üçüncü koşul ise, tövbenin geciktirilmemesidir
Eğer geciktirilirse iki musibet ortaya çıkar Şöyle ki, günah
işleye işleye kalbi kararır ve alışkanlık haline geldiği için de
temizlenemez bir hal alır Diğeri de, hastalık ve ölüm tezden
gelir de tövbe etmeye fırsatı kalmaz İşte bu nedenle günah
sonucu pişmanlık duyup tövbe edilmelidir Nitekim Cenab-ı
Hak:
“Ölünceye kadar günahlar işleyip de öleceğini
anlayınca – şimdi tövbe ettim – diyenlerin ve inkâr üzere
ölenlerin tövbesi, gerçek tövbe değildir” (Nisa Sur/18)

buyurarak yapılan yanlışlığı açıklamıştır
Şunun hatırlatılmasında yarar görülmektedir:
Genelde birçoklarımız noksan bilgi nedeniyle kendi
kendimizi yanıltırız Şöyle ki, bir günah işlenince “Allah
büyüktür, af eder” düşüncesiyle pek fazla önemsemez,
pişmanlık duymaz ve başka bir zamanda da yine aynı hatayı
yaparak tekrarlarız Hâlbuki Rabbimiz günahları af etme
konusundaki hükmünü açık olarak belirtmiştir Peki, ne
diyor Yüce Rabbimiz:
-“Eğer siz yasak edildiğiniz günahların
büyüklerinden sakınırsanız, sizden diğer kusurlarınızı
örteriz ve sizi iyi bir gidişata sokarız” (Nisa Sur/31)
- Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de
ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine

yazdı Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek (cahillik
sebebiyle) bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de
kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayıcı, çok
esirgeyendir” (En’am Sur/54)
-“Gizli ve aşikâr olan günahı bırakın Çünkü
günah kazananlar, kıyamette kazandıklarının cezasını
muhakkak çekecekler” (En’am Sur/120)
-“O gün (kıyamette) insanlar, amellerinin karşılığı
kendilerine gösterilmek için fırka fırka (kabirlerinden)
çıkacaktır Zîra, kim zerre miktarı bir iyilik (hayır) işlerse,
onun mükâfatını görecek, kim de, zerre miktarı bir
kötülük işlerse onun cezasını görecektir” (Zilzal
Sûr/6,7,8)
-“Şüphesiz ki, iyilikler kötülükleri yok eder” (Hud
Sur/114)
Bu açıklamalar ışığında konuyu inceleyelim
Rabbimiz hangi günahları af edeceğini bildiriyor:
-Hata ve kusur sayılan küçük günahlar ile,
-Bilmeden (cahillik sebebiyle) işlenen günahları
Peki, diğer büyük günahların affı nasıl
gerçekleşecektir? Bu konuda iki ayrı görüş vardır Birincisi;
-Yukarıda açıklandığı gibi tövbenin kabulünde ön
görülen koşullar yerine getirilmiş, kişi de kendini ıslah edip
doğru yola yönelmiş ise, işlediği büyük günahın affı

Allah’ın takdirine kalmıştır Bunun nasıl gerçekleşeceği ise
bilgimiz dışındadır Tamamen bağışlanacak mı,
Cehennemde daha az bir süre mi kalacak veya azabın
şiddetinin azaltılması şeklinde mi gerçekleşeceği konusunda
kesin bilgi sahibi değiliz Ancak, âyet-i kerimede “İyilikler,
kötülükleri yok eder” denildiğine göre, kendisini düzeltip
doğru yola yönelen Mümin kişi kazanacağı sevaplarla
Allah’ın affına ulaşacağı umulmaktadır Diğeri;
-İşlenen büyük günahtan sonra eğer tövbe
yapılmamış ise, bunun affı, cezası çekildikten sonra “bir
hardal denesi kadar iman sahibi ise” Allah’ın buyruğu ile
gerçekleşip Cehennemden çıkarılacaktır Şayet, günah
Allah’ı inkâr – küfür şeklinde ise bunun affı yoktur
İnsanın bilerek veya bilmeden yaptığı kötülük ve
hataların bir kısmı kişilerle ilgilidir Kişilerle ilgili olanlar
için “kul hakkı” tabiri kullanılır Allah’ın emirlerine ters
düşecek davranışta bulunulduğunda tövbe ederek günahtan
kurtulma söz konusu olabilmektedir Ancak, kişi haklarında
ise tövbe ile bağışlanma olmaz Mutlaka hak sahibi ile
görüşüp onun helâl ve af etmesini istemelidir
İnancımıza göre kul hakları iki yönlüdür: Birisi, her
Müslüman’ın üzerinde görev kabul edilen; selâm vermek,
davete katılmak, isteyene öğüt vermek, aksırdığında –
Allah’a hamt ederse – buna karşı hakkında rahmet dilemek

(bugünkü ortamda genellikle çok yaşa denmekte, en
doğrusu Allah’ın rahmeti, iyilikleri üzerine olsun, denirse
amaca ulaşır), hastayı ziyaret etmek, Müslüman’ın
cenazesinde bulunmak
Diğerleri ise, kişilerin mal, mülk, namus, kan gibi
kişisel haklarına saygılı davranıp elini, dilini bunlardan uzak
tutmaktır Yine kişisel haklar içerisinde de, hem Allah hakkı
hem de kul hakkı bulunur Allah’ın hakkı bu tür günah
işlenirken Allah’ın yasakladığı bir zulme girişilmiştir
Böylece Allah’a karşı hak doğmaktadır Bu tür günahlardan
arınmak ve günaha kefaret olması bakımından;
Allah’ın hakkını ödemek üzere pişmanlık ve üzüntü
duyulmalı, kötülükleri terk edip iyilik yapmaya
yönelmelidir Örneğin;
-Kötülüğe karşı iyilik yapılmalı,
-Malını gasp etmiş ise, helâl servetten sadaka
verilmeli,
-Gıybet ve aleyhteki dedikodulara karşı o kişiyi
övmek ve bildiği iyiliklerini söylemek, şeklinde ifade
edilebilir Bütün bunları yapmakla Allah’a karşı görevini
yapmış olur Fakat henüz kul hakları yerinde durmaktadır
Kul hakları ve bunları ödeme durumuna gelince; hak
sahibinin hakkını ödeyerek gönlünü almaktan ibarettir Hak
sahibi af etmedikçe ahirete kul hakkı ile gidilmiş olur

Kul hakkı alış verişteki hile, aldatma, gasp yolu ile
başkasının malını zimmetine geçirmek şeklinde olduğu
takdirde, derhal hak sahipleri aranıp bulunacak ve hakları
kendilerine iade edilecektir Bulunamadığı takdirde sevabı o
kişiye olmak üzere iyilik ve hayır yardımı yapılmalıdır
Gönül yıkma, hatalı davranışa gelince; gerek
yüzüne, gerek gıyabında ağır sözler söylemek ve kalbini
kırıcı hareketlerde bulunmak gibi kusurlu işlerde de yine
hak sahiplerini bulup onlardan bağışlama dilemelidir Şayet
ölmüş ise, kıyamette onlara verilmek üzere hayır ve hasenat
yapılmalıdır (14)
Konuyu özetlersek, diğer ibadetler gibi tövbe etmek
de geçirilen bir sınavın sonuca ulaşmış başarı göstergesidir
Burada da akıl ile nefsin amansız mücadelesi görülür Nefis
yaptığı her hareketi kişiye güzel, doğru ve uygun olduğunu
öğütler Çirkin de olsa, günah da olsa beğendirmeye çalışır
ve kapatır tövbe kapısını Çünkü tövbe yaparsa, pişmanlık
ve acizlik çıkar ortaya Bu da nefsin büyüklük duygusunu
rencide eder
Akıl, düşünen, iyi ile kötüyü birbirinden ayıran,
geleceği tehlikeye düşürecek davranışları önlemeye çalışan
insana özgü bir meleke Hemen çıkar nefsin karşısına, onun
hileli öğütlerine aldanmaması için kişiyi zorlar ve böylece
bir anlık gaflet sonucu olarak işlenen kötülük ve günah için

tövbe etmeye, Yüce Yaratan’ına sığınıp bağışlanma
dilemeye sevk eder kişiyi Bilinçli Müslüman Allah’ın
emirlerine ve Hz Peygamberimizin (s) tavsiyelerine uyarak
nefsin istekleri üzerine basa basa gerçek yola yönelir Yani
hataların bağışlanması isteği ile Rabb’ının sonsuz
merhameti ve Tevvab olan sıfatına sığınır Böylece sınavını
da başarmış olur


Alıntı Yaparak Cevapla