|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -62- Meclis
Bir sual daha soruldu: Bazı zatlar şöyle der: “Bir şahsın görünüşü ve onun sende bıraktığı tesir, fayda sağlamıyorsa, ondan alacağın öğüdün bir hayrını görmen kabil değildir ” Bu cümlenin hakiki manası nedir?
Bunun cevabı şudur: Büyük zatlar, öyle kerimdir ki, onların gözünde dünya silinmiş, yerine âhiret gelmemiştir Kalpleri de aynı duygu ile doludur Onlar, yalnız Yaratan'larını anarlar İşte bu zatları düşündüğün zaman sana fayda gelir
Bir velayet sahibi kul, kuru bir yere baksa, Allah onun bakışı sebebiyle orayı ihya eder Onlar sapık dinlerden birine bağlı olana nazar etseler, o dem hidayeti ve gerçek yolu buldururlar
Bir zat şöyle dedi: “Sizi, kürsü yanında bulunan ağaca dayanıp konuşur görüyoruz, bunun hikmeti ne?”
Şu cevabı aldı:
Ona dayanırım, çünkü o benim yakınımdır Sonra onun bazı özelliği var Her şeyi olduğu gibi görür, fakat bir şey demez Sonra o, hiç uyumaz İşte bunun için ona dayanırım Biz kalbine daha yakınız Bu sorudan kastini anlarız
Ey sütkardeşim, anlattığım vasıfları kendinizde toplayabilmeniz için başta Allah'a karşı ittikâ sahibi olmalısınız Her hâlinizde O'nun size bakar olduğunu bilmeniz ve ona göre hareketlerinizi ayarlamanız icap eder Dediklerimi yapar, O'ndan hem çekinir, hem de O'na talip olursanız sizi sever ve hizmetinizde olurum
Bir kul, zâhid sıfatına bürünür ve Hakk'a döner, cömertlik vasfını taşırsa; Allah ona hikmet kapılarını açar, Zât’ına yakınlık duygusu verir, daha da yakın kılar İlâhî bilgiye ıttılânı arttırır Hak Teâlâ kulunu severse, bilgi hazinesi kapısını açar ve ona gösterir
Her hâlde iyi edep sahibi olmak icap eder İyi edep yoluna ermek için yok olmak, her varı hiç etmek gereklidir
Allah yolcuları, bütün halleriyle, Hakk'ın sevmediği şeyleri anlatır, kulları onlardan uzak tutmaya gayret ederler Bu hâli, onların içinden, dışından, kalbinden okumak kabildir Onlar kendilerini kötülükten koruma kudretine sahip ve Hak katında kerim olarak tavsif edilen zatlardır
Sizin her biriniz, ayrı ayrı tahlile konsa, mabudunuzun, altınınız, gümüşünüz olduğu anlaşılır Böyle olan bir kimsenin elinden bir altını çıksa, kıyameti koparır Bir cuma veya cemaat namazını geçirse aldırış etmez Bir fâcir, fâsık cinsinden evladı ölse, günlerce ağlar Daima halktan biri ile ülfet edip kalmayı arzular Çünkü melekler onunla olmayı arzu etmezler Çünkü melekler temiz kalp sahibi ile sohbet ederler Benliğini kirden temiz eden her kul, meleklerle sohbet eder ve konuşur
Ey Hak’tan, dinden, imandan uzak olan, ey dünyaya dalan, nefsin, tabiatın ve kötü arzuların peşinde koşan, halka tapan ve Hakk'ı unutan! Elbette bir gün Hakk'ın huzuruna çıkacaksın İyisi halkı, nefsi bir yana at ve O'na bağlan Bunu hemen yapmaya koyulursan emin hâli bulursun
Zikirsiz, fikirsiz, Hak demek boştur İlimsiz, irfansız, Hak demek batılın ta kendisidir Hangi iş olursa olsun, Hakk'ın Zât’ından başkası için olunca yok olmaya mahkûmdur
Dünyayı arayan çok, âhireti arayan pek az; Hakk'ı arayan da azdan az
Sen, gece gündüz, dünya ilesin ve ona hizmet etmektesin Ona taptığın için seni hizmetçi hâline soktu; hâlbuki dünya bana hizmet eder Ayrıca onun içinde dönmekte olanlar da bana hizmetçidir
Ey tedbirci hâlin nice? Yaptığın her işte din eli olmalı Ve yaptığın işlerin, gerçeğe uygun olması için ilmin fetvası gerek Ondan alacağın iyilik için emri kabullen, kötülüğe dair tavsiyesini de tut Dünyanın sana güzel gösterdiğini alma; Rabb’ine müracaat et, gerçeği ara Alışında, satışında titiz ol Yediğin bir lokma dahi olsa dikkatli ol, dur, düşün Almanda vermende ve konuşmanda dikkati elden bırakma
İnsanda sevgi galip gelince seçme kabiliyeti azalır Dünya ile âhiret ayırt edilemez Kabulle ret birbirine karışır Kalbini Hakk'ın sevgisi ile dolduran, hayırda ve serde mevcut güzelliği birleştirir Bu hâle gelenin bütün cihetleri bir yön olur Tek yön olur, o da Hakk'ın Zât’ıdır
Sevgi her şeyi birleştirir Haberi verilenle, gözle görüleni aynı yapar Zararlı ile faydalıyı, tek cepheden gösterir Sevgi taşıyan kalp, daimi bir vecd ve yenilikler içindedir Orada bir bakarsın, Hakk'ın celâl sıfatı tecelli eder, onun zikri olur Bir bakarsın cemâl tecelli etmiş ve O'nun zikri başlamış Onun günleri daima bir dehşet içinde geçer Her ne kadar yaklaşsa, daha öteye geçmeye devam eder Aradığını görüp yaklaşmayı arzuladıkça yol uzar, gider Musa Peygamber’in gördüğü nur ateşi de böyle idi Musa (a s) görüp yaklaştıkça, o uzaklaşıyordu Ve nihayet “Muhakkak ben Allah'ım!” (Tâhâ, 20/14) hitabını duyuncaya kadar o ateşin peşinde gitti
Kalp de böyledir O yakınlık nurunu görür ve ona doğru ilerler Ona her adım attıkça uzağa kaçırır Bu hâl, kitabın yazısı yerini buluncaya kadar devam eder Adımlar son haddini bulur İşler değişmeye başlar O zaman talip olan matlup olur Gayecinin kendisi gaye olur Arzu duyup yürüyen, arzulanan zat olur Çünkü, Hak tarafından cezbe gelmiştir; O'ndan bir cezbe insanların ve cinlerin yapmakta olduğu işlerin tümünden değerlidir
Hak Teâlâ Hazretleri kuluna baktığı zaman, onu, tabiat yuvasından ayrı, halka veda etmiş, şahsi heveslerini bir yana itmiş bulursa, işte o dem yakınlığını verir Kul, Hakk'a talip olur, O'nun gayretine düşer ve kalkması, oturması O'nun için olursa lütuf bucağına varır Hak Teâlâ, kuluna baktığı zaman: Onu namaz, oruç, cihad içinde ve yalnız, kimsesiz, aynı zamanda dikkatli ve her karanlığa ışıkla vardığını görürse onu, geçmişte aldığı karar icabı fazilet sofrasına alır
Sen yükselmeyi arzularsın, ama henüz tohum hâlindesin Cennete girmeyi dilersin, fakat ona vardıracak işleri yapmazsın Bazı büyükler dediler: “Nefsini ülfet edilmiş şeylerden al ”
Tabiatın icabı yeme Hak’tan vaki bir emir olmadıkça, bir lokma dahi ağzına koyma Hakk'ın emri dışındaki ilâçları da alma Olur ki, tıp kitapları fetvası ile alınan deva yüzünden mühim bir mizaç değişikliği olur Sâlih kullarına O sahip olur Sâlih kulun tabibi O sevgilidir ve her an O'nun hanesindedir Hak Teâlâ, çeşitli tecellileri ile kulunun gıdasını verir, meşrubatını içirir
|