|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -62- Meclis
Ey evlat! Rabb’ine karşı ittikâ sahibi isen, O'nu zikreden ve O'na karşı tevhid sahibi isen, daima O'nu gözetiyorsan anlatılan işleri bela gelmeden yapmakta isen, bela anı senin için gül gülistan olur Ateşe atılsan, “Ey nâr, nur ol, serin, selâm ol!” denir ve öyle olur
Allah'ım, biz hak etmesek de bizi öyle olan kullardan eyle Bize kereminle muamele et Bizi cezalandırma Bizi nimetinden saklı tutma Bizi şefkatsiz bekletme Âmin!
Asi kimseye nasıl tevbe gerekse, irfan sahibine de edep öyle farzdır Ona niçin edep gerekli olmasın ki, halkın Hâlık'a en yakın olanıdır Bir kimse, şahın yanında edepsiz olursa, o hâli, ölümü çeker Ve her kim ki, edepsizdir, o hem halkın, hem de Hakk'ın öfkesine uğrar Edepsizlikle geçen her an belalı andır Her hâlde Hak'la iyi edepli olmak icap eder
Âhirete dönünüz Dünyaya kalben arka çeviriniz Bütün varlığınızla dünyaya abanmayınız Kâfirler gibi dört elle dünyalık toplamaya çıkmayınız Onlar, dünyayı bilmedikleri için ona sarılıp kalır, severler
Kul daima, yaptığı hata için pişmanlık duyar; ona yaraşan da budur Gündüzleri oruç tutar, geceleri de namaz kılar Alın teri ile kazanmış olduğu helâl lokmayı yer Hep işlerini dinin emri ile yapar Sonra bu hâlinden de terakki edip kazancının azını yer Verâ sahibi olur, şüpheli işleri bırakır Harama dalmaktan korkar Sonra yine terakki eder, zâhid olur; her şeye karşı, istiğna duymaya başlar Sonra yine terakki eder, arif olur Kalbini Hakk'a verir, ihtiyaçlarını O'ndan diler Oturması, konuşması O'nunla olur Kalbi, halktan yana boş olur Halktan gına gelir Hâli böyle olunca Hak, onu, nebileri ve saf kullarının ervahı ile oturtur Bundan sonra Hakk'a ünsiyet eder, O'na yakınlık duygusu bulur
İşte iyi bir kulun hâli  Siz bundan ne kadar uzaksınız; hem de ne kadar?
Yazık sana, hâller ilmini bilmezsin; o hâlde neden iç âleme dair işlerden dem vurursun? Hakk'a karşı irfanın yok; nasıl halkı O'na davet edersin? Senin bildiğin şeyler zenginlerin yanı, sultanların kapısı Peygamber’le ve onu gönderenle ne ilgin var? Şüpheli şeyleri yer verâ sahibi olmazsın Ancak haram yemeyi bilirsin Dinini satarak yemek haramdır Sen münafık, deccâlsın Ben, münafıklara karşı öfke duyan, onların başında öten ve akılları parçalayan kimseyim Kazma ve küreklerim onların evini yıkar, imanlarını siler, götürür, iddia ettiği imana sahip çıkamaz İçi bozuk zatın elinde silâhı yoktur Cenge yeter metaı yoktur İçine sığınacak kalesi, sığınacak yeri yoktur Halkla Hâlık arasında döner Zahirle bâtın içinde dolaşır Sebeple onu Yaratan arasında kalır Hükümle ilim arasında bocalar
İman eseri, bela ve afet anında kendini gösterir İkan işini o zaman belli eder Tevhid ve tevekkülün gücü o zaman belli olur Allah'a dayanma o zaman kendini gösterir
İman, bir davanın şahidi sayılır İman sahibi, kalpten Allah'tan korkan ve bir arzusu olduğunda yalnız O'ndan talep edendir İman sahipleri ihtiyaçlarını yalnız O'na açarlar, başkalarına bir şey demezler Onlar, yalnız Hakk'ın kapısına koşar, başkalarına gitmezler
Siz, Rabb’inize karşı ne biçim irfan duygusu taşırsınız, hayret!
Bir kimse, dünyanın aslını anlarsa, bırakır Âhiretin yapılmış, yaratılmış, sonradan var olmuş olduğunu anlarsa onu da bırakır, onu yapana kaçar, sığınır Dünya ve âhiret önün kalp gözünde küçülür Sır gözünde Hakk'ın büyüklüğü peyda olur Bundan sonra O'nu aramaya başlar, başkasını iter Halk, önünde zerre miktar kıymet taşımaz Halka baktığı zaman onları çamurla oynayan sıbyana benzetir Şahları, bir yana atılmış ve azlolunmuş görür Zenginleri de aldanma içinde bulur Geçici işlere dalanları da Hak’tan mahcup bulur
Sizi Allah’ın Kitabı ve Peygamber’in sünneti ile oynar buluyorum Sâlih kişilerin sözünü elinizde birer oyuncak olmuş görüyorum Bu oyunu cehaletiniz yüzünden yapmaktasınız Eğer emrine uyup dilediği gibi hareket etmiş olsaydınız, cümle arzunuz yerine gelirdi
Sabırsız kimsenin başına gelen fakirlik ve bela hâli, bir felâket olur Ama sabırlı insan için bela ve fakirlik nimet ve keramet sayılır
İman sahibi, bela hâlini nimet sayar O fakirlik hâlinde Yaratan'ına yakın olur, O'nunla konuşur, O'na yalvarır, o hâlden ayrılmak istemez
Kelâm pazarım işlemez oldu; ne tuhaf Çünkü ortalık, kötü arzu ve havai işler peşinde koşan nefislerle doldu Sözlerim onlara yaramıyor
Bu zaman, âhir zamana benzedi Nifak çarşısı kuruldu Hâlbuki ben, Peygamber’in (s a v), Ashâb’ın ve onlara uyanların dinini yerine getirmeye çalışıyorum Bu zaman, âhir zaman oldu Çoğunuzun mabudu altın, gümüş oldu Bu zamanların insanı, Musa Peygamber’in kavmine benzedi Buzağı kulluğu kalplerine yer etti Bu zamanın kalplerindeki buzağı, altın, gümüş oldu
Yazık sana, şu mülkte niçin şöhret, mal talep eder ve ona güvenirsin? En önemli işlerini ona gördürmek dilersin Yakında ya her şeyin elinden çıkacak, bir yana atılacaksın yahut ölüme mahkûm olup gideceksin
Ona dayanan herkesin, malı yok olacak, mülkü eriyecek, şöhreti sönecek ve tek başına kabre konacak Orası karanlık, vahşet ve dehşet yuvasıdır Yalnızlık ve kederle, gamla doludur Bir sürü böcekle doludur Ona bağlı olan herkes, saltanattan ölüme gider Ancak kurtulan odur ki, iyi işleri buluna ve hak için iyi niyet beslemiş ola O zaman Allah, onu rahmeti ile kaplar ve hesabını hafif kılar
Dünyada olduğun müddet, ölümü mukadder olana dayanma Yerinden atılması muhtemel olana güvenme Sonra ümitlerin söner, dayanağın çöker
İman sahibinin ümidi, himmeti yücedir O, arzularını, yerden ve ehlinden, âhiret ve onun uşaklarından yüce tutar O bilir ki, Allah himmeti âli kimseleri sever Bu yüzden himmetini yüce tutar; ta, Hakk'a vasıl oluncaya kadar
Oraya varan, himmetini Hakk'ın varlığı önüne serer ve secdeye kapanır Himmetin oradan ayrılmasına izin vermez Sırrı ve kalbi ile duaya başlar Bu dua sonunda Hak, onlara Zât’ından niyabet ihsan eder Dünyada temekkün, halka baş olma hâlini bulur Şu âlemde üstün yaşar, öbür âlemde yine öyle olur Dünyanın şahı, âhiretin şahı olur
Ey cemaat! Rabb’inize şükrediniz O'nun verdiğini başkasına ait kılmayınız O'nun şu kelâmı, elinde ne varsa O'na ait olduğunu açıklar: “Sizde olan nimetler Allah tarafından verildi ” (en-Nahl, 16/53)
Sana gelen bir dilenciye bir şey vermeden tetkik et Sonra vereceğini ver Sana hilekâr bir nifak sahibi gelebilir Zengin olduğu hâlde, kendini fakir gösterip bir şeyler çekmek ister O içi bozuk, yalancı ağlayış ve sızlayışı ile asıl fukara olanların işini sarpa uğratır
O cins kimse, senden bir talepte bulunursa bir an dur, kalbine danış; belki hakikaten zengindir Senin ona vereceğin onun hakkı değildir Zihnini yokla ve özüne danış Müftüler bir iş için fetva dahi verse, kalbine sor
İman sahibi, halkı iyi bilir Halkın onda işaretleri vardır Kalbi çok duygulu olup bakışları Allah'ın nuru ile olur O ilâhî nuru kalbinin derinliğine yerleştirmiştir
Yazık sana, tembelsin Bu tembellikle eline bir şeyin geçeceği yok
Komşuların, arkadaşların, akraban, hep yol alıp gittiler Çeşitli araştırmalar yaptılar, kazılar yaptılar, kıymetli mallar gömdüler Onların içinde iyi iş tutanlar, bire karşı yirmi kazandı Onlar geldi, ganimetlerle dönüp gittiler Sen hiçbir kazanca sahip olmadan yerinde saymaktasın
Yakında elinde az mevcudu olan da tükenir; sonra halktan mal talebine geçersin Sana yazık olur sonra Allah yolunda çalışmaya başla Onun kaderine güvenip kalma
“O kimseler ki, uğrumuzda cihad ederler, onlara hidâyet yollarımızı açarız ”(el-Ankebût, 29/69) âyetini duymadın mı?
Gidilen yola koyul; elbet sana katılan olacak ve çalışman müspet bitecek Her şey Allah'ın kudreti ve kuvveti dâhilindedir O'ndan gayri kimseden bir şey talep etme Şu yüce âyet-i kerimeyi işitmedin mi: “Hiçbir şey yoktur ki, onun hazinesi bizde olmasın Ama, ancak malûm miktar indiririz ” (el-Hicr, 15/21)
Bu âyeti beyandan sonra söylenecek söz kalmıyor Ne söylenebilir ki?
Ey altın, gümüş arayan, vakıa onlar bir şeydir, ama onlar Hakk’ın kuvvet, kudret elindedir Hâl böyle olduğuna göre, onları halktan isteme Sebeplere itimat ederek şirk dilinle halka koşup altın, gümüş isteme
Allah'ım, ey halkı yaratan ve ey sebepleri sebep eden! Halkı Sana ortak ederek yaptığımız şirk bağından bizleri kurtar Sebepleri Sana ortak kılıyorsak, ondan da kurtar
|