|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kavganın Sebebi
Kavganın sebebi
Memleketimizdeki ve diğer ülkelerdeki geçimsizliklerin, kavgaların, savaşların, akan kanların temelinde hep "Hoşgörü" eksikliğinin yattığı söylenebilir
Bugün herkeste, "En iyisini ben bilirim, ben düşünürüm; madem ki en güçlü benim, o zaman benim dediğim olacak" fikri hâkim değil mi?
Böyle olunca da yeryüzü kan gölüne dönüyor Her zaman hoşgörüyü esas alan rahat eder Nitekim ecdadımız inançları gereği bunu esas aldıkları için asırlarca rahat ve huzur içinde yaşamışlardır
Dinimiz Müslüman olsun veya olmasın herkese "Hoşgörülü" yani toleranslı olmayı emreder "Yaratılanı, yaratandan ötürü" hoşgörü ile karşılamayı öğütler Çünkü, hoşgörüsüzlükte kibir vardır, kendini beğenme vardır, başkalarına değer vermeme, onları insan yerine koymama vardır Bunlar ise zaten dinimizin yasakladığı şeyler
Ecdadımız, hep hoşgörüyü esas aldıkları için, altı yüz küsur yıl gibi uzun bir zaman üç kıta ve yedi denize hâkim oldular Ermeniler bile devletin en sadık tebaasıydı Bunun için, devlet nezdindeki adları "Tebaayı sadıka", yani sadık millet idi
Hoşgörü zayıflayıp, birlik beraberlik kalmayınca devlet yıkıldı Yeryüzünde huzur kalmadı Osmanlı sınırları dahilinde yaşamış, Müslüman olsun, gayrimüslim olsun herkes bu huzurun hasretini çekmekte bugün
İslâm tarihinde gayrimüslimlerin, Müslüman olmaları için hiçbir zaman zorlama olmamıştır Olması da zaten mümkün değildir Çünkü, Kur'an-ı kerimde Bekara suresinin iki yüz elli altıncı âyetinde mealen, "Dinde zorlama yoktur" buyurulmuştur
Müslümanlar; tatlı, yumuşak, mantıkî, akla uygun sözleri ile ve güzel ahlâk ve iyi hareketleri ile, onların seve seve Müslüman olmalarına sebep olmuşlar Müslüman olmayanlar ise, devletin himayesi, koruması altında yaşamışlar Vergilerini verip, Müslümanların bütün hak ve hürriyetlerine malik olarak, kendi dinlerinin emirlerini serbestçe yapmışlar
Bununla ilgili olarak İslâm tarihinden çok örnekler sunmak mümkün Meselâ, her işimizde rehberimiz olan Resûlullah efendimizin gayrimüslimlere verdiği ve tarihin şeref levhasında yerini almış bir "Eman" var Bu eman şöyle:
"Eğer Hıristiyan bir rahip, papaz veya bir turist, ibâdet için bir yerde inzivaya çekilmiş ise, kendim, dostlarım, arkadaşlarım ve bütün milletimle beraber onlardan her türlü teklifleri kaldırdım Onlar benim korumam altındadır Haraç vermesinler veya canları istediği kadar versinler Onlara zor kullanmayın!
Müslüman olmayanların manastırlarının, kiliselerinin hiçbir tarafını yıkmayın! Bunların kiliselerinden mal alınıp Müslüman mescitleri için kullanılmasın!
Ticaret yapmayan ve ancak ibâdet ile meşgul olan kimselerden, her nerede olurlarsa olsunlar vergi almayın! Denizde ve karada, doğuda ve batıda onlar benim himayem altındadır Ben onlara "Eman" verdim
Cizye almak gerekirse, ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, ne kadar malları ve mülkleri bulunursa bulunsun, yılda oniki dirhemden daha fazla vergi almayın! Onlara zahmet, meşakkat teklif olunmaz
Kendileriyle bir müzakere yapmak icap ederse, ancak merhamet, iyilik ve şefkat ile hareket edilecektir Onları, daima merhamet ve şefkat kanatları altında himaye ediniz!
Nerede olursa olsun, bir Müslüman erkekle evli olan Hıristiyan kadınlara, kötü muamele etmeyin! Onların kendi kiliselerine gidip, kendi dinlerine göre ibâdet etmelerine mâni olmayın!
Her kim ki, Allahü teâlânın bu emrine itaat etmez ve bunun tersine hareket ederse, Allahü teâlânın ve Peygamberinin emirlerine isyan etmiş sayılacaktır "
İşte Müslümanlar hep Resûlullahın bu düsturu ile hareket etmişler Bunun için de herkesi memnun edebilmişlerdi
Bugün 21 asrın eşiğindeyiz  Milletçe hâlâ ecdadımızın asırlar öncesinde hâllettiği insan haklarını tartışıyoruz Bu gidişle daha çok tartışacağız galiba
İnsan haklarını dillerinden düşürmeyen Batılı devletler bile, bu gerçek manadaki hoşgörünün çok gerisindeler bugün Bunlar gerçekte değil sözde insan hakları savunucuları  
Saraybosna'da, Kosova'da sırf farklı dinden oldukları için binlerce Müslümanın katline seyirci kalmaları, sözlerinde ne derece samimî olduklarını göstermektedir!  
MEHMET ORUÇ
|