|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -62- Meclis
Sen, korkar olduğunu söylersin, ama o korktuğun denizde yüzmektesin Hâlbuki korku daha başka olur
Allah'tan, ancak O'nun bilgi sahibi kulları korkar Onlar tam bilgi sahibi oldukları için korkarlar
Bir şeyin zarar vereceğini bilirsem ondan korkarım ve çekinirim Ölüm sana mutlaka gelecek, işlerini ona göre yap
Ey evi tavansız, ailesi unsuz, çocukları gömleksiz ve kaftansız, işte kış geldi Kalk hazırlığını yap İşte sultan geliyor, adımlarını hızlandır Yırtıcı hayvan geliyor, ondan çekin, hele ölüm pençelisinden
Her zamanda: “Sana ibadet eder ve Senden yardım dileriz ” (el-Fâtiha, 1/5) dediğin kelâmın şu demektir: “Sana taat eder ve seni tevhid ederiz ”
Hakk'ı ne zaman tevhid edersen, amelinde ihlâs sahibi olur, halkın elindeki mala göz atmazsan o yüce kelâmın manasını yerine getirmiş olursun Riyayı, nifakı bırakıp kalben Hakk'a karşı zelil olduğunu gösterir sen onu tevhid etmiş olursun
Nefsin kötü isteği seni sıkıştırdığı zaman o hâlini Allah gördüğü için utanarak bırakırsan o yüce kelâmın tecellisi seni sarmış olur
Şiddetli hırs anında, Yakup (a s) Nebi'nin sabır parmaklarını ne zaman göreceksin? Saf, temiz ve masum hâlini ne zaman bulacaksın? Masumluk hâli, ilâhî gayretten doğar Bu hâlleri bulunca: “Sana kulluk eder ve Senden yardım dileriz!” (el-Fâtiha, 1/5) âyetinin
tam manası sende tecelli eder
Düşün o vakti, hani bir kadın, Yusuf (a s) Nebi'yi arzulamıştı Ama o istemedi, kaçtı Bunu Hak Teâlâ şu âyet-i kerimesinde anlatır: “Böylece biz, ondan kötülüğü beri ettik; çünkü o, bizim muhlis kullarımızdandı ” (Yûsuf, 12/24)
Senin hâlin, ne zaman o peygamberin hâline benzeyecek?
O, kendisine teklif edilen şeyi kabul etmedi, Hakk’ın varlık bucağında hapse razı oldu O tam yalnızlık bulduğu zaman Hak ona masumluk hâlini nasip etti
Ey Allah'ın kulları, siz de onun gibi olunuz
Ey müridler, doğruluk hâlini emaneten de olsa, benimsemeye bakınız ve ona sahip olabilmek için Allah'a yalvarınız, talep ediniz
Tevekkül, sebepleri bir yana atmak ve Hakk’ın Zât’ından başka her şeyi bırakmaktır
Kalp, ilâhî bir inkılâba uğrarsa melek derecesine yükselir ve onların duyup işittiğini duyar ve işitir, onların anladığını anlar Sonra, ilerler, melekten de üstün olur
Geylâni Hazretleri Musa'nın (a s) hikâyesini anlattı:
O bir sırdır, hem de sırrın sırrı Tur canibinden şuleyi gördü, ehlini bırakıp o tarafa yöneldi
O neler gördü? Ve neler görmedi ki? Baş gözü yalnız yanan bir şevk gördü, kalp gözü nur Baş gözü halkı gördü, kalp gözü de Hakk'ı Ehlini terk ederken şöyle diyordu: “Siz burada durun; ben bir şule görüyorum ”
Kalbi bir meczup gibi gidiyordu Ne zevcesi onu Hak yoldan alabildi, ne çocuğu, ne de elindeki malı O her şeye rağmen ehline şöyle diyordu: “Siz durunuz; ben bir şule görüyorum ”
Ona yüksek çağrılar gelmişti Kaderin kapıcıları onu yakalamıştı; onların elinden kurtulmak kabil değildi Onun kavmi geldi, ehlini ve çocuklarını alıp götürdü Fakat Musa (a s) Tur'a çıkmıştı; dışarıda olanlardan haberi yoktu
Ey hüküm, yerinde dur Ey ilim, ilâhî sırla beri gel Ey nefis, sebat et Ey sır ve kalp, ikiniz de cevap verin!
Vah, bu sırları anlamayanların başına! Bu hâli göremeyenlere, inanmayanlara! Vah, o dinsizin kaybettiklerine, ilâhî nura karşı benliğine gerilecek perdeye ve çekeceği sıkıntıya
Ve o peygamber, ehline şöyle diyordu: “Durunuz, oraya varayım Size belki bir haber getiririm Yerinizde durunuz Oradan yolu öğrenir, gelirim ”
Onlar yollarını şaşırmıştı, ortada öncüleri de yoktu; öncü kayıplara karışmıştı Onlar için yalnız en iyi vekil ve en güzel bir kefil kalmıştı Madde sönmüş, mana yolu açılmıştı
|